1. 1.
    147 dk'lık doyumusuz bir şölen. hayatınızda izleyebileceğiniz en iyi 3 filmden biri olması muhtemel bir filmdir. filmin soundtrack'ini ry cooder yapmıştır.*
    5 ... berbay
  2. 2.
    wim wenders'in 1984 yılı yaptığı, doğuştan "loser"ların kimliklerini aramasını öyküleyen filmi...*
    4 -1 ... ifqif
  3. 3.
    uçakla 10 saatlik mesafedir, atlantiğe çakılmazsanız...
    1 -2 ... oynakhortlak
  4. 4.
    Keyfini çıkarta çıkarta izlenmesi gereken, yormayan, görüntüleriyle, müzikleriyle, harry dean stanton'ın performansı ile mest eden filmdir.

    Size tek tavsiyem hakkında pek kötü bir şey duyamayacağınız bu filmi beklentiler öbeğiyle izlememeniz.

    Film, tertemiz bir uykudan kalkmışsınız ve çok yakın bir arkadaşınız elinde fotoğraf albümü ile gelmiş ve teybe huzurlu bir müzik koyup hikayesini anlatmaya başlıyor kıvamı verdi bana.

    Tam Pazar akşamı tv'de olsa da izlesek filmidir. Pazartesine pamuk kıvamında başlatır.
    1 ... saggosteripsolturnikeatanadam
  5. 5.
    oldukça uzun süresine rağmen, merakla ve sıkılmadan kendini izlettirebilen bir wim wenders filmi. buram buram terk edilmişlik ve yalnızlık kokuyor bu film.

    - - -
    --spoiler--
    - - -
    travis karakterini canlandıran oyuncu, cozutmuş adam rolünde müthiş. wim wenders, filmin ilk kısmında bizim, travis'e acımamızı sağlıyor. 4 sene boyunca ordan oraya savrulmuş bir adam travis. kardeşi onu buluyor ve öğreniyoruz ki karısı onu terk etmiş. birde çok sevimli hunter isimli oğlu var. kardeşi ve yengesi büyütmüşler onlar yokken. travis'e üzülüyoruz o sırada. adamın psikolojisi çökmüş. hunter'a daha bir üzülüyorum. "sarı kafa, mavi gözlü masum yüzlü melek" diyorum. annesi de terk etmiş. "nasıl bir vicdan?" diyor izleyici. kendisini bu kadar seven, gidşinden sonra kendini çöllere vuran ve 4 yıl boyunca hayatını yollarda geçiren erkeği + oğlunu nasıl bırakabilir insan?

    filmin ilk kısımlarında bunları sordum kendi kendime. merak da ediyorsun tabii. hiçbir kadın, kolay kolay durduk yere de gitmez diye düşünüyorum. bakalım ne olacak? wenders, merak dozunu iyi ayarlamış. tam tadında vermiş yani izleyicinin muhtemel sorularının cevaplarını. filmin ilk kısmı, travis'in gözünden izliyoruz işte.

    ikinci kısımda ise; beklediğimiz gibi travis, jane'i buluyor. yanına, hunter'ı da alarak jane'i buluyor. ayrıntıya girip filmi anlatmak istemiyorum. ben daha çok filmin uyandırdığı duyguları önemsiyorum. çok etkileyiciydi çünkü.

    öğreniyoruz ki travis o kadar sütten çıkmış ak kaşık değilmiş. aşık olduğu kadının özgürlüğünü elinden alacak kadar saçma hareketler yaparak onu kendinden uzaklaştırmış. jane, bir seks shop'ta erotik şov yaparak ve konuşarak erkek müşterilerle ilgilenmektedir. travis, telefondan jane ile konuşacakken onun soyunmasını istemez. sadece konuşmak ister. jane ise onu dinler.

    kendi hikayelerini anlatmaya başlar travis. adamın kadını ne kadar çok sevdiğini, ne kadar çok kıskandığını ve histerik tavırlarıyla bu ilişkiyi nasıl felakete sürüklediğini öğreniriz. travis, sevgisiyle jane'i boğarken, onun kaçmak istemesini engellemek için onu sobaya bağladığını, kelepçeleyip eziyet ettiğini de söyler. jane, bu hikayenin kahramanlarından biri olduğunu anlar. travis'i görmek ister ama travis sadece otel odasında hunter'ın onu beklediğini söyler ve onu göremeyeceğini belirtir.

    filmin son kısmında jane'in, oğlunun yanına geldiğini görüyoruz. filmin en duygusal sahnesi buydu bence. ağladım bu sahnede. yıllardır annesini görmemiş bi evlat, annesinin geldiğini görünce tepkisizce sadece bakıyor ve sonrasında yavaşça yaklaşarak karnına kafasını gömüp belinden sarılıyor. saçlarına dokunuyor, kokluyor. kokusunu özlemiş.

    çok etkileyici bir drama ve baş yapıt. insanın boğazında düğümler oluşturuyor özellikle şu son ana-oğul sahnesi. tavsiye edilir.

    not: Nastassja Kinski ne güzel kadınmış be. utanmasam aşık olacaktım.

    - - -
    --spoiler--
    - - -

    hani bazen bazı aşklar vardır ya gerçekten bitmiştir. geri dönüşü asla olmaz. bu filmdeki de aynen öyle. her şey tüketilmiş ve aşka dair hiçbir şey kalmamış. tekrar biraraya gelmek hiçbir şeyi değiştirmeyecek. o kadar yıkıntının üstüne yeni bir bina inşa edilemez.

    güzeldi. teşekkürler wim wenders.
    1 ... slywitch
  6. 6.
    (bkz: sam shepard)
    1 ... no soporto el rap
  7. 7.
    sam shepard seni hemen tanıdım. oyunlarında işlediğin "baba-oğul" meselen bu filmde de kendini gösteriyor. "aç sınıfın laneti"nde babasının çıkardığı kıyafetleri giyen oğulu hiç unutmadım, sanırım unutmayacağım da... bu amerika'da ya da kapitalist sistemin yaşattığı bir miras mı yoksa her baba-oğul ilişkisinin yazgısı mı bilmiyorum ama bu filmde de travis bize babasının annesiyle tanışma hikayesini anlatıyor. baba eşe dosta eşiyle ilk kez amerika'da paris, texas'ta tanıştığı için şaka olsun diye hep önce paris der ve duraksarmış. herkesin eşiyle gerçekten paris'te tanıştığını sandığından emin olduktan sonra texas'ı eklermiş. önce herkes bu şakaya gülermiş. sonra zamanla baba bu şakaya inanır hale gelmiş... öyle ki artık anne bu durumdan rahatsız olmaya, utanmaya başlamış. ve filmin içinde öğreniyoruz ki, erkek çocuklarından biri yani travis'in kardeşi walt bir fransız kadınla evlenmiş... yani oğul yine babanın kefaretini ödüyor.
    1 ... no soporto el rap
  8. 8.
    wim wenders ustanın, hafif, izlenilir filmi.

    filmde yalan yok, dürüstlük var. özellikle travis'in fransız yengesi, tam türk. çocuğa yıllardır bakmış, iyi niyetli, şeker bir ablamız.
    1 ... dalibor
  9. 9.
    " tanıdığım birileri vardı. bu iki kişi birbirlerine aşıktı. kız çok gençti, 17 ya da 18 yaşında. ve erkek de ondan epey yaşlıydı. biraz hırpani ve asi biriydi. kızsa çok güzeldi... anladın mı? ve birlikte her şeyi bir tür maceraya dönüştürüyorlardı. bu kızın hoşuna gidiyordu. sadece bakkala gitmek bile macera doluydu. her aptalca şeye gülüyorlardı. çocuk kızı güldürmeyi seviyordu ve başka hiçbir şey umurlarında değildi.çünkü tek istedikleri birlikte olmaktı... "
    1 ... sivil muharrir
  10. 10.
    film olanı da iyidir müzik olanı da:

    https://video.uludagsozluk.com/v/paris-texas-63491/



    her ne kadar gavur filmleri ve gavur müzikleri olsalar da...
    ... gecmis zaman olur ki