bugün

/636
bilimsel olarak aşk denilen şeyin yine beynin sistemsel bir hormon sıralamasından başka bir şey olmadığı aşikardır. beyin, karşı cinsin bir tür sinyalini alıp, onunla çiftleştiğinde maksimum özelliklerde birey üretebileceğini algılar ve bu yönde etkiler gösterir' diyor bilimci abilerimiz.kanaatimce de öyledir.
(bkz: isviçreli bilim adamları)
(bkz: belgelerle geldim)
canı çekiyor insanın ama bir de kilo aldırmasa.
üç harfli pek çok şey gibi o da insanın içinden gelir.

(bkz: çiş)
(bkz: bok)
(bkz: ter)
özetlemiş büyük insan.
https://www.youtube.com/watch?v=CR-UGi601hI&feature=relatedhttps://www.youtube.com/watch?v=CR-UGi601hI&feature=related
ingiltere kralı 8. edward ve wallis simpson'u yaşadıkları ve birbirleri için yaptıkları fedakarlıklar bu duygunun büyüklüğünü tarif etmek için yeterlidir.
ensenden buz parçasının bırakıldığını düşün, kuyruk sokumuna kadar gider de insanın içini ürpertir ya işte öyle bir heyecandan ve duygudan bahsediyorum, ben bunun adına aşk diyorum.
güzel bir hastalık.
vahşet aşkın ilk cümlesidir yeğen.
öküzlerle yaşanmaması tavsiye edilir.
galiba canıma susadığım bu yüzden özlediğim ve eksikliğini hissettiğim tarifsiz gerizekalı bir şey.
genelde karaktersiz ve niteliksiz insanlara bulaştırır, ama olsun geçmiştir artık.
iki ayrı ruhun ortak melodisi.
https://www.youtube.com/watch?v=BshjXd8DGDQ
kurgusu şöyledir:

kadın ve adam...biri diane chambers havalarında gibi, diğeri ise sanki sam malone triplerinde (ama değil). sıradan sayılmayacak bir tanışma faslının ardından aslında birbirlerine çok benzeyip de zıt gibi gözüken bu iki insan arasında çekim başlar. ki bu sanki kaçınılmazdır, doğanın gereğidir. kadın, pek çok kadın gibi, aykırı* bir insana aşık olmaktan kendini alıkoyamamıştır. önceleri kadının aşık olmak gibi bir niyeti yokken, neticede aşık (gibi birşey) oluvermiştir işte. adam james bond edasıyla ardına bakmadan gitmiştir.

sahne i : tanışma faslı, fonda seni kendime sakladım çalmaktadır.
kadın: şu konudaki görüşüne katılıyorum, bıdı bıdı.
adam: sağol, ben de senin şu konudaki görüşüne katılıyorum, falan filan.

sohbet ilerler. bir içtenlik, bir sıcaklık ve açık sözlülük söz konusudur. zerre kadar yozlaşmışlık, yavşaklık belirtisi yoktur. her şey güzel ve özeldir.

sahne ii: muhabbetin koyusu, fonda paradise city çalmaktadır.
adam kadına kendi hayatıyla ilgili içten itiraflarda bulunur. kadın düşünmektedir:"acaba herkese mi bunları söylüyor, yoksa ben özel miyim? aman, ne fark eder, bunu niye düşünüyorum ki?"

derken karşılıklı olarak paylaşılmazları paylaşmalar, aşırı duygusallıktan hoşlanılmadığını belli etmeler, özgürlüğe, samimiyete, mutluluğa ve akla yapılan övgüler. her iki tarafta da bir bağlanmaktan kaçma, aşık olmak istememe, mantığa dayanma arzusu ve çabası, ve başarıya, işe olan aşk söz konusu iken:

adam düşünmektedir:"akıllı biri, istediğim gibi mi? hmmm."
kadın düşünür: "zeki bir adam, evet."

sahne iii: dert paylaşımları, fonda billie jean çalmaktadır.
adam: yaa, böyle böyle bir sorunum var...
kadın: ne yapsak da çözsek, şöyle olabilir mi? bla bla bla. (yavrum, çok açık sözlü, kendine güveni tam belli ki)
adam: teşekkür ederim. şu durumda şu olabilir. (bebişe bak, çok iyi niyetli)

gelişen olaylar, güzel paylaşımlar, çok özel anlar ama bir türlü konuşulamayan bir şeyler. onları tutan bir şeyler vardır, noksan olan nedir?

sahne iv: davetler, fonda plug in baby çalmaktadır.
adam: bu akşam benimle şuraya gelir misin? (evet dese ne güzel olur, bebeğimi görsem yine, güzel işte)
kadın: maalesef işim var da, yok yorgunum da, şu var da, bu var da bıdı bıdı. (keşke işim olmasaydı da yanında olsaydım, yakışıklı değil ama çok sevimli, lakin ben ona karşı çok yoğun bir şey hissetmiyorum şu an)
adam: peki. (bu da mı kaprisli? hiç işim olmaz)

araya giren minik bir soğukluk evresi. hani birbirlerine hiç darılmayacaklardı? hani sahiplenmek, kıskanmak, bağlanmak, aşık olmak yoktu?

sahne v: dansa davet, fonda california dreamin' çalmaktadır.
kadın: bugün şurada olacağım, gelmek ister misin?
adam: uykum var, bugün çok yoruldum. (cesur kızmış, davet edebiliyor, ama “bana bağlanma, senin için tutku olmayayım” dedi, şimdi bu ne menem iştir, ben onun için tutku oldum. umarım kimse bu akşam ona sarılamaz. )
kadın: peki peki. iyi uyu. (kıyamam, yanına kedi gibi kıvrılsam da ben de seninle uyusam, ulen ne düşünüyorum ben? aşık olamam, olmamalıyım. acı bu, aptallık. devamı gelmez ki. olsun yine de dizlerinin dibine kıvrılıp uyusam, ses çıkarmadan öylece kala kalsak ne güzel olurdu)
adam: teşekkürler. (keşke beraber uyusaydık, ben bu kadını istiyorum)

sahne vi: soğuk bir kavuşma daha, fonda düşmedim daha çalmaktadır.
adam: soğuksun, ukala gözüküyorsun. (üzerindeki ne kadar yakışmış, tam sevdiğim renk, bayıldım)
kadın: bugün beni anladığını sanmıyorum. (kafam karışık, ne yapacağımı bilemiyorum, mantıktan sapmak istemiyorum ve gerçekten sana karşı olan duygularım bir ilişkiye başlayacak kadar yoğun değil, acaba seni istiyor muyum? anlasana be, anlasana, öyle kapılıp gidemem, bir sürü sorumluluğum var. ben kendimden başkasını düşünmem.)

yine de sarılırlar.
kadın düşünmektedir: kalsam...
adamın düşünce balonu: keşke kalsa.

biraz konuşup ayrılırlar. soğuk rüzgarlar artmıştır.

sahne vii: aşık değilim, fonda bir kadın çizeceksin çalmaktadır.
adam: seni özledim.
kadın: ben de seni özledim. ama beni tutan şeyleri biliyorsun, sana aşık değilim.
adam: ee? (bu kız da sapıtmaya başladı, ben de sinirlenmeye başladım)
kadın: (konuyu değiştirir) şöyle bir şey var biliyor musun?
adam: (kırmaz, konuşmaya devam eder) evet, ben böyle düşünüyorum.
kadın: benden ne bekliyorsun?
adam: hiçbir şey canım, hiçbir şey, bana karşı hiçbir yükümlülüğün yok.

sahne viii: üçüncü kişiler, fonda somebody else’s lover çalmaktadır, hemen değiştirilir, artık karışmasın kimseler çalmaktadır.
adam: filanca bugün bana böyle yaptı.
kadın: sen de şöyle yap, hem belki o böyle düşünmüştür. (yazık üzmüşler)

“kanka” muhabbeti başlar.

bir gün adam kadını arar:
adam: sen nerdesin? o müzik ne? ne yapıyorsunuz siz bakiim orda?
kadın: ehuhehe. yok ya, yoldayım. sana geliyorum. (kıyamam ya, kimbilir neyi ne sandı, çok tatlı)

sarılırlar. kadın düşünür:” keşke hep böyle kalsak. seni seviyorum.”

çeşitli gelgitler. ortada fol yok yumurta yok. kadın yine aşık değil, adam hiç değil. üçüncü kişiler devreye girmiş, kimse ne hissettiğini bilmiyor.

sahne viii: son kavuşma, fonda wild world çalmaktadır.
soğuk bir sarılma, hatta sarılma bile sayılmaz.
adam: kendine iyi bak.
kadın: sen de. (kal dese, sus dese, dinle dese, seni seviyorum dese, yine eskisi gibi olsa, onu istediğimi bilse. yaa çok tatlı, çook. özelsin, sadece sensin desem, gerçekleri anlatsam bir biir)

önceleri adamın ilgisi, ve elinde olan ve olmayan sebeplerle adamın ilgisini bir nevi reddeden kadın, ardından ilgiyi kaybeden adam, ve yapabileceği hiçbir şey kalmayan iki insan… parantez içinde kalan tüm cümleler yüz yüze söylense de bir şey değişir miydi, kadının ya da adamın zaman zaman çelişkili tavırları affedilir miydi bilinmez.

istek mi kötüdür? sonunda ne mi oldu? mutlu son mu? sanmıyorum. geriye acı, ve çok güzel anılar kaldığı söyleniyor. onları tutan bir şeyler var, nedir ne değildir, bu da kurguda gizli. kurgu sağ olsun. keşke hep sarılsalar. fakat bitmiş midir?

kadın karışıklığı ile kalmış. kendine göre nedenleri, çiğneyemeyeceği yeminleri, ödenecek manevi borçları var. bir de kendinin dahi bilmedikleri. yine de kadın gücü elden bırakmazmış, nedense yükseliyormuş. adamsa…

pişmanlık ve tasa yok, güzel anlar var diyorlar. kadın hala bülbül gibi şakıyormuş, ve çok çok güzelmiş, heykel gibi dimdik duruyormuş. kadın kendinden kaçmış. yazdan aniden kışa geçmek gibi bir şey hissetse de güzel tebessümü hala yüzünde imiş. son duruma göre adam kadına “uygun değiliz” demiş. kadın kendini tercih etmiş. bir de fonda keep me hangin on duyuluyormuş.

not: ilham kaynaklarıma teşekkürler.

edit: işte aşk böyle bir şeydir, iki ucu boklu değnektir. lakin hazzı harikadır.
meğer aşk kısa filmmiş, öngörüymüş efendim, ben bunu gördüm, duydum.
zamansız gelir, mahveder insanı. aşka inanmazdım, karşılıklı ihtiyaçlara inanırdım ama yanılmışım, aşk varmış ve bugün benim de kapımı çalmış. valla karar veremiyorum güzel mi kötü mü bunu zaman gösterecek ama mutluyum lan. hayatımın aşkını buldum 5 dakikada. normalde ben kızlarla iletişimlerimde biraz geride durum fazla toplara girmem bugün gelen bence dünyanın güzel kızı bu huyumu bildiğinden midir nedir, beni çözmek için gayet çaba harcadı ve ben de, tehlikeli toplara hiç girmeyen ben de çözüldüm.

sonuçta ooff ooff #13204625
aşk.
aşk canımı çok yaktın, ağladım, güldüm, kaybettiğimi sandığımda yeniden karşılaştım, sonunda daima hüsran.
inanıyorum yinede sana. inanıyorum benim aradığımı sunacaksın bana.
gözyaşlarımın tadının mutluluğun tadı oduğu, mutluluktan ağladığım günleri getireceksin yaşamıma.
bana gülümsemeni bekliyorum aşk, sabırsızca bir sabırla.
Aşk o kadar çok saldırdın ki bana akın akın sevdalar ile neredeyse bütün taktiklerini biliyorum senden nasıl korunacağım konusunda bilgiliyim ancak bir şey varki, sen benim hayatımı manalı yapan, canımı acıtsanda siyah beyaz dünyama renk kadar tek şeysin tek kötü tarafın hep tek yanlı olman. Seni istemiyorum hayatımda ancak sensizde yapamıyorum sana bağımlı oldum aşık olmaya aşık oldum. Yok benim derdimin bir çaresi. Sadece seni hissetmediğim zamanlarda rahata eriyorum anca o anlarda kör kuyularda, karanlıkta, merdivensiz kalıyorum.
(bkz: ey aşk nerdesin)
(bkz: allah belanı versin)
aşk,

lütfen siktir git!
ilk lisede karşıma çıkmışdı. avradımın kokusunu bana akşamları evlere ayrılırken verdiği kravatıyla sağlayan ben, erkenden uyuyarak gelmesini beklediğim sabah.. aptal gibiydim.. belki de benim için aşkı saygı değer üstadımız "müzeyyen ablam"ın her yerde sen herşey de sen şarkısı özetliyor.
Aşk yaşadığım sıralarda yaşadığım için çok mutlu olduğum birşey. Ancak devamında insan kazık yiyince de bir o kadar koyuyor.

Düşününce aşkı bir kalıba oturtamıyorsun aslında. Nedir, ne değildir diye. Psikolojik bir durum bana kalırsa. insan kendini sevmeye mecbur hissediyor olsa gerek. Tabi kendine göre bazı kriterleri yani sevdiği ve sevmediği şeylere göre de o hissi duyabileceği insanlar sınırlanıyor. Ve bu geçen süreçte de birine tutulabiliyor insan uygun birini buldumu. Yada bulduğunu zannettiğinde diyelim.

Dünya da ki en güzel şeylerden biri. Ama en çok acı verebilenide belkide. Gerçi üstünden uzun zaman geçtiği için acı bölümünü attım üstümden de işte yeniden aşk tanımını kavrayabileceğim veya yineleyebileceğim birine rastlamak daha nasip olmadı.

Sonuç olarak diyebileceğim son şey "Aşkta mantığınızı kalp seviyesinde tutun." Yoksa iş yaş oluyor...
onun be ta mına koyayım çok afedersin sözlük :(

(bkz: üzgünüm lan)
inancımı yavaş yavaş yitirdiğim duygucuk.
Aşk bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur.
aşk dediğin tek hece

ağlatır gündüz gece
© copyright 2005 - 2026