bugün

/636
bencil olmaktır.
sadece aşkın önemlidir.
gerisi tefarruattır.
sonradan anlaşılanmış. oysa ki hiç kaybetmemek için sımsıkı sarınılan değil, azad ettikten sonra buluşulanmış. boğarcasına yaklaşılan değil, teğet geçilenmiş. yaş ilerledikçe, dertler ve sıkıntılar değiştikçe, bakışı da değişiyor insanın. şarkılar bir başka geliyor kulağa, doğan güneşe farklı bakıyorsun. temiz havayı ciğerlerine çekerken anlıyorsun yaşadığını. ve hatırlandıkça anımsıyorsun sevildiğini. başka tenlerde başka başka şekillerde aramanın manası yok. aşk ulan işte, bir tane oluyor. onu da kaybettiğinde, kendini de kaybediyorsun. tüm çaban aşkı bulmak değil aslında; kendini bulmak. her bulduğunu zannettiğinde bir kez daha kaybolursun. başkasından duyduğun her güzel kelime seni kendinden biraz daha uzaklaştırıyor. ötekileşiyorsun. sen de aslında o kaybolup giden dünyada kayboluyorsun; bir daha hiç bulunamayacaksın, bilmiyorsun.

gerçekten kirli olan bu dünyada her geçen gün biraz daha kirlenenlere, bizlere...
en zor bulunan en zor başlayan en zor biten, katlanilmasi en zor acidir aşk. aşk zordur.
Gereksizdir. Çok gereksiz, aptal, biten, hayır bi'dakka burnum falan uzamadı sen sus !
özünde şehvetin süslenmiş püslenmiş halinden başka bir şey olmayan şu dünya tarihinin en abartılmış kavramı.
bazen tavsiye edilmeyen, bazen tavsiye edilesi, hem şahane hem boktan birşey.
pervanenin ateşle dansı gibidir aşk. yaklaştıkça daha güzel ama daha tehlikelidir. döner pervane. döner döner ateşin etrafında. giderek yaklaşır, her dönüş bir merhale daha yaklaştırır ateşe. işte aşktır o hem imkansız hem can yakan. en sonunda çember daralır, çember daraltıkça cazibesi de artar, en sonunda dayanamaz pervane atar kendine ateşe. işte kendini ateşe atan mıdır aşık, ateş midir bilinmez. ama pervane yanmıştır, bitmiştir, kül olmuştur. ateş ise hala yanar, hala yanar, kim bilir daha kaç pervane gelip etrafında dönecektir bilinmez.
Beklemek şimdi hiç duymayan birine,
Dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız.
Peki ya umut?
Şimdi hiç görmeyen birine,
Gök kuşağını anlatmak kadar zor ve imkansız..

gibi..
genellikle fiyaskodur.
kendi dışında her şeyi daha anlamlı kılan his. şiirler anlamlı gelir, filmler daha güzeldir, şarkılar daha içten..

(bkz: işte öyle bir şey)
"ezginin günlüğü" dinlettirir...

daha önce dinlenmemiş güzel şarkı varsa, dinleyip haber verilmesi gereken insana, "bak bir de ... varmış, dinlemediğimiz" demek için. evet bu saatte...
eski zaman masalı. masallarda kalan ve hevesin aşk sanıldığı günümüze yakışmayan tutku. ait olduğu hikayelerde kalsın ve daha fazla tükenmesin.
aşk bazen, üzerinde "itiniz" yazan bir kapıyı, çekerek açmakta inat etmektir.
tam ben artık odunlaştım kimseye karşı bişey hissedemem ohh kafam da rahat mis gibi diye düşünürken bi gülücüğün arkasına saklanmış sinsi şeytan.
aşk edebiyat gibidir. tanımlaması zordur. ancak bana aşkı tanımla deseler:

-aşk; kusursuzu aramaktır, derdim.
tanrının bi mucizesi.
Zamanla Nefret etmeye başladığım duygu Birikimidir.
tam dersin aşık olmayacağım artık insanlardan nefret ediyorum diye biri gelir seni tamamen kendine bağlar. öyle olursun ki onun için her şeyi yapabilecek düzeye gelirsin o da aynı şeyleri sana hissediyorsa al sana mutlu son...
bugün ne olduğunu yeniden öğrendiğim şeydir. beni sarhoş ediyor sözlük. gülüşüyle, gözleriyle, benleriyle... ve yakından daha yakışıklı.*

düdüt: keşke bunları o da bilse.
aşk, hormonların tavrıdır. nedense seratonin bu tavra ayak uyduramaz.
ilk bulduğunda inanırsın.. sonrası yalandır!
rakı içirtici.
sevgilim doğruyu söylediğine yemin ederse, ona inanırım. yalan söylediğini bildiğim halde inanırım ona çünkü aşk bunu gerektir.

william shakespeare
genelde karşı cinse duyulan bir histir. zamanının çoğunu o kişiye ayırır ve gerçeğine henüz şahsen rastlanmayan durumdur.
+ peki ya aşk?
- fazla abartılıyor..biyokimyasal olarak fazla çikolata yemekten bir farkı yok..
© copyright 2005 - 2026