bugün
- sözlük yazarlarının gerçek adları40
- arkadaşlar yeni işe başladım4
- yazarların yapmayı düşündükleri çocuk sayısı4
- iblis'in sesini duymak8
- tavuk kanadı ne işe yarıyor sorunsalı6
- dikkat çekmeye çalışan erkek4
- 28 bine çalışmak6
- hoslanilan kızın adının makbule olması4
- kahvaltıda kaç zeytin yersiniz14
- sözlükteki şeref yoksunu yazarlar7
- nervio hamferdinin izmire gelmesi7
- gerçek mehdi kim3
- bik bik'in mutfağına konuk olmak30
- mazotun litresi 101 lira36
- anın görüntüsü27
- sadece filistin'i önemsemek13
- yaşlılığı kabullenemeyen insan9
- east of eden5
- israil11
- petrol bulduk haberleri8
- oğlunuza bedelli yaptırır mısınız4
- allah3
- ülkücülere küfür edip ülkücülerden oy bekleyen tip8
- türkler vs türkiyeliler6
- kürdü sevin9
- arkadaşlar bir şey soracağım13
- öcalan'ın kira vermeden villada oturması12
- ekonomi iyiken de akpye oy vermeyenler25
- her boka lapin gibi atlamak4
- as maca8
- kıbrıs barış harekatını ecevit'e mal etmek20
- 16 nisan 2028 cumhurbaşkanlığı seçimi3
- çetin ceviz2
- bilgisayar sipariş edip fayans gelmesi3
- türkiye'yi chp kalkındıracak3
- reagan ridley9
- arkadaşlar bakar mısınız18
- yoruldum2
- doktor kadın çöpçü erkek evliliği11
- israil nüfusunun yarısı müslüman5
- yetiş ya gavs6
- arkadaşlar neden böyle4
- istanbul'un sabah sesleri2
- regl günündeki bir kızın aksesuarları4
- jar jar binks bir sith lordu mu2
- mhplilerin hala mhpye oy verecek olması7
- amedspordan milli takıma 6 futbolcu çağrılması2
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- atilla uğur'un öcalanın listesinin başında olması5
- ktç'nin küçükken sarışın yeşil gözlü olması11
yüzleşmek için, yüzleşmek gerek.
rico yu, o nu aldattığını düşündüğü için evden kovan karısı, bununla yetinmeyip, aslında tam şimdi bunu yaparak, o na ittiği kadını, bulup dövmeye kalkıyor,
bununla da yetinmeyip kadının arabasını parçalıyor.
burada ilginç olan iki şey var,
ilki yaptığı yıkımdan yetinmemesi, öfkesinin bir türlü dinmek bilmemesi ki muhtemel
devam edecek ve ona zarar vermek için bir başkası ile olacak ve yine muhtemel bu da dindirmeyecek öfkesini. kadında dinmeyen hışım yani..
diğeri ki bu daha ilginç aslında, sahip olunduğunda statü kazandıran ve sahip olunduğu için saygı ve imrenti duyulan şeylerin(burada araba), yine aynı saygı ve imrentiyi duyan diğerlerince, o na zarar vermek için ilk saldırdıkları, yoketmeye giriştikleri olması.
amerika işte... pabuçlarımın dreamland i.
bununla da yetinmeyip kadının arabasını parçalıyor.
burada ilginç olan iki şey var,
ilki yaptığı yıkımdan yetinmemesi, öfkesinin bir türlü dinmek bilmemesi ki muhtemel
devam edecek ve ona zarar vermek için bir başkası ile olacak ve yine muhtemel bu da dindirmeyecek öfkesini. kadında dinmeyen hışım yani..
diğeri ki bu daha ilginç aslında, sahip olunduğunda statü kazandıran ve sahip olunduğu için saygı ve imrenti duyulan şeylerin(burada araba), yine aynı saygı ve imrentiyi duyan diğerlerince, o na zarar vermek için ilk saldırdıkları, yoketmeye giriştikleri olması.
amerika işte... pabuçlarımın dreamland i.
sonunda lisa gizemini çözmüş ve gayet anlamlı bir 4.sezon finali yapmış dizi. 5.sezon başlasa da hüngür şakır ağlasak.
istisnasız tüm karakterlerin manyak olduğu güzel dizi.
bir ana johnsson şarkısı.
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
With one open eye
Every time you come around, you leave me broken
What have I done wrong?
You're tearing me apart now, without a word spoken
You've gone far to long
Now why you, stroke me down?
You gave me no sign
Now why you, let me drown?
Now why?
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
With one open eye
Every time you come around, you leave me burning
Got nothing, but scars
You're tearing me apart now, but I'm not learning
Still who you are
Now why you, stroke me down?
You gave me no sign
Now why you, let me drown?
Now why?
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
With one open eye
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
Yes, I'm buried life
Ooh - ooh - ooh...
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
Yeah, I'm buried life - with one open eye
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
With one open eye
Every time you come around, you leave me broken
What have I done wrong?
You're tearing me apart now, without a word spoken
You've gone far to long
Now why you, stroke me down?
You gave me no sign
Now why you, let me drown?
Now why?
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
With one open eye
Every time you come around, you leave me burning
Got nothing, but scars
You're tearing me apart now, but I'm not learning
Still who you are
Now why you, stroke me down?
You gave me no sign
Now why you, let me drown?
Now why?
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
With one open eye
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
Yes, I'm buried life
Ooh - ooh - ooh...
You just left me, six feet under ground
I'm burning, at the sight of the light
I'm down here, six feet under buried alive
Yeah, I'm buried life - with one open eye
son albümleri de berbat olan death metal grubu.
pek sevmediğim bir death metak grubudur. kalbi olanlar kliplerini izlememelidir.
time flies* adlı bölümüyle bünyeye yine sağlamından iki tokat çakmıştır. zaman ne zaman uçar?
--spoiler--
Nate fisher: Time flies when you're having fun, huh?
Nathaniel fisher: No, huh-uh. Time flies when you're pretending to have fun. Time flies when you're pretending to love Brenda and that baby she wants so much. Time flies when you're pretending to know what people mean when they say "love". Let's face it, buddy boy, there's two kinds of people in the world. There's you and there's everybody else, and never the twain shall meet.
--spoiler--
--spoiler--
Nate fisher: Time flies when you're having fun, huh?
Nathaniel fisher: No, huh-uh. Time flies when you're pretending to have fun. Time flies when you're pretending to love Brenda and that baby she wants so much. Time flies when you're pretending to know what people mean when they say "love". Let's face it, buddy boy, there's two kinds of people in the world. There's you and there's everybody else, and never the twain shall meet.
--spoiler--
time flies adlı bölümde george, ruth'a şöyle der;
--spoiler--
George Sibley: çok şanslıyım... şanslı olmaktan nefret ediyorum, şanslı olanın ben olmamdan nefret ediyorum. kimse bana sahip olduğu için şanslı değil. kimse bana sahip olduğu için şanslı değildi...
--spoiler--
--spoiler--
George Sibley: çok şanslıyım... şanslı olmaktan nefret ediyorum, şanslı olanın ben olmamdan nefret ediyorum. kimse bana sahip olduğu için şanslı değil. kimse bana sahip olduğu için şanslı değildi...
--spoiler--
son yayınlanan bölümünde* nate fisher'ı kaybettiğimiz dizidir. ölüm anında kardeşi david'in gördüğü rüya ağız bir karış açık izlenir.
müthiş dizi. son sezonunu pek izleyemedim. bölümlerini bir yerlerden download edicez artık.
all alone adlı bölümüyle bugün sayısız kez hüzünlendirmiş, ayrıca sanat yönetmenliği bu bölümde kendini aşmış dizi. yalnız şöyle bir trivia vermeden geçemeyeceğim. flashback sahnesinde; nate, "bugün kurt cobain öldü" demişti fakat kurt cobain'in ölüm haberi öldükten 3 gün sonra verilmiştir. bu da böyle bir goof olsun.
--spoiler--
David: You could've dressed.
Claire: I couldn't.
David: The rest of us managed.
Claire: The rest of you win.
--spoiler--
--spoiler--
David: You could've dressed.
Claire: I couldn't.
David: The rest of us managed.
Claire: The rest of you win.
--spoiler--
--spoiler--
beni bu yaşımda tv dizisi seyrederken ağlattılar ya, bu fisher ailesini allah nasıl biliyosa öyle yapsın. nate'i hristiyan geleneklerine aykırı bi şekilde sadece kefene sarıp, dua ve mevlana kasideleriyle gömerlerken, daha önce ölmüş yakınlarım geldi aklıma. mezarın içine girip ölü bedeni nazikçe toprağa yerleştirmenin nasıl bi his olduğunu bildiğim için, nate'i taşıyan üç kişiye yardım etmek ve abisinin incinmemesi için öne atılan clarie'i görünce dağıldım resmen.
dizideki hiç bi karakter mükemmel değil, hiçbirinde asil davranışlar görmüyoruz, yalanlar, aldatmalar, uyuşturucular vs....çok genel bi bakış açısıyla bakarsak, başkasına zarar vermeyen, başkalarının duygularını yerle bir etmeyen bi tane karakter yok dizide. işin kötüsü de bu zaten...herşey o kadar aşırı gerçek ki...
ilk yayınlanmaya başladığından beri izliyorum diziyi...araya başka ilgi duyduğum diziler girdi, öğrencilik ve askerlik sırasındaki bol boş zaman varlığı nedeniyle oturup izliyodum cnbceden. niptucklar, gilmore girlsler, lostlar, sitcomlar...bu dizileri merakla beklerdim, bi sonraki bölümde noolcak acaba diye ama six feet under'da hiç öyle bi duygu yoktu, hiç merak etmedim, hiç içim içimi yemedi, bi kurgu gibi değildi benim için. bakiyim senaristler naapmışlar demedim lost'taki gibi ya da nip tuck'taki gibi karakterlerin enteresanlıklarıyla eğlenmedim. hep bi kenarda bizimle beraber yaşayan bi aile gibiydi fisher ailesi. sokağın sonundaki cenazecilerdi. zaman zaman nate'le zaman zaman claire'le özdeşleşerek 5 sezon tamamlamışız hiç farketmeden.
ilk bölümde babasının ölümü üzerine şehre dönen nate, karısının yanında gitti mevlana ve kurt cobain eşliğinde. ruhu şad olsun. mekanı cennet olsun, tabi cennet diye biyer varsa.
--spoiler--
he was just too pure for this world - nathaniel fisher
beni bu yaşımda tv dizisi seyrederken ağlattılar ya, bu fisher ailesini allah nasıl biliyosa öyle yapsın. nate'i hristiyan geleneklerine aykırı bi şekilde sadece kefene sarıp, dua ve mevlana kasideleriyle gömerlerken, daha önce ölmüş yakınlarım geldi aklıma. mezarın içine girip ölü bedeni nazikçe toprağa yerleştirmenin nasıl bi his olduğunu bildiğim için, nate'i taşıyan üç kişiye yardım etmek ve abisinin incinmemesi için öne atılan clarie'i görünce dağıldım resmen.
dizideki hiç bi karakter mükemmel değil, hiçbirinde asil davranışlar görmüyoruz, yalanlar, aldatmalar, uyuşturucular vs....çok genel bi bakış açısıyla bakarsak, başkasına zarar vermeyen, başkalarının duygularını yerle bir etmeyen bi tane karakter yok dizide. işin kötüsü de bu zaten...herşey o kadar aşırı gerçek ki...
ilk yayınlanmaya başladığından beri izliyorum diziyi...araya başka ilgi duyduğum diziler girdi, öğrencilik ve askerlik sırasındaki bol boş zaman varlığı nedeniyle oturup izliyodum cnbceden. niptucklar, gilmore girlsler, lostlar, sitcomlar...bu dizileri merakla beklerdim, bi sonraki bölümde noolcak acaba diye ama six feet under'da hiç öyle bi duygu yoktu, hiç merak etmedim, hiç içim içimi yemedi, bi kurgu gibi değildi benim için. bakiyim senaristler naapmışlar demedim lost'taki gibi ya da nip tuck'taki gibi karakterlerin enteresanlıklarıyla eğlenmedim. hep bi kenarda bizimle beraber yaşayan bi aile gibiydi fisher ailesi. sokağın sonundaki cenazecilerdi. zaman zaman nate'le zaman zaman claire'le özdeşleşerek 5 sezon tamamlamışız hiç farketmeden.
ilk bölümde babasının ölümü üzerine şehre dönen nate, karısının yanında gitti mevlana ve kurt cobain eşliğinde. ruhu şad olsun. mekanı cennet olsun, tabi cennet diye biyer varsa.
--spoiler--
he was just too pure for this world - nathaniel fisher
pazar akşamları uykuma yenik düştüğüm için kah izleyip bıraktığım ama son yayınlanan bölümüyle çok şey kaçırdığımı anladığım dizi.
kutsal bir arkadaş tarafından tavsiye edilen ama malesef son sezonu yakalayabildiim her gün olsa her gün izleriz dediim son bölümnü başka hiç bi dizide bulamadıım adeta hayat siyah ölüm beyaz diyen dizidir
ölümün ne kadar yakın ve kolay olduğunu hatırlatan biricik dizi.
bugün bir güzel ağzıma sıçacak dizidir. *
5 sezonda toplam 63 bölüm. hem anlatımıyla hem anlattığıyla, karakterleriyle, yakın plan çekimlerindeki tekinsizliğiyle, insanı darma duman eden soundtrack kullanımıyla bünyeyi mazoşist yapan dizi.
"insan, doğduğu andan itibaren ölmeye başlıyor" düsturunu kendine şiar edinmiş; "ya yaşarsınız ve üzülürsünüz ya da ölürsünüz ve kalanları üzersiniz" dizisi.
ölümü, yıkımı, kayıpları, ümitlerin mahvoluşunu, yaşam sevincinin azalışını, elle tutulacak kadar somutlaşan hayal kırıklığını bu kadar sanatsal anlatma hakkını nerden buluyorda bizi bu kadar üzüyor diye merak ettiğim dizi.
yaklaşık 20 dakika sonra başlıyacak olan, herkesin beklediği son bölümüyle bizi fisher'sız bırakacak dizi.
"insan, doğduğu andan itibaren ölmeye başlıyor" düsturunu kendine şiar edinmiş; "ya yaşarsınız ve üzülürsünüz ya da ölürsünüz ve kalanları üzersiniz" dizisi.
ölümü, yıkımı, kayıpları, ümitlerin mahvoluşunu, yaşam sevincinin azalışını, elle tutulacak kadar somutlaşan hayal kırıklığını bu kadar sanatsal anlatma hakkını nerden buluyorda bizi bu kadar üzüyor diye merak ettiğim dizi.
yaklaşık 20 dakika sonra başlıyacak olan, herkesin beklediği son bölümüyle bizi fisher'sız bırakacak dizi.
hakkında ya hiç birşey söylenemiyecek ya da sayfalar doldurulsa yetmiyecek bir finalle aramızdan ayrılmıştır.
--spoiler--
keşke herşey claire fisher'ın düşündüğü gibi olsa, geride mutlu bir hayat yaşadığımızı hissederek 102 yaşında ölsek. ölürken yatağımız etrafında sevdiklerimizin 80 yıl önceki fotoğrafları olsa. brenda chenowith gibi sevdiklerimizi anlayabilmek için hiç görmediğimiz babalarını görsek düşümüzde. david fisher gibi kökümüzden ayrılmadan yeni aileler yetiştirsek. ruth fisher gibi gözün görüş mesafesinin alabildiğince sevdiklerimiz olsa son nefesimizde. nathaniel fisher jr. gibi öldükten sonra bile ilham verebilsek geride kalanlara.
ve nathaniel fisher gibi büyüklerin yaşlanmasına, çocukların büyümesine, ölümlere, doğumlara, üzüntülere, sevinçlere katılsak öldükten sonra bile.
fonda sia'dan breath me, elde şarap...to nate!
--spoiler--
--spoiler--
keşke herşey claire fisher'ın düşündüğü gibi olsa, geride mutlu bir hayat yaşadığımızı hissederek 102 yaşında ölsek. ölürken yatağımız etrafında sevdiklerimizin 80 yıl önceki fotoğrafları olsa. brenda chenowith gibi sevdiklerimizi anlayabilmek için hiç görmediğimiz babalarını görsek düşümüzde. david fisher gibi kökümüzden ayrılmadan yeni aileler yetiştirsek. ruth fisher gibi gözün görüş mesafesinin alabildiğince sevdiklerimiz olsa son nefesimizde. nathaniel fisher jr. gibi öldükten sonra bile ilham verebilsek geride kalanlara.
ve nathaniel fisher gibi büyüklerin yaşlanmasına, çocukların büyümesine, ölümlere, doğumlara, üzüntülere, sevinçlere katılsak öldükten sonra bile.
fonda sia'dan breath me, elde şarap...to nate!
--spoiler--
çok pis, iğrenç, boyunları çok kalın rezil amerikalı insanların müzikal sıçışı. death metal'in dejenerasyon edilgeni, boktan neslin kendini bulduğu sandığı boktan müzik. melodi, ritm filan yoktur şarkılarında pataküte pataküte girerler. bunları dinledikten sonra ismail'e, yk'ya tapılır, sebastian bach'ta vaftiz olunur.
üç çeşit dizi var gözümde... fazla kafa yormadan izlenebilecek, derli toplu, eğlencelik filan olanlar***, akıl oyunlarıyla, harika bir kurguyla, kaliteli hikaye akışı ve sağlam karakter çözümlemeleriyle bezenmişler***
bir de asla anlayamadığım, kalıplara uyduramadığım, hangi kafayla yazıldığını merak ettiğim, ağzım açık izlediğim kategorize edilemeyenler..
işte six feet under, nip/tuck ile beraber bu üçüncü türün ender örneklerinden..
çıkış noktası "ölüm"... daha ne kadar gerçek olabilir ki?
bir de asla anlayamadığım, kalıplara uyduramadığım, hangi kafayla yazıldığını merak ettiğim, ağzım açık izlediğim kategorize edilemeyenler..
işte six feet under, nip/tuck ile beraber bu üçüncü türün ender örneklerinden..
çıkış noktası "ölüm"... daha ne kadar gerçek olabilir ki?
tüyleri şahlandıran finali, eninde sonunda gelecek olan ölüm le bitirerek adına yakışır sonlanan dizi film. tüm yaşadıklarına rağmen claire in 102 yaşında gözlerine perde inmiş haldeki ölümü belkide en etkileyicisiydi. hayata kazık çakılamayacağını bir kez daha bir dizi filmin finaliyle hatırlamak tokat etkisi yaratabiliyor. hayatta yaşananlar güzel ya da kötü, zor ya da kolay, acılı ya da neşeli ama sonunda tek bir gerçek var ki; ölüm. ölümü de katlanabilir hale getiren belki de yaşamış olduklarından memnun olmak.
bu six feet under mezarın kazıldığı yüksekliği ifade ediyor. yaklaşık olarak 2 metreye filan geliyor işte.
adamlar bunu bile edebi yapmışlar, ona hayret ettim ben. direkt mezar dersin, kabir dersin filan da adamlar six feet under diyorlar yani. şarkılarda filan hep bunu kullanıyorlar. acaba mezar kelimesinden mi korkuyorlar? o da tartışılır.
olur, bunların hepsi olur da bunu türkçe'ye uyarlayınca güzel oldu, enstantane yakaladım, ilker yasin burda olsa ona anlattırırdım ama.
*cemil abi 6 ayak aşağıya gidicek bir gün herkes.
-ne diyon lan?
*abi 6 ayak diyorum, inecek tabut.
-sus sikmeyim tuluatını.
adamlar bunu bile edebi yapmışlar, ona hayret ettim ben. direkt mezar dersin, kabir dersin filan da adamlar six feet under diyorlar yani. şarkılarda filan hep bunu kullanıyorlar. acaba mezar kelimesinden mi korkuyorlar? o da tartışılır.
olur, bunların hepsi olur da bunu türkçe'ye uyarlayınca güzel oldu, enstantane yakaladım, ilker yasin burda olsa ona anlattırırdım ama.
*cemil abi 6 ayak aşağıya gidicek bir gün herkes.
-ne diyon lan?
*abi 6 ayak diyorum, inecek tabut.
-sus sikmeyim tuluatını.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar