bugün
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey10
- samsak döveci9
- sözlüğün yeni tasarımı22
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- opel vectra b4
- italyan arabaları3
- aponun villası9
- tinto brass12
- barbunya pilakisi seven bokkefali2
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- galatasaray amed operasyonu4
- keyif kaçıran şeyler2
- masterchef 20262
- hayal garip2
- uludede ile hacca gitmek3
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- sense and sensibility2
- kötü bir insan mıyım ben5
- paranın mutluluk getirmemesi7
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer2
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- atatürk denilince akla ilk gelen takım2
- royal starla kuş pazarına gitmek2
- şikayet et butonunun çalışmaması2
- belediye ruhsat birimi3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- sözlüğün en ılık yazarı3
- açık beğen2
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- hababam sınıfı3
- küfürlü atasözleri4
- kaçak akım rölesi3
- terhis oluyorum sözlük21
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- yaban arılarının ekstra stok yapması2
- kendi yanağından makas almak3
- kafayı kıran geliyor3
- günaydın kızlar4
- kasım ayı indirimleri2
- allah ın selamını bile almayan vicdansız sabuha2
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- aşk16
- türban mağduriyetinden türban zenginliğine2
- fatma betül sayan kaya28
- ajan berber2
gece midir insanı hüzünlendiren,
yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?
-gece midir seni bana düşündüren,
yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?
özdemir asaf
yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?
-gece midir seni bana düşündüren,
yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?
özdemir asaf
psikolojik sorundur.
youtube'da dolaşıyordum. "3. senemiz" diye bir kayıtla karşılaştım. aşkla ilgili galiba.
elif ve umut'un 3. yılları kutlu olsun bence de.
elif ve umut'un 3. yılları kutlu olsun bence de.
nedeni niyesi ne zamanı bilinmeyen,
hele ki;
korkak
çekingen
asosyal
pasif
saf
bunlardan biri iseniz işiniz çok güçtür yazık olmuştur size.
hele ki;
korkak
çekingen
asosyal
pasif
saf
bunlardan biri iseniz işiniz çok güçtür yazık olmuştur size.
aşk bir ömür saygı duymaktır. zor olması, herkesin kaldıramaması da bundandır.
çekim gücüdür. kim olduğu önemli değildir. sadece 'o' olsun yeterlidir.
bundan sebep bitebilir, yani başka bir kişiye de aşık olabilirsiniz.
bazen de bitmez..
bundan sebep bitebilir, yani başka bir kişiye de aşık olabilirsiniz.
bazen de bitmez..
''Ne kadar güzel gülümsüyor değil mi?'' ile ''Cehenneme kadar yolu var.''arasında geçen süredir
karşındaki vatandaşı bulunmaz hint kumaşı sanmanla ayaklarının yere basması arasında geçen zaman zarfına denir.
"biraz da cesaret edebilmekti sanki. eksikliğe rağmen, tastamam görünüp de savaşabilmek paslı bir süngüyle." *
insanların ortak yara birimidir.
karşılıklı olduğunda tadından yenmeyen duygu.
onu düşünerek yattığın geceye yine onu düşünerek uyanmak, günaydın mesajını görmeden güne başlayamamak, yaptığın herşeyde onu düşünmek, her saniye iç sızlatan bi şekilde özlemek, ona sarılmak için vakitli vakitsiz yollara düşmek, sadece onu konuşarak arkadaşlarının beynini mikmeyi göze almak, vw hastalığı yüzünden yolda sadece vw'leri görmek.. evet aşk bu sanırım.
onu düşünerek yattığın geceye yine onu düşünerek uyanmak, günaydın mesajını görmeden güne başlayamamak, yaptığın herşeyde onu düşünmek, her saniye iç sızlatan bi şekilde özlemek, ona sarılmak için vakitli vakitsiz yollara düşmek, sadece onu konuşarak arkadaşlarının beynini mikmeyi göze almak, vw hastalığı yüzünden yolda sadece vw'leri görmek.. evet aşk bu sanırım.
takıntılı bir ruh hali ile dünyayı iki kişi yaşamaktır.
" gelme " dediğinde bile, koşa koşa gitmektir. Kirpiğinin kıvrık ucunu dünyadaki her şeyden fazla sevmektir.
devası olmayan derttir. zamanla unutursun diyorlar, oysaki zaman sadece plasebo etkisi yapıyor.
insanoğlunun çaresizliğidir.
Göstergeler ile işleyen bir şeydir aşk[seviyor mu? sevmiyor mu? hoşlanıyor mu? yoksa arkadaş gibi mi davranıyor?]. bu minvalde aşk iyi gösterge ve kötü gösterge arasındaki bir gidip gelmedir. normallik algısı bu durumda pek kalmamış gibidir. söylemin değişir, her eylem tek gösterge temelinde yorumlanır; "seviyor mu? yoksa sevmiyor mu?".
roland barthes şöyle der; "gerçeği isteyen kişiye yalnızca güçlü imgeler ile yanıt verilir, o bunları göstergeye dönüştürmeye kalkmaya görsün. çift anlamlı, değişken olurlar hemen: her türlü falda olduğu gibi aşık danışıcı gerçeğini kendi kurmalıdır.
işte bu göstergelerin belirsizleşmesi aslında bir kriz dönemini de beraberinde getirebilir. aşırı kıskançlıklar, bir "el sıkmanın gerçekliğinin farklı kurulması" ya da sessizlik. bazen "kötü bir gösterge"dir sessizlik. bazen bir protesto aracına[la silence de la mer'deki gibi] dönüşür. sessizleştiğimizde ise dilin sınırından kurtuluruz. bu sefer dili önceleyen vücut konuşmaya başlar. çünkü "dil düşünceyi süzen bir prizmadır".
Werther'in parmağının charlotte'nin parmağına dokunması gibidir. burada beden konuşur ve her dokunum bir karşı dokunum ile yanıtlanmak ister. "aşık olan insan" aslında hep bu gerçekliğe ulaşmak ister ve sürekli anlam arar. bu tek taraflı soru sormalar ile sonuçlanan redd-i aşk'ta daha şiddetlidir. "sürekli bir anlam arama" ve karşındakinin de biteviye "yangından mal kaçırır gibi" göstergelerini ortadan kaldırmaya çalışması!
"sessizliği sözler değil bakışlar karşılayabilir
.
"eğer sana hediye olarak sessizliği versem
onu bana başka bir şey olarak geri verebilirsin..."[edip cansever]
roland barthes şöyle der; "gerçeği isteyen kişiye yalnızca güçlü imgeler ile yanıt verilir, o bunları göstergeye dönüştürmeye kalkmaya görsün. çift anlamlı, değişken olurlar hemen: her türlü falda olduğu gibi aşık danışıcı gerçeğini kendi kurmalıdır.
işte bu göstergelerin belirsizleşmesi aslında bir kriz dönemini de beraberinde getirebilir. aşırı kıskançlıklar, bir "el sıkmanın gerçekliğinin farklı kurulması" ya da sessizlik. bazen "kötü bir gösterge"dir sessizlik. bazen bir protesto aracına[la silence de la mer'deki gibi] dönüşür. sessizleştiğimizde ise dilin sınırından kurtuluruz. bu sefer dili önceleyen vücut konuşmaya başlar. çünkü "dil düşünceyi süzen bir prizmadır".
Werther'in parmağının charlotte'nin parmağına dokunması gibidir. burada beden konuşur ve her dokunum bir karşı dokunum ile yanıtlanmak ister. "aşık olan insan" aslında hep bu gerçekliğe ulaşmak ister ve sürekli anlam arar. bu tek taraflı soru sormalar ile sonuçlanan redd-i aşk'ta daha şiddetlidir. "sürekli bir anlam arama" ve karşındakinin de biteviye "yangından mal kaçırır gibi" göstergelerini ortadan kaldırmaya çalışması!
"sessizliği sözler değil bakışlar karşılayabilir
.
"eğer sana hediye olarak sessizliği versem
onu bana başka bir şey olarak geri verebilirsin..."[edip cansever]
kalp ruha der ki : ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin.
ruh da cevap verir : sen yeter ki sev.
şems i tebrizi
ruh da cevap verir : sen yeter ki sev.
şems i tebrizi
ask yazildigi kadar kisa ve kolay okunabilemeyen derin bir karin agrisi, bas donmesi, dil dolanmasidir. herkese nasip olmaz, nimettendir.
Yada:
Guzel kitabidir elif safak hanimefendinin. Ahmet umitin babi esrarinin uzerine iyi gider mesela. Onun uzerine de selanikte sonbahar okunur ve bu orta uzunluktaki yolculuk iskenderle son bulabilir kanimca.
Yada:
Guzel kitabidir elif safak hanimefendinin. Ahmet umitin babi esrarinin uzerine iyi gider mesela. Onun uzerine de selanikte sonbahar okunur ve bu orta uzunluktaki yolculuk iskenderle son bulabilir kanimca.
hayata bok sürmektir. temizlersin ama kokusu kalır en kaba tabirle. o gider o gelir o gelir o gider , iğrençliğini sonradan farkedersin. takılır gidersin.
simdi sen kalkip gidiyorsun. git.
gozlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gozlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugun iyi uyanmistik
sevgiyeydi ilk acilisi gozlerimizin sirf onaydi
bir kus konmus parmaklarima uzun uzun otmustu
bir sevismek gelmis bir daha gitmemisti
yoktu dunlerde evvelsi gunlerdeki yoksullugumuz
sanki hic olmamisti
oysa kalbim iste suracikta carpiyordu
surda senin gozlerindeki bakimsiz mavi, guzel lafli istanbullar
surda da etin cogaliyordu dokundukca laflarin dunyalarin
oyle duzeltici oyle yerine getiriciydi ki sevmek
ki karakoy koprusune yagmur yagarken
biraksalar gokyuzu kendini ikiye bolecekti
cunku iki kisiydik
oysa bir bardak su yetiyordu saclarini islatmaya
bir dilim ekmegin bir iki zeytinin basinaydi doymamiz
seni bir kere opsem ikinin hatiri kaliyordu
iki kere opeyim desem ucun boynu bukuk
yuzunun bitip vucudunun basladigi yerde
memelerin vardi memelerin kahramandi sonra
sonrasi iyilik guzellik.
