bugün
- sebahattin şirin12
- aslolan fenerbahce dir andavalı5
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle11
- malum takımın azalarak bitecek olması6
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları9
- hiçbir servet zamanı satın alamaz11
- romelu lukaku8
- esrar içip müzik eşliğinde sevişmek6
- kalp krizi7
- numan kurtulmuş2
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı7
- fatih tekke4
- çerçeve yasa20
- apo piçtir piç kalacak11
- aym'nin evlenen kadin nufus kaydi karari2
- allah'ın delili hazreti mehdi5
- hangi film karakteri olmak isterdiniz2
- z jenerasyonunun önceki nesilden az zekalı olması2
- ümmetçilerin vatan sevgisi5
- profilini gizli tutma nedeni9
- türk milletine kurulan pusu7
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak5
- kendi doğum gününü unutmak3
- sağlık2
- ekşide yazar olmak vs uludağda birader olmak3
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu13
- terörist mecliste konuşma mı yapar4
- true'nun sözlüğe küsmesi6
- en sevdiğin eşofmana çamaşır suyu dökülmesi5
- galatasaray ın yeni transferi3
- eski türkiye3
- akp iktidarının yaptığı en önemli hizmet7
- en namuslu kadın bile dudaktan öpüşmüştür5
- mel melin palavra sıkması7
- ismet'in domuz çukulatası getirmesi7
- sözlüğe taze kan ihtiyacı5
- poğaca ile kahvaltı yapmak8
- intihar edenler hiç korkmuyor mu5
- nihavent kardeşimizin sözlüğe teşrif etmesi4
- türkiyeye gelmiş en iyi yabancı kaleci6
- büyük oyunu görmek4
- en güzel reçel6
- abdullah öcalan'ı paşa yapmak6
- arapça isimlerin iticiliği2
- mantıklı mantıklı konuşup can sıkmak5
- ihtiyar yazar5
- herkesle iyi geçinmek6
- suudi arabistan'a saldırılırsa türkiye de savaşta3
- güzel kızlara kötü davranmak3
- nihoş4
sadece büyükşehir ve küçük şehir arasındaki mesafe uzaklığını değil, iki farklı bölgenin insan doğası arasındaki mesafeyi ve sonuçlarını da anlatan ustaca film.
1.752 kilometreyi çok uzak sanırdım, birbirine bakmayan iki göz arasındaki mesafeyi tanıyana kadar..
Bir uçak bileti tüm kilometreleri halledebilirmiş oysa. ama iki uzak kalp arasına hiçbir bilet kesilemiyormuş.
Hiçbir otobüs seferi yokmuş artık iki kalp arasına.
Bir uçak bileti tüm kilometreleri halledebilirmiş oysa. ama iki uzak kalp arasına hiçbir bilet kesilemiyormuş.
Hiçbir otobüs seferi yokmuş artık iki kalp arasına.
Herhangi bir otoriterinin takdiri gerçekten umurumda değil, bir tüketici olarak kendi fikrim aynen şöyle: filmde ne oyunculuk ne de hikaye niyetine bir şey yoktur. Çok ıkınırsanız tabii her saniyesinden bir mana çıkarabilirsiniz bu zor değil. Uzun uzun uzaklara bakma sekanslarıyla, ne idüğü belirsiz sağdan soldan diyaloglarla ve duvar gibi oyunculuklarla bir saat elli dakika doldurulmuş adı da sanat filmi olmuş. tabii cihangir solcuları ve beyaz türkler yere göğe sığdıramayabilir ama bana geçmedi. Hepsinden daha vahimi, muzaffer özdemir ve mehmet emin toprak’ın sadece kamera karşısında hareket ederek altın palmiyeyi almalarıdır. Türk ve hatta dünya sinema tarihinin en talihsiz olaylarından biri olabilir bu durum.
kış ve kar zamanları izlenesi filmlerden biridir. ülkedeki entel zevatın ne mal olduğunu anlattığı bir diğer film. nbc herkesle ve her şeyle dalga geçen bir yönetmendir.
Bir nuri bilge ceylan filmi.
Özeti : "bi 2 dakka da şu duvara bakayım"
Özeti : "bi 2 dakka da şu duvara bakayım"
Sana uzağım , kilometrelerce. Ne yaparsın, ne edersin, neler yaparsın, bilemiyorum. Seni özlüyorum. Bir daha göremeyeceğimi bilsem de belki, özlüyorum seni. Yüreğimde bıraktığın o manevi tat beni huzurlu kılıyor. Keşke her zaman senin enerjini, sevgini ve desteğini yanımda hissedebilsem. Senin teveccühüne daima layık olabilsem. Yüreğindeki o tek tertemiz yerde ben olabilsem. Bir gün senin için kardeşten de öte bir anlam ifade edebilsem keşke. Kendine dikkat et, iyi ol, iyi hisset. Seni seven bir kardeşin ( nasıl istiyorsan , sen nasıl görüyorsan ) var. Hep burada.. Kendini değerli bil, değerli hisset. Bir insana , bir insan kuluna bu hissettirdiklerin o kadar yüce ve güzel ki.. Ayağına taş değmesin. Seni tanımak, o güzel yüreğine rastlamak benim için hayattaki birçok şeyden daha önemli oldu , olacak...
Muhteşem bir kent şarkıları şarkısı. Hem sözleri, hem bestesiyle sevdiğinden uzak olmayı her hücrenize işleyen şarkı. Sözleri:
Uzan fotoğrafından, uzan gözyaşımı sil
Nerede olduğumu sorma, uzak olduğumu bil
Dört duvarın ortasında gencecik bir ağaç
Ne sesi var ne yüzü, dargın olduğumu bil
Alır ipini elime gecenin
Oturtup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Şimdi bir şehir düşün, etrafında duvarlar
Yalanlarla yaşayan yapayalnız insanlar
Üşürüm arasında bu soğuk hengamenin
Sarar bütün ömrümü, sarmalar yabancılar
Alır ipini elime gecenin
Oturtup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Ellerin olsaydı tutardım
Bir şeyler anlatırdım
Ellerin olsa cebime koyardım
Öykünü bir ıslığa anlatırdım
Uzan fotoğrafından, uzan gözyaşımı sil
Nerede olduğumu sorma, uzak olduğumu bil
Dört duvarın ortasında gencecik bir ağaç
Ne sesi var ne yüzü, dargın olduğumu bil
Alır ipini elime gecenin
Oturtup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Şimdi bir şehir düşün, etrafında duvarlar
Yalanlarla yaşayan yapayalnız insanlar
Üşürüm arasında bu soğuk hengamenin
Sarar bütün ömrümü, sarmalar yabancılar
Alır ipini elime gecenin
Oturtup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Ellerin olsaydı tutardım
Bir şeyler anlatırdım
Ellerin olsa cebime koyardım
Öykünü bir ıslığa anlatırdım
görsel
'Çünkü paranın mutlu etmediğinin farkındasın. Sen şu masada geçmişini arıyorsun. Bize derdin ki, ben Tarkovski gibi filmler yapacağım. insanlar kendileriyle yaşar kendileriyle ölür. Sen ölümünü erken ilan ettin.'
2002, Nuri Bilge Ceylan.
'Çünkü paranın mutlu etmediğinin farkındasın. Sen şu masada geçmişini arıyorsun. Bize derdin ki, ben Tarkovski gibi filmler yapacağım. insanlar kendileriyle yaşar kendileriyle ölür. Sen ölümünü erken ilan ettin.'
2002, Nuri Bilge Ceylan.
hiçbir şey anlamadığım bir film. izlerken çok sıkıldım. adam televizyon izliyor, onu çekiyorlar falan beni pek sarmadı. anlaşılan sanat filmi izleyicisi değilim.
tarkan'ın verme ile beraber bendeki yeri ayrı olan bir diğer şarkı. bunun söz müziğini kendi yapmadı ama yapsa bu kadar olurmuş diyebileceğim bir eser.
Nuri Bilge Ceylan'ın sağlam filmi. Sağlam dedim zira sinemada sağlamlık iyi bir tahlil ile mümkün olur.
Uzan fotoğrafından uzan gözyaşımı sil
Nerde olduğumu sorma uzak olduğumu bil
Dört duvarın ortasında gencecik bir ağaç
Ne sesi var ne yüzü dargın olduğumu bil
Alır ipini elime gecenin
Oturup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Şimdi bir şehir düşün etrafında duvarlar
Yalanlarla yaşayan yapayalnız insanlar
Üşürüm arasında bu soğuk hengâmenin
Sarar bütün ömrümü sarmalar yabancılar
Alır ipini elime gecenin
Oturup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Ellerin olsaydı tutardım
Bir şeyler anlatırdım
Ellerin olsa cebime koyardım
Öykünü bir ıslığa anlatırdım.
Nerde olduğumu sorma uzak olduğumu bil
Dört duvarın ortasında gencecik bir ağaç
Ne sesi var ne yüzü dargın olduğumu bil
Alır ipini elime gecenin
Oturup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Şimdi bir şehir düşün etrafında duvarlar
Yalanlarla yaşayan yapayalnız insanlar
Üşürüm arasında bu soğuk hengâmenin
Sarar bütün ömrümü sarmalar yabancılar
Alır ipini elime gecenin
Oturup kenarına pencerenin
Biraz sabır biraz tütün
içim anlatır içimi dinlerim
Kapatıp erkenden ışıkları
Dönerim sırtımı seslere
Saklar kendimi bir sır gibi
Görünmem kimselere
Ellerin iklimler mesafesinde
Kim bilir hangi çağın ceplerinde
Ellerin beni unutmuş da olabilir
Dokunsam tanımaz belki de
Ellerin olsaydı tutardım
Bir şeyler anlatırdım
Ellerin olsa cebime koyardım
Öykünü bir ıslığa anlatırdım.
hayatta istediği şeylere karşı kayıtsız kalmayı seçenlerin filmi.
*~
mahmut karakteri üzerinden gidersek eski karısı giderken havaalanına kadar gidip izlemesine rağmen karşısına çıkıp gitme demediğini görürüz. bu noktada onun boşvermişliği hem pasif bir hayatı tercih edişinden hem de bir gurur-özgüven sıkıntısı yüzündenmiş gibi hissettirdi bana.
~~
*~
mahmut karakteri üzerinden gidersek eski karısı giderken havaalanına kadar gidip izlemesine rağmen karşısına çıkıp gitme demediğini görürüz. bu noktada onun boşvermişliği hem pasif bir hayatı tercih edişinden hem de bir gurur-özgüven sıkıntısı yüzündenmiş gibi hissettirdi bana.
~~
iki nokta arasındaki mesafenin göreceli olarak fazla olması durumu. kişiden kişiye değişebilir. kesin bir yargı değildir. uzak olan şeyler somut olduğu gibi soyut da olabilir.
bazen fiziksel, bazen ruhsal mesafeyi ifade edendir. ne kadar uğraşsanız da kimi zaman insanlar arasındaki duvarı yıkamazsınız.
bir nuri bilge ceylan filmi.
mutlu olmak isteyip de mutlu olamayan ve bundan dolayıdır ki canları çokça sıkılan iki insanı ele alan film; taşradan kente göçmüş bir adamla, uzun süredir kentte yaşayan kentli bir adamın akrabalık ilişkilerini anlatır. birbirlerine yabancılaşmayı, ve ötekileştiklerini sanırlarken aslında taşra ve kentin 'insani' duygular olarak aynı çatıda kesiştiklerini anlatır, modern hayatı eleştirir. mahmut'un tarkovski izleyerek yusuf'u dışlama ve kendisini elitleştirme çabasının, porno izlemesiyle suya düştüğünü görürüz. yani teknolojik aletler, kent ve taşrayı ayırmak için çok pratik bir yöntemdir; her gün televizyon karşısında tarkovski seyretmek insanı kentli diye adlandırabilir. fakat bunun altında çok farklı etkenler yatabilir, çünkü shekaspeare'nin de dediği gibi, ''insan, insandır.'' kentin iş imkanlarına adapte olamayan yusuf'un, duygularını tatmin etmek için gördüğü çeşitli kızlarda aşkı araması da sonuçsuz kalır.
zaman ilerledikçe geçmiş olaylara tutunma isteği mahmut'un içini kemirir, yusuf'a kızdığı tembellik konusunda kendisi en öndedir; karısına 'gitme' diyemez, fotoğraf çekmek için durduğunda üşenir, arabadan inmez. yani film boyunca aslında kendisini kandıran bir adam seyrederiz.
--spoiler--
mutlu olmak için kendini dahi kandırabilen iki insanın yolları, yusuf'un farenin acı çekmemesi için onu öldürmesi misali, kendisi de bu azaba katlanamaz ve evi terk eder; ayrıldıktan sonra, mahmut'un sigara içme sahnesiyle ortam şenlenir: mahmut, karısının gitmesini engelleyemez, mutlu olma umudu elinden kaçırır. bundan dolayıdır ki geçmişe, bıraktığı sigaraya başlar, ama 'içmiyorum' dediği sigaraya. sigara burada kuvvetli bir metafordur, mahmut'un iç sıkıntısının hiç geçmeyeceğini ve iki karakterin de yalnızlığa ve kendi ideallerine mahkum oluşunu anlarız.
anlarız: mutlu olmak cesaret ister. kendine gerçekleri söyleme cesaretine sahip olmayan insan can sıkıntısının azabından kurtulamaz.
--spoiler--
nuri bilge'nin kamerasını iyi kullandığı bir film, yine klasik olarak tablo gibi planlar var fakat iş kurguda biraz aksamış, ani kesiş ve birkaç saniye sonrasına atlayıştaki sallantı, ha sallantı demişken, kameranın bazı yerlerdeki gereksiz sallantısı; zaman duygusunun seyirciye yeteri kadar aktarılamaması, yani sahnelerin iyi bağlanmaması, ve çok kötü ses yönetmenliği filmin kalitesini düşürüyor.
çok kuvvetli bir senaryosu olmadığı gibi, yönetmenlik mahiyetinde de çok bir numara yok; ama 'iyi' niteliğini hak eden bir görüntü yönetimi mevcut.
türk sineması için çok iyi, n.b.c. sineması için eh işte, genel olarak da ortalama civarı bir film diyebiliriz.
atmosferi çok kuvvetli bu arada, onun da hakkını yemeyelim...
mutlu olmak isteyip de mutlu olamayan ve bundan dolayıdır ki canları çokça sıkılan iki insanı ele alan film; taşradan kente göçmüş bir adamla, uzun süredir kentte yaşayan kentli bir adamın akrabalık ilişkilerini anlatır. birbirlerine yabancılaşmayı, ve ötekileştiklerini sanırlarken aslında taşra ve kentin 'insani' duygular olarak aynı çatıda kesiştiklerini anlatır, modern hayatı eleştirir. mahmut'un tarkovski izleyerek yusuf'u dışlama ve kendisini elitleştirme çabasının, porno izlemesiyle suya düştüğünü görürüz. yani teknolojik aletler, kent ve taşrayı ayırmak için çok pratik bir yöntemdir; her gün televizyon karşısında tarkovski seyretmek insanı kentli diye adlandırabilir. fakat bunun altında çok farklı etkenler yatabilir, çünkü shekaspeare'nin de dediği gibi, ''insan, insandır.'' kentin iş imkanlarına adapte olamayan yusuf'un, duygularını tatmin etmek için gördüğü çeşitli kızlarda aşkı araması da sonuçsuz kalır.
zaman ilerledikçe geçmiş olaylara tutunma isteği mahmut'un içini kemirir, yusuf'a kızdığı tembellik konusunda kendisi en öndedir; karısına 'gitme' diyemez, fotoğraf çekmek için durduğunda üşenir, arabadan inmez. yani film boyunca aslında kendisini kandıran bir adam seyrederiz.
--spoiler--
mutlu olmak için kendini dahi kandırabilen iki insanın yolları, yusuf'un farenin acı çekmemesi için onu öldürmesi misali, kendisi de bu azaba katlanamaz ve evi terk eder; ayrıldıktan sonra, mahmut'un sigara içme sahnesiyle ortam şenlenir: mahmut, karısının gitmesini engelleyemez, mutlu olma umudu elinden kaçırır. bundan dolayıdır ki geçmişe, bıraktığı sigaraya başlar, ama 'içmiyorum' dediği sigaraya. sigara burada kuvvetli bir metafordur, mahmut'un iç sıkıntısının hiç geçmeyeceğini ve iki karakterin de yalnızlığa ve kendi ideallerine mahkum oluşunu anlarız.
anlarız: mutlu olmak cesaret ister. kendine gerçekleri söyleme cesaretine sahip olmayan insan can sıkıntısının azabından kurtulamaz.
--spoiler--
nuri bilge'nin kamerasını iyi kullandığı bir film, yine klasik olarak tablo gibi planlar var fakat iş kurguda biraz aksamış, ani kesiş ve birkaç saniye sonrasına atlayıştaki sallantı, ha sallantı demişken, kameranın bazı yerlerdeki gereksiz sallantısı; zaman duygusunun seyirciye yeteri kadar aktarılamaması, yani sahnelerin iyi bağlanmaması, ve çok kötü ses yönetmenliği filmin kalitesini düşürüyor.
çok kuvvetli bir senaryosu olmadığı gibi, yönetmenlik mahiyetinde de çok bir numara yok; ama 'iyi' niteliğini hak eden bir görüntü yönetimi mevcut.
türk sineması için çok iyi, n.b.c. sineması için eh işte, genel olarak da ortalama civarı bir film diyebiliriz.
atmosferi çok kuvvetli bu arada, onun da hakkını yemeyelim...
"özlem her şeyi yakandır. ancak da her şeyi yaktığında özlemdir."
http://galeri.uludagsozluk.com/r/394486/
bir saat 45 dakika bu fotografa bakın. filmi izlemiş gibi olursunuz.
bir saat 45 dakika bu fotografa bakın. filmi izlemiş gibi olursunuz.
mesafelerin en büyüğünün insanın içinde oldugunu gösteren, yalnızlıgı, aşkı, yabancılaşmayı anlatan harika film.
iki zıt karakter, ikisine de üzülüyor ikisine de acıyorsunuz.
iki zıt karakter, ikisine de üzülüyor ikisine de acıyorsunuz.
yine harika bir nuri bilge ceylan filmi. izlediğim bütün filmlerin dvd sini alıp saklayacağım.
--spoiler--
--spoiler--
köyden iş için gelen akrabasını evinde 1 haftalığına barındırmak ister. ancak akrabasının çakallığı, dağınıklığı ve berduşluğuyla ayrıca uğraşıyor.
en son iş için söylediği söz şu olur ev sahibi abimizin;
"taşradan gelmişsiniz, işiniz gücünüz torpil aramak !
bi vasıf filan bulmak diye bi derdiniz yok. amcaydı dayıydı bakandı, milletvekiliydi cart curt. herşeyi hazır bulmaya çalışıyorsunuz."
gayet yerinde söylenmiş bir sözdür. insanların tırnaklarını kazımadan, birşeylerin bedelini ödemeden istediği şeye uzanmasının en güzel cevabıdır.
--spoiler--
--spoiler--
köyden iş için gelen akrabasını evinde 1 haftalığına barındırmak ister. ancak akrabasının çakallığı, dağınıklığı ve berduşluğuyla ayrıca uğraşıyor.
en son iş için söylediği söz şu olur ev sahibi abimizin;
"taşradan gelmişsiniz, işiniz gücünüz torpil aramak !
bi vasıf filan bulmak diye bi derdiniz yok. amcaydı dayıydı bakandı, milletvekiliydi cart curt. herşeyi hazır bulmaya çalışıyorsunuz."
gayet yerinde söylenmiş bir sözdür. insanların tırnaklarını kazımadan, birşeylerin bedelini ödemeden istediği şeye uzanmasının en güzel cevabıdır.
nuri bilge ceylan'ın belki de kendini en iyi anlattığı filmidir.
2015 yılı 14 Şubat gecesi ilk defa izleyeceğim film.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar