bugün
- ilgi isteyen kız15
- gürcistan'ın neyi meşhur8
- lahmacunu elle yiyen kız13
- hewal ebo16
- kuran da namaz yok20
- türkiye nin en güzel şehrinin istanbul olması5
- kahvaltıda kavurma yiyen kız tatlılığı9
- ben ıspartada yaşıyorum8
- gece çölde deveyle yol alırken dinlenecek şarkılar4
- en iyi simit hangi şehirdedir12
- billurları çiğ yemek3
- tarih3
- su içmeyi unutmayalım4
- iki sözlük kızının kavga etmesi3
- sümerler semitik miydi3
- dışarıda kahve içmenin lüks haline gelmesi10
- türkiye nin en güzel camisi3
- öğle yemeği ne yiyeceğiz sorunsalı5
- şekersiz çay içenlerin takdir beklemesi5
- abdullah öcalan5
- yukarı kattan gelen ahh sesi8
- herkesin artık tanım yapması6
- kahveye değil mekana para veriyorsunuz7
- deep web ile dark web'in farkı2
- 30 temmuz 2026 iran'ın abd üssüne saldırısı5
- kut anlayışı3
- bursa vs edirne7
- gürcistan9
- velvet'e aşık olmamak mümkün değil6
- bot yazar gibi entry giriyoruz4
- türkiye nin en güzel ilçesi neresidir2
- çiğ et yemek2
- pkk4
- mehdinin chp'li olması3
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz4
- benkimki10
- katatespizartmasi6
- erkeklerin öküzlük sorunu12
- ctrlx hanım2
- türklerin ork olması2
- gaddar dizisi2
- kendine bir öğüt ver7
- ısparta simidi8
- milliyetçilik2
- ateistlerin temel hatası7
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri22
- iç monolog3
- les chants de maldoror2
- pforzheim şu an 36 derece4
- falıma bakmak için can atan sözlük yazarları7
entry'ler (986)
lakin aç idik yedik sevgiliyi.
ötelerde esen bir yaz yeli
Yol kenarı Akdeniz gelinciklerinin
kırılgan güzelliği kurulmuş yüzüne
Uzaklarda ötüşen kuş sesleri
Ve beyaz bulutların huzuru
işlenmiş sesinin sözcüklerine
Sanıyorum
Binlerce yıldır dudaklarımda
şarabın Mervemsi tadı
Bakışın durur pencerede
Pencerede asılı bakışlarım
Sustukça çoğalır sözcüklerimiz
Sustuklarımız her şeyi
ince ince anlatır
Ve
Suskunluk çoğalır aramızda
Sessiz
Bir kelime düşer yere
Kırılmadan
Zaman yürür yavaş yavaş
Güneş omuzlarımıza
Aynı yerden dokunur
Gölgelerimiz uzar
usulca çarpar birbirine
içimde bir kapı aralanır
Seni düşününce
Paslanmış kilidi kapının
Hiç sorulmamış soruların
Cevapları dökülür gözlerinden
Sevmek dediğin
Korkmadan yaşamak değil
Korkarak yürümek biraz da
Ve
Aynı boşluğa bakmak
Uzun uzun
Anlamlı bir soğukluğa
Tercih etmek anlamsız bir sıcaklığı
Dünya biraz daha içerde
Biraz da biz
Biz biraz da dışardayız
Ve akşam
henüz söylememiş sözünü
Rüzgâr kararsız
Geliple gitmek arasında
Ve hâlâ
Vaktimiz var sevmeye
Vaktimiz var.
Yol kenarı Akdeniz gelinciklerinin
kırılgan güzelliği kurulmuş yüzüne
Uzaklarda ötüşen kuş sesleri
Ve beyaz bulutların huzuru
işlenmiş sesinin sözcüklerine
Sanıyorum
Binlerce yıldır dudaklarımda
şarabın Mervemsi tadı
Bakışın durur pencerede
Pencerede asılı bakışlarım
Sustukça çoğalır sözcüklerimiz
Sustuklarımız her şeyi
ince ince anlatır
Ve
Suskunluk çoğalır aramızda
Sessiz
Bir kelime düşer yere
Kırılmadan
Zaman yürür yavaş yavaş
Güneş omuzlarımıza
Aynı yerden dokunur
Gölgelerimiz uzar
usulca çarpar birbirine
içimde bir kapı aralanır
Seni düşününce
Paslanmış kilidi kapının
Hiç sorulmamış soruların
Cevapları dökülür gözlerinden
Sevmek dediğin
Korkmadan yaşamak değil
Korkarak yürümek biraz da
Ve
Aynı boşluğa bakmak
Uzun uzun
Anlamlı bir soğukluğa
Tercih etmek anlamsız bir sıcaklığı
Dünya biraz daha içerde
Biraz da biz
Biz biraz da dışardayız
Ve akşam
henüz söylememiş sözünü
Rüzgâr kararsız
Geliple gitmek arasında
Ve hâlâ
Vaktimiz var sevmeye
Vaktimiz var.
Sentetik Umutlar, Paketli Mutluluklar ve illüzyonlar
Cartlar curtlar ülkesinin
Hımbıl dertleri
Ve genetiğiyle oynanmış mutluluk
Masallarının
Ortasına oturmuş
Yaşamak hengamesinin
Gönlünü eylemekteyim
Ve
Yaşamak zımbırtısı ile
Yaka paça bir savaş dile
Gelmiş gibi hissetmekteyim.
Yalancılaşmadım ama
Yabancılaştım belki
Karşısında
grileşmiş beyazların
Rengini kanıksadım.
Melankoli değil belki
Majör minör ıvırlı zıvırlı
Bir depresyon
da değil
Her yöne dönen bir direksiyon
Yaşamın kimyevi asvaltında
Altında renksiz gökyüzünün.
Mutluluk da değil
Umut organik değil
Acılar tavada kızartılmış
Beton yığını kadar organik
Ve mutluluk en fazla
Vaatlerle donatılmış
Paketli bir propaganda ürünü.
Teslimiyet değil bu
ironik bir kabulleniş.
Kaçmıyorum
içindeyim, biliyorum
Ama büyülenmiş de değilim
Karşısında hayatın.
Teslim olmuş değilim
Bazen savaşıyor
birçok cephede
Bazen de sadece
Müzakere halinde,
Yaşamın çekilmez
Zırıltısını dinliyorum.
Ağır bir bilinç hali
Senin eserin
Olabilir mi Tanrım ?
Diye soruyorum
Cevap vermiyor.
Bu kibirli tavrına
Günah yazmasın diye
ilahi güç diyorum.
Diyorum içimden
Bu ağır bilinç hali
kaç ton gelir acaba ?
Tartıya koyunca
10 gram geliyor.
Sabah aldığım peynirden
Daha hafif deyip gülüyorum.
Ve bir ağırlık çöküyor yine
Tartıyla ruhum arasında
Kaç kilo fark ediyor
Hesap edemiyorum.
Kafiyelerin bahanesine
Sığınıyor
gevezeleşiyorum
Ve zaten tartılar
ruhumu ölçemez
Biliyorum.
Cartlar curtlar ülkesinin
Hımbıl dertleri
Ve genetiğiyle oynanmış mutluluk
Masallarının
Ortasına oturmuş
Yaşamak hengamesinin
Gönlünü eylemekteyim
Ve
Yaşamak zımbırtısı ile
Yaka paça bir savaş dile
Gelmiş gibi hissetmekteyim.
Yalancılaşmadım ama
Yabancılaştım belki
Karşısında
grileşmiş beyazların
Rengini kanıksadım.
Melankoli değil belki
Majör minör ıvırlı zıvırlı
Bir depresyon
da değil
Her yöne dönen bir direksiyon
Yaşamın kimyevi asvaltında
Altında renksiz gökyüzünün.
Mutluluk da değil
Umut organik değil
Acılar tavada kızartılmış
Beton yığını kadar organik
Ve mutluluk en fazla
Vaatlerle donatılmış
Paketli bir propaganda ürünü.
Teslimiyet değil bu
ironik bir kabulleniş.
Kaçmıyorum
içindeyim, biliyorum
Ama büyülenmiş de değilim
Karşısında hayatın.
Teslim olmuş değilim
Bazen savaşıyor
birçok cephede
Bazen de sadece
Müzakere halinde,
Yaşamın çekilmez
Zırıltısını dinliyorum.
Ağır bir bilinç hali
Senin eserin
Olabilir mi Tanrım ?
Diye soruyorum
Cevap vermiyor.
Bu kibirli tavrına
Günah yazmasın diye
ilahi güç diyorum.
Diyorum içimden
Bu ağır bilinç hali
kaç ton gelir acaba ?
Tartıya koyunca
10 gram geliyor.
Sabah aldığım peynirden
Daha hafif deyip gülüyorum.
Ve bir ağırlık çöküyor yine
Tartıyla ruhum arasında
Kaç kilo fark ediyor
Hesap edemiyorum.
Kafiyelerin bahanesine
Sığınıyor
gevezeleşiyorum
Ve zaten tartılar
ruhumu ölçemez
Biliyorum.
Şehrin üstüne düşen küçük yıldızlar gibi
Birer birer düşüyor kar taneleri.
Karları küreyen kepçe sesleri
Dolmuş motorlarının boğuk hırıltısı...
Ve karın tadını çıkardı denecek akşam haberlerinde
Çocukluk sesleri..
Ellerini ceplerine saklayan insanlar
Etrafa dalıp giden bakışlar
Herkes daha çok düşünüyor sanki böyle havalarda
Herkes daha bir sessizleşiyor
Karlı manzalarda.
Bir zamanlar söylemek istediklerini mırıldaniyor herkes içinden
Herkes bir şeyleri özlüyor belli ki.
Ve bir seyleri ne çok sevdiklerini bir zamanlar
Bir seylerden ne çok nefret ettiklerini.
Dalgın bakışlarla yürüyor karşıdaki adam.
Bir fotoğrafı süsleyeceğinden habersiz
Durakta bekliyor şemsiyeli kadın
Kayıp düşüyor kaldırımda yürüyen biri
Kayıp oluyor birden onun da hisli düşünceleri...
Bir kahvehanenin cam kenarında
bastonuna dayamış başını,
Beklerken emekli maaşını
Yaşlı bir adam
Bir şeyleri özlüyor belli ki
o da herkes gibi
Özlüyor o da, belki gençliğini
Belki beğenmedi yaşlılığın
ve yalnızlığın soğuk gerçekliğini.
Donan yollar mı yoksa zaman mı diye düşünüyorum bir an...
Yollarda karar kılıyorum işe geç kaldığımı farkettiğimde.
Zamanda karar kılıyorum
Gözlerin aklıma düştüğünde.
Şemsiyeli kadın otobüsü beklerken
bir şeyleri özlüyor o da,
Otobüsü beklerken başka şeyler de bekliyor hayattan…
herkes gibi
Onu da birileri özlüyor, eminim
Onu da birileri bekliyor belki.
Herkes bir şeyler düşünüyor belli
Belki eski bir aşkını, gençliğini
düşünüyor biri çocukluğunu belki
Belki de hiç yaşanmamış ihtimalleri...
Herkes bir şeyler bekliyor
Ya da birilerini.
Otobüs geliyor bir tek
Ve şemsiye kapanıyor
Tıpkı bu fasıl gibi.
Herkes birbirinin yanından geçip gidiyor
Fakat değmiyor birbirine hiçbiri
Sanki yağan kar taneleri...
Ben de bu kenti ne kadar çok sevdiğimi düşünüyorum,
Ben de bu kentten ne kadar nefret ettiğimi...
Ben de bu kenti düşünüyorum ve başka kentleri..
Beyaz karlar yağıyor
Beyaz yıldızlar düşüyor saçlarıma
Kar yağışını ne çok sevdiğimi düşünüyorum
Ve bu karlardan ne kadar nefret ettiğimi..
Seni sevdiğimi hatırlatıyor bana çocuk sesleri,
Ve senden ne kadar nefret ettiğimi
bu soğukluk hisleri.
Seni ne çok beklediğimi düşünüyorum
Ve seni ne kadar çok beklemediğimi.
Beklemediğim zamanın biriktiğini hatırlıyorum
Üst üste biriken karlar gibi
Beklediğim zamanı çoktan geçtiğini…
Ve kapanıyor bu fasıl
Tıpkı şemsiye gibi.
görsel
Birer birer düşüyor kar taneleri.
Karları küreyen kepçe sesleri
Dolmuş motorlarının boğuk hırıltısı...
Ve karın tadını çıkardı denecek akşam haberlerinde
Çocukluk sesleri..
Ellerini ceplerine saklayan insanlar
Etrafa dalıp giden bakışlar
Herkes daha çok düşünüyor sanki böyle havalarda
Herkes daha bir sessizleşiyor
Karlı manzalarda.
Bir zamanlar söylemek istediklerini mırıldaniyor herkes içinden
Herkes bir şeyleri özlüyor belli ki.
Ve bir seyleri ne çok sevdiklerini bir zamanlar
Bir seylerden ne çok nefret ettiklerini.
Dalgın bakışlarla yürüyor karşıdaki adam.
Bir fotoğrafı süsleyeceğinden habersiz
Durakta bekliyor şemsiyeli kadın
Kayıp düşüyor kaldırımda yürüyen biri
Kayıp oluyor birden onun da hisli düşünceleri...
Bir kahvehanenin cam kenarında
bastonuna dayamış başını,
Beklerken emekli maaşını
Yaşlı bir adam
Bir şeyleri özlüyor belli ki
o da herkes gibi
Özlüyor o da, belki gençliğini
Belki beğenmedi yaşlılığın
ve yalnızlığın soğuk gerçekliğini.
Donan yollar mı yoksa zaman mı diye düşünüyorum bir an...
Yollarda karar kılıyorum işe geç kaldığımı farkettiğimde.
Zamanda karar kılıyorum
Gözlerin aklıma düştüğünde.
Şemsiyeli kadın otobüsü beklerken
bir şeyleri özlüyor o da,
Otobüsü beklerken başka şeyler de bekliyor hayattan…
herkes gibi
Onu da birileri özlüyor, eminim
Onu da birileri bekliyor belki.
Herkes bir şeyler düşünüyor belli
Belki eski bir aşkını, gençliğini
düşünüyor biri çocukluğunu belki
Belki de hiç yaşanmamış ihtimalleri...
Herkes bir şeyler bekliyor
Ya da birilerini.
Otobüs geliyor bir tek
Ve şemsiye kapanıyor
Tıpkı bu fasıl gibi.
Herkes birbirinin yanından geçip gidiyor
Fakat değmiyor birbirine hiçbiri
Sanki yağan kar taneleri...
Ben de bu kenti ne kadar çok sevdiğimi düşünüyorum,
Ben de bu kentten ne kadar nefret ettiğimi...
Ben de bu kenti düşünüyorum ve başka kentleri..
Beyaz karlar yağıyor
Beyaz yıldızlar düşüyor saçlarıma
Kar yağışını ne çok sevdiğimi düşünüyorum
Ve bu karlardan ne kadar nefret ettiğimi..
Seni sevdiğimi hatırlatıyor bana çocuk sesleri,
Ve senden ne kadar nefret ettiğimi
bu soğukluk hisleri.
Seni ne çok beklediğimi düşünüyorum
Ve seni ne kadar çok beklemediğimi.
Beklemediğim zamanın biriktiğini hatırlıyorum
Üst üste biriken karlar gibi
Beklediğim zamanı çoktan geçtiğini…
Ve kapanıyor bu fasıl
Tıpkı şemsiye gibi.
görsel
*Birinin Halleri Adlı Şiir*
“beni duyan olur sanmıştım” dedi birisi..
sigarasını söndürmeden önce,
inancını söndürdü
kül tablasında.
sağında eski bir duvar
solunda kapalı bir pencere vardı
Belki dedi, karanlıktı
Belki aydınlıktı duvarın ardı.
Penceresini açmadan önce
Umudunu açtı.
camın buğusuna adını yazmıştı birinin
ama harfler dağılmıştı
her şey gibi.
kalbinde kıpırdayan bir şeyleri
ve dudaklarında söylenmemiş sözcükleri.
“Vaktimiz var mı ?” diye sormadan
çekip gitmişti zaman.
Herkes gibi.
“Bir şeyler söylemeye hazırım”
dediği yerden sonra sustu herkes.
“Ellerimi uzatıyorum işte”
Deyişini duyan herkes,
ellerini ceplerine sakladı
Ve
kimse kimseye uzanmadı.
bir tıkırtı duyuluyordu karşı apartmandan
belki biri ağlıyor,
belki sadece saat çalışıyor,
Geçiyordu zaman
Sakin bir rüzgar gibi.
geceyle baş başa kaldı dünya
ve herkes gibi
içindeki sessizliği dinliyor şimdi.
ben değil bi arkadas, 2025
https://music.youtube.com...I&si=nwmZ20LzIZSD-GR4
“beni duyan olur sanmıştım” dedi birisi..
sigarasını söndürmeden önce,
inancını söndürdü
kül tablasında.
sağında eski bir duvar
solunda kapalı bir pencere vardı
Belki dedi, karanlıktı
Belki aydınlıktı duvarın ardı.
Penceresini açmadan önce
Umudunu açtı.
camın buğusuna adını yazmıştı birinin
ama harfler dağılmıştı
her şey gibi.
kalbinde kıpırdayan bir şeyleri
ve dudaklarında söylenmemiş sözcükleri.
“Vaktimiz var mı ?” diye sormadan
çekip gitmişti zaman.
Herkes gibi.
“Bir şeyler söylemeye hazırım”
dediği yerden sonra sustu herkes.
“Ellerimi uzatıyorum işte”
Deyişini duyan herkes,
ellerini ceplerine sakladı
Ve
kimse kimseye uzanmadı.
bir tıkırtı duyuluyordu karşı apartmandan
belki biri ağlıyor,
belki sadece saat çalışıyor,
Geçiyordu zaman
Sakin bir rüzgar gibi.
geceyle baş başa kaldı dünya
ve herkes gibi
içindeki sessizliği dinliyor şimdi.
ben değil bi arkadas, 2025
https://music.youtube.com...I&si=nwmZ20LzIZSD-GR4
Halkın büyük heyecanıyla, ilk günkü rengi, ahengiyle ve tüm renkliliğiyle 30 yıldan sonra, kayapınar belediyesi ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi organizasyonuyla gerçekleşmiş konser.
Yüz binlerin katılımıyla gerçekleşen konserde halk, grubunu ilk zamanlarındaki gibi, 88lerin, 90ların ruhuyla karşıladı.
https://youtu.be/G0kup6Ksgc4?si=hdNLbSgk0_DRNE_Q
görsel
görsel
Yüz binlerin katılımıyla gerçekleşen konserde halk, grubunu ilk zamanlarındaki gibi, 88lerin, 90ların ruhuyla karşıladı.
https://youtu.be/G0kup6Ksgc4?si=hdNLbSgk0_DRNE_Q
görsel
görsel
ilk buluşmada olmasa da ikinci buluşmada üniversite döneminde başıma gelen olay .
Bir hastalığı varmış kıyamam fazla heyecan yapınca bayılmıştı.
