bugün

anarşizmin tersidir ve gerekli olan bir ideolojidir.
Muhafakarların atlatamadığı hastalıktır.
devlet, kurum, icraat insan için vatandaş için vardır. Yıl 1914 değil.
özellikle kemalist ideolojiye yakın olanların bunu iyi bişey gibi desteklerler ayrıca bugünkü devlet işi polemiğinin çıkmasında bu kafa etkilidir abd yi ve avrupayı özenirler ama bir türlü devletçilikten çıkıp liberalizme geçemezler
mustafa kemal atatürk'ün ekonomik ve teknolojik alanlardaki, özel sektörün yetişemediği sektörlere devlet olarak el atmaya çalışılan modernizasyonu hedefleyen bir ilkedir. ama maalesef anlamını büyük ölçüde yitirmiştir.
atatürk'ün söylevlerinden, konuşmalarından, önerilerinden çıkarılan kesin yargılara göre, ulusun kalkınması, ülkenin bayındır duruma getirilmesi devletin işidir. özel kuruluşlar, tarih boyunca örnekleri görüldüğü gibi, birer kazanç kuruluşudur. az yatırımla çok kazanma olanakları neredeyse, özel işletme araya girer. oysa devletin amacı genel anlamda salt kazanç, salt çıkar değildir.
örnek olarak cumhuriyetin ilk yıllarından başlayalım. nerdeyse bütün önemli işletmeler devletin elinde. memur kafasıyla yönetilen yerlerinde işlerin nasıl yürüdüğünü açıklamama gerek yok. devlet dairesine işiniz düşmüşse zaten bilirsiniz. meselenin önemli kısmıda bizde bu yüzden demokrasi talep eden bir burjuva sınıfı çıkmamıştır. o tüsiad da gördüğünüz devlet eliyle zengin edilmiş adamlardır yani burjuva değilde zenginler kulübüdür. biraz gelişmiş ülkelerin tarihini incelerseniz bilimsel ve demokratik ilerlemeleri hep yetenekli tüccar sınıfının tetiklediğini anlarsınız. çünkü bu sınıfın işine gelir bunlar. bizde bunlar olmayınca da memur, asker, bürokrat takımıda halkı ezer de ezer. işlerini iyi yapmalarına gerek yoktur kimse de onlardan hesap soramaz. türkiye yavaş yavaş bu ideolojiden uzaklaşsa da onlarca yıllık etkisi azalsa da hala devam ediyor. yoksa köklü burjuva sınıfı olsaydı bugünkü iktidar da bu kadar hoyratça hareket edemezdi "bi dakka dur kardeşim aklını başına al" derlerdi en azından. yinede yavaş yavaş durumumuz iyiye gidiyor. ordu'nun son 20 yılda açık seçik darbe yapamamısın bir nedeni de serbest piyasa ekonomisidir. adamlar biliyorlar öyle darbe yapsalar başbakanı assalar ekonominin allak bullak olacağını.
bana kalsa devletin ordu, ilk-orta öğretim kademeleri ve hastahaneler dışındaki her alandan elini-eteğini çekmesi gerekiyorda neyse.

edit: ayrıca devlet baba'nın kanatları altında olan iş adamları yüzünden özel sektörün rekabet mekanizması felç olmuştur. bu iş dünyasına öyle köklü yerleşmiştir ki etkisi bugünlerde bile devam etmektedir. kaç yıllık zengin patronlar devletten teşvik primi, ucuza kredi vs. almadan bi işe girişmek istemez.
ekonomik hayatı delete devretmesine rağmen özel girişimciliğe izin veren iledir. amaç; hızlı bir sanayileşme gerçekleştirmektir. bu ilke, teşviki sanayi kanunu'nun amacına ulaşamaması neticesinde uygulamaya konmuştur. madencilik, sanayi alanındaki çalışmalar hep bu ilke doğrultusunda yapılan yeniliklerdir.
devlet bahçelinin yalakası olmak değildir!
devletin milli sermayesi elde tutmak ve artırmaktır!
devlet parayı kullanıyorsa gerçek devlettir.
Ülkenin gelişmesine engel olan en büyük engeldir.

Saray yıkılmalıdır.
Bir ulusun yönetimsel ve ekonomik işlevlerinin devletçe birleşik bir yönetim altında bütünleştirilmesi siyasası ve öğretisi. olmazsa olmazdır.
Milletin kurduğu devletin ve hükûmet teşkilatının, vatandaşlara karşı yükümlü olduğu vazifeleri ve yetkileri vardır. Bu vazifelerin nitelikleri incelenirse, şöyle bir sıra yapılabilir: Memleket içinde, güvenliği ve adaleti sağlayarak ve devam ettirerek vatandaşların her çeşit hürriyetini güven altında bulundurmak. Dış siyaset ve diğer milletlerle olan ilişkileri iyi idare ederek ve her çeşit savunma kuvvetlerini, daima hazır tutarak milletin bağımsızlığını güven altında bulundurmak. Bu iki çeşit vazife, devletin en önemli vazifelerindendir. Denilebilir ki devlet kurulmasından amaç, bu iki vazifenin yapılmasını sağlamaktır. Çünkü bu vazifeler, vatandaşların kişi olarak yapamayacakları işlerdir. Hatta, vatandaşların bu vazifelerin bir bölümünü bile yapmaya çalışmaları uygun değildir. ” (1929)

Cumhuriyetimiz henüz çok gençtir. Geçmişten kendine miras kalan bütün hayati çok önemli işler, zamanın gerektirdiklerini doyurucu derecede değildir. Siyasi ve fikrî hayatta olduğu gibi ekonomik işlerde de kişilerin teşebbüslerinin neticesini beklemek doğru olmaz. Önemli ve büyük işleri, ancak millî servetin ve devletin bütün teşkilat ve gücüne dayanarak; millî egemenliğin sağlanmasını, uygulanmasını düzenlemekle vazifeli hükûmetin, mümkün olduğu kadar üzerine alıp başarması tercih olunmalıdır.” (1929)

“Memlekette her çeşit üretimin artırılması için, özel teşebbüsün devletçe gerekli görüldüğünü önemle vurguladıktan sonra, diyebiliriz ki “Devlet ve özel teşebbüs birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.” (1929)

“Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin, demokrasi esasından ayrılmamakla beraber mutedil (ılımlı) devletçilik prensibine uygun yürümeleri, bugün içinde bulunduğumuz durumlara, şartlara ve zorluklara uygun olur” (1929)

“Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik sistemi XIX. asırdan beri sosyalizm teorisyenlerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin anlamı bizce şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanına asırlardan beri kişisel ve özel teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmayı başardı. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur.” (1936)
devlet ticareti ile uğraşma durumu;

cümle içinde kullanalım: "benim amcam devletçi."

edit: olmamış. "benim amcam devletçilik yapıyor."
29 bunalımından ticaret burjuvazisinin ağır darbe almasını müteakip 1930'larda sanayi burjuvazisinin teşviki de dahil olmak üzere bir zorunluluk olarak şekillenmiştir. kemalist söylemin geleneksel refleksidir; efenim 1923'te izmir iktisat kongresi'nde alınan kararlar vardır zaten bunla ilgili, diye. o zaman ulus devlet olma gayesindeki pre-kapitalist bir devlet için devletçiliğin kaçınılmazlığını bugünkü cumhuriyet nostaljisine kurban etmeyeceksin; ah efenim nerde o devletçi yıllar, keşke herkes devletçi olsa! diye dövünüp durursun o zaman.

kemalizmin dogmatik bir aidiyete dönüşmesi tarihinde sahip olduğu devrimci özü yitirmesine, velhasıl statükoculuğa savrulmasına neden oldu. tarihi aşınmış reflekslerle keyfekeder okumak da sanırım mirasa ihanettir.
devletçilik, bütün vatandaşların kalkınması anlamında, toplumsal bir uygulama yöntemidir. devletçilikte bireysel değil toplumsal ilerleme söz konusudur. devletin görevi tüm yurttaşların esenliği, mutluluğudur, belli ayrıcalık taşıyan bireylerin değil...
devletçilik, ulusal yönetimin devletle birleşmesidir.
ulusal yönetim, ulusun istencine dayanan, bütün toplumsal kurumlarda ulus çıkarını, esenliğini amaçlayan, hukukun üstünlüğünden esinlenen bir uygulama biçimidir. bu uygulama biçiminin ulus adına üstendiği görevler bütününe de devletçilik denir.
© copyright 2005 - 2026