bugün
- sözlük erkeklerinin bicepsleri69
- duanın bir şeye yaramaması18
- izmirbeyefendisi'nin yakışıklı olması11
- neden 50 tane arap devleti var8
- akşamki tantana15
- saatlerce sözlükte gezip entry girmeyen yazar7
- fon vurgunu47
- bugün uyuyakalmışım11
- 21 ekim dünya diyarbakırlılar günü3
- 9 5 çalışan ipneler12
- fransa da kısmi sokağa çıkma yasağının uzatılması6
- sözlük kızlarının pek azgın olması3
- karın seni çok üzüyor diyen metres3
- terlikle döven anne13
- cenazende kötü bilirdik denmesi12
- yan sen derdine benden ala mal yok yine sana9
- karısını aldatan yazarlar4
- müşekkel3
- güne yulaf ezmesi ve kahve ile başlamak4
- türküm doğruyum çalışkanım16
- arap neferler9
- açtığınız başlığa entry girilmemesi7
- sözlükten bir yazarın cenazesine gitmek4
- aykirikadin2
- bismillahirahmanirahim2
- fatma betül sayan kaya17
- uludede ile camiye gitmek5
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı22
- ideal koca4
- hesabını gizleyen erkek yazar8
- kürtaj hak mıdır sorunsalı2
- alevilerin camiye gitmemesi3
- türkiye libya anlaşmasının yunanistan da yankısı3
- uludağ sözlük ün insana hiçbir şey kazandırmaması16
- umreye giden arkadaş2
- evlenilecek kıza ayak fetişisti olduğunu söylemek2
- gammazların gizli hesapları görebilmesi6
- poğaça yiyen kız6
- dolarla sigarasini yakan ogrenci3
- evliliğin süper bir şey olması5
- ayak fetişi istemeyen kadından boşanılır mı2
- sözlük yazarlarının şekerleri2
- kargaların insanları fişlemesi5
- kokoreç10
- köftenin insandan çok güven vermesi5
- özlale'nin fon krizinde gönüllü iade eleştirisi7
- bir kaplumbağanın acele işi olması4
- sözlük yazarlarının tatlıları18
- from gold'un bicepsleri11
- kalktı mı diye mesaj atan kız2
sabah gazetesi okuru olmak için en önemli nedenlerden biriydi ancak 11 kasım 2006 tarihinde yazdığı yazı ile 20 yıldır yazmakta olduğu gazeteden ayrılacağını belirtmiş , buruk bir tad bırakmıstır yüreklerde ..
Bana müsaade...
Kendi koyduğum başlığı kendim garipsedim:
"Bana müsaade..."
Dört ay daha dişimi sıksam dolu dolu yirmi yılı geride bırakacağım gazetenin en eski yazarı ben olduğum için "müsaade" istemek garibime gitti belki de...
Neredeyse elime doğmuş sayılan SABAH'taki konukluğum çoktan sona erdiği gibi ev sahipliğim bile eskimişti.
ilk "merhaba" yazısını yazdığım gazeteden geriye neredeyse kimse kalmamış, kurucu patronu bile gitmişti.
Zaman hızlı ve hoyrat akıyordu.
Zamanın içinde hem eskiyor, hem biriktiriyoruz...
Bir yandan o zamanla birlikte akıyor, bir yandan da zamanın akışını gözlüyoruz.
Hem o geçip gitmiş zamana anılarımızla bağlıyız, hem de "kaybolmuş bir zamanın" artık epey yabancısıyız.
Tanpınar'ın söylediği gibi:
"Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında..."
Gene de bu "yekpare ve geniş an"ı, SABAH'taki yıllarıma bakarak çok da fazla örselemeden parçalarına ayırmaya çabaladım.
Bizim gibi ülkelerde medya, siyasal iktidar kavgalarının hem arenası, hem de kontrol kulesi olduğu için gözlerimin önünden epeyce hatıra geçti.
Turgut Özal Türkiyesi'nin yaramaz çocuğu olarak başlayan, tabu yıkıcılıkla devam eden, 28 Şubat cuntacıları karşısında hazin bir şekilde ezikleşen, bu ezikliğin karşılığını para olarak almaya çalışırken iflas kayalıklarına çarpan bir serüvenin yer aldığı bir dönem albümü önüme konmuş gibi oluverdi...
Seksenli yıllar...
Doksanlı yıllar...
iki binli yıllar...
Yazının özgürlükle koklaşıp kısrak gibi koştuğu mutlu zamanları da yaşadık...
Haftada dört ile başlayan yazı macerasının, demokrasiden yana çıkmanın bir cilvesi olarak tek güne kadar indiği zamanları da gördük... Oksijensizliğin boğduğu bir ortamda bir yıllık terki diyarı da...
Bazılarının şimdiki davranışlarıyla, baskıcı dönemlerde benimsedikleri rolleri birarada düşündüğümde hınzır bir gülümseme yerleşiyor yüzüme.
Belki bir gün o dönemleri daha derinlemesine konuşuruz.
Huzurlu ve özgür olduğum dönemlerin, huzursuz ve baskı altındaki dönemlerinden fersah fersah ilerde olduğunu da söylemeliyim...
Ama yazının özgürlüğü peşinde koştukça görünen ve görünmeyen faturalar ödediğimi de vurgulamalıyım.
Aslında bir bilanço yapmak kolay değil.
Aynı gazetede yirmi sene çalışınca "iyi"ler ve "kötü"ler alabildiğine, bazen iç içe girerek birikiyor.
Gazetenin şimdiki binası çok öncelerde Şişe ve Cam Fabrikası'nın genel müdürlüğüydü... Bu binada o dönemler planlama uzmanı olarak bir süre çalışmıştım... O zaman üniversiteye gitmek için "müsaade" istemiştim... Şimdi gene aynı binadan ikinci kez "müsaade" istemekteyim...
Gene de SABAH'a "bana müsaade" demek garip geliyor... Çünkü ev sahipliğim bile eskidi...
Belki de müsaade istemem bundandır...
Otuz dört yaşında geldiğim gazeteden elli üç yaşında izin isterken dilimden Tanpınar düşmüyor:
"Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında"
Allahaısmarladık...
Bir gün yeniden görüşmek ümidiyle...
Bana müsaade...
Kendi koyduğum başlığı kendim garipsedim:
"Bana müsaade..."
Dört ay daha dişimi sıksam dolu dolu yirmi yılı geride bırakacağım gazetenin en eski yazarı ben olduğum için "müsaade" istemek garibime gitti belki de...
Neredeyse elime doğmuş sayılan SABAH'taki konukluğum çoktan sona erdiği gibi ev sahipliğim bile eskimişti.
ilk "merhaba" yazısını yazdığım gazeteden geriye neredeyse kimse kalmamış, kurucu patronu bile gitmişti.
Zaman hızlı ve hoyrat akıyordu.
Zamanın içinde hem eskiyor, hem biriktiriyoruz...
Bir yandan o zamanla birlikte akıyor, bir yandan da zamanın akışını gözlüyoruz.
Hem o geçip gitmiş zamana anılarımızla bağlıyız, hem de "kaybolmuş bir zamanın" artık epey yabancısıyız.
Tanpınar'ın söylediği gibi:
"Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında..."
Gene de bu "yekpare ve geniş an"ı, SABAH'taki yıllarıma bakarak çok da fazla örselemeden parçalarına ayırmaya çabaladım.
Bizim gibi ülkelerde medya, siyasal iktidar kavgalarının hem arenası, hem de kontrol kulesi olduğu için gözlerimin önünden epeyce hatıra geçti.
Turgut Özal Türkiyesi'nin yaramaz çocuğu olarak başlayan, tabu yıkıcılıkla devam eden, 28 Şubat cuntacıları karşısında hazin bir şekilde ezikleşen, bu ezikliğin karşılığını para olarak almaya çalışırken iflas kayalıklarına çarpan bir serüvenin yer aldığı bir dönem albümü önüme konmuş gibi oluverdi...
Seksenli yıllar...
Doksanlı yıllar...
iki binli yıllar...
Yazının özgürlükle koklaşıp kısrak gibi koştuğu mutlu zamanları da yaşadık...
Haftada dört ile başlayan yazı macerasının, demokrasiden yana çıkmanın bir cilvesi olarak tek güne kadar indiği zamanları da gördük... Oksijensizliğin boğduğu bir ortamda bir yıllık terki diyarı da...
Bazılarının şimdiki davranışlarıyla, baskıcı dönemlerde benimsedikleri rolleri birarada düşündüğümde hınzır bir gülümseme yerleşiyor yüzüme.
Belki bir gün o dönemleri daha derinlemesine konuşuruz.
Huzurlu ve özgür olduğum dönemlerin, huzursuz ve baskı altındaki dönemlerinden fersah fersah ilerde olduğunu da söylemeliyim...
Ama yazının özgürlüğü peşinde koştukça görünen ve görünmeyen faturalar ödediğimi de vurgulamalıyım.
Aslında bir bilanço yapmak kolay değil.
Aynı gazetede yirmi sene çalışınca "iyi"ler ve "kötü"ler alabildiğine, bazen iç içe girerek birikiyor.
Gazetenin şimdiki binası çok öncelerde Şişe ve Cam Fabrikası'nın genel müdürlüğüydü... Bu binada o dönemler planlama uzmanı olarak bir süre çalışmıştım... O zaman üniversiteye gitmek için "müsaade" istemiştim... Şimdi gene aynı binadan ikinci kez "müsaade" istemekteyim...
Gene de SABAH'a "bana müsaade" demek garip geliyor... Çünkü ev sahipliğim bile eskidi...
Belki de müsaade istemem bundandır...
Otuz dört yaşında geldiğim gazeteden elli üç yaşında izin isterken dilimden Tanpınar düşmüyor:
"Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında"
Allahaısmarladık...
Bir gün yeniden görüşmek ümidiyle...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar