bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin10
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- gece yarısı çalan telefon7
- ayı saldırınca yapılması gerekenler12
- uysaljakoben21
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- gammaz olmuşum13
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- geceye bir söz bırak3
- aquila bicipite8
- kadınların zeka seviyesi2
- eski dizileri izlemek3
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir4
- ankarada masaj yaptırmak2
- reha muhtar25
- kadınların erkeklerde aradıkları şeyler2
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- bir erkeğin instagram kullanma amacı2
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- daha önce erkeklerle aynı ortamda oturmuş kız2
- çıplak ayakla misafir karşısına çıkmaya utanmak2
- samsun da elektrik akımına kapılan 3 işçinin ölümü2
- minyon kadın siniri5
- kel erkek3
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ona bir şey söyle16
- denize sıfır bir ev sahibi olmak2
- ekşi sözlükte 2 yıldır çaylak olmak2
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- kemal kılıçdaroğlu35
- death2
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- bizim delilere bakayım4
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- gecenin şarkısı4
- gençler iş beğenmiyor3
- rusya'dan nükleer silah tehdidi2
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- ses yakışıklılığı2
- semum3
- pazarda su satmak2
- gocu26
tüm dünyayı sarabilen iletişim ağı
türk giyim/tekstil firması.
basının kirli yüzünü ortaya koyan 1976 tarihli klasik film. faye dunaway ve peter finch bu filmle oscar aldılar.
(bkz: lan)
bayan deri ceketleri muazzam olan türk giyim firması.yanlız bir o kadar da pahalıdır da.
aynı bilgi kaynaklarını paylaşan, çok sayıda iletişim hatlarıyla birbirine bağlı bilgisayar şebekesi... türkçe karşılığı "bilişim ağı" dır.
ağ, şebeke anlamlarını taşıyan, birden çok bilgisayarın aynı grubun içerisinde bulunmasını ifade eden teknik terim. internet, intranet, polnet gibi iç ağları veya küresel ortak ağları da aynı tanımlamayla ifade edebilmekteyiz.
büyük şirketlerin küçük insanın ilişkileri üzerinden para kazanma yolu.
televizyon denilen şeyin ilkel bir analizidir bu 1976 yapımı film. o günden bugüne çok şey değişse de, aslında özünde değişen bir şey olmadığını hatırlatmaktadır.
işten çıkarılacağı için bunalıma giren ve psikolojisi bozulup şaklaban haline dönüşen bir anchorman'in, bir gün itin götüne sokulurken, ertesi gün rating uğruna nasıl kahramanlaştırıldığını hatta peygamberleştirildiğini anlatır. televizyonun halkı nasıl uyuttuğunu yine televizyon ekranındaki şovunda anlatan bu "kızgın peygamber", kanalın sahibi olan şahısla başbaşa süren kısa bir görüşmenin ardından, programında önceden söylediklerinin tam tersini söylemeye başlayınca kanalın ileri gelenlerince ibir kalemde harcanır.
özellikle kanalın sahibi ile kızgın peygamber arasında geçen diyalog kapitalizme giriş dersi niteliğindedir. şöyle bir şeydir: *
--spoiler tehlikesi--
Arthur Jensen: You have meddled with the primal forces of nature, Mr. Beale, and I won't have it! Is that clear? You think you've merely stopped a business deal. That is not the case! The Arabs have taken billions of dollars out of this country, and now they must put it back! It is ebb and flow, tidal gravity! It is ecological balance! You are an old man who thinks in terms of nations and peoples. There are no nations. There are no peoples. There are no Russians. There are no Arabs. There are no third worlds. There is no West. There is only one holistic system of systems, one vast and immane, interwoven, interacting, multivariate, multinational dominion of dollars. Petro-dollars, electro-dollars, multi-dollars, reichmarks, rins, rubles, pounds, and shekels. It is the international system of currency which determines the totality of life on this planet. That is the natural order of things today. That is the atomic and subatomic and galactic structure of things today! And YOU have meddled with the primal forces of nature, and YOU...WILL...ATONE!
Am I getting through to you, Mr. Beale? You get up on your little twenty-one inch screen and howl about America and democracy. There is no America. There is no democracy. There is only IBM, and ITT, and AT&T, and DuPont, Dow, Union Carbide, and Exxon. Those *are* the nations of the world today. What do you think the Russians talk about in their councils of state, Karl Marx? They get out their linear programming charts, statistical decision theories, minimax solutions, and compute the price-cost probabilities of their transactions and investments, just like we do. We no longer live in a world of nations and ideologies, Mr. Beale. The world is a college of corporations, inexorably determined by the immutable bylaws of business. The world is a business, Mr. Beale. It has been since man crawled out of the slime. And our children will live, Mr. Beale, to see that . . . perfect world . . . in which there's no war or famine, oppression or brutality. One vast and ecumenical holding company, for whom all men will work to serve a common profit, in which all men will hold a share of stock. All necessities provided, all anxieties tranquilized, all boredom amused. And I have chosen you, Mr. Beale, to preach this evangel.
Howard Beale: Why me?
Arthur Jensen: Because you're on television, dummy. Sixty million people watch you every night of the week, Monday through Friday.
Howard Beale: I have seen the face of God.
Arthur Jensen: You just might be right, Mr. Beale.
--spoiler tehlikesi--
işten çıkarılacağı için bunalıma giren ve psikolojisi bozulup şaklaban haline dönüşen bir anchorman'in, bir gün itin götüne sokulurken, ertesi gün rating uğruna nasıl kahramanlaştırıldığını hatta peygamberleştirildiğini anlatır. televizyonun halkı nasıl uyuttuğunu yine televizyon ekranındaki şovunda anlatan bu "kızgın peygamber", kanalın sahibi olan şahısla başbaşa süren kısa bir görüşmenin ardından, programında önceden söylediklerinin tam tersini söylemeye başlayınca kanalın ileri gelenlerince ibir kalemde harcanır.
özellikle kanalın sahibi ile kızgın peygamber arasında geçen diyalog kapitalizme giriş dersi niteliğindedir. şöyle bir şeydir: *
--spoiler tehlikesi--
Arthur Jensen: You have meddled with the primal forces of nature, Mr. Beale, and I won't have it! Is that clear? You think you've merely stopped a business deal. That is not the case! The Arabs have taken billions of dollars out of this country, and now they must put it back! It is ebb and flow, tidal gravity! It is ecological balance! You are an old man who thinks in terms of nations and peoples. There are no nations. There are no peoples. There are no Russians. There are no Arabs. There are no third worlds. There is no West. There is only one holistic system of systems, one vast and immane, interwoven, interacting, multivariate, multinational dominion of dollars. Petro-dollars, electro-dollars, multi-dollars, reichmarks, rins, rubles, pounds, and shekels. It is the international system of currency which determines the totality of life on this planet. That is the natural order of things today. That is the atomic and subatomic and galactic structure of things today! And YOU have meddled with the primal forces of nature, and YOU...WILL...ATONE!
Am I getting through to you, Mr. Beale? You get up on your little twenty-one inch screen and howl about America and democracy. There is no America. There is no democracy. There is only IBM, and ITT, and AT&T, and DuPont, Dow, Union Carbide, and Exxon. Those *are* the nations of the world today. What do you think the Russians talk about in their councils of state, Karl Marx? They get out their linear programming charts, statistical decision theories, minimax solutions, and compute the price-cost probabilities of their transactions and investments, just like we do. We no longer live in a world of nations and ideologies, Mr. Beale. The world is a college of corporations, inexorably determined by the immutable bylaws of business. The world is a business, Mr. Beale. It has been since man crawled out of the slime. And our children will live, Mr. Beale, to see that . . . perfect world . . . in which there's no war or famine, oppression or brutality. One vast and ecumenical holding company, for whom all men will work to serve a common profit, in which all men will hold a share of stock. All necessities provided, all anxieties tranquilized, all boredom amused. And I have chosen you, Mr. Beale, to preach this evangel.
Howard Beale: Why me?
Arthur Jensen: Because you're on television, dummy. Sixty million people watch you every night of the week, Monday through Friday.
Howard Beale: I have seen the face of God.
Arthur Jensen: You just might be right, Mr. Beale.
--spoiler tehlikesi--
yetmiş milyon bizi izliyor klişesi bu filmde de vardı.
son gunlerde guzel ulkemde almis basini gitmis bir acilim furyasini sonu nereye varacak diye izlerken, ilgimi ceken bir olagan supheli marka. zira markanin web sitesini ziyaret ettiginizde karsilastiginiz 'yeni acilimlarla kendini zenginlestiren' ifadesiyle isin gorundugunden cok daha organize oldugunu goruyorsunuz. zaten bunu, katalog cekimlerinde tarik menguc'e benzerligi ile dikkat ceken bir manken abinin kullanilmis olmasindan mutevellit cok daha once anlamaliydim. anladigim bir baska sey de insan bunyesinin ortak kullanilmis bir kelimeden ancak bu kadar hipotez uretebilecegi. evet...
''I Am Mad As Hell and I Am Not Going To Take it Anymore'' sözünü bizlere kazandırmış filmdir.
gelmiş geçmiş en iyi medya tahlili yapan filmdir, an itibariyle ımdb top 250 de 215.dir.
internet üzerinden yapılan bir iş kolu olarak da kullanılmaktadır. örnek: http://www.omuzomuzakazanc.tr.gg
Manken olarak tam bir tarzanı seçmiş olan giyim markası.
hakkında bu kadar az şey yazıldığına hayret ettiğim film. uludağ sözlük yazarları nasıl gözden kaçırmış aklım almadı. tv sektörünü müthiş analiz edip, harika tespitlerle teşhislerle izleyiciye sıkmadan anlatan 76 tarihli bu film, bugün bile televizyonculuğu müthiş bir şekilde tanımlamaktadır.
kurgu ile gerçekliğin birbirine en yakın olduğu filmlerin başında yer almaktadır. durumu kavrayabilmeniz veya hatırlayabilmeniz açısından filmin kırılma noktasının diyalogları tekrarları kesilmiş haliyle Howard Beale den geliyor;
--spoiler--
Size işlerin kötü olduğunu söylememe gerek yok. Bunu herkes biliyor. Bu bir çöküş. Herkesin işe ihtiyacı var. işten atılmaktan öyle korkuyorlar ki. Bir dolar bir nikel değerinde. Bankalar batıyor. Dükkân sahipleri tezgâh altında silah saklıyorlar. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Ve bunun bir sonu yok. Soluduğumuz havanın yararı yok, yediğimiz yiyeceklerin de. Oturmuş televizyonu seyrederken bugün on beş cinayetin ve altmış üç suçun işlendiği söyleniyor. Sanki çok normalmiş gibi! işlerin kötü gittiğini biliyoruz. Kötüden de beter. Herkes delirmiş! Her yerde, her şeyde öyle bir delilik var ki, artık dışarı çıkamıyoruz. Evimizde oturuyor ve giderek daha küçük dünyalar yaratıyoruz. Ve diyoruz ki: "Lütfen, hiç olmazsa beni oturma odamda rahat bırakın. Televizyonum, tost makinem, başka bir şey istemiyorum. Ve hiçbir şey de söylemeyeceğim. Sadece bizi yalnız bırakın." Ama ben sizi yalnız bırakmayacağım. Sizin delirmenizi istiyorum! Protesto etmenizi, isyan etmenizi kongre üyelerine yazmanızı istemiyorum, çünkü size ne yazmanızı söyleyeceğim, bilmiyorum. Çöküş ile, enflasyon ile, Ruslar ve sokakta işlenen suçlar hakkında ne yapacağımı bilmiyorum! Tek bildiğim, ilk önce kızmalısınız! "Ben bir insanım. Hayatımın değeri var." demelisiniz! Şimdi, sizden ayağa kalkmanızı istiyorum. Hepiniz sandalyelerinizden kalkın. Şimdi ayağa kalkıp, pencereye doğru yürümenizi istiyorum. Pencereyi açın,kafanızı dışarı çıkarın ve bağırın. "Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanamayacağım." Bir şeylerin değişmesi lâzım." Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanmayacağım!" diye bağırmalısınız. Ondan sonra; enflasyon hakkında, buhran hakkında, petrol krizi hakkında ne yapacağımıza bakarız.
--spoiler--
not: aynısı bu ortama da yazayım ki ortaya şurdan çalıntı entry havalarına girmesin. gece gece bulunduğum ortamlara kopyalamayı ilke edindiğim diyalogtur. dünü anlattığı gibi bugünü de hatta geleceği de anlatır. sonuçta düzen denilen uyuşturucunun itaat mekanizması budur.
--spoiler--
Size işlerin kötü olduğunu söylememe gerek yok. Bunu herkes biliyor. Bu bir çöküş. Herkesin işe ihtiyacı var. işten atılmaktan öyle korkuyorlar ki. Bir dolar bir nikel değerinde. Bankalar batıyor. Dükkân sahipleri tezgâh altında silah saklıyorlar. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Ve bunun bir sonu yok. Soluduğumuz havanın yararı yok, yediğimiz yiyeceklerin de. Oturmuş televizyonu seyrederken bugün on beş cinayetin ve altmış üç suçun işlendiği söyleniyor. Sanki çok normalmiş gibi! işlerin kötü gittiğini biliyoruz. Kötüden de beter. Herkes delirmiş! Her yerde, her şeyde öyle bir delilik var ki, artık dışarı çıkamıyoruz. Evimizde oturuyor ve giderek daha küçük dünyalar yaratıyoruz. Ve diyoruz ki: "Lütfen, hiç olmazsa beni oturma odamda rahat bırakın. Televizyonum, tost makinem, başka bir şey istemiyorum. Ve hiçbir şey de söylemeyeceğim. Sadece bizi yalnız bırakın." Ama ben sizi yalnız bırakmayacağım. Sizin delirmenizi istiyorum! Protesto etmenizi, isyan etmenizi kongre üyelerine yazmanızı istemiyorum, çünkü size ne yazmanızı söyleyeceğim, bilmiyorum. Çöküş ile, enflasyon ile, Ruslar ve sokakta işlenen suçlar hakkında ne yapacağımı bilmiyorum! Tek bildiğim, ilk önce kızmalısınız! "Ben bir insanım. Hayatımın değeri var." demelisiniz! Şimdi, sizden ayağa kalkmanızı istiyorum. Hepiniz sandalyelerinizden kalkın. Şimdi ayağa kalkıp, pencereye doğru yürümenizi istiyorum. Pencereyi açın,kafanızı dışarı çıkarın ve bağırın. "Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanamayacağım." Bir şeylerin değişmesi lâzım." Çok kızgınım ve buna daha fazla dayanmayacağım!" diye bağırmalısınız. Ondan sonra; enflasyon hakkında, buhran hakkında, petrol krizi hakkında ne yapacağımıza bakarız.
--spoiler--
not: aynısı bu ortama da yazayım ki ortaya şurdan çalıntı entry havalarına girmesin. gece gece bulunduğum ortamlara kopyalamayı ilke edindiğim diyalogtur. dünü anlattığı gibi bugünü de hatta geleceği de anlatır. sonuçta düzen denilen uyuşturucunun itaat mekanizması budur.
tv sevmiyor ve etrafınızdakilerin de bu sevdadan vazgeçmelerini istiyorsanız işte bu film doğru film! *
ingilizce ağ anlamına gelen sözcük.
marka bu işte dedirttiren kalaiteli ürünleri olan tekstil firması.
sanki özel terzime verdiğim ölçüler sonucunda bana özel olarak kıyafetler diktiğine ciddi anlamda inanacağım kılık kıyafet markası.*
http://www.youtube.com/watch?v=jVYy5Lrgpoo
network 2012 ilkbahar/yaz koleksiyonunun tv reklamında çalan parça dinledikçe beni benden almaktadır. Lakin kimin söylediğini bir türlü bulamamaktayım.
network 2012 ilkbahar/yaz koleksiyonunun tv reklamında çalan parça dinledikçe beni benden almaktadır. Lakin kimin söylediğini bir türlü bulamamaktayım.
Gerçekten çok güzel ve pahalı ürünleri olan marka.
Işe başladığım zaman burdan giyinicem. Ceketleri çok güzel...
Işe başladığım zaman burdan giyinicem. Ceketleri çok güzel...
sidney lumet'in yönettiği, hayvani senaryosu ve müthiş oyunculuklarıyla o sene en iyi film dahil 4 dalda oscar kazanmış, medyanın iğrenç dünyasını müthiş bir dille ayar manyağı yapan film.
paul thomas anderson'a göre tüm zamanların en iyi filmlerinden biri. 12 angry men, dog day afternoon gibi mükemmel işler yapmış yönetmen sidney lumet'in ustalığı bir yana, bu senaryoyu kim yazmış lan böyle denilip bakıldığında Paddy Chayefsky ismi ile karşılaşıyoruz ki 3 defa en iyi senaryo dalında oscar kazanmış, aşmış bir herif.
taxi driver'ın elinden o sene oscarı kapmasına hala üzgün olsam da, en azından bunu anlayabiliyorum.
paul thomas anderson'a göre tüm zamanların en iyi filmlerinden biri. 12 angry men, dog day afternoon gibi mükemmel işler yapmış yönetmen sidney lumet'in ustalığı bir yana, bu senaryoyu kim yazmış lan böyle denilip bakıldığında Paddy Chayefsky ismi ile karşılaşıyoruz ki 3 defa en iyi senaryo dalında oscar kazanmış, aşmış bir herif.
taxi driver'ın elinden o sene oscarı kapmasına hala üzgün olsam da, en azından bunu anlayabiliyorum.
güncel Önemli Başlıklar
