1. 1.
    türkçeye saklı diye çevrilen, yönetmenliğini Michael Haneke'nin yaptığı, başrollerinde
    Daniel Auteuil* ve Juliette Binoche'nin oynadığı 2005 yapımı izlenesi, başarılı film.
    1 ... cikarinbeniburdan
  2. 2.
    haneke den oldukça çarpıcı ve herzamanki gibi rahatsız edici,bir küçük burjuva eleştirisi
    ... panapa
  3. 3.
    işleme verimi artırmak için ortak kullanılan talimatları veya dataları tamponlayan,yüksek hızlı prosesör hafızası.
    ... lilith
  4. 4.
    soykırım bireysel bir suç değildir..hanekenin usta yönetmenliğiyle oyuncularının yarattığı eser çıkarılacak ders çok, hafifçe sinirler gerilir belki kendine gelinir
    1 ... compassrose
  5. 5.
    türk sinema eleştirmenleri tarafından yılın filmi seçilen filmdir.fazlasıyla da haketmiştir.paranoya, ırkçılık, pişmanlık üzerine harika bir filmdir.
    2 ... illegal
  6. 6.
    işlemcilerin hemen yanı başındaki önbellek, bi nevi ram niteliğinde.
    ... armyy
  7. 7.
    bildiğin (bkz: keş).
    ... armyy
  8. 8.
    ırkçılığı, burjuvayı metaforlar üzerinden günümüz çağdaş insanını tasvir etmek açısından çok güzel işlemiştir. ama kişileri olayları bir metafor olmaktan öte, yalın karakterler olarak görürsk altı birazcık boş kalır ve bir abartmışlık hakim olur. her ne yönüyle izlenirse izlensin, çok etkileyici görüntüleri, sahneleri vardır. ve film sona erdiğinde "uyanmış" izlenimine kapılırsınız. (hanekenin sabit kamera tarzından hoşlanmayanlar gerçekten uyumuş da olabilirler.)
    1 ... kahvekremasi
  9. 9.
    Zor filmlerin yönetmeni Michael Haneke'den yine zor bir film. Yine kendine has sinema diliyle, farklı konulara farklı pencerelerden bakan klasik bir Haneke filmi diyebiliriz "Saklı" için. Haneke bu filmiyle bizlere alışılmışın dışına çıkarıyor, bu açıdan özgün film arayanlara da duyurulur.

    Yaratıcı senaryosu, izleyiciyi içerisine alan kurgusu ve sakin gözüken atmosferiyle bambaşka bir film "Saklı". Belki izledikten sonra herkes kendisinin içlerinde sakladıklarını hatırlayacak ya da hatırlamak istemeyecek...

    Oyunculukların filme katkısı çok büyük. Binoche ve Auteuil'in performansları çok başarılı. Ayrıca filmde Haneke müzik koymamış. Sakin, bol diyaloglu, mat renklerin hakim olduğu, çok doğal ve insanın iç yapısına yolculuk yaptıran bir film. Politik ve sosyal eleştirileri de cabası... Tüm izleyenlere farklı bir deneyim sunuyor.

    - Spoiler -

    Film, dışarıdan mutlu gibi gözüken ama birbirinden kopuk, tüm aile fertlerinin aslında kendi yaşamını sürdüğü bir aileye, gönderilenin bilinmediği kasetlerle başlıyor. Bu bakıma Lynch'in "Lost Highway" filmini anımsatıyor fakat; filmin anlatmak istedikleri açısından baktığımızda bu filmle pek de benzer bir tarafı yok. Aile, aslında dışarıdan mükemmel gibi gözüken bir hayat sürüyor-belli bir kariyer sahibi baba, iyi bir anne, ev ziyaretine gelen dostlar ve sosyal bir çocuk- ama hayatları hiç de gözüktüğü gibi değil. Zamanla bu gönderenin belirsiz olduğu kasetler her geçen gün ürkütücülüğünü artırıyor aile üzerinde ve tabi ki de her dakika izleyici üzerinde etkisi artıyor. Film izleyici adeta filmin içerisine sokuyor, olayları karakterlerle birlikte yaşatıyor. Baba Georges'un nasıl bir karaktere sahip olduğunu sokakta bisikletli siyahi adamla yaşadığı tartışmayla anlıyoruz. Ayrıca buradan kasetlerin ve gönderilen resimlerin Georges üzerindeki etkisini anlayabiliyoruz. Bu kasetler Goerges'u eski yaşadığı yere, annesinin yanına gitmesini sağlıyor. Gittiğinde annesinin hasta olduğunu görür ve o bunu bilmemektedir. Çünkü, onun tek düze ve fazla zamanı olmayan bir hayatı vardır, annesiyle bile ilgilenmeyen bir hayatı... Kasetler daha sonra ise onu, çocukluğundan tanıdığı Majid'le karşı karşıya getirir. Bu kasetler Georges'un bilinçaltına, beyninde saklı kalmış yerlere götürür. Cezayirli Majid'i sebepsiz yere küçüklüğünde evden attırmıştır ve kötü bir hayata adım atmasına yöneltmiştir. Yıllardan sonra gördüğü Majid'i kasetleri göndermesiyle suçlar, o ise haberi olmadığını söyler. Georges burada da ırkçı bir tavırla ve saldırganlıkla o modern toplum insanından çıkar ve ona tehditler savurur. Georges'un gözünden Majid'i evden attırdığı günü izleriz. Majid onun gözüne bir canavar görünümüyle gözükür. Bu da Georges'un içinde bulunduğu toplum yapısını açıklar. Tek Georges'un değil, dünyanın birçok yerinden bulunan batı-doğu çatışması gözler önüne serilir. Kötü bir hayat süren Majid'i o kültür-kariyer sahibi Georges'tan daha insancıl görürüz. Daha sonra Majid'in intiharı ortaya çıkar. Bu hiç beklenilmeyen anda gelen intihar, izleyici üzerinde onun hemen yanında bulunan Georges kadar etki yaratır. Bu sahne beni en fazla etkileyen sahneler arasına girdi. Bu intiharın devamında Georges'un üzerinden kısa bir zaman geçmesi sonucunda hayatına devam etmesi, tıpkı telefonla konuşurken televizyonda savaş ve dünyadaki kötü olayları gösteren haber programına gözlerinin ucuyla bakmadıkları gibidir. Her zaman etrafımızda, dünyamızda kötü olaylar olup giderken hiçbirimiz umursamayız. Majid'in intiharından sonra onun oğluyla konuşan Georges çok tedirgin ve ona kendisini rahat bırakmasını söyler. Georges her zamanki hayatına devam etse de kafasının içerisine sakladığı vicdanı onu hiçbir zaman rahat bırakmayacaktır. Majid'in oğlu babasının zor durumda olmasına rağmen kendisini çok iyi yetiştirdiğini belirtir, burada da akıllara Georges'un oğlu gelir. Eve bir gece gelmeyeceğini ailesine haber bile vermemiş, annesinin babasını aldattığı düşünen, ailesiyle iletişim sorunu olan oğlu... Başta birbirlerine güvenen mutlu bir çift olarak gözüken Georges ve Anne aradan zaman geçtikten sonra birbirlerine güven duymadıklarını ve birbirlerine ne kadar uzak olduklarını onlarda farkına varıyorlar. Georges, filmin sonlarına yaklaşırken, çırılçıplak, perdeleri örtüp, kendisini dış dünyadan soyutlayıp yatağına giriyor. Belki de hiç yapmadığı bir şeyi yaptıklarını düşünmeye, sorgulamaya koyuluyor. Filmin son sekansında da Majid'in oğluyla Georges'un oğlunu konuşurken görürüz. Filmin sonunda kasetin kimin gönderdiğini halen merak ediyorsanız Haneke size seslenememiş demektir ama; bunun çok da önemli olmadığını ve filmin anlatmak istediklerini yorumlamışsanız Haneke size seslenebilmiş demektir.
    5 ... kadir503
  10. 10.
    Kişinin kendinden "başka"ya olan tahammülsüzlüğü, hoşgörüsüzlüğü ve onun da bir insan olduğunu düşünerek ona karşı bir sevgi besleyememesi ve doğal olarak empati kuramamasını ve de böylelikle oluşan bir çok problemden biri olan ırkçılığı ele almış gayet başarılı bir film. Özellikle de Macit'in kendini öldürdükten sonra bile Georges'un hala onu suçlamaya devam etmesi, onun düşündüğü gibi artık Macit'in onun için bir tehdit unsuru olmasının mümkün olmadığı ve Georges'un yaptıkları yüzünden canına kıymışken bile, nasıl bencilce kendi penceresinden bakmaya devam ettiğini çok iyi göstermiş. insanoğlunun karanlık taraflarından birini oldukça iyi işlemiş, yine filmde izlenen haberlerde de sürekli milletler arası çatışma haberlerinin daha doğrusu güçlü tarafın güçsüzü ezdiği haberlerin yer alıyor olması da bu açıdan oldukça manidardı. Ve eğer bu ailenin toplumdaki ailelerin bir prototipi olduğunu varsayarsak, aile fertleri arasındaki iletişimin sorunlu olduğu ve birbirlerine güvensiz oldukları da aşikar.

    Bu filmde Haneke'nin tarzını sevdiğimi söylemeliyim; çok çok ağır ilerleyen bir tempoda, içsel çalkantılar gibi psikolojik unsurları da gayet güzel somutlaştırdığı gibi aynı zamanda gerilimi de hep üst düzeyde tutmayı başarmış. Ve tabii ki sonunda "farklı" bir hareket bekleyenler için hayal kırıklığı olmuş olabilir ama zaten verilmek istenen bütün filme çok iyi yayılarak verilmiş. izlediğim ilk filmi olduğu için oldukça farklı bir tarzı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tıpkı Dogville'i izlediğimde Trier için düşündüğüm gibi. Yanlış anlaşılmaz umarım tarzlarının benzer olduğunu söylemek değil niyetim, amacım farklılığını açıkça hissettirdikleri sıradan olandan kolaylıkla ayrılan bambaşka tarzlarının olduğu.
    6 ... november76