bugün
- ermeni rum soykırımını inkar etmek11
- gocu21
- sarapci koala hatayi11
- en kötü chp başkanı5
- meleğim diye hitap eden kova burcu erkeği12
- sözlüğün en güzel kadını26
- babası fakir olup evlenirken altın isteyen kezban7
- bop eşbaşkanları tam sıralı liste3
- kalbinde sevgiye yer olmayan insan2
- iron man ateist bir kafirdir3
- mossad ajanı dinciler5
- hitler ve nazilere sempati beslemek2
- yaşam enerjisi veren şeyler2
- israil13
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları10
- ilticanın terk edilmesi5
- flörtü bir üst seviyeye taşıyan detaylar4
- filistinde ölen 60 bin vs suriyede ölen 1 milyon2
- dünya39
- özgür özel mallığı3
- cenaze evinde yemek dağıtmak5
- kova burcunun bağımlılık yapıyor olması5
- günün sözü8
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı35
- özgür özel ikiyüzlülüğü3
- instagram tedavisi olmayan hastalıktır4
- iremga4
- allah bize salat etti6
- pis hissettiren şeyler7
- amerika birleşik devletleri29
- chp yandaş oldu3
- özkanlar5
- türkiye fransa maçı sonrası montella tartışması3
- arkadaşlar ben saçımı hangi renge boyayacağım ya5
- cesur olmak2
- türk olmaktan neden mi utanıyorum3
- ecevit denince akla gelen şeyler29
- kemal kılıçdaroğlu'nun bop taki rolü2
- karton toplayan kıyma2
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması30
- erdoğan'ın bm konuşmasına eşiyle el ele gitmesi4
- protest şarkı yazmak2
- kıymalı domatesli biberli soğanlı yumurta8
- iltica7
- dacia striker'in türkiye de üretime başlaması3
- patates kızartması ve ketçap ikilisi3
- 80 bin entry girecek kadar işsiz olmak11
- boğa burcu kadını2
- 25 eylül 2026 aym önünde intihar eden emekli12
- öğrenci sorusunun felsefi ağırlığı2
meksika'da kurulmuş olan silahlı devrimci örgüt. adları meksika devrimi'nin lideri efsane kişilik emiliano zapata'dan gelir.
detaylı bilgi ve yaptıkları için: http://www.ezln.org.mx
detaylı bilgi ve yaptıkları için: http://www.ezln.org.mx
en asil duygunun insanlarıdır...
kimilerince postmodern bir hareket olarak anılsa da, son derece modernist bir gerekçe olan, nafta'nın etkisiyle, meksika'da köylülerin ortak toprak alanlarını kullanması yönündeki anayasal hakkın ortadan kalktığı gerekçesi ile mücadeleye başladılar.
31 Aralık 1993, yani 199'ü 1994'e bağlayan gece, yani Meksika Cumhuriyeti'n"in ABD'yle imzalamış olduğu Serbest Ticaret Antlaşması'nın yürürlüğe gireceği güne bağlanacak olan gece, Meksika'nın Chiapas eyaletinde başka türlü yaşandı. Sabaha karşı Chiapas'a bağlı yedi ilçenin kamu binalarını ele geçiren yüzleri maskeli ve silahlı binlerce kişi Latin Amerika ve dünya tarihinde yeni bir sayfa açıyorlardı. Biraz pasaklı, ucu hasretle yakılmış ve saman bir sayfa da olsa, yeni bir sayfa yeni bir sayfadır.
Kendilerine Zapatistler diyen isyancılar, herşeyin az'ı ve hep'i olanlardı. Az beslenmiş, az gelişmiş, az yakışıklı, az güzel ve az yaşayanlardı. Hep yok sayılan, hep ezilen, hep çalışan, sömürülen ve hep ölenlerdi. O kadar hep ölüyorlardı ki, isyan ederken en güvendikleri şey zaten ölü oldukları için bir daha öldürülmelerinin mümkün olmamasıydı. Çok olan sadece söyleyecekleri sözlerdi. Onu söylemek için silaha sarılmışlardı.
Davaları kocaman olan küçük insanlardı, iktidarı almayı değil yıkmayı seviyorlardı, ele geçirmektense inşa etmeyi yeğliyorlardı. Kendileri hariç kimseyi temsil etmiyorlardı, üçün beşin hesabını yapıyorlardı. Sözlerini kürsüde değil yuvarlak masalarda söylüyorlardı, yuvarlak masalarda herkes birbirini görür.. Öyle bir masaydı ki bu, temeli "dün", örtüsü "bugün" ve gıdası "yarın"dı. Kırılmayan, dayanıklı bir masaydı bu, isyanlarda banka camlarına neşeyle fırlatılan küçük taş parçalarından yapılmıştı.
Başka türlü yürüyen yayalardı, bir trenin heybetli geçişini kayıtsız gözlerle seyretmek yerine, yüzlerinde hafif bir gülümsemeyle tren rayına yaklaşıyorlar ve ayaklarını rayın üzerine koyuyorlardı. Olanca masumluklarıyla güçlü marşandizin ayaklarına çarparak raydan çıkacağına inanıyorlardı.
Öyle masumlardı ki, bir elma ağacı diktiklerinde, bunu, günün birinde kendileri yokken, herhangi biri gelip, dalından olgun bir elma koparabilsin ve onu nasıl yiyeceğine karar vermek için kendini yeterince özgür hissedebilsin diye yapıyorlardı, elmayı meyve olarak mı yoksa püre olarak mı yer, sadece suyunu mu çıkarır ya da üşenmeyip elmalı gazoz mu yapar, onu pek umursamıyorlardı.
Tıpkı öteki kuşlar gibi Zapatizmin de doğacağına, diğerleriyle ve diğerlerinde kendini yeniden üreteceğine, nihayet öleceğine ve yine bir kuş yasası gereği, bütün heybetli heykellerin üzerine pisleyeceğine inanıyorlardı.
isyanlarının yıldönümünlerini marşlar ve geçit törenleriyle değil şenlik ateşi ve danslarla kutluyorlardı, yiyor içiyor ve sevişiyorlardı. Hata yapmaktan korkmak gibi bir huyları yoktu ama çok düşünürlerdi. Çoğunluk yönetimi falan da değillerdi, tekilliklerin oluşturduğu çok'u kuruyorlardı, saflığa inat melezlenebildikleri kadar melezleniyorlar ve tekliğe inat çoğalabildikleri kadar çoğalıyorlardı. itaat ederek hükmetmekten daha büyük otorite tanımıyorlardı. Bir âlemlerdi.
Peki bu kendileri bizatihi bir âlem olan kadınlar ve erkekler neden önemliydiler? Kuşkusuz herşeyden önce itaatsiz oldukları, isyan ettikleri ve yeni bir dünya kurmak için önceden belirlenmiş bir saati beklememeleri nedeniyle (adettendir ya, 1 Ocak 1994 sabahı sadece kamu binalarını değil bütün saatleri de kurşunlamışlardı). Sovyetler Birliği'nin ve diğer sosyalist rejimlerin çözüldüğü, tarihin sonunun ilan edildiği (ki Zapatistlerin militan destekçisiRage Against The Machine grubunun "Sleep Now in the Fire" şarkısında Fukuyama'nın bu ilanına gereken yanıt verilir) ve neo-liberal ideolojinin meşruiyetinin sorgulanmasının ayıp sayıldığı bir acayip zamanda, neo-liberalizmin erken ölümünü ilan etme şerefi onlara nail olmuştu.
Neo-liberalizmin çöküşünü teşhir eden Zapatistler (ki teyidi "99 Seattle"ında olacaktı), sonrasında sosyal forumların hız verdiği alternatif enternasyonal dayanışma pratiklerine ilham ve destek verecekler, gerilla hareketlerinin yenilmesinin ardından küllenen Latin Amerika'daki isyan ateşini yeniden harlayarak, Hugo Chavez'in (ve öncesinde Caracazo ayaklanmasının), Bolivya devriminin, Ekvador'daki isyanların, Arjantin'de barikatçılar ve fabrika işgalcilerinin, Nikaragua'da Sandinistler'in yeniden doğuşunun ve Latin Amerika entegrasyonuna dönük çabaların önünü açacaklardı. Onlarınkisi bir piyade saldırısıydı, öyle ya, piyadeler erken ölürdü ama savaşı da onlar kazandırır ya da kaybettirirdi.
Eduardo Galeano (adını pek sık anılası insan), "Pek çok umut kaynağı var. Umudun içecek suyu olmasa susuzluktan ölürdü. Neyse ki büyük kalabalık insan grupları var, Zapatistalar gibi, topraksız köylüler gibi..." Tek olası dünya bu değil. Gerçeklik her sabah yenidne doğan bir çarpışma. Kim 1 Ocak 1994'te ormanın içlerinden Zapatistaların çıkacağını söyleyebilirdi. Kimse bunu öngörmedi ve şapkadan tavşan çıktı. Bu şu demek, hâlâ hayat var, uslu uslu boyun eğmeyi reddedenlerin arzusu…” diyordu ya, ne güzel de diyordu.
Zapatistler ateş etmeleri gereken yerde ateş ediyorlar, söz söylemeleri gereken yerde de sözlerini söylüyorlardı. iktidarların ötekileştirdiği ezilenlerle dayanışarak, tüm "teferruatların" kurabileceği başka dünyaların şimdiden yaratılabileceğini ve bunun bir sözün ötesinde bir gerçekik olarak yaşanabileceğini kanıtlıyorlardı, bir isyan hareketi olarak yaşamaya ve yeni hayatlar ve tecrübe biçimleri yaratmaya devam ediyorlardı. Subcomandante Marcos'un alteregolarından Koca Antonio'nun dediği gibi, "her biri duydukları korku kadar küçük ve seçtikleri düşman kadar büyüktüler".
Hep silahlıydılar ama sıktıklarında içinden su fışkıracak gibiydi, silahı komikleştirmişlerdi. Öyle ki, Amador Hernández'de yerli protestolarını taciz etmek için uçurulan ve kulağı sağır edici gürültüler çıkaran Meksika Hava Kuvvetleri'nin uçaklarına karşı derhal Zapatist Hava Kuvvetleri'ni kurmuşlardı, binlerce kağıttan uçak o gün federal ordu karargahını sürekli biçimde "bombalamıştı".
Nihayet, yürüyerek ve büyüyerek, sorarak ve öğrenerek, konuşarak ve dinleyerek, özgürlükten, sonsuz hayattan, sevgiden ve aşktan yana, hayat için ve ölüme karşı, hayatla birlikte, şimdiden; şimdi ve gelecek için "ya basta!" diyen Zapatist isyancılardan dinlememiz gereken pek çok hikaye var, kolektivitenin yaratıcılığına ve sıradanlığın gücüne dair..*
Kendilerine Zapatistler diyen isyancılar, herşeyin az'ı ve hep'i olanlardı. Az beslenmiş, az gelişmiş, az yakışıklı, az güzel ve az yaşayanlardı. Hep yok sayılan, hep ezilen, hep çalışan, sömürülen ve hep ölenlerdi. O kadar hep ölüyorlardı ki, isyan ederken en güvendikleri şey zaten ölü oldukları için bir daha öldürülmelerinin mümkün olmamasıydı. Çok olan sadece söyleyecekleri sözlerdi. Onu söylemek için silaha sarılmışlardı.
Davaları kocaman olan küçük insanlardı, iktidarı almayı değil yıkmayı seviyorlardı, ele geçirmektense inşa etmeyi yeğliyorlardı. Kendileri hariç kimseyi temsil etmiyorlardı, üçün beşin hesabını yapıyorlardı. Sözlerini kürsüde değil yuvarlak masalarda söylüyorlardı, yuvarlak masalarda herkes birbirini görür.. Öyle bir masaydı ki bu, temeli "dün", örtüsü "bugün" ve gıdası "yarın"dı. Kırılmayan, dayanıklı bir masaydı bu, isyanlarda banka camlarına neşeyle fırlatılan küçük taş parçalarından yapılmıştı.
Başka türlü yürüyen yayalardı, bir trenin heybetli geçişini kayıtsız gözlerle seyretmek yerine, yüzlerinde hafif bir gülümsemeyle tren rayına yaklaşıyorlar ve ayaklarını rayın üzerine koyuyorlardı. Olanca masumluklarıyla güçlü marşandizin ayaklarına çarparak raydan çıkacağına inanıyorlardı.
Öyle masumlardı ki, bir elma ağacı diktiklerinde, bunu, günün birinde kendileri yokken, herhangi biri gelip, dalından olgun bir elma koparabilsin ve onu nasıl yiyeceğine karar vermek için kendini yeterince özgür hissedebilsin diye yapıyorlardı, elmayı meyve olarak mı yoksa püre olarak mı yer, sadece suyunu mu çıkarır ya da üşenmeyip elmalı gazoz mu yapar, onu pek umursamıyorlardı.
Tıpkı öteki kuşlar gibi Zapatizmin de doğacağına, diğerleriyle ve diğerlerinde kendini yeniden üreteceğine, nihayet öleceğine ve yine bir kuş yasası gereği, bütün heybetli heykellerin üzerine pisleyeceğine inanıyorlardı.
isyanlarının yıldönümünlerini marşlar ve geçit törenleriyle değil şenlik ateşi ve danslarla kutluyorlardı, yiyor içiyor ve sevişiyorlardı. Hata yapmaktan korkmak gibi bir huyları yoktu ama çok düşünürlerdi. Çoğunluk yönetimi falan da değillerdi, tekilliklerin oluşturduğu çok'u kuruyorlardı, saflığa inat melezlenebildikleri kadar melezleniyorlar ve tekliğe inat çoğalabildikleri kadar çoğalıyorlardı. itaat ederek hükmetmekten daha büyük otorite tanımıyorlardı. Bir âlemlerdi.
Peki bu kendileri bizatihi bir âlem olan kadınlar ve erkekler neden önemliydiler? Kuşkusuz herşeyden önce itaatsiz oldukları, isyan ettikleri ve yeni bir dünya kurmak için önceden belirlenmiş bir saati beklememeleri nedeniyle (adettendir ya, 1 Ocak 1994 sabahı sadece kamu binalarını değil bütün saatleri de kurşunlamışlardı). Sovyetler Birliği'nin ve diğer sosyalist rejimlerin çözüldüğü, tarihin sonunun ilan edildiği (ki Zapatistlerin militan destekçisiRage Against The Machine grubunun "Sleep Now in the Fire" şarkısında Fukuyama'nın bu ilanına gereken yanıt verilir) ve neo-liberal ideolojinin meşruiyetinin sorgulanmasının ayıp sayıldığı bir acayip zamanda, neo-liberalizmin erken ölümünü ilan etme şerefi onlara nail olmuştu.
Neo-liberalizmin çöküşünü teşhir eden Zapatistler (ki teyidi "99 Seattle"ında olacaktı), sonrasında sosyal forumların hız verdiği alternatif enternasyonal dayanışma pratiklerine ilham ve destek verecekler, gerilla hareketlerinin yenilmesinin ardından küllenen Latin Amerika'daki isyan ateşini yeniden harlayarak, Hugo Chavez'in (ve öncesinde Caracazo ayaklanmasının), Bolivya devriminin, Ekvador'daki isyanların, Arjantin'de barikatçılar ve fabrika işgalcilerinin, Nikaragua'da Sandinistler'in yeniden doğuşunun ve Latin Amerika entegrasyonuna dönük çabaların önünü açacaklardı. Onlarınkisi bir piyade saldırısıydı, öyle ya, piyadeler erken ölürdü ama savaşı da onlar kazandırır ya da kaybettirirdi.
Eduardo Galeano (adını pek sık anılası insan), "Pek çok umut kaynağı var. Umudun içecek suyu olmasa susuzluktan ölürdü. Neyse ki büyük kalabalık insan grupları var, Zapatistalar gibi, topraksız köylüler gibi..." Tek olası dünya bu değil. Gerçeklik her sabah yenidne doğan bir çarpışma. Kim 1 Ocak 1994'te ormanın içlerinden Zapatistaların çıkacağını söyleyebilirdi. Kimse bunu öngörmedi ve şapkadan tavşan çıktı. Bu şu demek, hâlâ hayat var, uslu uslu boyun eğmeyi reddedenlerin arzusu…” diyordu ya, ne güzel de diyordu.
Zapatistler ateş etmeleri gereken yerde ateş ediyorlar, söz söylemeleri gereken yerde de sözlerini söylüyorlardı. iktidarların ötekileştirdiği ezilenlerle dayanışarak, tüm "teferruatların" kurabileceği başka dünyaların şimdiden yaratılabileceğini ve bunun bir sözün ötesinde bir gerçekik olarak yaşanabileceğini kanıtlıyorlardı, bir isyan hareketi olarak yaşamaya ve yeni hayatlar ve tecrübe biçimleri yaratmaya devam ediyorlardı. Subcomandante Marcos'un alteregolarından Koca Antonio'nun dediği gibi, "her biri duydukları korku kadar küçük ve seçtikleri düşman kadar büyüktüler".
Hep silahlıydılar ama sıktıklarında içinden su fışkıracak gibiydi, silahı komikleştirmişlerdi. Öyle ki, Amador Hernández'de yerli protestolarını taciz etmek için uçurulan ve kulağı sağır edici gürültüler çıkaran Meksika Hava Kuvvetleri'nin uçaklarına karşı derhal Zapatist Hava Kuvvetleri'ni kurmuşlardı, binlerce kağıttan uçak o gün federal ordu karargahını sürekli biçimde "bombalamıştı".
Nihayet, yürüyerek ve büyüyerek, sorarak ve öğrenerek, konuşarak ve dinleyerek, özgürlükten, sonsuz hayattan, sevgiden ve aşktan yana, hayat için ve ölüme karşı, hayatla birlikte, şimdiden; şimdi ve gelecek için "ya basta!" diyen Zapatist isyancılardan dinlememiz gereken pek çok hikaye var, kolektivitenin yaratıcılığına ve sıradanlığın gücüne dair..*
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar