bugün

/401
bakanlıkların, genelkurmayın falan önünden geçerken gerçekmiymiş la buralar dedirten, metrekareye 25-30 memur düşen şehir. pazar sabahları sokağa çıkma yasağı mı var dersin . bir evim bir arabam olsun çocuğumda odtü bilkentte okusuncu insan yığınları. (bkz: of sikildim)
paris'e götürsen 'burada deniz yok yha x(' diyecek dangalakların sevmediği şehirdir.
adamı eğiten, öğreten, o ya da bu şekilde kendine uyduran şehir. denizsizliğine, ağaçsızlığına, gürültüsüne, kirliliğine alıştıran; istanbul gibi yedi düvelin dilinde, şiir tadındaki şehirde bile durup durup özleten, hoşlanılan kızın sınırları içinde bulunduğu başkent.
7/ 24 hareketli şehirdir. kızılay' dan dikmen' e dolmuşlarla gitmek söz konusudur. genelde öğlen saatlerinde kaldırıma iğne atılsa, birinin üzerinde kalır, yere düşmez. ankaragücü ve gençlerbirliği, şehrin hem renkleri hem süper lig temsilcileridir. herhangi bir maç günü sarı lacivert süslenmiş gelin gibi köprüler görebilirsiniz.
öyle sevilir ki başka bir şehirden dönerken aşti'ye geldiğinizde eve gelmiş hissi verir.
2 yıldır sevemediğimdir.
rüzgarlı bir geceyle isyanlardadır.
sabahları yatağımdan kalkmak istemeyişlerimdir.
bu şehre aşığım evet, kıyaslanan diğer şehirleri de gördüm. izmir'de 8, istanbul'da 2, antalya'da da 1 sene kadar yaşadım.

bu şehirleri ankara'dan farklı kılan tek özellikleri deniz kıyısında olmaları. bunun dışında hiç bir olumlu özellikleri yok. ha ankara'da doğup büyüyen bir adamın da zaten denize herhangi bir özlemi yoktur. gölbaşı ya da gençlik parkı ona yeter de artar bile.

bunun dışında, istanbul'un kalabalıklığı ve keşmekeşliği, izmir'in iğrenç yapılaşması ve acayip insanları, antalya'nın sadece binalardan ibaret olması ve vasıfsızlığı, bana açıkçası çok itici geliyor.

neymiş efenim, betonmuş... başkent lan burası, ne olmasını bekliyordun? o kadar devlet dairesini, suntadan, kerpiçten mi yapacaklardı?

neymiş efenim, resmiymiş, ciddiymiş, her yerde takım elbiseli kravatlı adamlar varmış... resmiyet sizi niye bu kadar rahatsız ediyor ki canım kardeşim? e senin takım elbise dediğin, kravat dediğin, şıklığın sembolü değil midir zaten? sen bir davete gideceğin zaman şık görünmek için giymiyor musun bu kıyafeti? e daha ne o zaman.

ankara'yı sevmeyen adamlar, kızılay'ı, tunalı'yı, yedinci cadde'yi, park caddesi'ni beğenmiyorlar da, sanki saydıkları diğer şehirlerde buralardan daha üstün bi şey mi var?

ha belki kordon diyeceksin, boğaz diyeceksin de, dediğim gibi, deniz bizim için olmazsa olmaz bir şey değil. bu şehirlere gittiğim zaman, denizi seyrederim, vapura binerim, martı'ya simit atarım ama sonra koşa koşa ankara'ya geri dönerim.

şu andan itibaren hayatımın sonuna kadar deniz görmeyeceğimi bilsem, hiç koymaz yani bana. ama karlar altında bir kuğulu park'ı görmeyeceksin bir daha deseler, yıkılırım, açık söyliyim.

son olarak, ankara yaşanmışlıkların şehridir. bu şehirde doğup büyümediysen, bu şehirde acı çekip mutlu olmadıysan, bu şehirde sende iz bırakacak bir insan tanımadıysan, sen bu şehri değil, bu şehir seni sevmez zaten.

uzun lafın kısası, sen ankara'yı sevemezsin, ankara' seni sever. seçici olan odur. o yüzden hiç kasma...
ankara tapılası şehir. taptığım şehir. seçeneklerim olsa bile asla bırakmam.

her duygusu farklıdır. kızarsın eşine dostuna kasvet ve karanlık dolu sokaklarda yürürsün. aşık olursun seğmenler parkında içersin eğlenirsin. ayrılırsın üzülürsün bestekar sokakta içersin. bir seneden fazla bu şehirde yaşadıysan bir daha asla bıkrakamazsın.
farklıdır angara bebesi. simit atmaz martıya. sapan çeker kargaya.
iyi kötü 5 senemi geçirdiğim şehir. hayatımın aşkı (bkz: pistolero) ve şimdiye kadar sahip olduğum en iyi dostlarımla tanışmama vesile olduğundan mıdır bilmem, izmir'in sıcak, yumuşak iklimi ve insanlarından sonra bile kötü bir izlenim uyandırmamıştır bende. hatta ve hatta istanbul'da yaşadıktan sonra kendini rahat trafiğiyle baya bir özletmiştir bana. ayrıca akademik çalışmalar yapmak için de bire birdir ankara.
bu şehre aşık olanı oldum olası anlamamışımdır.
neyine aşıksınız allah aşkına?
365 günün 250 günü sisli, gri olan havasına mı?
manzaralarına mı? hani şu paso beton bina olan manzaraları?
şu meşhur "kızılay"ına mı? 5 yıl yaşadım. hala ne olduğunu anlamış değilim oranın.
7. caddesine mi? tunalı'sına mı? ne var ki oraları bu kadar özel kılan.
aga buraya aşıksanız, izmir'e, antalya'ya, istanbul'a giderseniz komalık olursunuz heralde?
hiç görmediğim fakat sempati duyduğum iki şehirden biri.
göt donduran soğuğu devam etmektedir. kar yağsa da rahatlasak amk.
güzel başkentim.

ne oluyooo arkadaş ankara'yı övgü gecesi var dediler geldik. zibidi istanbullular çekemese de, en yaşanabilir şehirdir ankara. ha bir tabir vardır, adam yiyor ama çalışıyor. işte o adamı da burada görebilirsiniz.
hep özlemini duyduğum şehir.

evim ve özlediklerim orada , ama benim haftanın en az dört günü uzak kalmak zorunda olduğum şehir.

hep özlem, hep bir boğaz yumrusu benim için.
1 gün kar yağan 30 gün buz tutan şehir. kafayı gözü kırmamıza ramak kaldı sözlük.
soğuğu direk göte vurur.
kış bu şehre yakışıyor.
Yaşadığım şehir,
Aşık olduğum şehir,
Sokaklarında huzur bulduğum,
Asla ayrılamıycağım tek sevgilim.
şu sıralar haddinden fazla çekici gelen başkent.
ankada aşık olmak zor iki gözüm..
pavyonlarıyla ünlü memur şehri. halkının yobaz olma sebebi olarak melih gökçek sorumlu gösterilir.
çoğu insana soğuk gelen şehirdir. sevilmez kolay kolay...
bir yeri sevmek için içinde yaşamak gerekir derler ya, içinde yaşasan dahi bazen sevebilecek hiçbir şey bulamazsın.
Misafirin geldiğinde yapabileceğin şeyler, gösterebileceğin yerler bellidir ki genellikle insan eseridir.
kızarsın, gitmek istersin, yeri gelir küfredersin...
ta ki gitme vakti gelene kadar.
işte o zaman öyle bir özlersin ki, ne zaman ankara'nın bu kadar içine işlediğini merak edersin.
© copyright 2005 - 2026