/38
şekilden çok şekilci insanlar beni eden sinir
kafiye kaygısındakiler eden şiiri kötü
gören eden yok aslında önümüz açık
hep geri duvara yaslanmış unutamayan dünü

ağlamayanı yok insanlardan doğanı, kadar ölene
belki bu yüzden kıskanılır gülene, birinin ölümü
nasıldımcılardan çok neyimciler bizi eden sinir
hep geri duvara yaslanmış unutamayan dünü.
bir isim bulmaktı sevdamıza tek gayem
belki bir yol aramak çığırından çıkan topraklarda
bir nefes, bir heyecan ya da yaşanmamış bir roman
küçük bir çocuğun elinde can çekişen bir arı kuşu gibi
durduğu mahkumiyeti bozmaya yelteniyordu kalbim
ve sevda bir dağ gibiydi hınca hınç
yelkenlerini açmış bir gemi gibi süzülmek göklerde
ve uzatmaktı elimi sensizliğe doğru
''dur'' dedim kalbime ama duymazdı ki serzenişlerimi
belki isyanı banaydı onu hapsettiğim için
belki koşmak istiyordu senin kollarına
ve coşmaktı tek amacı
küçük çocuğun elindeki arı kuşu gibi
ağlamak..
ağlamak yetmiyordu ki beni sana getirmeye
çaresizliğimi, acizliğimi bile anlatamıyordum
ya da dinlemek istemiyordu kalbim kim bilir
koşuyordum umarsızca ve yalın ayak
ama sana yaklaşmak istediğim her adım
sanki beni daha uzak kılıyordu
ve daha imkansız oluyordun gecelerimde
şimdi ölüm vaktim gelmişti
mezarımdaki kelebekler gibi
ben de kanat çırpacaktım belli ki sana
ve kırık bir aynadan baktığım solgun yüzüm
biraz olsun şenlenmişti
sana koştuğum çorak topraklarda
ve ölmüştüm
çünkü ölmek büyütecekti bu körpe bedenimi
kalbimde kocaman bir kadın
ve ruhum çocuklar misali hür ve şen
ağlamak yoktu artık
''ağlamak çocuklara mahsus'' derdin ya her zaman
şimdi gülmek ve heyecan vardı senin kollarında
topraktın benim için
sımsıkı saracaktın bedenimi
ve ölmek
ve sana kavuşmak yeniden doğar gibi
ve...
ve yine coşmak, yine sevdalanmak......
...
ben seni seviyordum sen bilmiyordun
sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
sonra herhangi biri oldun,bütün sevinçlerim bittikten sonra
yağmurlar yağdı serin haziran akşamlarına

bir gün herhangi biri olur inşallah...
kafasına pembe bıranda sarmış
gerilmiş suratı pespeyade sararmış
"uh ah dev adam
on biri buçuk dev adam" şarkısında
virgülden sonraki beşmiş

ayakta resim çektirmezmiş
çitin üzerinde oturur
kısalığım bundandır dermiş
yorgun argın süzülürken
baygın baylar çöpteymiş
gözleri fırlamışken yerlerinden
parmak basıp patlatılasıymış

ya da

o bir parasit
sen bir bağırsak
gördüğüm en son tenya
karnındaki derin sancı
yeme dedim yedin çiğ çiğ* *

sen yedin ben de yedim
en sonunda sen zayıfladın
şimdi doktora git bağırsak

gibi birşeydir.

(bkz: yazacak birşey bulamadığı halde yazmak istemek)
hayatın satırlarda anlam bulması..
--spoiler--
şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıdır.
--spoiler--

(bkz: ahmet haşim)
çok kişiye uzak bir kavram gibi gelse de, hayatın iç sesidir. aslında, hayatımın her döneminde, bir şekilde şiir olduğu için (tıpkı müzik gibi), onsuz nasıl yapılır bilmiyorum. ama zor olmalı. her derde devadır, kutsallığı farkedilmeyecek kadar şeffaftır.
hayatı "şiir" gibi yaşamak gerek!
bir dilden başka bir dile çevirmenin, aynı duyguyu vermeyeceği için imkansız olduğu olay.

ama çok güzel şiir çevirileri vardır; lakin sadece çevirisini değil, şiirin aslını da okuyun. çevirenin bambaşka bir şiir yazdığını, o şiirin şairinin aslında çevirmen olduğunu görmek zor olmayacaktır.

(bkz: şiir çevirmenliği)
''baretsiz girme'' diyordu ''aşk sahası''na, levhadaki adam
bu '' aşk sahası'' zaten
bizim için hep deplasman...
*
şairin ruhununun aynasıdır.
herkes baktığında kendini görür.
(bkz: ozan deniz sarıtop) ozan deniz sarıtop şiiri.
Aydilge'nin fazlasıyla Cranberries'ten Dolores O'riordan'ı andıran yorumuyla söylediği güzel bir parçası.
içinde bulunmuş olduğum sanat.
Alpha

Nehirlere karışan zehirli atıklar gibi
ağır ağır akarak kanıma karışmakta
yokluğun!

Hiç sormadım, neydi başka elbiseler içinde bulduğun
aynı askıyla dolaba kaldırılan iki güzel yelektik biz
güveye benzer bir şey oldu suskunluğun!.. anladım ki:

aşk naftalinlenmiyormuş meğer, eğer kanıtlanmıyorsa suçun!

Küçük iskender
Artık hayatlarımız düşlerinden sökülüp monte ediliyorlar. Üstümüzde ne
kuşlar ne dolunay... Böyle alkole batmış akşamlar, sersem sabahlar; gittikçe tuzak, sevdikçe ihanet, sevdikçe batak! Herkes kavramış da ötekini çaresiz- liğinden emeğinin tabutuna zar atıyorlar; sonra her gece alkolün esrik tadın- dan etin vahşi tadına sızıyorlar ve sokak çocukları her gece gökyüzüne eksik yatakların şarkısını söylüyorlar...

Kirvem, buradan görünmüyor uzun koyaklar;
yine o dağların ardı yâr,
ama vuslat bir uzak diyar.
Dağlar dağıldı, kentler yenildi diyorlar!

Böyle geçip giderken uzun zamanlar,
kimleri unuttuk kimler kalanlar?

Y.Odabaşı
niye hep kanar diye merak edilendir. çünkü şairler kalemleri kalplere batırırlarda ondan. hüzne durmaktır çünkü şiir.

"kirlidir şiir, ve söz, atılmazsa zehirdir'' demiş şair cemal süreyya bir de zaten hepimiz birer şiir değilmiyizdir?
duyguların bir düzen içerisinde sanatsal bir üslüpla dile getirilmesi.
darası alınmış söz.
aşıkları şair olmaya zorlayan en hasından yazım stili...
duygu yoğunluğunun kağıda yansıması.
hatta kan döken, döktüren ellerin resim yaptığı bile görülmüştür allah seni inandırsın.
kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!

buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?

ne diyarbakır anladı beni ne de sen
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen. *
ağzımın kenarlarından mürekkep akıyor,
benden daha mutlu olan var mıdır???
şiir yiyorum ben şiir...
Yaşamayı yaşamak istiyorum, demiştim,
Neylersin ki bu damda bu dem
Ayaklarımla uyaklarımda zincir,
Böyle topal koşmakla geçiyor günlerim,
Oysa -medhetmek gibi olmasın kendimi ama-
Yaşamım benim en güzel şiirim.
can yücel
şiirde para olmadığı için, paralarda da şiir olmaz... *
© copyright 2005 - 2026