bugün
- türk kızlarının keko adam sevmesi14
- geri zekalı demek hakaret mi17
- asla dolandırılmayan insanların sırrı12
- seküler ile muhafazakar türklerin ortak noktaları3
- penis boyu takıntısı12
- pazara gidip kiraz çilek kayısı almak6
- şişman kızla sevgili olan erkek14
- sertleşecek yazarlar veritabanı4
- seni onaracağım diyen kadın10
- marmaris datça yolu9
- çankaya belediyesi ne operasyon6
- sözlüğün ayık kafayla çekilmemesi6
- her şeye sarımsak koyan insan7
- sevgilinin sürekli eski sevgiliyi anlatması4
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler11
- amarika'ya gidip pornolarda oynamak4
- hayat kalitesini düşüren şeyler10
- arkeoloji vs tarih6
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi15
- small3
- kadına göbeğin yakıştığı gerçeği5
- evlenilecek insanın önce ailesine bakmak6
- parliament3
- keko erkek hanım hanımcık kız ilişkisi2
- sevgili4
- ağırlık çalışmak5
- meloni tarafından yönetilmek2
- ingiltere milli futbol takımı2
- evlenmek için para biriktirmek6
- seks'in icadı4
- arjantin milli futbol takımı6
- cevabı bilinmeyen sorular10
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası6
- kocan böyle sikebiliyo mu sorusuna verilecek cevap4
- aylık 215 bin lira geliri olan adamı reddeden kız5
- eksilenince evdeki her şeyi kırıp balkondan atmak4
- 10 temmuz 2026 ispanya belçika maçı11
- işe gitmek2
- başını almak4
- bekarlığın dezavantajları2
- selam sözlük2
- plasebo etkisi4
- san sebastian cheesecake2
- kaka yapmak4
- bu devirde evlenen enayi erkek4
- honda accord4
- sözlükte sizi kim tanıyor26
- karşılıklı artılaşmak3
- gençler iş beğenmiyor3
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız26
sevdiği entry'ler
Bütün günler birbirine benzediği zaman insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar.
tıpkı Belçika'nın büyük bölümü gibi toprakları, deniz seviyesinin altında olan bir ülkedir.
görsel
https://www.dha.com.tr/du...i-yakalandi/haber-1632764
https://tr.sputniknews.co...m_campaign=URL_shortening
görsel
https://www.dha.com.tr/du...i-yakalandi/haber-1632764
https://tr.sputniknews.co...m_campaign=URL_shortening
insanız işte. Ne yaşarsak yaşayalım kötü de olsa iyi de olsa özleriz bir şekilde. Yeri gelir kapımızın önündeki kediyi özleriz. Bazen köşe başında oturan teyzeyi özleriz. En kötüsü de o zamandaki mutluluğumuzu özleriz. Kendimizi özleriz. Şuan nefret ettiğimiz ne varsa gün gelir onu da özleriz.
(bkz: etat de siege)
(bkz: no)
(bkz: amores perros)
(bkz: tambien la lluvia)
(bkz: el secreto de sus ojos)
(bkz: medianeras)
güzel bir şeylere denk geldikçe ekleyeceğim.
(bkz: isveç sineması/#37480196)
(bkz: no)
(bkz: amores perros)
(bkz: tambien la lluvia)
(bkz: el secreto de sus ojos)
(bkz: medianeras)
güzel bir şeylere denk geldikçe ekleyeceğim.
(bkz: isveç sineması/#37480196)
ingiltere'de bir araştırma yapılmış, halkın yüzde 45'i Auschwitz'i bilmiyormuş!
Aynı araştırma Türkiye'de yapılsa, acaba bilmeyenlerin oranı yüzde 90 gibi 'Türkiye için makul' bir düzeyde kalır mı, yoksa yüzde 98 ile yüzde 99 aralığını mı zorlar, merak ettim.
Bu tür haberler Türk basınında yer almazlar.
Çünkü 'kaçırılan kız Zeynep'in kaç kere düdüklendiği' çok daha önemlidir; bir de, Türk basını Auschwitz'i kendisi bilmez ki halkın bilmediğini bilsin!
Tövbe, bizim gazeteci, geziyle meziyle beleşe gittiyse Krakow taraflarına (cebinden para harcamaz!), Auschwitz'i bilir ama ondan hepi topu üç kilometre uzakta, asıl büyük toplama kampı olan Birkenau'yu bilmez. Çünkü 'programda' yoktur ve politikacıyla birlikte bir an önce otele dönülecektir.
Bendeniz münevver bir adam değilim... Olsaydım, size Auschwitz'i çok daha başka anlatırdım.
Malumatfuruş olduğum için, hiçbir anlam ve önem taşımayan kendi izlenimlerimi aktarırım ancak...
ingiliz halkının yarıya yakını adını bile duymamış... Bendeniz Birkenau'da, hani filmlerde gördüğünüz, altından tren geçen şu ünlü nizamiye kapısının üst katında, yiyişen Amerikalı kızla oğlan gördüm.
Münevver olsaydım, 'ne güzel, altı milyon Yahudi'nin öldürüldüğü yerde hayat herşeye rağmen devam ediyor, geçmişin kötü anıları unutulmuş' derdim belki... Olmadığım için, çok kızmıştım kızla oğlanı gördüğümde.
Çünkü bizim hanımla birlikte Auschwitz'in ayakta kalmış tek gaz odasından yeni çıkmıştık ve ikimizin de suratı lağım gibiydi.
Yahudiler'in anadan doğma soyulduğu, saçlarının, koltukaltı ve apışarası kıllarının kesildiği, kollarına dövmeyle numaralarının işlendiği bloku da müzenin kafeteryası yapmışlar! Ayaküstü yediğimiz yemek boğazımıza dizildi.
Siz hiç, boğazına takıp sürüklemek ve fırına atmak üzere özel yapılmış 'ceset kancası' gördünüz mü?
Belki münevver bir adam olsaydım size bazı barakaların yanıbaşına çekilmiş ceset arabalarını da anlatırdım, sabahları 'içtimalarda' bir önceki gece ölenleri toplamak üzere yapılmış, siz içini iskelet benzeri üstüste cesetlerle kafanızda doldururdunuz...
Malumatfuruş olduğum için, barakaların kokusu hiç aklımdan çıkmıyor.
Aradan altmış yıl geçmiş, koku çıkmamış çünkü... Ölü kokusu, irin kokusu, dışkı kokusu, kadınlar barakasında adet kanı kokusu, açlık kokusu... Önemsiz bir ayrıntı. Duvarlarda da şablonla yazılmış yazılar, solmuş ama, duruyorlar: Wassertrinken verboten!... Eine Laus, dein Tod!
O gece uyku uyuyamadım. Ertesi gece de uyuyamadım. Daha ertesi gece de uyuyamadım.
Siz, ünlü Doktor Mengele'nin mekanı olan 11 numaralı blokta, deneklerin kanı rahatça aksın diye 'teşrih masasının' üzerine açılmış kan oluklarını bilir misiniz?
Varşova'dan taksi tuttum gittim günübirlik gidiş dönüş sekiz yüz kilometre yolu, onları görebilmek için. ingiliz halkının yarıya yakını Auschwitz'i bilmiyormuş. Ben Türkiye'de Auschwitz'i bilmeyen Yahudi tanıdım yahu, siz ne diyorsunuz?
Ayağımın ucuyla toprağı eşeleyip bebek patiği buldum ben orada. Evet, dikenli tel kalıntılarının arasında, birkaç aylık bir bebek patiği teki... Tetanostan korktuğum için alıp saklayamadım. Odada mı gazlanıp sonradan yakılmıştır, yoksa bir SS neferi tarafından minicik bacaklarından tutulup bir ağaca çarpa çarpa mı öldürülmüştür, bilemem.
Yaşım tutmadığı, o savaşa katılıp en az bir Alman faşisti öldüremediğim için üzgünüm.
Ama bizim burada, ilk karşıma çıktığında ağzını burnunu kıracağım bir Türk faşisti var, onu bilirim.
engin ardic
Aynı araştırma Türkiye'de yapılsa, acaba bilmeyenlerin oranı yüzde 90 gibi 'Türkiye için makul' bir düzeyde kalır mı, yoksa yüzde 98 ile yüzde 99 aralığını mı zorlar, merak ettim.
Bu tür haberler Türk basınında yer almazlar.
Çünkü 'kaçırılan kız Zeynep'in kaç kere düdüklendiği' çok daha önemlidir; bir de, Türk basını Auschwitz'i kendisi bilmez ki halkın bilmediğini bilsin!
Tövbe, bizim gazeteci, geziyle meziyle beleşe gittiyse Krakow taraflarına (cebinden para harcamaz!), Auschwitz'i bilir ama ondan hepi topu üç kilometre uzakta, asıl büyük toplama kampı olan Birkenau'yu bilmez. Çünkü 'programda' yoktur ve politikacıyla birlikte bir an önce otele dönülecektir.
Bendeniz münevver bir adam değilim... Olsaydım, size Auschwitz'i çok daha başka anlatırdım.
Malumatfuruş olduğum için, hiçbir anlam ve önem taşımayan kendi izlenimlerimi aktarırım ancak...
ingiliz halkının yarıya yakını adını bile duymamış... Bendeniz Birkenau'da, hani filmlerde gördüğünüz, altından tren geçen şu ünlü nizamiye kapısının üst katında, yiyişen Amerikalı kızla oğlan gördüm.
Münevver olsaydım, 'ne güzel, altı milyon Yahudi'nin öldürüldüğü yerde hayat herşeye rağmen devam ediyor, geçmişin kötü anıları unutulmuş' derdim belki... Olmadığım için, çok kızmıştım kızla oğlanı gördüğümde.
Çünkü bizim hanımla birlikte Auschwitz'in ayakta kalmış tek gaz odasından yeni çıkmıştık ve ikimizin de suratı lağım gibiydi.
Yahudiler'in anadan doğma soyulduğu, saçlarının, koltukaltı ve apışarası kıllarının kesildiği, kollarına dövmeyle numaralarının işlendiği bloku da müzenin kafeteryası yapmışlar! Ayaküstü yediğimiz yemek boğazımıza dizildi.
Siz hiç, boğazına takıp sürüklemek ve fırına atmak üzere özel yapılmış 'ceset kancası' gördünüz mü?
Belki münevver bir adam olsaydım size bazı barakaların yanıbaşına çekilmiş ceset arabalarını da anlatırdım, sabahları 'içtimalarda' bir önceki gece ölenleri toplamak üzere yapılmış, siz içini iskelet benzeri üstüste cesetlerle kafanızda doldururdunuz...
Malumatfuruş olduğum için, barakaların kokusu hiç aklımdan çıkmıyor.
Aradan altmış yıl geçmiş, koku çıkmamış çünkü... Ölü kokusu, irin kokusu, dışkı kokusu, kadınlar barakasında adet kanı kokusu, açlık kokusu... Önemsiz bir ayrıntı. Duvarlarda da şablonla yazılmış yazılar, solmuş ama, duruyorlar: Wassertrinken verboten!... Eine Laus, dein Tod!
O gece uyku uyuyamadım. Ertesi gece de uyuyamadım. Daha ertesi gece de uyuyamadım.
Siz, ünlü Doktor Mengele'nin mekanı olan 11 numaralı blokta, deneklerin kanı rahatça aksın diye 'teşrih masasının' üzerine açılmış kan oluklarını bilir misiniz?
Varşova'dan taksi tuttum gittim günübirlik gidiş dönüş sekiz yüz kilometre yolu, onları görebilmek için. ingiliz halkının yarıya yakını Auschwitz'i bilmiyormuş. Ben Türkiye'de Auschwitz'i bilmeyen Yahudi tanıdım yahu, siz ne diyorsunuz?
Ayağımın ucuyla toprağı eşeleyip bebek patiği buldum ben orada. Evet, dikenli tel kalıntılarının arasında, birkaç aylık bir bebek patiği teki... Tetanostan korktuğum için alıp saklayamadım. Odada mı gazlanıp sonradan yakılmıştır, yoksa bir SS neferi tarafından minicik bacaklarından tutulup bir ağaca çarpa çarpa mı öldürülmüştür, bilemem.
Yaşım tutmadığı, o savaşa katılıp en az bir Alman faşisti öldüremediğim için üzgünüm.
Ama bizim burada, ilk karşıma çıktığında ağzını burnunu kıracağım bir Türk faşisti var, onu bilirim.
engin ardic
Auschwitz'e getirilen mahkumların kollarına bir seri rakamdan ya da harften oluşan bir damga vuruluyordu. Bunlar her bir mahkumun kimlik numarasıydı. Fakat bu numaraları biraz daha yakından inceleyince, işin altında dehşetli bir sistemin olduğu ortaya çıkıyor. Kola damgalanan bu "kod"un, hatta bilişim terminolojisiyle söylersek, bu "unique id"nin yapısı, mahkumun sıra numarasını, hangi etnik gruba ya da Nazilerin hoşlanmadığı hangi sınıfa dahil olduğunu, nereye sevk edildiğini aynı anda gösteriyor. Böyle bir kod sistemini elle yürütmek neredeyse imkansız.
Bu kodlar, dönemin bilişim devi IBM'in makinelerinde hazırlanıyor. Nazi döneminde henüz ortada bilgisayar yok, ama Nazilerin imdadına yetişen başka bir teknoloji, IBM'in ünlü Hollerith kartotekst teknolojisi var. Üstelik bu kodlama işi, yalnızca mahkumlar için de geçerli değil. SS subayları, bir kasaba meydanına gidip, "Yarın bu listedekiler toplanıp trene bindirilecek" diyebiliyorlar rahatlıkla. "istenmeyenler"i adreslerinde elleriyle koymuş gibi bulabiliyorlar. Peki nasıl oluyor bütün bunlar? IBM, savaş öncesinde Almanya nüfus sayımlarında da etkin rol almış durumda. Böylece, neredeyse bütün nüfusun bilgileri, Nazilerin ellerinde.
Olay sadece bir şirketin teknolojisinin yanlış ellere geçmesi değil. IBM, bu yok etmenin otomasyonu sürecinde, kodlama sistemini geliştiren aktör olarak da yer alıyor. Bütün bu hikayenin peşine düşen Edwin Black'in yazdığı " IBM ve Holokost " kitabı sayesinde, Avrupalı Romanlar Temmuz 2004'te IBM aleyhine dava açma hakkı kazandılar .
not: kendi ödevimden kopyala-yapıştır yaptım.
kaynakları için:
http://www.bbc.co.uk
http://www.kimkimdir.gen.tr
http://www.auschwitz-muzeum.oswiecim.pl
Black, Edwin/ IBM and Holocast
Bu kodlar, dönemin bilişim devi IBM'in makinelerinde hazırlanıyor. Nazi döneminde henüz ortada bilgisayar yok, ama Nazilerin imdadına yetişen başka bir teknoloji, IBM'in ünlü Hollerith kartotekst teknolojisi var. Üstelik bu kodlama işi, yalnızca mahkumlar için de geçerli değil. SS subayları, bir kasaba meydanına gidip, "Yarın bu listedekiler toplanıp trene bindirilecek" diyebiliyorlar rahatlıkla. "istenmeyenler"i adreslerinde elleriyle koymuş gibi bulabiliyorlar. Peki nasıl oluyor bütün bunlar? IBM, savaş öncesinde Almanya nüfus sayımlarında da etkin rol almış durumda. Böylece, neredeyse bütün nüfusun bilgileri, Nazilerin ellerinde.
Olay sadece bir şirketin teknolojisinin yanlış ellere geçmesi değil. IBM, bu yok etmenin otomasyonu sürecinde, kodlama sistemini geliştiren aktör olarak da yer alıyor. Bütün bu hikayenin peşine düşen Edwin Black'in yazdığı " IBM ve Holokost " kitabı sayesinde, Avrupalı Romanlar Temmuz 2004'te IBM aleyhine dava açma hakkı kazandılar .
not: kendi ödevimden kopyala-yapıştır yaptım.
kaynakları için:
http://www.bbc.co.uk
http://www.kimkimdir.gen.tr
http://www.auschwitz-muzeum.oswiecim.pl
Black, Edwin/ IBM and Holocast
(img:#1749082)
Öyle boş bir şey işte. Bulana kadar canım çıktı.
Öyle boş bir şey işte. Bulana kadar canım çıktı.
görsel
Böyle şeyler.
Böyle şeyler.
Doğrudur, hatta Griyi şöyle tanımlarım: griyi hiç sevemedim hatta o kadar sevemedim ki gri renkte bir şey bile giymekte zorlandım. 50 tonu bile olsa uzak kaldım. bir arada kalmışlık gibi gri. siyahın beyazın üstüne kusması gibi. sanki bir renk olmak istercesine siyahın elini tutarken beyaz beline sarılıp hayır bırakma beni demiş ve o sırada çaresizce gri olmuş gibi.
Eve geldiğim ilk günlerde durmadan "yemek ye,bu halin ne, 25 kuruşluk petitolara benzemişsin"diyen annem şimdilerde; yiyeceğimi içeceğimi alıp odaya giderken elimdekileri her gördüğünde far görmüş tavşan gibi bakıyor arkamdan. Hepsini tek başıma yiyeceğime inanmadığından, ben içeri girdikten yarım saat sonra baskın yapar gibi açıyor kapıyı. Karşısında beni kucağımda bilgisayar ,iki elimde 8 ekmek, yanaklarım şiş, tosuncuk gibi oturduğumu görünce soru bile sormadan kapıyı yavaşça kapatıyor. Çünkü soru sorarsa ağzım doluyken cevap verme gafletinde bulunup boğulma ihtimalimi hesap edebiliyor. imam hatip mezunu ve siirtli bir adamla evlenmiş ama zeki kadın.
Korkudan "git" demek, deyince gitmesin diye beklemek...
(img:#1614732)