bugün

1.Kısa ve özlü anlatımı olan, nükteli, güldürücü hikâyecik, anekdot.
2.Edebiyat Gazete veya dergilerde gündelik konuları bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan ciddi veya eğlendirici yazı türü.
3.Hukuk Kanun maddelerinin kendi içlerinde satır başlarıyla ayrıldıkları ufak bölümlerden her biri.
4.Paragraf.
5.Anatomi Omur.
mustafa sandal şarkısı.

ruhumu sallayan salıncak
bomboş şimdi, çok boş şimdi sanki terkedildi
derin derin bakışların en son delildi
hep en son delildi kalbimi yaşatan

şarkılar söyler seni dinlerdim
böyle gizlendim zor oldu ancak

sonunda anladım senin aşkın bir fıkraymış
ne gariptir sen anlattın ben ağladım
nihayet kavradım senin aşkın bir fıkraymış
ne yazıktır ki aşkımı boşa harcadın

ruhumu sallayan salıncak
durdu şimdi,durdu şimdi sanki farkedildi
derin derin bakışların en son yemindi
bir tek yemindi herşeyi anlatan...
özellikle gazetelerde yayımlanan kısa ve özlü, kamuoyunu yönlendirmeyi amaçlayan düşünce yazısıdır.
birgün temel alman ve fransız trende beraber gidiolar kompartımana bi sinek giriyo ve fransız cıkarıyo kılıcını ve sineği öldürüyo sonra hemen cebindeki kartı cıkarıp diğerlerine gösteriyo kağıtta "fransa'nın en iyi kılıc kullanan adamı" yazıyor. sonra oturuyor yerine biraz sonra bi sinek daha giriyo hemen alman kalkıyo silahını cıkarıp sineği öldürüyor sonra hemen cebindeki kartı cıkarıyor kartta "almanyanın en iyi silah kullanan adamı" yazıyor.biraz zaman gectikten sonra bi sinek daha giriyo bizim temele bakıyorlar temel kalkıyo umarsızca cebinden usturayı cıkarıyor ve sallıyo sinek hala ucuyo diğerleri baslıyo gülmeye. Temel hiç aldırmadan cebindeki kartı cıkarıyo kartta "TÜRKiYE'NiN EN iYi SÜNNETCiSi" yazıyor......ehuehuheehueh
Bir ingiliz, bir laz, bir de alman aynı odada uyuyorlarmış.Sabahın altısında saat çalmaya başlamış ve hepsi uyanmışlar.
ingiliz sinirli bir şekilde : -Saati kim sabahın körüne kurdu?
Laz sırıtarak : -Alman kurdu
doktor 80 yaşındaki ihtiyara laf anlatmaya çalışıyomuş;
- amca sen artık yaşlısın, normaldir senin yapamaman zorlama boşuna,
ihtiyar;
- olmaz öyle şey, siz yanlış biliyorsunuz. benim 18 yaşında bir sevgilim var ve şuan hamile.
doktor laf anlatamayınca çaresiz "gel amca ben sana bir hikaye anlatayım" demiş.
- adamın biri ava çok meraklıymış. bir gün işten eve döner dönmez hemen silahını alıp ava gitmek istemiş. koşarak evden çıkarken silahının yerine şemsiyesini kapıp dalmış ormana. çalılıkların arasında gezerken bir bakmış geyik. hemen doğrultmuş şemsiyeyi. paatt geyik düşmüş yere...
ihtiyar ;
- olamaz, başkası vurmuş olmalı.
doktor ;
- kesinlikle...!
# bir gün bir üniversite mezunu işbaşvurusu yapar. görüşmeye başladıklarında işveren üniversite mezunundan beklentilerini sorar.

- valla ilk olarak maaş konusunda 4000 dolar ideal bir rakam bence. ayrıca evim buraya uzak olduğu için bana fabrikanın yakınlarında güzel bir ev kiralamanızı ve evden fabrikaya gidip gelmem içinde ortasınıf bir araba vermenizi istiyorum.

işverende;

+ valla biz maaş olarak 10000 dolar, kalacak yer olarakta fabrikanın karşısındaki villalardan birini sizin adınıza yapmayı ulaşım içinde size bir x5 tahsis etmeyi düşünmüştük.

üniversite mezunu;

- şaka yapıyorsunuz.

işveren;

+ evet ama önce siz başlattınız.

kayseriliye sormuşlar, 2 + 2 kaç eder?

kayserili: alcez mi, satçez mi !!!! *
Doktorun biri yeni bir muayenehane açmış. Kapıya yazmış... " Vizite ücreti 100 Dolar. iyileştiremediğimiz hastaya beş mislini geri veriyoruz..." Vizite pahalı ama, doktor gerçekten doktor... Her gelen hasta iyileşip gidiyor... Doktorun ünü her geçen gün artıyormuş... Uyanığın biri doktora gidecek, iyileşmeyecek ve beş misli parayı geri alacak ya, kapıyı çalmış... "Doktor! Ağzımın tadı hiç yok... Öyle kötüyüm ki, hiçbir şeyin tadını alamıyorum..." Doktor... Adama şöyle bir bakmış, hemşireye seslenmiş: "Hemşire hanım! Sekiz numaralı kutuyu getirin" Hemşire adama uzatmış kutuyu, adam, bir kaşık içindekinden yemiş ve anında tükürmüş... "Ama Bu bok!!!!!" Doktor sakin, "Evet! iyileştiniz. Tad alıyorsunuz artık.." Adam, parayı ödemiş sinirleri tepesinde gitmiş... Aradan birkaç ay geçmiş. Büyük bir hırsla yeniden kapısına dayanmış doktorun .. "Doktor bey, ben de hafıza kaybı başladı... Herşeyi unutuyorum...!" Doktor, adama şöyle bir bakmış yine, hemşireye dönmüş, "Kızım, sekiz numaralı kutuyu getirir misin?" demiş. Adam, hemen itiraz etmiş, "Ama, o kutuda bok var!"... Doktor, "Doğru! Bakın, hafızanız da yerine geldi!...." Adam, ağlamaklı, hırsla ödemiş parayı çıkmış dışarı... Kurmuş da kurmuş intikam planlarını... Birkaç ay sonra.. "Doktor! Ben de iktidarsızlık başladı... Durumum kötü, hiçbir şey yapamıyorum..." Doktor adamı gözüyle şöyle bir inceleyip, "Hemşire hanım sekiz Numaralı kutuyu getirir misin" diye seslenince, adam, tüm hırsıyla, "S.kecem,seni de sekiz numaralı kutunu da..." diye bağırmış.. Doktor gayet sakin, "Geçmiş olsun! Artık yapabiliyorsunuz.
(bkz: yaran fıkralar)
hollywood' da bir parti veriliyor.
partinin sahibi, partiye heyecan ve değişim katmak için mikrofonu eline alıp başlıyor;
- arkadaşlar, akvaryumdaki iki piranayı bu havuza atacağım. havuza atlayıp karşıya çıkan arkadaş şu gördüğünüz sarışınla sabaha kadar eğlenebilir.
kimsede ses, seda yok.
- bu esmeri de sunuyoruz.
yine kimsede ses yok.
-bu i... yi de veriyoruz...
slaaaşş! adamın biri suda hızla yüzüyor ve karşıya geçiyor...koşup, havuzun öbür kenarına geliyor.
- nerede o i...?
- beyefendi o havuzun karşısında.
adam şaşkın şaşkın;
- o değil, beni havuza iten i... nerede?
rte ve buş amerikada olağan toplantılarını yapıyorlarmış.buş rte ye havasını basmış:
-biliyor musun,biz teknolojide öyle ilerledik ki, ölüleri bile diriltmeye başladık.
rte altta kalmamak için cevap vermiş;
-bizim partiye üye olanlar 100 km yi üç saniyede koşuyorlar.
rte döndükten 1 hafta sonra , buş yarın ülkemini ziyarete geliyor diye telefon gelmiş.ve rte nin etekleri tutuşmuş.kurmaylarına dönüp,
-eywahh ben ne yapacağım,adama yalan söyledim.buş biz ölüleri diriltiriz deyince,ben de 100 km yi 3 saniyede koşarım dedim...şimdi yalanım ortaya çıkarsa ne yapacağım?
kurmayları yanıtlamış:
-merak etmeyin sayın rte biz çözümü bulduk.onu anıtkabir'e götürün.ve asıl onun dediğinin doğru olup olmadığını test edin.atatürk'ü diriltmesini söyleyin.eğer gerçekten diriltebilirse , siz zaten 100 km yi 3 saniyede koşarsınız.
anlatana göre güldürücülüğü yada düşündürücülüğü değişen yazı türü.
köşe yazılarının diğer bir adı makaleyle farkı isoatlanma kaygısının olmayışıdır.
telaffuz ederken sondaki harfin uzatılmaması gereken kelime.
üniversitenin büyük amfisinde 800 kişinin katıldığı bir imtihan... süre iki saat... profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine imkân yok. cevapları yetiştiremeyen kalıyor. bu yüzden bütün talebeler harıl harıl kâğıt dolduruyorlar.
ama birisi ağırdan gidiyor. biraz düşünüyor biraz yazıyor. hiç aceleci bir hâli yok.
derken süre doluyor. "getirin kâğıtları çocuklar" diyor profesör ve herkes bitirebildiği kadarıyla kâğıdını getirip masanın üzerine koyuyor. veren çıkıyor, veren çıkıyor, masanın üzerindeki kâğıtlar birikiyor. sınıfta hiç talebe kalmıyor. bir kişi hâriç. bizim ağırdan giden talebe hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor.
böylece biraz daha zaman geçtikten sonra, bizimki kalkıp kürsüye gidiyor ve kâğıdını bir sonraki ders için hazırlıklarını tamamlamakta olan profesöre uzatıyor. profesör kızarak:
-hayır! çok geç kaldın. artık senin kâğıdını alamam...
bizimki ters ters bakıyor:
-sen benim kim olduğumu biliyor musun?
-yoo, aslında bilmiyorum. ne olacak?
talebe bakışlarını dikleştirerek tekrar soruyor:
-sen benim kim olduğumu biliyor musun?
-hayır bilmiyorum! üstelik bu hiç de mühim değil!
-iyi öyleyse, diyor bizimki ve yığılı duran imtihan kâğıtlarının bir kısmını kaldırıyor ve araya kendi kâğıdını koyup kâğıtları tekrar düzeltiyor. sonra da:
-iyi günler hocam, deyip profesörün şaşkın bakışları arasında yürüyüp gidiyor.
bu ülkede başbakanlık yapmış olan tansu çiller, anıt kabir’de atatürk'ün huzuruna 5 kez çıkmış ve beş kez yazı yazmış deftere. dördü hiç okunmuyormuş... okunabilen 5. nin de fıkra olmasını temenni ediyor, sozluk kullanıcılarının insiyatiflerine bırakıyorum.

"yüce önder. ulu ve büyük atam! doğru yol partisi'nin 14'üncü yılını idrak ediyoruz. (sonra 14'ün üzerini karalamış, 15 yapmış) laik türkiye cumhuriyeti'nin ve demokrasinin bekçileri olarak 16'ncı yılımızda huzurundayız... davamız yarım asırlık yani 65 yıllık bir davadır. milliyetçilik ve çağdaşlık yolunda yarım asırdır yani tam 40 yıldır yürüyoruz. bu ülkenin çimentosu olmanın sevinci içindeyiz. biz bu ülkenin çimentosuyuz. bizimle tuğlaları yapıştıracaklar, duvar örecekler, bina yapacaklar, içimize girecekler. ilkelerinin ışığı altında partimizin 17'inci yılını kutluyor, saygılar sunuyorum. görüşmek üzere."
en güzel mustafa sandal şarkılarındandır. herkesin mustafa sandalla ilgili eleştirilerine esprilerine gülememe sebebidir. sadece bu şarkının sözlerini yazdığı ve söylediği için mustafa sandala eleştiren bir sürü insana muhalif eder adamı. o kadar yani. ruhunuzu sallayan salıncak hiç durmasın, allah sevdiğinize bağışlasın. amin.
komikligi anlatıcının beceresine baglıdır. iyi pazarlarsan en sogk espri bile iyi bir fıkra malzemesidir.
torunu yolda çiftleşen iki köpek gördüğünde dedesine soruyor dede ne yapıyorlar bunlar diye.
+dedesi şakalaşıyorlar evladım diyor
-torun hemen cevabı yapıştıryor
- dede şaka maka iyi si..yor buna benzer dinleyince tebessüm etmemizi sağlayan hikayelere fıkra deriz.
komiklik olsun diye anlatılır amacına ulaşmadımı rezil olma durumu ile karşı karşıya kalınabilinir samimi olmadınız kişilere anlatılmaz en önemli kuralıda budur..

fıkraya örnek:

adamın birisi birine pezevenk der. adam da kendisine
pezevenk diyen kişiyi mahkemeye verir.
duruşmaya çıkarlar. hakim sorar: sen bu adama pezevenk dedin mi?.
evet dedim ama bizim oralarda bir adam ev
yaptırırsa ve zengin olursa ne ev yaptırdı pezevenk’ deriz.
bir güzel iş yaparsa işini biliyor pezevenk&
deriz. onun için ben kötü niyetle söylemedim.’ der.
hakim davacıya sorar: ne diyorsun arkadaş? bak bu adam böyle söylüyor.
davacı adam cevap verir:
valla ne diyeyim hakim bey. o kadar güzel savunma yaptı ki pezevenk.''
üniversitenin büyük amfisinde 800 kişinin katıldığı bir imtihan... süre iki saat... profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine imkân yok. cevapları yetiştiremeyen kalıyor. bu yüzden bütün talebeler harıl harıl kâğıt dolduruyorlar.
ama birisi ağırdan gidiyor. biraz düşünüyor biraz yazıyor. hiç aceleci bir hâli yok.
derken süre doluyor. "getirin kâğıtları çocuklar" diyor profesör ve herkes bitirebildiği kadarıyla kâğıdını getirip masanın üzerine koyuyor. veren çıkıyor, veren çıkıyor, masanın üzerindeki kâğıtlar birikiyor. sınıfta hiç talebe kalmıyor. bir kişi hâriç. bizim ağırdan giden talebe hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor.
böylece biraz daha zaman geçtikten sonra, bizimki kalkıp kürsüye gidiyor ve kâğıdını bir sonraki ders için hazırlıklarını tamamlamakta olan profesöre uzatıyor. profesör kızarak:
-hayır! çok geç kaldın. artık senin kâğıdını alamam...
bizimki ters ters bakıyor:
-sen benim kim olduğumu biliyor musun?
-yoo, aslında bilmiyorum. ne olacak?
talebe bakışlarını dikleştirerek tekrar soruyor:
-sen benim kim olduğumu biliyor musun?
-hayır bilmiyorum! üstelik bu hiç de mühim değil!
-iyi öyleyse, diyor bizimki ve yığılı duran imtihan kâğıtlarının bir kısmını kaldırıyor ve araya kendi kâğıdını koyup kâğıtları tekrar düzeltiyor. sonra da:
-iyi günler hocam, deyip profesörün şaşkın bakışları arasında yürüyüp gidiyor.
Ateşli bir köy çocuğu şehrin en büyük marketinde işe başvurur.
Dünyanın bu en büyük alışveriş merkezinde herşey ama herşey satılmaktadır.
Patron sorar:
- Daha önce hiç satıcılık yaptın mı?
- Evet köyümde bu işi yaptım.
- Patronun gözü çocuğu tutar:
- iyi, yarın başlıyorsun. Ertesi gün akşam olur ve patron çocugu karşısına alır;
- Evet, bugün kaç satış yaptın ?
- Bir !
- Ne bir mi? Ötekiler 20-30 satış yaptılar,
- Nasıl Bir?

- Kaç dolar tuttu peki?
- 320.334 USD.
- Patron şaşırır ve sorar :
- Nasıl becerdin bunu?
- Adama başta küçük boy bir olta, sonra orta boy ve sonra da büyük boy bir olta sattım.
- Adama nerede balık tutucağını sordum. Kıyıda deyince bir tekneye gereksinimi olduğunu söyledim. Tekne bölümüne indik ve çift motorlu, yelkenli, lüks bir yat sattım. Vosvosuyla bunu çekemeyecegini söyleyince son model 4x4 bir jeep sattim. Patron kendinden geçer:

- Ne diyorsun, tüm bunlari bir küçük olta almaya gelen adama mı sattin?

- Genç çocuk yanit verir:

- Yoo aslında karısı için bir tane orkid istemişti...

Ben de ona şöyle dedim:

- Hafta sonun mahvolmuş, sen en iyisi balığa git...
Temel Dursun'a arabasının öyküsünü anlatıyordu: 'Bir gün otostop yapiyordum ki önümde, bu arabayla, mini etekli güzel bir bayan durdu ve beni arabasına aldı. Bir süre gittikten sonra kadın arabayı kuytu bir köşeye çekti. Mini eteğini iyice yukarı çekip, dudaklarini ıslattı ve Benden ne istersen alabilirsin dedi, ben de arabasini aldim. Dursun : iyi etmişsin Temel, zaten mini etek sana hiç yakismazdi.
Temel; Dursun'dan sinemaya gitmek üzere ayrılır. Sinemaya gider, filmini izler ve evine gelir. Ertesi sabah Temel'le karşılaşan Dursun, arkadaşına bu kültürel faaliyetini sorar:
+Ne yaptın Temel? izledin mi filmi?
Temel cevaplar:
-He uşağım, izledim.
+Neydi filmin adı?
-intikam Peşinde.
+Filmin başrol oyuncusu kimdi?
-intik. *
Amerika'da bir supermarkette , mu$teri yarim kivi satin almak istiyor.
Tezgahtar bunun mumkun olmadigini soyluyor. Kavga cikiyor.
Tezgahtar ko$a ko$a mudure cikiyor:

" Efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor " der demez
$oyle bir arkasına dönunce ne görsün !!
Mu$teri arkasindan gelmi$ , ensesinde duruyor...

Tezgahtar hemen mü$teriyi i$aret ediyor:
" Bu beyefendi de diger yarısını almak istiyor , efendim..."
Müdür durumu anlıyor , adama yarım kiviyi mecburen verip gonderiyorlar.

Müdür bir saat sonra tezgahtari çağırtıyor:
-Tebrik ederim, cok zeki davrandin, iyi idare ettin. Nerelisin
sen?
-Brezilya'lıyım efendim..."

-"Amerika'ya niye geldin?"

-"Brezilya cazip bir yer degil efendim , orada insanlar ya
orospu , ya da futbolcu oluyor..."
-"Biliyor musun benim karim da Brezilyali..."

-"Yaa oyle mi, acaba karınız hangi takımda futbol oynuyor ?
Afrika'da, çok geri kalmis olan bir köye gelen bir papaz, yerlileri
egitmeye çalisiyormus. Her sabah insanlarin iyilik yapmalarini,
birbirlerine karsi iyi davranmalarini vaaz ederken, ögleden
sonralari da : kabilenin reisine, ingilizce ögretmeye çalisirmis.

Bir gün papaz yanina kabile reisini alip dolasmaya baslamis.

Bu arada gördükleri seylerin ingilizcelerini de söyleyerek reisin
ingilizce bilgisini arttirmaya çalisiyormus.

Bir kayanin önünde papaz "Kaya" demis, reis de "Kaya" diye tekrar etmis.
Bir göle gelmisler, papaz "Göl" demis, reis de "Göl" deyince papaz sevinip
"Aferin" demis.

Biraz sonra çaliliklarin arasinda sevismenin son asamasinda olan
bir çifte rastlamislar.

Papaz : biraz kizarmis ve yutkunarak "Bisiklete binmek" demis. Reis
oynasanlara söyle bir bakmis ve tüfegi ile ates ederek her ikisini de
öldürmüs.
Papaz saskinlik içinde bagirmis "Ne yapiyorsun, bunca zamandir sizi
medenilestirmek için ugrasiyorum, insanlara karsi iyi davranmanizin lâzim
oldugunu, bunu Tanrinin istedigini anlatiyorum. su yaptigin ise bak!

Reis parmagi ile ölü kadini göstermis, "Bisiklet benim bisiklet"
Erbakan ölmüş ve cennete gitmiş..
meleklerin karşısında cennetin kapsında dururken arkasında
saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş ve sormuş:
-'Bu saatler ne böyle?'
melekler cevap vermiş:
-'Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan saati
vardır.
Her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder.'
Erbakan
-'Ooo, peki bu kimin saati?'
-'Bu ATATÜRK ün saati.. ibre hiç bir zaman oynamadı, yani hiç
yalan söylememiş.
-'inanılmaz' demiş Erbakan.
-'Peki bu kimin saati?'
melekler cevap vermiş:
-'Bu ismet inönü'nün saati. ibre iki kez hareket etti, yani
inönü tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi...'
En sonunda Erbakan dayanamamış ve sormuş:
-'Peki Tayyibin saati nerede??'
-'Tayyibin saati Hz.Muhammedin ofisinde, Hz.Muhammed onu
vantilatör olarak kullanıyor..'
Dünya feministler kongresinde, Amerikan Delegesi Hanımefendi
kürsüye gelmiş:
'Geçen yılın kararlarını aynen uyguladım.Eve gider gitmez kocama:

'Bundan sonra temiz çamaşır istersen kendi çamaşırını kendin yıka. işte
makine orda..' dedim.
ilk gün birşey görmedim.ikinci gün birşey görmedim.

Üçüncü gün bir baktım, makinenin başında sadece kendi çamaşırlarını değil,
benimkileri de yıkıyor.'
Alman Delegesi söz almış:

Ben de kararımız gereğince kocama:

'Bundan böyle temiz tabakta yemek istiyorsan kendi bulaşığını kendin yıka
dedim..

Birinci gün birşey görmedim. ikinci gün birşey görmedim. Üçüncü gün baktım,
makinenin başında sadece kendininkileri değil, benim bulaşıklarımı da
yıkıyor.'
Üçüncü konuşmacı bizden, fem inist kardeşimiz:
'Türkiye'ye döner dönmez kararımız gereğince kocamla konuştum.

Ona dedim ki: 'Bundan böyle yemek yemek istiyorsan, kendin pişirmen
gerekecek. işte mutfak orada..' dedim.

Birinci gün birşey görmedim. ikinci gün birşey görmedim. Üçüncü gün sol
gözüm biraz açılır gibi oldu, hafiften görmeye başladım...
öğretmen çocuğa sormuş;
+evladım ismin nedir?
-tetetetememeememelll aaaaallii
+evladım kekeme misin? bak bir tanıdığım var*
-yok hocam babam kekemeymiş nufüs memuru da or.spu çocuğu.
tek beceremediğim şey desem anlatıyorum ama gülen olmuyor.düşünüyorum sonra acaba bendenmi yoksa fıkradan mı gülmüyorlar diye.Ben yinede anlatmasam iyi olacak kanımca..Ama yinede bir tane anlatacağım.ister gülün ister gülmeyin takdir sizin, arkadaşlar..

Temel astronot olursa
3 atranot uzaya gidecek.Bunlardan biri alman biri ingiliz biride bizim temel.Bunlar yıllarca gelmiyecekleri için en önemli ihtiyaclarını sorarlar.Alman bana sarışın,esmer,kumral hatun der.ingiliz bana bol bol içki der.Bizim temel baaa bol bol cigara der.Neyse istekler temin edilip uzaya fırlatılıyorlar.3 astronot aradan yıllar geçiyor geri dönüyorlar.Tabi aileler merakla bekliyor.Önce alman iniyor dalyan gibi alman olmuş iğne iplik.Sonra ingiliz iniyor adam zil zorna sarhoş.Tabiki sıra temele geliyor.Temel kapıda görünür görünmez bi fırlıyor agzında cigarayla:
"Allahını seven baaa ateş versuuun da"
Erbakan ölmüş ve cennete gitmiş..Meleklerin karşısında cennetin kapsında dururken arkasında saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş ve sormuş:
-'Bu saatler ne böyle?' melekler cevap vermiş:
-Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan saati
vardır.Her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder.'
Erbakan;
-'Ooo, peki bu kimin saati?'
-'Bu ATATÜRK ün saati.. ibre hiç bir zaman oynamadı, yani hiç yalan söylememiş.
-'inanılmaz' demiş Erbakan.
-'Peki bu kimin saati?' melekler cevap vermiş:
-'Bu ismet inönü'nün saati. ibre iki kez hareket etti, yani inönü tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi...'
En sonunda Erbakan dayanamamış ve sormuş:
-'Peki Tayyibin saati nerede??'
-'Tayyibin saati Hz.Muhammedin ofisinde, Hz.Muhammed onu vantilatör olarak kullanıyor..'
Temel ve Dursun Amerika'nın Irak'a savaş açmasını hazmedemeyip Amerika'ya savaş açmaya karar vermişler.

Ne yapıp edip Bush'un telefonuna ulaşmışlar..

Ve arayıp konuşmaya başlamışlar...

Temel: Sayın Bush siz Irak'a savaş açtinuz bizde size açayruz..
Bush: Siz kimsiniz hangi ülkesiniz..
Temel: Biz Rizeliyuz
Bush: Peki asker sayınız kaçtır
Temel: Ben ve arkadaşım Tursun toplam içi
Bush: Silah sayınız kaçtır
Temel: Benım dededen kalma çakıralmaz,Tursun'unda bi tekkırma tüfek.
Bush: Buna karşılık bizim 20.000 askerımiz, 5.000 uçaksavarımız, 3000 gemimiz var.
Temel: Ben sizi tekrar arayacağum..

Amerikalılar oturmuşlar aramışlar taramışlar sonunda Rize'yi bulmuşlar, bakmışlar ufak bir yer şok olmuşlar.

Temel tekrar aramış..

Temel: Sayın Bush biz size savaş açıyoruz..
Bush: Asker sayınız..
Temel: Ben, Tursun ve kahveden birkaç arkadaş toplam 5 çişiyuz..
Bush: Peki silah sayınız
Temel: Benim çakıralmaz,Tursun'un tekkırma,kahvedeki arkadaşlardan birunun çakısı bide biçerdöver..
Bush: Buna karşilık bizim asker sayımız 50.000 e ulaştı,10.000 uçaksavarımız ve 7.000 gemimiz oldu..
Temel: Biz sizi tekrar arayacağuz...

Bir müddet sonra Temel tekrar arar..

Temel: Biz savaştan vazgeçtuk..
Bush: Neden?
Temel: O kadar savaş esirunu barındıracak yerumuz yok...
adamın biri dükkana girmiş. ayetullah humeyni'nin çerçeveli bir resmini göstererek "ne kadar?" diye sormuş satıyıca. satıcı "500 tümen" demiş. adam "300 olsun, alayım" demiş. satıcı diretmiş 500'de. adam "350 olsun" demiş. satıcı "yok" demiş. "400 veririm son" demiş adam. o sırada başka biri girmiş dükkana. isa'nın çerçeveli bir resminin fiyatını sormuş. "500 tümen" demiş satıcı. adam 500 tümeni verip almış resmi. satıcı "bak gördün mü, pazarlıksız aldı adam" demiş. bizimki de şöyle cevap vermiş: "humeyni'yi de gersinler çarmıha, hemen veririm 500 tümen!"

kaynak: not without my daughter
Bir Avrupa kentinin banliyösündeki bir otelde, Uluslararası Din
Adamları toplantısı yapılmakta imiş.
Bu toplantıda bir Katolik papaz, bir Müslüman imam ve bir Yahudi haham
dost olmuşlar.
Öğle yemeği molasında sandviçlerini alıp, otelin yakınındaki bir
parkta bulunan göle giderek buldukları bir kayıkla gölde dolaşmaya ve
sandviçlerini yemeye başlamışlar.

Gölün ortalarında bir yerde haham özür dileyerek; 'Çok affedersiniz,
Tel Aviv'e acele bir telefon etmem gerek, hemen dönerim' demiş.
Eteklerini toplamış ve gölün üzerinde zıplaya zıplaya yürüyerek kıyıya
çıkıp otele gitmiş. Gerçekten de kısa bir süre sonra dönmüş, gölün
üstünde zıplaya zıplaya yürüyerek kayığa binmiş ve göl turlarına devam
etmişler.

Bizim imam bu ise çok şaşırmış. Allah Allah, adamdaki iman gücüne bak
yahu diye derin derin düşünmüş.

Bir süre sonra papaz izin istemiş; 'Çok affedersiniz, ilacımı almam
gerek, hemen dönerim.' demiş, eteklerini toplamış ve gölün üzerinde
zıplaya zıplaya yürüyerek kıyıya çıkıp otele gitmiş. Olan bitene bizim
imam çok duygulanmış.

Mutlaka benim de yapmam gerek, yoksa Müslümanlığa gölge düşürürüm diye
papazın dönüşünü beklemiş.

Papaz kısa bir süre sonra dönmüş, yine gölün üstünde zıplaya zıplaya
yürüyerek kayığa binmiş ve göl turlarına devam etmişler.

Gölün ortasına gelince bizim imam aşırı heyecanla hazırladığı bahaneyi
unutup 'çok affedersiniz, gidip tespihimin imamesini yağlamam gerek'
deyip uzun bir besmele çekmiş, atmış kendini göle. Tabii doğru suyun
dibine gitmiş.

Papazla haham imamı sudan çıkarıp, kayığa bindirmişler.

imam bu ise çok şaşırmış. Yüce Allahım, bu kefereleri suyun üstünde
yürüttün, beni dibe batırdın, olmaz böyle şey. Yüzümü ak çıkar
yarabbim, diyerek uzuuun bir besmele çekmiş ve tekrar atmış kendini
göle. Ve yine gluk gluk deyip dibi boylamış.

Papazla haham bunu tekrar gölden çıkarırken haham, papaza demiş ki:

'Peder Bey, lütfen imam efendiye taşların yerini gösterin, yoksa
adamcağız kendini helak edecek'.
PiYANGO
BÜYÜK iKRAMiYE ÇIKAN TEMEL'i ÜÇ AY SONRA BAKKAL, KASAP VE BORÇLU OLDUĞU
DiĞER ESNAF YOLDA ÇEViRMiŞ;
'ULA TEMEL, SANA iKRAMiYE ÇIKTUĞU HALDE ÜÇ AYDIR NiYE BORCUNU ÖDEMiYSUN?'
TEMEL;
'ZENCUN OLDi, DEĞiŞTU DEMESUNLAR DiYE...'
ülkenin küçük bir kentinde, iktidar partisinin milletvekili adayı, uzun uğraşlardan sonra meydana toplanan halka nutuk atmaktaydı:

-partimin tüm isteği 4 yıl daha iktidarda kalmak ve programını uygulamaktır.

dinleyicilerden biri:
-partinizin programı nedir? diye sorar.

milletvekili adayı:
-4 yıl daha iktidarda kalmak.
kısa ve anlamı yoğun anlatım biçimidir.
değişik tipler veya belirli bölgeye ait kalıplaşmış tipler bulunabilir. örn: temel.
karşılıklı konuşmalar ile sonuca varılır.
günlük olaylardan yararlanılır, gerçekçidir.
ince mizah, keskin alay olur.
kısa yoldan yargıya varılır.
az sözle çok şey anlatma önemlidir.
oluşturan temel unsurlar: tez ve anti-tezdir. çatışmayı oluşturur.
tez, tek sözcük bile olabilir.
olumlu, olumsuz ve dinleyici tipler vardır.
zaman ve yer kavramı belirsizdir.
olağanüstülük görülmez.
dil, halkın anlayabileceği sade bir dildir.
zamanın olayları ve kişileri hakında düşünceleri ortaya koyar.
temel bir gün bakkala girer ve bakkaldan 99 tane ekmek ister.bakkal da " temel bari düz hesap 100 ekmek olsun " der.temelden cevap gecikmez. " uyyy 100 tane ekmeği kim yiyecek daa "
komik değil ama idare edin.*
Temel hacca gitmiyi karar vermiş, eşi fadimeye gitmiş;
- Fadime ben Hacaa gidecem hakkını helal et
- Fadime de helal etmem ancak benide Hacca götürürsen helal ederim demiş,
Neyse zar zor temel kabul etmiş, hadi gidip anamdan da vedalaşalım deyip Temelin anasının yanına gitmişler.
- ana hakkını helal et biz Fadimeyle Hacca gidecez der Temel,
- Anası; helal etmem ancak benide götürürseniz helal ederim der.
Zar zor onu da kabul etmişler.
Daha sonra toplanıp üçü birlikte Fadimenin anasının yanına gitmişler.
- Fadime : ana hakkını helal et biz hacca didiyoruz der.
anası: Benide götürürseniz ederim, yoksa etmem der.
Temel bu işe itiraz eder, Fadime de senin anan geliyorsa benim anamda gelsin der ve onuda Temele kabul ettirirler.
- Neyse dördü birden Kabenin yolunu tutarlar. Hac görevlerini tamamlarlar. Dönecekleri gün odalarına çekilip dua ederler.
O sırada Temel anasının bulunduğu odanın önünden geçerken
Anası : Allahım sen beni affet ben Temelin babasının 2 defa aldattım pişmanım der.
Bunu duyan temel şok olur eyvah benim anam orospuymuş diye içinden geçirir.
Neyse ordan geçip kaynanasının odasının önünden geçerken,
Kaynanası da:Allahım sen beni affet ben Fadimenin babasının 3 defa aldattım pişmanım der.
Bunu duyan Temel iyice şok olur. Koşar adım Fadimenin yanına giderken Fadime de dua ediyormuş onuda dinler
Allahım sen beni affet ben Temeli emicemin oğlu Dursunla 3 defa aldattım pişmanım der.
Temel neye uğradığını şaşırır, koşarak kendi odasına gider;
ALLAHIM SEN BENi AFFET ÜÇ TANE OROSPUYU SENiN HUZURUNA GETiRDiĞiM iÇiN DER *
azrail bir adamın canını almak ister adam biraz daha süre ister azrail kabul eder. adam aklınca azrailin onu öldürmemesi için çok iyi bir plan yaptığını düşünür. azrail gelir adam 'agugugu' diyerek bebek taklidi yapar. azrailde cevap olarak hadi attoooş der swh.
iki deli yolda yürürken;

+ ben çok susadım. su içip geleceğim.
- gitmişken benim yerime de içsene.
+ tamam.

10 dk sonra su içmeye giden gülerek gelir.

- ne oldu?
+ hahay kendi yerime temiz su senin yerine boklu su içtim.
(bkz: yaran fıkralar)
bir örnek;

Çiftçinin atı kabız olunca veterineri ona hayli büyük bir fitil vermiş ve "Bunu hayvanın rektumuna yerleştireceksiniz.." demiş.. Çiftçi evine dönmüş, ahıra girmiş, atın rektumunu keşfetmek için etrafında bir süre dönüp durduktan sonra başaramayınca "Dinle bak at.." demiş, "Eğer rektumunu hala bulamazsam şu gördüğün fitili vallahi kıçına sokacağım..!"
köşe yazısı.
Durumun özeti...

Adamın biri çok uzun yıllar yurt dışında kaldıktan sonra ülkeye dönmüş. Havaalanından evine gitmek için bir taksiye binmiş. Yolda giderken yanında sigarası olmadığını hatırlamış ve şoföre bir markette durmasını , sigara alacağını söylemiş. Şoför gitmiş bir caminin önünde durmuş ve '' buyrun beyim, sigaranızı alın '' demiş. Adam şaşırarak '' nasıl yani , burası cami '' demiş. Şoför '' beyim artık ticaret camilerde yapılıyor '' demiş. Şaşkınlığı artan adam '' burası ibadet yeri değil miydi, hocalar, imamlar nerede...peki ibadet nerede yapılıyor '' diye sormuş. Şoför '' beyim ibadet üniversitelerde '' diye cevap vermiş. Adam '' profesörler, doçentler nerede... eğtim , eğitim nerede yapılıyor '' demiş. Şoför sakin sakin '' beyim eğitim hapishanelerde '' diye cevap vermiş. Adamcağız panik halinde '' ya hapishanedeki hırsızlar, düzenbazlar nerede '' deyince , şoför cevap vermiş '' beyim onların hepsi şimdi mecliste '' ....
Temel akşam eve gelmiş Fadime boynuna sarılarak karşılamış onu.

"Temel"um harika bir haberim var. Bir ay geciktim. Herhalde bir bebeğimiz olacak, Doktor bu sabah test yaptı. Sonucunu alana kadar lütfen kimseye söylemeyelim!" demiş heyecanla.

Ertesi sabah Trabzon Elektrik idaresinden bir görevli son faturayı ödemedikleri için kapıyı çalmış:

"Siz Fadime misiniz? Biliyor musunuz bir aylık gecikmeniz var."

"Bir aylık gecikmem olduğunu siz nereden biliyorsunuz?" demiş Fadime hayretle.

"Bu dosyalarımızda açıkça görünüyor."

"Ne? Dosyalarınızda mı?"

"Kesinlikle!"

"Beyefendi, bu gece eşimle bu konuyu görüşürüm!" demiş.

Fadime korkuyla ve akşam olanı biteni Temel"e anlatmış. Temel ertesi sabah kızgın bir boğa gibi Trabzon Elektrik idaresine dalmış:

"Neler oluyor burada? Karim bir dosyadan bahsetti. Aylık gecikmesi ile ilgili!" diye bağırmış Temel.

"Sakin olun. Ciddi birşey değil!" demiş memur. "Bu gecikme için bize borçlusunuz!"

"Size borçlu muyum? Ya ödemezsem?"

"O zaman sizinkini kesmek zorunda kalacağız!"

"Ama o zaman Fadime ne yapacak?"

"Bilmiyorum!" demiş memur. "Hanımefendi artik mumla falan idare eder...
Galatasay şükrü sarcoğluna gelir.Va maç başlar.Alex kimseye pas vermeyince diğer diğer dokuz oyuncu böyle yapacaksan biz çıkalım der.Alex zaten siz yorulmayın biraz rıhtımda gezin ben maçı hallederim der.Volkan ve alex maça devam eder.Dakika 12 alekx Fenerbahçeyi 1/0 öne geçiren golu atar.Sonra volkan da sızlanmaya başlar:Alex bari bana arada pas ver benide oyuna kat der ama aleks istersen sende çık biraz dolaş maç sonunda görüşürüz der volkan da çıkar. Alex 11 kişilik galasaraya karşı yalnız maçıa devam eder volkan maç sonunda gelir bakarki maç 1/1 olmuş Alekse yüklenmeye başlar nasıl yersin bu golu neden beni çıkardın sen nasıl saracoğlunda galasarayla berabere kalırsın alexe yüklenmeye başlar. Alex ya sorma volkan elbette bunu tarihde yazmazdı ama sen çıktıktan iki dakika sonra bende kırmızı kart gördüm der
2 kadin sohbet ediyor.
- kocan sigara iciyor mu?
- evet ama sadece seksten sonra
- peki sagligini hic dusunmuyor mu?
- yilda 3-4 sigaradan zarar gelmez ki?.
Delikanlı uçakta güzel bir sarışının yanına düşmüş.
Hemen sarkmış sarışına; "yan yana otururken muhabbet edilirse seyahat çok kısa sürer, hadi konusalım" demiş. Sarışın okuduğu kitabi yavaşça kapatarak "ne üzerine konuşmak istersin" demiş.

Delikanlı "valla bilmem ki... Mesela nükleer enerjiye ne dersin?" diye sormuş ukalaca.

Sarısın; "enteresan bir konu, olabilir, ama önce sana bir soru sorayım...

"At, inek ve geyik ayni şeyi yerler. Yani ot... Ama çıkartırlarken geyik küçük parçalar halinde, inek lappadanak bütün ve büyük parçalar halinde, at da pişmaniye topları gibi çıkartır. Neden olduğunu biliyor musun?"

Delikanlı ; "valla en ufak bir fikrim yok" demiş,

Bunun üzerine sarısın; "bir boktan anlamazken nükleer enerji üzerine nasıl tartışabileceğini zannediyorsun ?"