cemal süreya nın çok güzel açıkladığı, ama dünyada ne kadar aşkı bilen insan varsa hepsinin farklı yorumlayacağı his işte.
iki kişinin paylaşımı değil miydi ki,
hatalardan ders almak bile bir parçasıydı sanki,
kendini vermekti;
arzunun dudaklara gelmiş haliydi,
kalbin küt sesine kor olan gözlerdi,
bir bardağın içine girebileceği en şeffaf suydu belki de,
ukalalığın bittiği yerde başlıyordu aşk...
muhtaçlık;
ana karnına ihtiyacı olan bir bebek,
havanın içine girdiği ciğer,
madalyonun çift yüzü;
şefkat ile huzrun uyuması içiçe,
yüzünle, nefesinle, saçlarınla buluşmaktı
teninde...
görünmeyen,
kendini saklasan bile içine her türlü alan,
en kuvvetli elektrikli süpürgelerden farksızdı,
çünkü senden gizlenmeyen azraildi peşin sıra bekleyen...
takılmamaktı geçmişe geleceğe,
zamanın buhusu,
üzerine rahat bir şeyler giymek,
camın üzerinde biriken çiy tanesi...
ruhun sofradan aç kalkmadan
şehvete bürünmesiydi.
aşk;
sendin,
gözlerinden akan bendi,
sana muhtaç olan benin,
biz olmasıydı.
gozlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gozlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugun iyi uyanmistik
sevgiyeydi ilk acilisi gozlerimizin sirf onaydi
bir kus konmus parmaklarima uzun uzun otmustu
bir sevismek gelmis bir daha gitmemisti
yoktu dunlerde evvelsi gunlerdeki yoksullugumuz
sanki hic olmamisti
oysa kalbim iste suracikta carpiyordu
surda senin gozlerindeki bakimsiz mavi, guzel lafli istanbullar
surda da etin cogaliyordu dokundukca laflarin dunyalarin
oyle duzeltici oyle yerine getiriciydi ki sevmek
ki karakoy koprusune yagmur yagarken
biraksalar gokyuzu kendini ikiye bolecekti
cunku iki kisiydik
oysa bir bardak su yetiyordu saclarini islatmaya
bir dilim ekmegin bir iki zeytinin basinaydi doymamiz
seni bir kere opsem ikinin hatiri kaliyordu
iki kere opeyim desem ucun boynu bukuk
yuzunun bitip vucudunun basladigi yerde
memelerin vardi memelerin kahramandi sonra
sonrasi iyilik guzellik.
cemal süreya nın çok güzel açıkladığı, ama dünyada ne kadar aşkı bilen insan varsa hepsinin farklı yorumlayacağı his işte.
iki kişinin paylaşımı değil miydi ki,
hatalardan ders almak bile bir parçasıydı sanki,
kendini vermekti;
arzunun dudaklara gelmiş haliydi,
kalbin küt sesine kor olan gözlerdi,
bir bardağın içine girebileceği en şeffaf suydu belki de,
ukalalığın bittiği yerde başlıyordu aşk...
muhtaçlık;
ana karnına ihtiyacı olan bir bebek,
havanın içine girdiği ciğer,
madalyonun çift yüzü;
şefkat ile huzrun uyuması içiçe,
yüzünle, nefesinle, saçlarınla buluşmaktı
teninde...
görünmeyen,
kendini saklasan bile içine her türlü alan,
en kuvvetli elektrikli süpürgelerden farksızdı,
çünkü senden gizlenmeyen azraildi peşin sıra bekleyen...
takılmamaktı geçmişe geleceğe,
zamanın buhusu,
üzerine rahat bir şeyler giymek,
camın üzerinde biriken çiy tanesi...
ruhun sofradan aç kalkmadan
şehvete bürünmesiydi.
aşk;
sendin,
gözlerinden akan bendi,
sana muhtaç olan benin,
biz olmasıydı.
yunanlıların seks'i bedavaya getirmek için uydurdukları yalan.
bazen inandıramamaktır, ancak insan yine de uğraşır didinir.
kaleme alındı kitaplara sığmadı,
notalara alındı arşivlere sığmadı.
bazen yanan bir nefeste, bazen tellere vuran bir mızrapta.
aşk...
notalara alındı arşivlere sığmadı.
bazen yanan bir nefeste, bazen tellere vuran bir mızrapta.
aşk...
bir söz vardı. insanlar hayallerindeki kişilikleri beğendikleri vücutlara koyup aşk zannediyorlar diye. doğruluk payı var ama yaşamadan ölmek istemeyiz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com