Üstelik öğrenci evindeyken oldu olay endişelenip ambulans çağırdım. Konu komşu eve kız attığımı öğrenmiş oldu. Her akşam yemek yollayan karşı komşu da selamı sabahı kesmişti. Hey gidi günler *
Bir hastalığı varmış kıyamam fazla heyecan yapınca bayılmıştı.
Üstelik öğrenci evindeyken oldu olay endişelenip ambulans çağırdım. Konu komşu eve kız attığımı öğrenmiş oldu. Her akşam yemek yollayan karşı komşu da selamı sabahı kesmişti. Hey gidi günler *
Kaynanan akasya durağı şanzıment sanırım.
Bu tutuşan
Ellerimiz olmasa
Avuçlarımda
Koca bir yangın derdim.
Yemyeşil yapraklar arasında bir şelale,
Kıvrılan dağlar arasında bir şehir
Memleket olmasa adı
Adına firdevs derdim.
Bukleli saçlar arasında bir çift göz
Gözlerin etrafında al yanaklar,
Yanaklardaki çukurlar
gamze olmasa
Adına vaha derdim.
03.10.2025
Ellerimiz olmasa
Avuçlarımda
Koca bir yangın derdim.
Yemyeşil yapraklar arasında bir şelale,
Kıvrılan dağlar arasında bir şehir
Memleket olmasa adı
Adına firdevs derdim.
Bukleli saçlar arasında bir çift göz
Gözlerin etrafında al yanaklar,
Yanaklardaki çukurlar
gamze olmasa
Adına vaha derdim.
03.10.2025
Güzel şiirler yazan yazar.
Corona günlerinde aşk adlı şiirini keyif alarak okudum, kendisine güzel yazmalar ve başarılı bir şiir ve aşk hayatı diliyorum.
Corona günlerinde aşk adlı şiirini keyif alarak okudum, kendisine güzel yazmalar ve başarılı bir şiir ve aşk hayatı diliyorum.
Ben bir oyun yazarıyım.
Gördüğümü gösteririm.
Nasıl alınıp satıldığını gördüm insan pazarlarında
insanların
Bunu gösteririm, ben, oyun yazarı.Birbirlerinin odalarına ne düzenlerle girdiklerini,
nasıl coplarla ya da parayla,
sokakta nasıl durduklarını ve beklediklerin,
nasıl tuzaklar kurduklarını birbirlerine,
sözleştiklerini
umutla nasıl,
nasıl astıklarını birbirlerini,
nasıl seviştiklerini,
çapulculukla kazandıkları parayı
nasıl savunduklarını
ve nasıl yediklerini.
Bütün bunları gösteririm ben. Birbirlerine söyledikleri sözcükleri dökerim kağıda.
Ananın oğluna neler söylediğini,
işçiye neler buyurduğunu işverenin,
nasıl yanıt verdiğini karının kocaya,
tüm yalvaran sözcükleri, tüm buyuran sözcükleri,
yaltaklanan sözcükleri, aldatan sözcükleri,
yalan söyleyen, bilmeyen,
güzel ya da yaralayan...
Bunları kağıda dökerim ben.Yaklaşan kar fırtınalarını görürüm
ve yaklaşan depremleri,
yolu tıkayan dağları görürüm
ve yataklarından taşan nehirleri.
Ama şapkaları var kar fırtınalarının,
depremlerin cüzdanlarında paraları,
dağlar gelirler arabalarından inerek,
şahlanan nehirler denetler polisi.
Ben ışığa çıkartırım bunların hepsini. Gösterebilmek için gördüklerimi
başka halkların, başka çağların oyunlarını okurum.
Bir iki oyun yazdım, inceleyerek
iyice o zamanın tekniğini ve
kaparak işime yarayacak olanı.
ingilizlerce nasıl sunulduklarını inceledim
büyük feodal kişilerin
inceledim zengin kişileri,
ki onlar için dünya sadece özgelişimleri içindi.
Ahlakçı ispanyolları inceledim,
o harika duyguların ustaları olan Hinlileri
ve aile kurumunu gösteren Çinlileri
ve kentlerdeki çok renkli kaderleri.Kentlerin ve evlerin görünümü, benim zamanımda
öylesine çabuk değişiyor ki,
iki yıl ayrılıp geri geldin mi
olursun bir başka kente yolculuk gibi.
insanlar kalabalıklar halinde değiştirivermişler
görünümlerini
şu birkaç yıl içinde. Fabrika kapılarından içeri giren işçiler gördüm ve kapı
yüksekti,
ama dışarı çıktıklarında bükülmüştü belleri.
O zaman şöyle dedim kendi kendime:
Her şey değişmede
ve her şey sadece kendi zamanına göre.Ve böylece ben,
her sahneye kodum bir tanıtma işareti
ve her fabrika avlusuna ve her odaya yıl sayısını işaretledim
sığırlarını damgalayan çobanlar gibi.Ve orada kullanılan tümcelere de
bir tanıtma işareti kodum,
unutulmasınlar diye yazılan
geçici insanların deyişleri gibi
olsunlar diye onlar da.işçi tulumu içindeki kadının o yıllarda
bir bildiri önünde eğilip söylediklerini,
ve şapkaları enselerinde borsacıların
katipleriyle dün nasıl konuştuklarını,
bu olayların geçtiği yılların
geçiciliği ile damgalandım.Ama bütün bunlara bir şaşırtıcılık verdim,
bunların en bilinenlerine bile hatta.
Bir kimsenin inanmayacağı bir şey gibi döktüm kağıda.
Hiç kimsenin görmemiş olduğu bir şey gibi sundum
bir kapıcının kapıyı çarpmasını donan bir insan yüzüne.
Bu harika dizelerin sahibi.
Gördüğümü gösteririm.
Nasıl alınıp satıldığını gördüm insan pazarlarında
insanların
Bunu gösteririm, ben, oyun yazarı.Birbirlerinin odalarına ne düzenlerle girdiklerini,
nasıl coplarla ya da parayla,
sokakta nasıl durduklarını ve beklediklerin,
nasıl tuzaklar kurduklarını birbirlerine,
sözleştiklerini
umutla nasıl,
nasıl astıklarını birbirlerini,
nasıl seviştiklerini,
çapulculukla kazandıkları parayı
nasıl savunduklarını
ve nasıl yediklerini.
Bütün bunları gösteririm ben. Birbirlerine söyledikleri sözcükleri dökerim kağıda.
Ananın oğluna neler söylediğini,
işçiye neler buyurduğunu işverenin,
nasıl yanıt verdiğini karının kocaya,
tüm yalvaran sözcükleri, tüm buyuran sözcükleri,
yaltaklanan sözcükleri, aldatan sözcükleri,
yalan söyleyen, bilmeyen,
güzel ya da yaralayan...
Bunları kağıda dökerim ben.Yaklaşan kar fırtınalarını görürüm
ve yaklaşan depremleri,
yolu tıkayan dağları görürüm
ve yataklarından taşan nehirleri.
Ama şapkaları var kar fırtınalarının,
depremlerin cüzdanlarında paraları,
dağlar gelirler arabalarından inerek,
şahlanan nehirler denetler polisi.
Ben ışığa çıkartırım bunların hepsini. Gösterebilmek için gördüklerimi
başka halkların, başka çağların oyunlarını okurum.
Bir iki oyun yazdım, inceleyerek
iyice o zamanın tekniğini ve
kaparak işime yarayacak olanı.
ingilizlerce nasıl sunulduklarını inceledim
büyük feodal kişilerin
inceledim zengin kişileri,
ki onlar için dünya sadece özgelişimleri içindi.
Ahlakçı ispanyolları inceledim,
o harika duyguların ustaları olan Hinlileri
ve aile kurumunu gösteren Çinlileri
ve kentlerdeki çok renkli kaderleri.Kentlerin ve evlerin görünümü, benim zamanımda
öylesine çabuk değişiyor ki,
iki yıl ayrılıp geri geldin mi
olursun bir başka kente yolculuk gibi.
insanlar kalabalıklar halinde değiştirivermişler
görünümlerini
şu birkaç yıl içinde. Fabrika kapılarından içeri giren işçiler gördüm ve kapı
yüksekti,
ama dışarı çıktıklarında bükülmüştü belleri.
O zaman şöyle dedim kendi kendime:
Her şey değişmede
ve her şey sadece kendi zamanına göre.Ve böylece ben,
her sahneye kodum bir tanıtma işareti
ve her fabrika avlusuna ve her odaya yıl sayısını işaretledim
sığırlarını damgalayan çobanlar gibi.Ve orada kullanılan tümcelere de
bir tanıtma işareti kodum,
unutulmasınlar diye yazılan
geçici insanların deyişleri gibi
olsunlar diye onlar da.işçi tulumu içindeki kadının o yıllarda
bir bildiri önünde eğilip söylediklerini,
ve şapkaları enselerinde borsacıların
katipleriyle dün nasıl konuştuklarını,
bu olayların geçtiği yılların
geçiciliği ile damgalandım.Ama bütün bunlara bir şaşırtıcılık verdim,
bunların en bilinenlerine bile hatta.
Bir kimsenin inanmayacağı bir şey gibi döktüm kağıda.
Hiç kimsenin görmemiş olduğu bir şey gibi sundum
bir kapıcının kapıyı çarpmasını donan bir insan yüzüne.
Bu harika dizelerin sahibi.
"Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, aralarındaki uzaklık, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü. insanları bir araya getiren, iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir. Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda, bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar.
Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşılık okların acısı hissedilmez. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise ne sıkıntı vermek ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler."
—Arthur Schopenhauer
Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşılık okların acısı hissedilmez. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise ne sıkıntı vermek ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler."
—Arthur Schopenhauer
Bok gibi şarkı.
Yaklaşık bir yıllık insignia kullanıcısı ve uzun yıllar Opel kullanıcısı olarak kesinlikle insignia diyorum.
D segmentin en konforlu, sağlam ve yol tutuşu iyi olan arabası. Kullanmış olduğu cvt şanzıman kalitesi tartışılmaz bile.
Bu kıyaslamada Renault kalitesinin Opel karşısında, talismanın insignia karşısında pek şansının olduğunu düşünmüyorum.
D segmentin en konforlu, sağlam ve yol tutuşu iyi olan arabası. Kullanmış olduğu cvt şanzıman kalitesi tartışılmaz bile.
Bu kıyaslamada Renault kalitesinin Opel karşısında, talismanın insignia karşısında pek şansının olduğunu düşünmüyorum.
ışık sanılan sabah
göz kapaklarını araladığında
gözleri değil, yalnızlığı uyanıyor önce
bir perde kıpırdıyor
ama rüzgâr bile içeri girmeye çekiniyor
çaydanlık sessiz
ocak suskun
kokusuz bir sabah sızıyor odanın köşesinden
bir kuş sesi düşüyor camdan içeri
ama yankılanmıyor
çünkü duvarlar artık
hiçbir sesi taşımıyor
ayakkabılar hâlâ kapının yanında
ama hiçbir yere gitme niyeti yok onların
çünkü yollar da insanlardan yorulmuş
bir not kâğıdı ilişmiş masaya:
"unuttum."
neyi olduğu yazmıyor
ama her şeyi anlatıyor
ayna bu sabah daha puslu
kendini gösterme isteğini
biraz daha kaybetmiş
elini yüzüne süren biri
sanki yabancı bir yüze dokunur gibi
“bu ben değilim” diyor
ama başka kimse de değil
bir sabah bu
evet, takvim öyle söylüyor
ama yaşamak,
biraz daha ertelenmiş gibi
ve dışarıdan gelen sesler:
bir çocuk, bir martı, bir minibüs…
hepsi başka bir hayatın içinden geçiyor
seninle ilgisi olmayan
ve saat 08:12
bir gün daha başlamış
ama sen hâlâ
dün geceki sessizliğin içindesin
göz kapaklarını araladığında
gözleri değil, yalnızlığı uyanıyor önce
bir perde kıpırdıyor
ama rüzgâr bile içeri girmeye çekiniyor
çaydanlık sessiz
ocak suskun
kokusuz bir sabah sızıyor odanın köşesinden
bir kuş sesi düşüyor camdan içeri
ama yankılanmıyor
çünkü duvarlar artık
hiçbir sesi taşımıyor
ayakkabılar hâlâ kapının yanında
ama hiçbir yere gitme niyeti yok onların
çünkü yollar da insanlardan yorulmuş
bir not kâğıdı ilişmiş masaya:
"unuttum."
neyi olduğu yazmıyor
ama her şeyi anlatıyor
ayna bu sabah daha puslu
kendini gösterme isteğini
biraz daha kaybetmiş
elini yüzüne süren biri
sanki yabancı bir yüze dokunur gibi
“bu ben değilim” diyor
ama başka kimse de değil
bir sabah bu
evet, takvim öyle söylüyor
ama yaşamak,
biraz daha ertelenmiş gibi
ve dışarıdan gelen sesler:
bir çocuk, bir martı, bir minibüs…
hepsi başka bir hayatın içinden geçiyor
seninle ilgisi olmayan
ve saat 08:12
bir gün daha başlamış
ama sen hâlâ
dün geceki sessizliğin içindesin
“Bir oda, bir adam, bir gece”
—-——uyanıyor———
Suskun bir duvar sesiyle uyanıyor biri
bakıyor saatine,
diyor içinden:
"biri beni unutmuş olmalı"
sağında eski bir sandalye
solunda yarım kalmış bir limon çayı
ayak ucunda kırık bir takvim
gökyüzüyle bağı kesilmiş bir kuş gibi
‘sen gelince susuyor bazı eşyalar’
diye mırıldanıyor sessizlik.
Aynaya bakıyor biri
herkes gibi kendi aynasında
biraz başkasını arıyor.
Diyor içinden:
öbür yüzünü unutanlar
gölgesiz kalıyor sabahları
bir çınlama yayılıyor komşusunun camından
sanki biri düşünmeyi unuttu orada,
diyor biri kendi kendine.
ve gece,
Onu da herkes gibi
kendine benzetiyor sonunda.
————zaman daralıyor————
duvarlar nefes alıyor sanki
saksıdaki çiçek solayazmış
Sessiz bir terk ediş gibi,
Diyor biri.
zaman, halının kıyısına sıkışmış
unutulmuş bir mendil kadar yorgun.
bir telefon ışığı yanıp sönüyor,
karanlığa atılmış küçük bir çağrı gibi.
birisi perdeyi aralıyor biraz
ama dışarısı da içeri kadar suskun.
‘bu gece kimse ölmesin’
diyor içinden, biri
çok sessiz,
kırık bir dille.
ve dünya,
biraz daha dönüyor
kimse fark etmeden.
————yalnızlık ağırlaşıyor————
radyoda eski bir şarkı başlıyor
söyleyeni öleli yıllar olmuş.
bir bardak su
yarıya kadar içilmiş
ama susuzluk hâlâ taze.
‘her şey yerli yerinde,
bir tek ben eksildim galiba’
diye geçiriyor içinden biri
cam buğulanıyor içeriden
gökyüzü kendi yüzünü görmeye çalışıyor
bir köpek havlıyor uzakta
belki bir rüya kovalanıyor
ve biri,
bir sigara yakıyor.
Ama duman sevmiyorum
Diyor bir başka biri.
içinde bir uğultu var insanın
ne dursa susmuyor
ne yürüse gitmiyor
Diye düşünüyor.
pencerede gri bir gölge asılı
karşı evin ışığı hâlâ sönmedi
biri daha sabaha çıkmak istemiyor belki
"bu şehirde herkes eksik biraz"
diyor kendi kendine
ağzında sigara değil,
suskunluk yanıyor!
duvara yaslanmış bir çift ayakkabı
kimsenin giymediği bir kaçışa hazır
elleri ceplerinde yürüyenler
aslında ellerini birbirine saklıyor
konuşmuyor kimse
çünkü kelimeler de bıkkın artık.
Ama her sözcük,
dudaktan atlamaya hazır
Biraz da intihara meyilli.
ve o adam — ismini sormadınız hâlâ !
yüzünü dökmüş içinden,
bir daha toplamamaya yeminli
yıldızlar yok bu gece
çünkü herkes perdeyi kapamış çoktan
kimse bakılmak istemiyor artık
yalnızlık diye bir ağırlık var odada
ne kaldırılabiliyor
ne yere bırakılabiliyor
ve dünya,
dönüyor yine
sadece düşmemek için..
——sabah oluyor gece——
perde aralığından sızan ışık
bir suç gibi düşüyor duvara
gölgeler sorgusuz,
ışık bile sorgulanmıyor artık.
biri sandalyesinde yamulmuş oturuyor
hiçbir şeyin tam karşısında değil
ne duvar,
ne pencere,
ne hayat
sırtı dönük dünyaya
kendi omzuna yaslanmaya çalışıyor
ama orası da terk edilmiş çoktan.
‘herkes gidiyor bir yerden’
diyor,
ama ben
Hiçbir yere gelmemiş gibiyim.
gözleri açık
ama baktığı her şey kapalı
zihni, içeriden kilitli bir kapı
ve anahtar
çoktan verilmiş birine.
saat tik tak etmiyor
çünkü zaman burada geçmeye utanıyor
bu oda zamanın da uğramadığı yer artık
radyoda ses yok
birinin gülüşü çalınmış gibi
her şey yerli yerinde
bir tek yaşam eksik
ve dışarıdan geçen ayak sesleri
bir ölü gibi ağır
kimse kimseye varmıyor artık
yalnızlık bu değilse nedir?
kendini bulamadığın odada
kendini tekrar kaybetmeye çalışmak mı
Diye soruyor biri.
———içinde oturulmayan bir beden———
göz kapaklarının ardı
simsiyah bir boşluk şimdi
düşler bile oturmayı reddediyor oraya
aynada bir yüz değil
bir zamanlar insan olmuş bir şekil
çerçevesi var,
hikâyesi yok !
“bir şey olmadan önce de böyleydim”
diyor içinden biri
ama neyin önce
neyin sonra olduğunu bile unutur gibi
kapının tokmağına kimse dokunmuyor artık
çünkü gelen yok
çünkü giden de olmamış aslında
bir ses vardı bir zamanlar
şimdi onun yankısı bile kendine küskün
duvarlar duymazdan geliyor
çünkü duymak bile dinlenmek ister
bir fincan var masada
içi boş
ama en çok o dolu suskunlukla
bir çığlık içilmiş sanki içinden
yorganın altında bir ceset değil
bir hayal yatıyor
üzerine zaman örtülmüş.
ve herkes geçiyor sokaktan
kimse başını çevirmiyor bu pencereye
çünkü herkes biliyor:
orada kendileri oturuyor olabilir..
Biri diyor içinden,
Uzun yaşamak istiyor herkes
Fakat
Yaşlanmak istemiyor kimse.
Yaşlılık diyor biri,
Bağlıyor sımsıkı,
yalnızlığın kemendini
Her ilmek bir ölüm gibi…
görsel
Şiir diyor biri, yalnızlığımın giydiği en güzel elbise.
26.07.2025
—-——uyanıyor———
Suskun bir duvar sesiyle uyanıyor biri
bakıyor saatine,
diyor içinden:
"biri beni unutmuş olmalı"
sağında eski bir sandalye
solunda yarım kalmış bir limon çayı
ayak ucunda kırık bir takvim
gökyüzüyle bağı kesilmiş bir kuş gibi
‘sen gelince susuyor bazı eşyalar’
diye mırıldanıyor sessizlik.
Aynaya bakıyor biri
herkes gibi kendi aynasında
biraz başkasını arıyor.
Diyor içinden:
öbür yüzünü unutanlar
gölgesiz kalıyor sabahları
bir çınlama yayılıyor komşusunun camından
sanki biri düşünmeyi unuttu orada,
diyor biri kendi kendine.
ve gece,
Onu da herkes gibi
kendine benzetiyor sonunda.
————zaman daralıyor————
duvarlar nefes alıyor sanki
saksıdaki çiçek solayazmış
Sessiz bir terk ediş gibi,
Diyor biri.
zaman, halının kıyısına sıkışmış
unutulmuş bir mendil kadar yorgun.
bir telefon ışığı yanıp sönüyor,
karanlığa atılmış küçük bir çağrı gibi.
birisi perdeyi aralıyor biraz
ama dışarısı da içeri kadar suskun.
‘bu gece kimse ölmesin’
diyor içinden, biri
çok sessiz,
kırık bir dille.
ve dünya,
biraz daha dönüyor
kimse fark etmeden.
————yalnızlık ağırlaşıyor————
radyoda eski bir şarkı başlıyor
söyleyeni öleli yıllar olmuş.
bir bardak su
yarıya kadar içilmiş
ama susuzluk hâlâ taze.
‘her şey yerli yerinde,
bir tek ben eksildim galiba’
diye geçiriyor içinden biri
cam buğulanıyor içeriden
gökyüzü kendi yüzünü görmeye çalışıyor
bir köpek havlıyor uzakta
belki bir rüya kovalanıyor
ve biri,
bir sigara yakıyor.
Ama duman sevmiyorum
Diyor bir başka biri.
içinde bir uğultu var insanın
ne dursa susmuyor
ne yürüse gitmiyor
Diye düşünüyor.
pencerede gri bir gölge asılı
karşı evin ışığı hâlâ sönmedi
biri daha sabaha çıkmak istemiyor belki
"bu şehirde herkes eksik biraz"
diyor kendi kendine
ağzında sigara değil,
suskunluk yanıyor!
duvara yaslanmış bir çift ayakkabı
kimsenin giymediği bir kaçışa hazır
elleri ceplerinde yürüyenler
aslında ellerini birbirine saklıyor
konuşmuyor kimse
çünkü kelimeler de bıkkın artık.
Ama her sözcük,
dudaktan atlamaya hazır
Biraz da intihara meyilli.
ve o adam — ismini sormadınız hâlâ !
yüzünü dökmüş içinden,
bir daha toplamamaya yeminli
yıldızlar yok bu gece
çünkü herkes perdeyi kapamış çoktan
kimse bakılmak istemiyor artık
yalnızlık diye bir ağırlık var odada
ne kaldırılabiliyor
ne yere bırakılabiliyor
ve dünya,
dönüyor yine
sadece düşmemek için..
——sabah oluyor gece——
perde aralığından sızan ışık
bir suç gibi düşüyor duvara
gölgeler sorgusuz,
ışık bile sorgulanmıyor artık.
biri sandalyesinde yamulmuş oturuyor
hiçbir şeyin tam karşısında değil
ne duvar,
ne pencere,
ne hayat
sırtı dönük dünyaya
kendi omzuna yaslanmaya çalışıyor
ama orası da terk edilmiş çoktan.
‘herkes gidiyor bir yerden’
diyor,
ama ben
Hiçbir yere gelmemiş gibiyim.
gözleri açık
ama baktığı her şey kapalı
zihni, içeriden kilitli bir kapı
ve anahtar
çoktan verilmiş birine.
saat tik tak etmiyor
çünkü zaman burada geçmeye utanıyor
bu oda zamanın da uğramadığı yer artık
radyoda ses yok
birinin gülüşü çalınmış gibi
her şey yerli yerinde
bir tek yaşam eksik
ve dışarıdan geçen ayak sesleri
bir ölü gibi ağır
kimse kimseye varmıyor artık
yalnızlık bu değilse nedir?
kendini bulamadığın odada
kendini tekrar kaybetmeye çalışmak mı
Diye soruyor biri.
———içinde oturulmayan bir beden———
göz kapaklarının ardı
simsiyah bir boşluk şimdi
düşler bile oturmayı reddediyor oraya
aynada bir yüz değil
bir zamanlar insan olmuş bir şekil
çerçevesi var,
hikâyesi yok !
“bir şey olmadan önce de böyleydim”
diyor içinden biri
ama neyin önce
neyin sonra olduğunu bile unutur gibi
kapının tokmağına kimse dokunmuyor artık
çünkü gelen yok
çünkü giden de olmamış aslında
bir ses vardı bir zamanlar
şimdi onun yankısı bile kendine küskün
duvarlar duymazdan geliyor
çünkü duymak bile dinlenmek ister
bir fincan var masada
içi boş
ama en çok o dolu suskunlukla
bir çığlık içilmiş sanki içinden
yorganın altında bir ceset değil
bir hayal yatıyor
üzerine zaman örtülmüş.
ve herkes geçiyor sokaktan
kimse başını çevirmiyor bu pencereye
çünkü herkes biliyor:
orada kendileri oturuyor olabilir..
Biri diyor içinden,
Uzun yaşamak istiyor herkes
Fakat
Yaşlanmak istemiyor kimse.
Yaşlılık diyor biri,
Bağlıyor sımsıkı,
yalnızlığın kemendini
Her ilmek bir ölüm gibi…
görsel
Şiir diyor biri, yalnızlığımın giydiği en güzel elbise.
26.07.2025
Yıl Dönerken
zamanın eskiyen takviminden
bir yaprak daha düştü usulca.
umutlarımızı ve kırgınlıklarımızı
bir bohça gibi sırtımıza yükleyip
geldik işte buraya.
Ve şimdi…
Gönül verdik,
kalp kırdık,
gönül aldık bazen.
Kalbimiz paramparça oldu belki bazen.
Bazen gönlümüz alındı, iki sihirli sözcükle.
Fakat yaşadık her şeye rağmen.
Geçmez dediğimiz günler geçti,
kaç zifiri gecemiz yine sabah oldu.
En güzel anlarımız
avuçlarımızda sıkıp tutmaya çalıştıkça
kum taneleri gibi kayıp gitti parmak aralarımızdan.
Bir avuç toprağa ektiğimiz
rengârenk çiçekleri sevdiğimize verdik bazımız.
Bazımız, sevdiğimizi bir avuç toprağa verdik…
Bir avuç toprağa ektik gözyaşımızı.
Bir avuç topraktan biçtik ekmeğimizi.
Bir temmuz sıcağında dondu belki içimiz,
soğuk bir ocak sabahında sıcacık oldu gözlerimiz.
Mayısta çiçek açtık bazen,
bir kasım günü yaprak döktük.
Öfkelendik,
üzüldük,
sevindik,
kahkahalar attık bazen ağız dolusu.
Böyledir biraz da her yıl.
Güzel dileklerimizle başlar,
güzel dileklerimizle uçup gider
hiç konmamış gibi avuçlarımıza.
Ama yaşanır şöyle ya da böyle.
Güzel dileklerle başladık şimdi yeni bir yıla.
Bazen güzel şeyler yaşayacak,
bazen üzüleceğiz.
Ama şunu da bileceğiz ki
geçip gidecek.
O yüzden:
Yıllar geçip giderken;
hayatı ertelemediğimiz,
anı dolu dolu yaşadığımız,
çoğunlukla güzel günler geçirdiğimiz,
kötü günlerin üstesinden gelebildiğimiz;
kıymet bildiğimiz,
sevip sevildiğimiz,
sıcacık sarıldığımız,
her anın, her dostun kıymetini bildiğimiz;
farkında olarak yaşadığımız
bir hayat diliyorum
Ve unutmayalım:
Hayat, avuçlarımızda tutmaya çalıştığımız şey değil,
avuçlarımızdan taşıp gidenlerin bıraktığı izdir.
Nice güzel izlere..
zamanın eskiyen takviminden
bir yaprak daha düştü usulca.
umutlarımızı ve kırgınlıklarımızı
bir bohça gibi sırtımıza yükleyip
geldik işte buraya.
Ve şimdi…
Gönül verdik,
kalp kırdık,
gönül aldık bazen.
Kalbimiz paramparça oldu belki bazen.
Bazen gönlümüz alındı, iki sihirli sözcükle.
Fakat yaşadık her şeye rağmen.
Geçmez dediğimiz günler geçti,
kaç zifiri gecemiz yine sabah oldu.
En güzel anlarımız
avuçlarımızda sıkıp tutmaya çalıştıkça
kum taneleri gibi kayıp gitti parmak aralarımızdan.
Bir avuç toprağa ektiğimiz
rengârenk çiçekleri sevdiğimize verdik bazımız.
Bazımız, sevdiğimizi bir avuç toprağa verdik…
Bir avuç toprağa ektik gözyaşımızı.
Bir avuç topraktan biçtik ekmeğimizi.
Bir temmuz sıcağında dondu belki içimiz,
soğuk bir ocak sabahında sıcacık oldu gözlerimiz.
Mayısta çiçek açtık bazen,
bir kasım günü yaprak döktük.
Öfkelendik,
üzüldük,
sevindik,
kahkahalar attık bazen ağız dolusu.
Böyledir biraz da her yıl.
Güzel dileklerimizle başlar,
güzel dileklerimizle uçup gider
hiç konmamış gibi avuçlarımıza.
Ama yaşanır şöyle ya da böyle.
Güzel dileklerle başladık şimdi yeni bir yıla.
Bazen güzel şeyler yaşayacak,
bazen üzüleceğiz.
Ama şunu da bileceğiz ki
geçip gidecek.
O yüzden:
Yıllar geçip giderken;
hayatı ertelemediğimiz,
anı dolu dolu yaşadığımız,
çoğunlukla güzel günler geçirdiğimiz,
kötü günlerin üstesinden gelebildiğimiz;
kıymet bildiğimiz,
sevip sevildiğimiz,
sıcacık sarıldığımız,
her anın, her dostun kıymetini bildiğimiz;
farkında olarak yaşadığımız
bir hayat diliyorum
Ve unutmayalım:
Hayat, avuçlarımızda tutmaya çalıştığımız şey değil,
avuçlarımızdan taşıp gidenlerin bıraktığı izdir.
Nice güzel izlere..
nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
kaybolan ışıkların gözlerim olduğunu ?
her seher yüreğimde açan karanfillerin
her akşam ellerimde sararıp solduğunu,
nereden bileceksin ?
kaybolan ışıkların gözlerim olduğunu ?
her seher yüreğimde açan karanfillerin
her akşam ellerimde sararıp solduğunu,
nereden bileceksin ?
The catfather.
Ölümler, Dönüşümler ve izdüşümler
Bir avuç gövdeyle başlar her sabah !
sabanın izinde ter,
ekmeğin suskun gölgesi.
Düşen her tohum bir dua,
her filiz bir çocuk gibi
ana rahminden doğrulur sabaha.
Zaman,
bir ırmak gibi akar ayak bileklerimizden.
Ne yana dönsek,
bir çağrının esmer sesi:
Gel, diyor,
senin olanı al,
senin olanı bırak.
Kış gelir,
gökyüzü keder gibi yağar çatılarımıza.
Sözcükler susar,
eller sabahın kabuğunda nasır tutar.
Bir çocuğun yüzüyle ısınır soba,
bir annenin sesiyle büyür tohum.
Ama biliriz…
gün olur,
en bereketli tarlayı da
en neşeli türküyü de
bir sessizlik sarar.
Gövdemiz toprağa döner,
adımız rüzgâra.
Ölüm,
bir yorgunluk gibi çöker alnımıza.
Ve toprak ana,
bizi tekrar alır koynuna.
Her şey başa döner:
Bir tohum,
bir çocuk,
bir ağıt.
Bir avuç gövdeyle başlar her sabah !
sabanın izinde ter,
ekmeğin suskun gölgesi.
Düşen her tohum bir dua,
her filiz bir çocuk gibi
ana rahminden doğrulur sabaha.
Zaman,
bir ırmak gibi akar ayak bileklerimizden.
Ne yana dönsek,
bir çağrının esmer sesi:
Gel, diyor,
senin olanı al,
senin olanı bırak.
Kış gelir,
gökyüzü keder gibi yağar çatılarımıza.
Sözcükler susar,
eller sabahın kabuğunda nasır tutar.
Bir çocuğun yüzüyle ısınır soba,
bir annenin sesiyle büyür tohum.
Ama biliriz…
gün olur,
en bereketli tarlayı da
en neşeli türküyü de
bir sessizlik sarar.
Gövdemiz toprağa döner,
adımız rüzgâra.
Ölüm,
bir yorgunluk gibi çöker alnımıza.
Ve toprak ana,
bizi tekrar alır koynuna.
Her şey başa döner:
Bir tohum,
bir çocuk,
bir ağıt.