bugün
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı14
- dudağın içinde çıkan beyaz yaralar5
- acı kıyaslamak4
- soğan yiyen kız6
- tüm gün sözlükte ırkçılık yapan yazarlar3
- motor yağı6
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası5
- türk ten kürt'ü ayırırsan türk kalmaz4
- dinsizlik modası2
- üç nokta yerine dört nokta kullanan insan4
- 30 ağustos zafer bayramı17
- incil vahiy9
- türklerin türkiye de asimile olması8
- chp değişecek mi3
- seri eksiciyi tenhada yakalamak2
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı9
- erecto bay birader bey yazar2
- kötüyü beteriyle aklama çabası2
- üç harflilerin size gösterdiği vizyonlar6
- trt türkü2
- ismet gurbuz 2024 mübarek bir zattır3
- ilkay gündoğan2
- 29 ağustos 2026 galatasaray göztepe maçı29
- bira ve nirvana2
- seri eksici ezik3
- nervio hamferdi11
- israil'in ateşkese rağmen lübnan'ı vurması2
- tai lung44
- iq testi yaptırmış sözlük yazarları11
- sarapci koala69
- seda sayan'ın olduğu eğitim platformu reklamı2
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan34
- gs'ye yapılan torpillere söylenmek10
- galatasaray11
- anın görüntüsü20
- rafael leao34
- ismet gurbuz 20243
- 0 0 713
- almanya6
- diamond bey birader elmas beydir4
- winsley boteli3
- kadir mısıroğlunu vatandaşlıktan atan fenerbahçeli3
- sistem patlamış2
- fenerbahçe organize troll örgütü2
- eksilemeyi hobi haline getirmek4
- kadınlardaki sahiplenilme isteği8
- zihin okuma mümkün mü4
- mark 2 172
- evagreen2
- recep tayyip erdoğan25
tiyatro oynayan insan anlamına gelmektedir..
(bkz: haluk bilginer)
(bkz: demet akbağ)
(bkz: haldun dormen)
(bkz: engin günaydın)
(bkz: haluk bilginer)
(bkz: demet akbağ)
(bkz: haldun dormen)
(bkz: engin günaydın)
oyunculuğunu, sahne sanatlarından biri olan 'tiyatro' yaparak devam ettiren, aktör ve aktristlere verilen isim.
dalavere işler yaptığı düşünülen insanlar için kullanılan "ulen ne tiyatrucu adam be!" diyerek kısmende olsa aşağılama anlamında kullanılan bir meslek adıdır. Bu kullanımında kişiye hakaret mi edilmektedir yoksa yüceltilmekte midir anlamadım ?
Gözünü almaktadır sahne ışıkları Öyle bir dünya da hisseder ki kendini, tek hükümdar kendisidir ve elindedir binlerce kişinin dizginleri. Alır onları götürür kendi renkli dünyasına. Farklıdır karşısında oturup hayranlıkla onu izleyen insanlardan, ama "fark" içinde bulunduğu sahnenin yüksekliğinden kaynaklı değildir. Yukarıdadır evet, ama bilir ki onu yukarıya taşıyan karşısında o hükümdarlığını ilan ettiği insanlardır.
Hayatı oynarlar. "Hayatın inadına" Bu kez onlar kazanacaktır bilirler. Hayatın ta kendisi olsa bile oynadıkları, sonu onların elindedir bu kez. Ne kader kavramı vardır o sahnede, ne de "acaba sonra ne olacak" korkusu . Çünkü bilir ne zaman mutlu olacağını, ne zaman üzüleceğini ve gerekirse ne zaman öleceğini . Adı "oyuncu"dur evet ama belki de çok daha gerçekçidir normal yaşamında "oyuncu" olanlardan. Asla ütopik değildir, asla hayalci değildir . Ve onun için "imkansız" yoktur "zor" yoktur "asla" hiç olmamıştır.
Kimsenin göremediği renkleri görür oyuncu, kimsenin duyamayacağı sesleri duyar, kimsenin sonunu getiremeyeceği hayatları bilir. Kalbidir oynadığı karakterin, bütün enerjisini verir ve bütün enerjisini alır karşısında onu izleyenlerin. Büyüdükçe küçülen hayalleri yoktur . Aksine büyüdükçe sahnede daha çok büyür onun hayalleri. Savaşmaktan yorulmaz gün gelip ölse bile, "savaşarak ölmek" en onurlusudur onun için. Ve öyle bir sevdayla bağlıdır ki sahneye, en çok istediği şeydir "hasta yatağında" ölmektense seyirci karşısında terk etmek gerçek yaşamı .
Hiçbir maddi kavramlar hoşnut edemez onu, kulaklarında çınlayan alkışlardan daha çok, ve hiçbir mutluluk ölçülmez ona hayranlıkla bakan gözlerden... insan sevgisidir onu en çok bu yaşama bağlayan. Ve asla düşman değildir en azılı düşmanına bile. Kurşun atana gülümser, çünkü korkmaz ölümden, kötülükten korktuğu kadar. Aşıktırlar, yüzlerce defa oynadıkları "Romeo&Julliet"ten daha çok . Bilirler çünkü "dünyayı güzelliğin kurtaracağını ve bir insanı sevmekle başlayacağını her şeyin" ... "Olmak ya da olmamaktır" kavgaları. "Olamamak" diye bişey hiç olmamıştır onların hayatında...
Ve mutlu bitmese de herhangi bir oyun, sonraki yaşamlarda mutlaka en güzel şekilde bitecektir perde kapanmadan sonu... işte o an çıkarlar içinde bulundukları dünyadan, biter hükümdarlıkları ve artık eğilme vakti gelmiştir kendilerini ayakta alkışlayan gerçek hükümdarlarının önünde...Çünkü o eğildikleri insanların hayatlarıdır oynadıkları ve onlara şükranlarını sunarlar. Başları önde, teşekkür ederler her birine ayrı ayrı, bilirler ki onların yaşamlarıdır oynadıkları ve ayakta alkışlandıkları..
Sonra söner ışıklar, kapanır perde...
artık bir sonraki oyuna kadar "eşittir bütün hayatlar" ...
Hayatı oynarlar. "Hayatın inadına" Bu kez onlar kazanacaktır bilirler. Hayatın ta kendisi olsa bile oynadıkları, sonu onların elindedir bu kez. Ne kader kavramı vardır o sahnede, ne de "acaba sonra ne olacak" korkusu . Çünkü bilir ne zaman mutlu olacağını, ne zaman üzüleceğini ve gerekirse ne zaman öleceğini . Adı "oyuncu"dur evet ama belki de çok daha gerçekçidir normal yaşamında "oyuncu" olanlardan. Asla ütopik değildir, asla hayalci değildir . Ve onun için "imkansız" yoktur "zor" yoktur "asla" hiç olmamıştır.
Kimsenin göremediği renkleri görür oyuncu, kimsenin duyamayacağı sesleri duyar, kimsenin sonunu getiremeyeceği hayatları bilir. Kalbidir oynadığı karakterin, bütün enerjisini verir ve bütün enerjisini alır karşısında onu izleyenlerin. Büyüdükçe küçülen hayalleri yoktur . Aksine büyüdükçe sahnede daha çok büyür onun hayalleri. Savaşmaktan yorulmaz gün gelip ölse bile, "savaşarak ölmek" en onurlusudur onun için. Ve öyle bir sevdayla bağlıdır ki sahneye, en çok istediği şeydir "hasta yatağında" ölmektense seyirci karşısında terk etmek gerçek yaşamı .
Hiçbir maddi kavramlar hoşnut edemez onu, kulaklarında çınlayan alkışlardan daha çok, ve hiçbir mutluluk ölçülmez ona hayranlıkla bakan gözlerden... insan sevgisidir onu en çok bu yaşama bağlayan. Ve asla düşman değildir en azılı düşmanına bile. Kurşun atana gülümser, çünkü korkmaz ölümden, kötülükten korktuğu kadar. Aşıktırlar, yüzlerce defa oynadıkları "Romeo&Julliet"ten daha çok . Bilirler çünkü "dünyayı güzelliğin kurtaracağını ve bir insanı sevmekle başlayacağını her şeyin" ... "Olmak ya da olmamaktır" kavgaları. "Olamamak" diye bişey hiç olmamıştır onların hayatında...
Ve mutlu bitmese de herhangi bir oyun, sonraki yaşamlarda mutlaka en güzel şekilde bitecektir perde kapanmadan sonu... işte o an çıkarlar içinde bulundukları dünyadan, biter hükümdarlıkları ve artık eğilme vakti gelmiştir kendilerini ayakta alkışlayan gerçek hükümdarlarının önünde...Çünkü o eğildikleri insanların hayatlarıdır oynadıkları ve onlara şükranlarını sunarlar. Başları önde, teşekkür ederler her birine ayrı ayrı, bilirler ki onların yaşamlarıdır oynadıkları ve ayakta alkışlandıkları..
Sonra söner ışıklar, kapanır perde...
artık bir sonraki oyuna kadar "eşittir bütün hayatlar" ...
Thomas Bernhard'ın bir eseri.
Kendisini beğenmiş, kadınlarla aynı sahneyi paylaşmayı hor gören ama onlarsız olmayacağını anlamış, benmerkezci yaşlı bir aktörün "neredeyse" tek kişilik sahnesidir.
Kendisini beğenmiş, kadınlarla aynı sahneyi paylaşmayı hor gören ama onlarsız olmayacağını anlamış, benmerkezci yaşlı bir aktörün "neredeyse" tek kişilik sahnesidir.
en zoru en basit yöntemle anlatma yeteneğine sahip sanatçı kişiliktir.
sahneye ciktiği zaman 10.000 kaplan gücünde olan izleyenlerin bütün gücünü elinde toplayan ve bu suretle orgazm olan kişidir. gelgelim ki yaptiği iş suya yazı yazmak gibidir. ah şu gencler mertebesini asamayan textler sanati sanat için değil de para kazanmak için yapanlarin oldugu bir diyarda miki fare yapayliğina rağmen ayakta durmaya gayret ederler.
karnının gurultusuna dogaclama bir replikle cevap verir, sahnenin perdesi evindekinden daha değerlidir, yolda yürürken tuhaf şeyler düşünür ve kendini yanından geçen kişinin gözünden görür, en sevdiği şeydir boy aynası ve baktıgı anda yukarı, bir yıldızın kayması.
yüzünde bariz izler vardır ama göze batmaz, hiçbiri, hiçbir yalanı yutmaz, anlarlar bakınca bir insanın gözüne, bilirler nasıl katıldıgını yalanın, bir gerçeğin özüne, incedir, zariftirler, kuş gibi hafiftirler, köpüklü bir ırmaga dönüşürler bazen, bazen usul bir nehirdirler.
kaç maske varsa hayatta, yüzlerinden geçmiştir, kahkahaları ya da hıçkırıkları titretirken salondaki boşlugu, hayal ederler akşam sevgiliyle uyunacak loşluğu.
şairdir çoğu, delidir bir kısmı, kimi doğaçlama yaşar hayatı, kimi tekste bağımlı,
böyledir erkeği, böyledir dişisi
budur işte tiyatrocu kişisi...
yüzünde bariz izler vardır ama göze batmaz, hiçbiri, hiçbir yalanı yutmaz, anlarlar bakınca bir insanın gözüne, bilirler nasıl katıldıgını yalanın, bir gerçeğin özüne, incedir, zariftirler, kuş gibi hafiftirler, köpüklü bir ırmaga dönüşürler bazen, bazen usul bir nehirdirler.
kaç maske varsa hayatta, yüzlerinden geçmiştir, kahkahaları ya da hıçkırıkları titretirken salondaki boşlugu, hayal ederler akşam sevgiliyle uyunacak loşluğu.
şairdir çoğu, delidir bir kısmı, kimi doğaçlama yaşar hayatı, kimi tekste bağımlı,
böyledir erkeği, böyledir dişisi
budur işte tiyatrocu kişisi...
bir zamanlar mahkemelerde şahitliği kabul edilmeyen insanlar.
türkiyede genelde "aç" oldukları düşünülen, tiyatro sanatını icra eden insanlara verilen addır.
türkiyede asla ailelerin çocukları için istemediği meslektir. hele ki bu çocuk oğlan çocuğu ise:
''oğlum bak sen büyüceksin evlenceksin çocukların olcak ev geçindirceksin napcan tiyatrocu olup'' derler.
bu da insanı sinir eder. çünkü haklıdırlar. çünkü türkiyede sanata da sanatçıya da değer vermezler. bu yüzden de işi çok zor olan sanatçıdır aynı zamanda tiyatrocu.
''oğlum bak sen büyüceksin evlenceksin çocukların olcak ev geçindirceksin napcan tiyatrocu olup'' derler.
bu da insanı sinir eder. çünkü haklıdırlar. çünkü türkiyede sanata da sanatçıya da değer vermezler. bu yüzden de işi çok zor olan sanatçıdır aynı zamanda tiyatrocu.
ünlü olanları için bişey diyemeyeceğim fakat bunların yeni merak sarmış olanları inceden inceden kendilerini ''ben sanat insanıyım'' havasına sokarlar. bir anda giyinişleri, konuşmaları vs değişebilir. hatta bu değişim o derece belirgin olur ki shakespeare romeo ve juliet'i onun için yazmış diye düşünüyor bile olabilirler. panik yok sadece genelleme yaptım ve bu dahil tüm genellemeler yanlıştır mevzusundan da bihaber değilim.*
(bkz: yine de severiz)
(bkz: yine de severiz)
tiyatrocular yalancıdırlar. asla inanmayın onlara, size inandırmak istediklerini bir güzel inandırabilirler. aksini düşünemezsiniz bile. öyle güzel rol yaparlar ki gerçek sanırsınız, aldanırsınız, sanırsınız ki dünyanın tek siyah beyaz kadını sizsiniz. ama yoktur öyle bir şey. yalanlar, sadece yalanlar.
(bkz: bütün sevgililerine aynı oyunu oynayan tiyatrocu)
(bkz: bütün sevgililerine aynı oyunu oynayan tiyatrocu)
kimiz biz... ? bazı insanlar vardır ki, onlar ne ekmeğe ne suya ne de paraya ihtiyaç duyarlar...... onlar alkışlanılmak için yaratılmıştırlar... bu insanların doğasında vardır hep daha iyisini, daha güzelini, daha büyük alkışları almak isterler. toplumda çoğu onlara deli desede, bizler onlara tiyatrocu deriz...
tiyatrocu mesleğini bir iş gibi görmez. çok özlenen bir sevgili nazı ve edası vardır tiyatroda, tabiki oynayan kişi için. tiyatro kendini ağırdan satar her gün yeni bir süpriziyle kendisine daha çok bağlar oyuncusunu. bu nedenle para getiren bir meslekten çok, uğruna çok şey feda edilen bir aşktır.
sanat amelesidir. işin içine girmeden bilemezsiniz. tam bir sömürü düzeni hakimdir. turneler, hayal kırıklığıdır, baraka misali yerde sabahlamaktır. aç kalmaktır.
edit: yemişim tiyatroyu, set daha iyi.
edit: yemişim tiyatroyu, set daha iyi.
t : emekçidir.
buyur kanka ? 5 yıllık oyunculuk eğitimim var, bir de yazdığım tiyatro oyunu kabul edildi.
buyur kanka ? 5 yıllık oyunculuk eğitimim var, bir de yazdığım tiyatro oyunu kabul edildi.
olmaya ramak kala konservatuvarı bırakıp tarih okumaya başladım. pişman değilim ancak sevdiğim ve saygı duyduğum bir meslektir.
En basit haliyle Tiyatro oynayan insan şeklinde tanımlanabilen bu meslekteki insanlar ikiye ayrılır:
1. Maddi beklenti açısından hırs yapmadan, tiyatro sevdası ile yetinmeyi bilip bu uğurda uzun süre çaba gösterip başarı elde edenler. Ki bunlar "sanatçı egosu" denen şişirilmiş tavırlardan bağımsız mütevazi bir ego sahibidirler. Ki bu doz -bana göre- bir sanatçıda barınması gereken miktardır.
2. Tiyatrocu olabilmek ve bu işten para kazanabilmek için yırtınıp, başarısız sonuçların her birinde "sanatçı egoları"nı pompalayanlar. Şişirilmiş dokunulmazlık ve eleştiriye karşı tahammülsüzlükleriyle en doğruyu kendileri yapıyormuşçasına etrafı ölümüne eleştirirler.
Tabii ki de bu iki gruptan da tenzih edilmesi gereken, yerini hak etmeyen yahut daha fazlasını hak edenler var. Ancak ben; tiyatrocu olma yolunda adım adım ilerlerken en büyük problem, engel, psikolojik zorluk ikinci gruba dahil insanlar oluyor. işte asıl emek harcadığımız nokta, bu tip insanlara rağmen hala tiyatrodan vazgeçmemektir.
1. Maddi beklenti açısından hırs yapmadan, tiyatro sevdası ile yetinmeyi bilip bu uğurda uzun süre çaba gösterip başarı elde edenler. Ki bunlar "sanatçı egosu" denen şişirilmiş tavırlardan bağımsız mütevazi bir ego sahibidirler. Ki bu doz -bana göre- bir sanatçıda barınması gereken miktardır.
2. Tiyatrocu olabilmek ve bu işten para kazanabilmek için yırtınıp, başarısız sonuçların her birinde "sanatçı egoları"nı pompalayanlar. Şişirilmiş dokunulmazlık ve eleştiriye karşı tahammülsüzlükleriyle en doğruyu kendileri yapıyormuşçasına etrafı ölümüne eleştirirler.
Tabii ki de bu iki gruptan da tenzih edilmesi gereken, yerini hak etmeyen yahut daha fazlasını hak edenler var. Ancak ben; tiyatrocu olma yolunda adım adım ilerlerken en büyük problem, engel, psikolojik zorluk ikinci gruba dahil insanlar oluyor. işte asıl emek harcadığımız nokta, bu tip insanlara rağmen hala tiyatrodan vazgeçmemektir.
(bkz: şenol güneş)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar