/636
bir çocuk masumiyeti,
iradeyi, mantığı aşan bir tutku,
sonsuza uzanan şefkat,
sürgününü geri çağıran asli vatan,
vuslat.
tramvaydaki beyaz bereli kız...
seni öyle sevdim öylesine sevdim ki ey tanrı sana olan aşkım aşkların en büyüğüne nefrete dönüştü ben de adını şeytan koydum.
tuhaflaşan dünya gezegeninde, artık, bilgi gibi parayla alınıp-satılabilen bir şey haline gelmiştir.
--spoiler--
sayfalarca mutluluk , aşk , özlem ile ilgili not düşüyorum.

aslında çoktan tamamlanmış bir puzzle’ı tekrar ve tekrar oynamaktan zevk alıyorum.

--spoiler--
karşılıklı ise dadından yenmez.
aslında olsa da yesek...
ilk kez tam anlamıyla yakalandığım hastalık. kelebekler uçuşuyor böyle.
bu sene ilk kez yaşadığım ve eğer böyle platonik takılacaksam uzak dursun benden birkaç sene.
hem zevk veren aynı zamanda acı çektiren.
+ aşkım kahveyi neden şekersiz içiyorsun?
- sen yeteri kadar tatlısın zaten.
belirli bir kişi, nesne veya eyleme karşı kişide gelişmiş algı daralmasıdır.
yanına da garipliği alınca süper ikili oluşturabilen.

(bkz: ah min el-aşk ve min el-garaib)
heyecanla başlar, kalp çarpıntısı, mide bulantıları, yemeden içmeden kesilmeler ile devam eder. onu düşünerek uyursun uyandığın an gene aklındadır. telefon her çaldığında onun aradığını zannederek alırsın eline telefonu. bazen o çıkar bazen bir arkadaşın. huzur kelimesi en çok onun yanına yakışır. hayatının odak noktası olur. mutluluğu, sevinci heyecanı onunla paylaşırsın. her gün biraz daha aşık olursun. bazen bakmaya bile kıyamazsın. bir masalı ortak yaşarsın, o masalın hiç bitmeyeceğini sanırsın ama bir gün o masal biter.
404 not found.
hayalin çocuğu, hayal kırıklığının annesidir.
Aşk bir cümledir çoğu zaman eger nokta konulmadıysa devem eder.
facebook'a, biriyle çıkarken, "aşkum yaa seni çok sewiorm" yazıp, 2 gün sonra ayrılınca "aşkı basitleştirdiniz." yazan kızlar nedeniyle kendisinden soğuduğumuz kavram.

gerçek olanı ise zaten tarif edilemez.
gökyüzünde, yıldızlar arasında parlak ay nasıl görünürse, aşık da yüzlerce kişi arasında öyle görünür, o göründümü herkesin parlaklığı söner.
mevlana.
Askla sevgi arasindaki fark nedir sorusunu yaratan bas kahramandir. Kelime oyunlariyla kafami karistiriyor pezevenkler. Asigim ile seni cok seviyorumun farki nedir bu yasima geldim hala cozemedim
böyle puşt gibin, ibne gibin bişey. hakket bak test edildi, onaylandı.
sağda solda sözü edilen şey. insanlar el ele tutuşuyor, öpüşüyor, sevişiyor, çocuk yapıyor imiş. ancak bazı insanlara bu bahsedilen ütopyanın denk gelmediğini fark etmiş bulunmaktayım.
eskilerden hatırlıyorum. aşk için deli gibi çarpan yüreğiyle, güzel kadını kazanmak için her şeyi yapan genç biri vardı. karşısında da gülümsemekle yetinip başını çeviren, en sonunda da uzaklara çekip giden güzel kızlar... aşk buralara uğramıyor, eğer varsa. kırsalın ortasındaki kulübenin postalarını götürmek istemeyen postacı o.
ne kadar uzaksa o kadar yok.
sana arkandan bağıranları duyamamaktır aşk.Aklında sadece o vardır.Aşk dünyanın en güzel duygusu olduğu gibi , bir anda bütün hayatınızı tersine çevirir.
öpmeye, koklamaya doyamamaktır. bir öpersin, bir daha öpersin, yine öpersin.. ardından bir koklarsın ve "aaa çok olmuş öpmeyeli" der, tekrar öpersin, öpersin...
tüm insanlık tarafından, defalarca tanımlanmaya çalışılmış, inanılmış, vazgeçilmiş, peşine düşülmüş, terkedilmiş olgu. en güzelini de romain gary söylemiştir; bence.

"ama sen, bir kimseyi ya da bir şeyi seversen, ona senin olan her şeyi, hatta sen olan her şeyi ver, gerisiyle uğraşma."
kişinin, insanoğlu var olduğundan bu yana gök kubbe altında aşk için yapılan tanımlamaların hiç birinin bir anlamı olmadığını kavradığı andır aşk. o'nu yaşamaktır. sır'dır.
hakkında destanlar yazılabilir. o derece yoğundur, zordur anlatması. ama yazılan destanların hepsi anlamsız kalır. yaşamak gerekir çünkü. yüreğinin derinliklerinde hissetmek gerekir.
© copyright 2005 - 2026