bugün
- gül gibi efendi erkek10
- arkadaşlar yeni aldığım şarj cihazıma bakın6
- çekingen nazik saygılı erkek sevilir mi sorusu4
- kızların keko erkek seviyoruz demesi10
- muslettin amca10
- g'i l d'e d l'i l y14
- true vs yagmurcu4
- bayandan nasıl istenir5
- bir escortu etkilemek mümkün müdür sorusu3
- üvey anneannem oğlunu abukat oğlum diye severdi4
- sözlükten bir kızla sevişmek4
- ardaya yüzmeye gitmek4
- pipisi 18 cm olan erkek4
- chp dönemi bitti3
- sevilen kadının bu bir emirdir bip beni demesi5
- sözlüğün viagra içmiş gibi coşması4
- sözlükteki yaşlı amcalar ve teyzeler3
- escorta giden erkek6
- yeni parti16
- evliliğin aslında bir çıkar ilişkisi olması5
- karşı binadaki kızlar4
- dişçiye gitmek9
- bisiklet sürerken kızlık zarı yırtılan kız13
- yagmurcu3
- sezer efendi sezer efendi 5 nolu ameliyathaneye3
- şimdi herkes su içsin7
- ben geldim kerkenezler18
- mal mal bakan adam2
- kemalizmin gericilik olması2
- ben ne yapıyorum anı3
- alakasız yerde tanıdıkla karşılaşmak3
- emirhan yıldız'ın 16 kattan düşmesi3
- sude sendromu2
- velvet36
- özelde fingirdeşen yazarlar14
- habire1233
- sword art online4
- evlilik çocukları zengin etme müessesidir2
- fetö siyasete nasıl sızdı3
- her yere geç kalan insan modeli3
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması5
- temizlikçi gelmeden etrafı toplamak2
- mrbeast3
- rüyasında sevgilisiyle seviştiğini gören erkek2
- mantığın sesi yazarlar2
- new york city'i alan amerika'yı alır2
- 31 çekmek gühamıdır öğrenciyim3
- güneş alerjisi2
- insanın kendini çok değerli zannetmesi11
- erdoğan kılıçdaroğlu bahçeli üçgeni3
imkansız olabiliyor bazen. havada da, karada da asla olmayacak bir şey için üzüyor insanı.
şair için, kanayan yaradır aşk. oysa aşk olsun ister şair. var etmek ister aşkı.
turgut uyar'ın dediği gibi:
"aşk olsun anadolu otobüsleri"
ki gurbet değil, aşk taşısın yurdun dört bir yanına.
turgut uyar'ın dediği gibi:
"aşk olsun anadolu otobüsleri"
ki gurbet değil, aşk taşısın yurdun dört bir yanına.
eş anlamlı kelimesi sürpriz olması gereken sözcüktür.
farklı cinslerdeki insanların birbirlerine duydukları bazı hislerin genel adıdır.
tanımı geçersek;
hayatıma girdiğinden beri hem benden hem başkalarından çok şey alan, verdiği mutluluğu söke söke alan duygu. aslında basitti her şey. on altıncı yaşıma kadar benimle bir alıp veremediği yoktu aşkın. yani tamam belki bir kez liseye başladığım yıl sıra arkadaşıma sevgilimi kaptırmıştım ama herhalde gerçekten aşık olmadığımdan çok da koymadı bana. kızı süründürdüm, çocuğu eski sevgilileriyle yüzleştirdim, benden gizli düzeltmeye çalıştığı bir diğer ilişkisini fark edip eski sevgilisiyle kanka olup kıza yaa ben de bu muratla yeni tanıştım, çok iyi çocuk kaç aydır asılıyor bana çıkarız belki falan dedim. işte sonra kızlar toplanıp murat'ı paraladılar falan. neyse. odaklanalım hemen. her şey on altıncı doğum günümde oldu. orta okuldan beri takıldığım bir forum vardı. iyi yerdi, eğlenceliydi. sağlam bie tayfam vardı. benimle tanışmaya çalışan insanlar, beni seven dostlar, yeni yeni oluşan arkadaşlıklarım vardı. hakan, cem, arif abi, furkan, beyza, ilayda, 3t(üçünün de adı tuğçe olan birbirine yapışık yaşayan kızlar) hande, pelin, erkan, ufku, o, ben falan derken ciddi ciddi bir ortam kurulmuştu. aramızdan modluğa yükselenler, modluktan adminliğe çıkanlar da vardı. iki sene boyunca yüzünü görmediğim onca insanla dost oldum. on - on beş kişilik toplu msn konuşmaları, gayet eğlenceliydi. sonra bir şey oldu. olmaması gereken bir şey. o oldu. on altıncı doğum günümde, foruma girdiğim ilk zamanlardan beri bana koca yanak diyen, abisinin kardeşi diyen o ile doğum günümde buluşmaya karar verdik. on altıncı doğum günümde gitar kursunu kırdım...
bakırköy meydandaydım. arkamda kocaman üçgen bir reklam paneli vardı. hayatımda ilk kez olmasa da internet üzerinden tanıdığım biriyle yüz yüze görüşmek bana heyecan vermişti. karşıdan geliyordu. başında gri şapkası, siyah montu, kot pantolonu, siyah spor ayakkabıları ile bana doğru yürüyordu. önce tokalaştık, sarıldı bir daha hiç unutmayacağım kokusunu üzerime işlercesine. işte o gün başlayan şeydi tam olarak.
şu sıralar ölümüne tanık oluyorum..
tanımı geçersek;
hayatıma girdiğinden beri hem benden hem başkalarından çok şey alan, verdiği mutluluğu söke söke alan duygu. aslında basitti her şey. on altıncı yaşıma kadar benimle bir alıp veremediği yoktu aşkın. yani tamam belki bir kez liseye başladığım yıl sıra arkadaşıma sevgilimi kaptırmıştım ama herhalde gerçekten aşık olmadığımdan çok da koymadı bana. kızı süründürdüm, çocuğu eski sevgilileriyle yüzleştirdim, benden gizli düzeltmeye çalıştığı bir diğer ilişkisini fark edip eski sevgilisiyle kanka olup kıza yaa ben de bu muratla yeni tanıştım, çok iyi çocuk kaç aydır asılıyor bana çıkarız belki falan dedim. işte sonra kızlar toplanıp murat'ı paraladılar falan. neyse. odaklanalım hemen. her şey on altıncı doğum günümde oldu. orta okuldan beri takıldığım bir forum vardı. iyi yerdi, eğlenceliydi. sağlam bie tayfam vardı. benimle tanışmaya çalışan insanlar, beni seven dostlar, yeni yeni oluşan arkadaşlıklarım vardı. hakan, cem, arif abi, furkan, beyza, ilayda, 3t(üçünün de adı tuğçe olan birbirine yapışık yaşayan kızlar) hande, pelin, erkan, ufku, o, ben falan derken ciddi ciddi bir ortam kurulmuştu. aramızdan modluğa yükselenler, modluktan adminliğe çıkanlar da vardı. iki sene boyunca yüzünü görmediğim onca insanla dost oldum. on - on beş kişilik toplu msn konuşmaları, gayet eğlenceliydi. sonra bir şey oldu. olmaması gereken bir şey. o oldu. on altıncı doğum günümde, foruma girdiğim ilk zamanlardan beri bana koca yanak diyen, abisinin kardeşi diyen o ile doğum günümde buluşmaya karar verdik. on altıncı doğum günümde gitar kursunu kırdım...
bakırköy meydandaydım. arkamda kocaman üçgen bir reklam paneli vardı. hayatımda ilk kez olmasa da internet üzerinden tanıdığım biriyle yüz yüze görüşmek bana heyecan vermişti. karşıdan geliyordu. başında gri şapkası, siyah montu, kot pantolonu, siyah spor ayakkabıları ile bana doğru yürüyordu. önce tokalaştık, sarıldı bir daha hiç unutmayacağım kokusunu üzerime işlercesine. işte o gün başlayan şeydi tam olarak.
şu sıralar ölümüne tanık oluyorum..
evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin
sokağa fırlayacaksın
sokaklar da dar gelecek
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin
birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan
"önemli olan sağlık."
"yaşamak güzel."
"boş ver, her şey unutulur."
sen hiçbirini duymayacaksın
göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin
hep ondan bahsetmek isteyeceksin
"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın
yalnız kalmak isteyeceksin
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak
ikisi de yetmeyecek
geçmişi düşüneceksin
neredeyse dakika dakika
ama kötüleri atlayarak
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin
gittiğin yerlere gitmek
bu sana hiç iyi gelmeyecek
ama bile bile yapacaksın
biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin
hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin .
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin
herkesi ona benzetip
kimseyi onun yerine koyamayacaksın
hiçbir şey oyalamayacak seni
ilaçlara sığınacaksın
birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan;
sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin
uyumak zor, uyanmak kolay olacak
sabahı iple çekeceksin
bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
nafile
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek
rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin
her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin
telefonun çalmasını bekleyeceksin
aramayacağını bile bile
her çaldığında yüreğin ağzına gelecek
ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla
yüreğin burkulacak,
canın yanacak,
bir daha sevmemeye yemin edeceksin
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin
yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin
onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek
ama bir umut
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu
bu umut seni gitmekten alıkoyacak
gel gitler içinde yaşayacaksın,
buna yaşamak denirse
razı mısın bütün bunlara ?
hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye ?
o halde AŞIK olabilirsin.
can dündar
sokağa fırlayacaksın
sokaklar da dar gelecek
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin
birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan
"önemli olan sağlık."
"yaşamak güzel."
"boş ver, her şey unutulur."
sen hiçbirini duymayacaksın
göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin
hep ondan bahsetmek isteyeceksin
"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın
yalnız kalmak isteyeceksin
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak
ikisi de yetmeyecek
geçmişi düşüneceksin
neredeyse dakika dakika
ama kötüleri atlayarak
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin
gittiğin yerlere gitmek
bu sana hiç iyi gelmeyecek
ama bile bile yapacaksın
biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin
hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin .
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin
herkesi ona benzetip
kimseyi onun yerine koyamayacaksın
hiçbir şey oyalamayacak seni
ilaçlara sığınacaksın
birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan;
sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin
uyumak zor, uyanmak kolay olacak
sabahı iple çekeceksin
bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
nafile
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek
rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin
her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin
telefonun çalmasını bekleyeceksin
aramayacağını bile bile
her çaldığında yüreğin ağzına gelecek
ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla
yüreğin burkulacak,
canın yanacak,
bir daha sevmemeye yemin edeceksin
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin
yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin
onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek
ama bir umut
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu
bu umut seni gitmekten alıkoyacak
gel gitler içinde yaşayacaksın,
buna yaşamak denirse
razı mısın bütün bunlara ?
hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye ?
o halde AŞIK olabilirsin.
can dündar
mazoşizmin fiyakalı adı.
varlığına olan inancımın içimde tereddütlü olduğu üç harfli bela.
insanı sarıp sarmalayıp sıcak ve tam hissettiren.
tanrıya, doğaya, aileye duyulanı katıksız bir huzur veren.
beşere duyulanı dünyanın sahibi hissettiren.
topraktan gelme bedeninizi topraktan gelme başka bir bedenin içine katık etme isteği uyandıran.
insanoğlunun var oluş sebebi.
büyük arayış.
şanssızlar için yokluğunun getirdiği durağan bir ömrün;
şanslılar için varlığının getirdiği coşkun sellere kapılmış bir yaşam biçiminin sebebi.
aşk; nefes almak, almak, almak..
tanrıya, doğaya, aileye duyulanı katıksız bir huzur veren.
beşere duyulanı dünyanın sahibi hissettiren.
topraktan gelme bedeninizi topraktan gelme başka bir bedenin içine katık etme isteği uyandıran.
insanoğlunun var oluş sebebi.
büyük arayış.
şanssızlar için yokluğunun getirdiği durağan bir ömrün;
şanslılar için varlığının getirdiği coşkun sellere kapılmış bir yaşam biçiminin sebebi.
aşk; nefes almak, almak, almak..
kızıl ötesi, yaralı müzesi, hareket edemem.
aşk, acıyı riske almaktır.
"aşk, kendini öteki ile değiştirmektir. düşlemeden, kurgulayıp planlamadan." *
"ölünmüyor aşk için ve öldürmüyor aşk." *
tamamen kimyasal.
tamamen duygusal.
tamamen kişisel.
iskender Pala'nın tanımıyla;
aşk; "gök kubbenin altındaki en gizemli kelimelerden biri. Bilinmeyen, belki bilindikçe dahada bilinecek renkleri, desenleri ortaya çıkan, tanımlanamayan, belki binlerce kez tanımı yapılmış olmasına rağmen tanımlanamayan"...aşk..."belkide bin bir başlı ırmak,herbirinin yolculuğu ayrı ama hepsinin ulaşmak istediği deniz bir.
aşk; "gök kubbenin altındaki en gizemli kelimelerden biri. Bilinmeyen, belki bilindikçe dahada bilinecek renkleri, desenleri ortaya çıkan, tanımlanamayan, belki binlerce kez tanımı yapılmış olmasına rağmen tanımlanamayan"...aşk..."belkide bin bir başlı ırmak,herbirinin yolculuğu ayrı ama hepsinin ulaşmak istediği deniz bir.
herhangi bir kelimeye tüm yorgunluklarınızı ve ağrılarınızı şıp diye kesiverecek bir anlam yükleyebilme sanatı.
Sadece aşktır.
Mis kokuları arasında başlayıp bok kokuları arasında biten; hataların gülüşmelerle telafi edilmesini zamanla yüze vurmalara bırakan; erkeğin kıskançlığı ve sorgulamalarıyla, kadının kuruntuları ve yalanlarıyla güven sarstıran; ayrıldıktan sonra akla mutlu günler geldiğinde yüzde tebessüm oluşturan, acaba napıyordur şimdi diye düşündüren, hemen sonrasında öfke uyandırıp ne hali varsa görsün dedirten; belki erkeğin güçsüzlüğünü ve belki de kadının merhametsizliğini açığa vuran; bir tarafın daha ağır basan cinsel, diğer tarafın daha ağır basan duygusal açlığını doyurduğu bir duygu seli hatta daha da ötesidir.
Bir canlının herhangi bir şeyi aşırısı sevmesi sonucunda hissettiği derin duyguların adlandırılma şekli.
o, azıcık nefes alamasa senin kalbinin duracak gibi olmasıdır.
değişmek isteyen insanın can alıcı eylemidir.
kış mevsimi onun genellikle sona erdiği mevsimdir. kaybedenler nisan - mayıs aylarını meraklı gözlerle beklemeye başlarlar.
üzerine krema sıkılmış vajinadır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar