bugün
- yörük kızı15
- kız düşürmenin kısa yolu16
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü18
- bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğin şeyler4
- seks yapmanın aslında çok iğrenç bir eylem olması7
- mercimek çorbası içen kadın14
- cübbeli ahmet hükümetin maşası mı sorunsalı9
- pankek mi pişi mi10
- zuhal olcay'a aşık olmak7
- arkadaşlar bi bakar mısınız3
- otobüs camına yaslanan kafanın titremesi4
- uludağ sözlük size ne kattı24
- sarımsak yiyen kız5
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- hamarat kadın5
- taşaklı erkek4
- trump'ın new america desteği2
- karnı doydukça yemeğe kusur bulan insan5
- dinlenme tesisi soğuğu5
- pizza6
- sözlüğün en masum yazarları16
- bir kadını taşımanın zorluğu9
- ayağımın ağrıması2
- s'i l v'e r m'i s t26
- bir kızın aşkı size naptırabilir9
- artı oy yalakalığı5
- ice latte içince aklıma sen geliyorsun diyen kadın4
- atatürk ü sevme zorunluluğu10
- erdoğan'ın atamaları resmi gazete de2
- türkiye13
- içinden korkusu alınmış bir insan olmak7
- pandela 38
- insanlarla göz teması kuramamak3
- güzel kızların erkenden uyuması4
- arkadaşlar acıktık mı sanki5
- sarapci koala43
- fusya semsiyeli yabanci26
- arkadaşlar larissa kim12
- sikişirken sigara içen kadın2
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- yemeğe bulyon koyan insan6
- anadolu güzellemesi yapan tipler3
- soslu adana kebap5
- mekselina3
- mersin tantuni4
- belki kızdır diye artılamak3
- hoşçakal uludağ sözlük7
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- sözlükteki gammazlar lobi si11
bir ankaralı olarak özlemini duyduğum, denizini,boğazını,sokaklarını özlediğim (klasik olacak ama) büyülü şehirdir..
moonlight one night in my heart and lonelines.darkness hides the lights,is not no shadows.
moonlight one night in my heart and lonelines.darkness hides the lights,is not no shadows.
garip bir şehirdir.
canınıza tak ettiren, ayrılmaya karar verdiğinizde kolunuza bacağınıza yapışıp yalvaran sevgili gibidir.
o'na gelmek için tüm hayatınızı, ailenizi, dostlarınızı, "insan" bildiğiniz herkesi bırakırsınız. tek bir tanıdık yüzün bile olmadığı istanbul, iş güç bir yana günlük hayatı bile kurtlar sofrası olan bu şehir, sadistçe bir zevkle yapmadığını bırakmaz; tüm çıkış yollarını tutar hayata dair bulmayı umduğunuz.
sonra öyle bir an gelir ki, tamam dersiniz, sen kazandın. oysa o'nu yenmek gibi bir niyetiniz olmamıştır; geyiğine bile olsa haydarpaşa garı'nda "istanbul seni yeneceğm" diye nida da atmamışsınızdır. mağlup edilecek bir rakip değil, hayalini kurduğunuz hayatı kurmaya yardımcı olacak bir tanıdık gibi görmüşsünüzdür o'nu. açtığı kucağın bir tuzak olduğunu, kolları arasında nefessiz kaldığınızda anlarsınız.
sonra bir gün, yorgunluktan ayakta duramayacak hale gelmişken, "belki de bir süreliğine geri dönüp yaralarımı sarmalıyım" diye, normalde aklınıza hiç getirmeyeceğiniz düşünceler beyninizi sarıp kalbe baskı yaptığında; işte o an yine yapar yapacağını. terk edilmeye ramak kaldığını anlayıp gitmenin kokusunu aldığında, birkaç günlük kaçışları bile yasaklayacak derecede cezalandırır / ödüllendirir sizi. ahtapot gibi sarar, yapışır, aklınca ödüllendirir ama soluksuz bırakmaya devam eder, kalpteki baskı daha da artar, çaresizlik sıradan içi boş bir kelime halini alır.
canınıza tak ettiren, ayrılmaya karar verdiğinizde kolunuza bacağınıza yapışıp yalvaran sevgili gibidir.
o'na gelmek için tüm hayatınızı, ailenizi, dostlarınızı, "insan" bildiğiniz herkesi bırakırsınız. tek bir tanıdık yüzün bile olmadığı istanbul, iş güç bir yana günlük hayatı bile kurtlar sofrası olan bu şehir, sadistçe bir zevkle yapmadığını bırakmaz; tüm çıkış yollarını tutar hayata dair bulmayı umduğunuz.
sonra öyle bir an gelir ki, tamam dersiniz, sen kazandın. oysa o'nu yenmek gibi bir niyetiniz olmamıştır; geyiğine bile olsa haydarpaşa garı'nda "istanbul seni yeneceğm" diye nida da atmamışsınızdır. mağlup edilecek bir rakip değil, hayalini kurduğunuz hayatı kurmaya yardımcı olacak bir tanıdık gibi görmüşsünüzdür o'nu. açtığı kucağın bir tuzak olduğunu, kolları arasında nefessiz kaldığınızda anlarsınız.
sonra bir gün, yorgunluktan ayakta duramayacak hale gelmişken, "belki de bir süreliğine geri dönüp yaralarımı sarmalıyım" diye, normalde aklınıza hiç getirmeyeceğiniz düşünceler beyninizi sarıp kalbe baskı yaptığında; işte o an yine yapar yapacağını. terk edilmeye ramak kaldığını anlayıp gitmenin kokusunu aldığında, birkaç günlük kaçışları bile yasaklayacak derecede cezalandırır / ödüllendirir sizi. ahtapot gibi sarar, yapışır, aklınca ödüllendirir ama soluksuz bırakmaya devam eder, kalpteki baskı daha da artar, çaresizlik sıradan içi boş bir kelime halini alır.
gündüzleri bir serdar ortaç bestesi gibi zihin s.ken, geceleri ise dünyanın en güzel melodisine dönüşen şehirdir.
"yeditepesinin yediside yere batasıcaaaa" diye beddua ettiğim ve tiksinilesi şehirdir.
asla sevmedim ve ölene kadar da sevmeyeceğim.
üstündeki lacivert bulutlarıyla, dolu yağarken bile güzel olabilen şehir...
(bkz: 23 haziran 2010 istanbul a dolu yağması)
(bkz: 23 haziran 2010 istanbul a dolu yağması)
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Sesim binlerce binlerce
Gözüm bugün
Gözlerin istanbul
istanbul gözlerin bugün
Gözlerin istanbul
istanbul yüzün bugün
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Gozlerin bu kadar mı
Bu kadar mı iki hüzün
Ellerin istanbul
istanbul ellerin bugün
Ellerin istanbul
istanbul hüzün bugün
(bkz: birsen tezer)
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Sesim binlerce binlerce
Gözüm bugün
Gözlerin istanbul
istanbul gözlerin bugün
Gözlerin istanbul
istanbul yüzün bugün
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Gozlerin bu kadar mı
Bu kadar mı iki hüzün
Ellerin istanbul
istanbul ellerin bugün
Ellerin istanbul
istanbul hüzün bugün
(bkz: birsen tezer)
necip fazıl'ın sözleriyle;
yedi renk yedi sesten sayısız belirişler.
yedi renk yedi sesten sayısız belirişler.
marmarayından, bizans imparatorluğunun ilk limanının kalıntıları fışkıran eşsiz şehir.
ayaklar altında binlerce yıllık tarih, gökyüzünde boğazın teleşlı martıları.
vapurunda, simit susamı sabahlara uyanılan teleşlı şehir.
ayaklar altında binlerce yıllık tarih, gökyüzünde boğazın teleşlı martıları.
vapurunda, simit susamı sabahlara uyanılan teleşlı şehir.
metrobüs yerine vapur seferlerinin başlayacağı 7 tepeli şehir.
çok yağmur yağıp selin oluştuğu semtler harici havaların güzel gittiği şehir. oğlum istanbulda sıcak olacağına yaz günü yağmur yağsın daha iyi ne güzel serin serin. Sanki sıcak olsa temiz mi temiz plajlara gidip temiz mi temiz denizde yüzeceksin anasını satayım.
canınız sıkkın,kafanız bozuk olduğunda ortadan kaybolmak istediğinizde bunu en kolay başarabileceğiniz şehir. binlerce milyonlarca insanın içindesiniz ama aynı zamandada istediğinizde yapayalnızsınız.
Hikayen bir şehre gidememek değil, bir şehirden dönememek olacak. *
tevfik fikret'in deyimiyle 'bin kocadan arta kalan dul' dur.
turkiyede en kalabalik sehir unvanini hala tasimaktadir.
bir, üç, yedi, on, kırk bir gibi sayılara, her birine kendine göre kutsallık atfetmiş olan üç büyük dinin, vaktiyle buluştuğu yedi tepeli şehir, gökyüzü ve yeryüzü bu şehirde yedi katlıdır. bir hafta ancak bu canlı şehirde yedi gündür. renk çarkındaki yedi renk en güzel bu şehirde kendini gösterir. otuz dört olan plaka numarasındaki üç ve dört sayılarının eşittir yedi etmesi tesadüf değildir. bir evliyalar şehridir ki; her sabah yedi kez okunup üflenir tüm insanlar.
haritaya göre marmara denizinin yukarısında karadenizin altında kalan güzel şehir,nadide şehir.
seviyorum onu işte ne olursa seviyorum.kız kulesini, galatasini, ışıklarını, beyoğlunu, denizi, vapurlarını seviyorum.birşeyler arıyorum onda uzaklaşmak için.beni benden almak istiyor oda sanki uzaklaştırmak istiyor.düşündürüyor istanbul kimse olmayan birşey var onda kimse olmayan birşey.kollarını açıyor sanki bana bir umut oluyor.
2010 yazını yağmur ile geçiren bir türlü yaz gelmeyen il istanbul.
ziya osman saba şiiri.
Seni görüyorum yine istanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.
Geliyor Boğaziçi'nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.
Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!
Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.
Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.
Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı.
istanbul, istanbul'um benim,
Kadıköy'ü, Üsküdar'ı...
Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar'da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel'in kokusunu.
Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
"içi dolu çamaşır."
Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
istanbul yadigarı.
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir...
Seni görüyorum yine istanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.
Geliyor Boğaziçi'nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.
Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!
Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.
Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.
Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı.
istanbul, istanbul'um benim,
Kadıköy'ü, Üsküdar'ı...
Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar'da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel'in kokusunu.
Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
"içi dolu çamaşır."
Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
istanbul yadigarı.
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir...
zamanında dünyanın çeşitli ülkeleri, çeşitli şehirleri için savaşlar yapılmış, kanlar dökülmüş. istanbul için dökülen kanın da haddi hesabı olmamış zamanında. bana göre, uğruna kan dökülen onca şehrin içinde istanbul, bu kanları gerçekten hak eden tek şehir. yaşanası, sevilesi, ölünesi şehir. özlediğim, hala özlediğim, tam olarak kavuşmadan hep özleyeceğim yorgun, stresli, gergin ama muhteşem, sırf içinde doğup büyüdüğüm için kendimi şanslı saydığım şehir.
vedat türkali şiiridir.
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm istanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin istanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin istanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin istanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
ipek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin istanbul bekle
Sen bize layıksın...
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm istanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin istanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin istanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin istanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
ipek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin istanbul bekle
Sen bize layıksın...
ümit yaşar oğuzcan şiiridir.
Evin içinde bir oda, odada istanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada istanbul
Adam sigarasını yaktı, bir istanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada istanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada istanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede istanbul, masada istanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada istanbul
insan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada istanbul.
Evin içinde bir oda, odada istanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada istanbul
Adam sigarasını yaktı, bir istanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada istanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada istanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede istanbul, masada istanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada istanbul
insan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada istanbul.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar