sevdiği entry'ler

eyes wide shut

Stanley Kubrick'in Eyes Wide Shut adlı filmi, bugüne kadar yapılmış en kapsamlı illuminati deşifresi olarak kabul edilir.

Film hakkında ayrıntılı bir yazı için aşağıdaki link'e tıklayınız;

http://michaelsikkofield....ck-zihin-kontrolu-ve.html

Bu arada, stanley kubrick bu filmin gösterime girmesinden birkaç gün sonra öl(dürül)müştür(!)...

eyes wide shut

filmdeki ayini yöneten maskeli adam

görsel
görsel

(bkz: leon vitali)

eyes wide shut

uzarinden 20 kusur sene gecmeisne rahmen Hala Ilk izleyis gibi sasirtan, green ve her bir detayin anlamli oldugu, bugun belki ellinci kere izledigim ve ustune detay videolarina goz attigim bir bas yapit.

komple teorilerino bir Yana birakacak olursak, bir daha Boyle bir filmin cekilecsgini sanmiyorum.

filmi anlamak icin belirli bir egitim almis ve kalbur ustu bir genel kulture sahip olunmasi gerekiyor. herkes bu filmi anlayamaz. ben de Hala Bazi noktalarini yeni kesfediyor, bazilarini es geciyorim.

bugun izledigim de Yale universitesinde gecen escinsellik ile ilgili gondermeyi kesfettim. kahramanimiz bill'i sokak ortasinda tartaklayan ve ona escinsel imasinda bulunan genclerin hepsi Yale universitesine ait bir tishort giyiyor. konuyu arastirdiginizdaysa bingo, yel universitesi escinsellwre karsi on yargili olmus zamaninda.

cok ince be.

eyes wide shut

Üst entry'e ek olarak,

Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam tom cruise o sıra ya kostüm almaya gidiyor yada kostümünü iade etmekten geri dönüyordur. Kostüm mağazasının adı ise rainbow(gök kuşağı) fashion'dır.

Ayrıca gençler tom cruise'a Omuz atıp arabaya yapıştırdıklarında enrtersan şekilde tom cruise'un çarptığı arabanın camı içeriden biraz açılır ve kapanır. Stanley kubrick gibi detay manyağı bir yönetmenin bunu neden yaptığını ise mutlaka birileri akıl edecektir.

eyes wide shut

Çekimleri tamamlanmadan yönetmen stanley kubrick'in öldüğü 99 yapımı film.
Ayin sahnesi tüyler ürpertici bir o kadar da şehvetlidir. Tom Cruise maskeyi takıp içeriye girdikten sonra grup seks başlıyor. Domalanlar, yemek masası üstünde hard sevişenler vs Her türlüsü var.
Tom abimize soyun denilince ürküyor.
Orada Abazan biri olsa, hatunları gördüğü gibi hemen soyunup gruba bodoslama atlardı. swh.

eyes wide shut

Bill kurban edilmesine anlar kala ortaya çıkıp kendini feda eden Amanda isimli güzellik kraliçesi, marlyn Monroe alegorisi ayrıca.

filmin sonlarına doğru gazeteyi inceleyen Bill, güzellik kraliçesinin ölümü üzerine bir makaleye rastlar. makalede amandanin intihar ettiği bildirilir fakat yan sütunlarda yer alan alakasız gibi gözüken başlıklardaysa, marlyn, Monroe, mandy gibi direkt monroe vurgusu yapılmasa da es verilir.

Kubrick gibi manyak bir herifin bu göndermeyi rastgele yapması beklenemez. filmdeki güzellik kraliçesi amanda, bildiğin Monroe algeorisi.

bir ek olarak da filmde kızıl saçlı kadınların hepsi bir şekilde seks ile ilgili. dikkatli izlendiginde elbise almak için gidilen Slav kostumcude yer alan kiz (ki tartışmaya kkapali bir şekilde pedofili işleniyor o sahnelerde), billin duduklemek üzere anlaştığı ve sonradan vazgeçtigi fahişe, güzellik kraliçesi amanda, Alice ve Kubrick'in filmin sonundaki göndermelerinden yola çıkarak henüz çocuk olan Alice ve billin kizi.

eyes wide shut

ipkisin paylaştığı gazete sahnesinde bazı detaylar vardır.
Sol tarafta kırmızı daire içine aldığım yerde, marilyn rauber yazıyor. marilyn monroe 5 ağustos günü Helena caddesindeki otelde, yüksek dozda uyuşturucudan ölü bulunmuştur.
Filmin sonunda Tom Cruise'un girdiği kapıda 5a yazar. Yani 5 august!
Diğer kapıda ise Helena yazıyor.
Sağ tarafta, kırmızı daire içine aldığım yerde ise Anthony Norman yazıyor.
Marilyn monroe nun gerçek ismi ise Norman'dır.

Sonunda ipkis ve beni de kurban edecekler.

görsel
görsel
görsel

eyes wide shut

filmde tom cruise'un gazetede okuduğu haber.
"Eski güzellik kraliçesi otelde uyuşturucudan öldü" -"larry celona" imzalı haber

görsel

epstein'in new york post'taki intihar haberi
yine larry celona imzalı haber.

görsel

https://nypost.com/2019/0...hile-jeffrey-epstein-dead

eyes wide shut

meşhur ayin sahneleri rothschild ailesi için
yapılmış " mentmore towers " evinde çekilmiş
tir .
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
Mentmore Towers, historically known simply as
"Mentmore", is a 19th-century English country
house built between 1852 and 1854 for the
Rothschild family in the village of Mentmore in
Buckinghamshire.

film mekanları gerçekte neresiymiş , an
latan site .
http://onthesetofnewyork.com/eyeswideshut.html

simyacı

Bütün günler birbirine benzediği zaman insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar.

hollanda

tıpkı Belçika'nın büyük bölümü gibi toprakları, deniz seviyesinin altında olan bir ülkedir.

görsel
https://www.dha.com.tr/du...i-yakalandi/haber-1632764
https://tr.sputniknews.co...m_campaign=URL_shortening

özlemek

insanız işte. Ne yaşarsak yaşayalım kötü de olsa iyi de olsa özleriz bir şekilde. Yeri gelir kapımızın önündeki kediyi özleriz. Bazen köşe başında oturan teyzeyi özleriz. En kötüsü de o zamandaki mutluluğumuzu özleriz. Kendimizi özleriz. Şuan nefret ettiğimiz ne varsa gün gelir onu da özleriz.

güney amerika sineması

(bkz: etat de siege)
(bkz: no)
(bkz: amores perros)
(bkz: tambien la lluvia)
(bkz: el secreto de sus ojos)
(bkz: medianeras)

güzel bir şeylere denk geldikçe ekleyeceğim.

(bkz: isveç sineması/#37480196)

auschwitz

ingiltere'de bir araştırma yapılmış, halkın yüzde 45'i Auschwitz'i bilmiyormuş!

Aynı araştırma Türkiye'de yapılsa, acaba bilmeyenlerin oranı yüzde 90 gibi 'Türkiye için makul' bir düzeyde kalır mı, yoksa yüzde 98 ile yüzde 99 aralığını mı zorlar, merak ettim.

Bu tür haberler Türk basınında yer almazlar.

Çünkü 'kaçırılan kız Zeynep'in kaç kere düdüklendiği' çok daha önemlidir; bir de, Türk basını Auschwitz'i kendisi bilmez ki halkın bilmediğini bilsin!

Tövbe, bizim gazeteci, geziyle meziyle beleşe gittiyse Krakow taraflarına (cebinden para harcamaz!), Auschwitz'i bilir ama ondan hepi topu üç kilometre uzakta, asıl büyük toplama kampı olan Birkenau'yu bilmez. Çünkü 'programda' yoktur ve politikacıyla birlikte bir an önce otele dönülecektir.

Bendeniz münevver bir adam değilim... Olsaydım, size Auschwitz'i çok daha başka anlatırdım.

Malumatfuruş olduğum için, hiçbir anlam ve önem taşımayan kendi izlenimlerimi aktarırım ancak...

ingiliz halkının yarıya yakını adını bile duymamış... Bendeniz Birkenau'da, hani filmlerde gördüğünüz, altından tren geçen şu ünlü nizamiye kapısının üst katında, yiyişen Amerikalı kızla oğlan gördüm.

Münevver olsaydım, 'ne güzel, altı milyon Yahudi'nin öldürüldüğü yerde hayat herşeye rağmen devam ediyor, geçmişin kötü anıları unutulmuş' derdim belki... Olmadığım için, çok kızmıştım kızla oğlanı gördüğümde.

Çünkü bizim hanımla birlikte Auschwitz'in ayakta kalmış tek gaz odasından yeni çıkmıştık ve ikimizin de suratı lağım gibiydi.

Yahudiler'in anadan doğma soyulduğu, saçlarının, koltukaltı ve apışarası kıllarının kesildiği, kollarına dövmeyle numaralarının işlendiği bloku da müzenin kafeteryası yapmışlar! Ayaküstü yediğimiz yemek boğazımıza dizildi.

Siz hiç, boğazına takıp sürüklemek ve fırına atmak üzere özel yapılmış 'ceset kancası' gördünüz mü?

Belki münevver bir adam olsaydım size bazı barakaların yanıbaşına çekilmiş ceset arabalarını da anlatırdım, sabahları 'içtimalarda' bir önceki gece ölenleri toplamak üzere yapılmış, siz içini iskelet benzeri üstüste cesetlerle kafanızda doldururdunuz...

Malumatfuruş olduğum için, barakaların kokusu hiç aklımdan çıkmıyor.

Aradan altmış yıl geçmiş, koku çıkmamış çünkü... Ölü kokusu, irin kokusu, dışkı kokusu, kadınlar barakasında adet kanı kokusu, açlık kokusu... Önemsiz bir ayrıntı. Duvarlarda da şablonla yazılmış yazılar, solmuş ama, duruyorlar: Wassertrinken verboten!... Eine Laus, dein Tod!

O gece uyku uyuyamadım. Ertesi gece de uyuyamadım. Daha ertesi gece de uyuyamadım.

Siz, ünlü Doktor Mengele'nin mekanı olan 11 numaralı blokta, deneklerin kanı rahatça aksın diye 'teşrih masasının' üzerine açılmış kan oluklarını bilir misiniz?

Varşova'dan taksi tuttum gittim günübirlik gidiş dönüş sekiz yüz kilometre yolu, onları görebilmek için. ingiliz halkının yarıya yakını Auschwitz'i bilmiyormuş. Ben Türkiye'de Auschwitz'i bilmeyen Yahudi tanıdım yahu, siz ne diyorsunuz?

Ayağımın ucuyla toprağı eşeleyip bebek patiği buldum ben orada. Evet, dikenli tel kalıntılarının arasında, birkaç aylık bir bebek patiği teki... Tetanostan korktuğum için alıp saklayamadım. Odada mı gazlanıp sonradan yakılmıştır, yoksa bir SS neferi tarafından minicik bacaklarından tutulup bir ağaca çarpa çarpa mı öldürülmüştür, bilemem.

Yaşım tutmadığı, o savaşa katılıp en az bir Alman faşisti öldüremediğim için üzgünüm.

Ama bizim burada, ilk karşıma çıktığında ağzını burnunu kıracağım bir Türk faşisti var, onu bilirim.

engin ardic

auschwitz

Auschwitz'e getirilen mahkumların kollarına bir seri rakamdan ya da harften oluşan bir damga vuruluyordu. Bunlar her bir mahkumun kimlik numarasıydı. Fakat bu numaraları biraz daha yakından inceleyince, işin altında dehşetli bir sistemin olduğu ortaya çıkıyor. Kola damgalanan bu "kod"un, hatta bilişim terminolojisiyle söylersek, bu "unique id"nin yapısı, mahkumun sıra numarasını, hangi etnik gruba ya da Nazilerin hoşlanmadığı hangi sınıfa dahil olduğunu, nereye sevk edildiğini aynı anda gösteriyor. Böyle bir kod sistemini elle yürütmek neredeyse imkansız.
Bu kodlar, dönemin bilişim devi IBM'in makinelerinde hazırlanıyor. Nazi döneminde henüz ortada bilgisayar yok, ama Nazilerin imdadına yetişen başka bir teknoloji, IBM'in ünlü Hollerith kartotekst teknolojisi var. Üstelik bu kodlama işi, yalnızca mahkumlar için de geçerli değil. SS subayları, bir kasaba meydanına gidip, "Yarın bu listedekiler toplanıp trene bindirilecek" diyebiliyorlar rahatlıkla. "istenmeyenler"i adreslerinde elleriyle koymuş gibi bulabiliyorlar. Peki nasıl oluyor bütün bunlar? IBM, savaş öncesinde Almanya nüfus sayımlarında da etkin rol almış durumda. Böylece, neredeyse bütün nüfusun bilgileri, Nazilerin ellerinde.
Olay sadece bir şirketin teknolojisinin yanlış ellere geçmesi değil. IBM, bu yok etmenin otomasyonu sürecinde, kodlama sistemini geliştiren aktör olarak da yer alıyor. Bütün bu hikayenin peşine düşen Edwin Black'in yazdığı " IBM ve Holokost " kitabı sayesinde, Avrupalı Romanlar Temmuz 2004'te IBM aleyhine dava açma hakkı kazandılar .

not: kendi ödevimden kopyala-yapıştır yaptım.
kaynakları için:
http://www.bbc.co.uk
http://www.kimkimdir.gen.tr
http://www.auschwitz-muzeum.oswiecim.pl

Black, Edwin/ IBM and Holocast

sözlük yazarlarının çizimleri

(img:#1749082)

Öyle boş bir şey işte. Bulana kadar canım çıktı.

sözlük yazarlarının çizimleri

görsel
Böyle şeyler.

grinin berbat bir renk olması

Doğrudur, hatta Griyi şöyle tanımlarım: griyi hiç sevemedim hatta o kadar sevemedim ki gri renkte bir şey bile giymekte zorlandım. 50 tonu bile olsa uzak kaldım. bir arada kalmışlık gibi gri. siyahın beyazın üstüne kusması gibi. sanki bir renk olmak istercesine siyahın elini tutarken beyaz beline sarılıp hayır bırakma beni demiş ve o sırada çaresizce gri olmuş gibi.
© copyright 2005 - 2026