bugün

/400
Ankara'ya ne zaman gitsem güzel bi kız gördüğümde;
"ankaranın taşına bak" diye espri yaparım.
hoş mu ? bence hoş değil. espri bayat bi kere.
ankara adı kara her haliyle güzel'dir.
hamamönüne gittiğinizde sanki az ötede deniz varmış hissi verir insana.
dünya çocuklarının başgenti.
kapalı havasının yanında, güneşsiz ama mavi bir gökyüzüne de sahipse, sevilir işte zaman zaman..
şu an kamerayı koyup, hiçbir görsel efekt eklemeden korku filmi çekebileceğiniz şehir.
griden sarıya dönen şehrimiz. öyle bir fırtına var ki, karşı apartmanın çatısından parça kopartıp onu da evin camına isabet ettirip cam parçalayan cinsten. seni sever her bahtı kara, ankara.
Artık ona sadece gri ,sarı, kapalı,kasvetli denmesini istemediğim şehirdir. Oysa mavi bir güneşle ne de güzel oluyor,biraz fark etmeye başlayınca.

Mutluluğu,hava durumuna baglamak, ne kadar acı aslında..!
griydi. şu saatler sarı. hala güzel.
bozkır havasının ciğerleri açtığı gerçeğine bakınırsa yaşamak için iyi bir yer.
(bkz: sis atma miko)
dışarı çıkmanızla saçlarınızın arasına giren ağaç dalları ile dallanıp budaklanmanıza ve ara sıra suratınıza çarpan ot çöp ile resmen bir dilek ağacına dönüştüğünüz şehir.

senin karlı hallerine laf eden ağzıma sıçayım. özür dilerim ankara. dur yalvarırım, yeter!
Mersin'in sıcağından kaçıp Ankara'nın soğuk havasında kendime geleyim düşüncesiyle kendimi kollarına attığım şehir, zıkkım gibi sıcak iki gündür. Şu anki kıyamet havası da neyin nesi, bilmiyorum. Rüzgarın ıslık çalması biliyorum ki güzelliğimden değil. Yağmur değil, çamur yağacak muhtemelen ve SGK'nın içindeyim, herkes kravatlı. Resmiyetten ölmek üzere olan insanlar tanıdım iki gündür.

Ankara, lütfen pazartesiye kadar yağmursuz, soğuğa yakın bir havayla kal. Geçsin şu halin. Anlaşın Mikail'le.
ankara'da an itibari ile havadan afrika'daki kardeşlerimizin ter kokuları olsun, parfüm kokuları olsun gibi şeyleri solumaktayız. Afrika'ya gidemedik ancak Afrika bize geldi.
an itibariyle havanın sarı olduğu şehrimiz.
griydi boktandı, şimdi daha bi boktan oldu. mesai bitene kadar kesilse bari rüzgar, uçuruyor adamı.
çayyolunda rüzgarın sayesinde tenekeden oluşan güvenlik kulübesinin filmlerdeki patlama sahnelerini aratmayacak şekilde parçalandığı ve dışarı çıkıp zıplama gafletinde bulunup amuda kalktığım şehir.
avrupa üzerinde en küçük raylı sisteme sahip başkent olabilir araştırılırsa.
çöplerin saat 20:00 ile 00:00 arasında ağaç diplerine, sokaklara bırakıldığı şehirdir. saat 00:00'dan sonra ulaşımın sadece taksiyle sağlandığı şehir. unutuyordum nerdeyse. bir de başkenttir kendileri. başkente bak çay demle! diyeceğim o bile olmuyor be hafız!
bi' şeylere kızdı yine. fena esiyor.
memur kenti diye lakabı vardır. fakat çok güzel bir o kadar da soğuk olan ilimizdir.
çok garip şehir. birsürü anımın ilk kaynağı oldu üniversiteye gelmemle. o değil de sevgilimden ayrıldıktan sonraki ilk memleketten ankara'ya dönüşümde "lan ben şimdi napıcam." falan demiştim, "beni kim karşılayacak?" gibi sorular sikelemişti beynimi. ama insan alışıyor her şeye, zamanla, ya da alıştığını sanıyor ya da alıştığına alışıyor. olmadı di mi? çok kötüyüm bu aralar sözlük.
aşk yaşamak başkaymış diyorlar. "acıları, ayrılıkları yaşamak, hatırlamak nasıl olurdu acaba?" diye düşündüğüm şehir.
işkenceyle birlikte yaşama sevincidir.
ankara ruhsuz fakat guzel bir kadin gibidir. seversin ama asik olamassin, duzenine okadar alismissindir ki vazgecemessin, terkedemessin.
© copyright 2005 - 2026