bugün

/636
(bkz: yalan)
(bkz: külahıma anlat)
imkansız olabiliyor bazen. havada da, karada da asla olmayacak bir şey için üzüyor insanı.
şair için, kanayan yaradır aşk. oysa aşk olsun ister şair. var etmek ister aşkı.

turgut uyar'ın dediği gibi:

"aşk olsun anadolu otobüsleri"

ki gurbet değil, aşk taşısın yurdun dört bir yanına.
eş anlamlı kelimesi sürpriz olması gereken sözcüktür.
farklı cinslerdeki insanların birbirlerine duydukları bazı hislerin genel adıdır.

tanımı geçersek;
hayatıma girdiğinden beri hem benden hem başkalarından çok şey alan, verdiği mutluluğu söke söke alan duygu. aslında basitti her şey. on altıncı yaşıma kadar benimle bir alıp veremediği yoktu aşkın. yani tamam belki bir kez liseye başladığım yıl sıra arkadaşıma sevgilimi kaptırmıştım ama herhalde gerçekten aşık olmadığımdan çok da koymadı bana. kızı süründürdüm, çocuğu eski sevgilileriyle yüzleştirdim, benden gizli düzeltmeye çalıştığı bir diğer ilişkisini fark edip eski sevgilisiyle kanka olup kıza yaa ben de bu muratla yeni tanıştım, çok iyi çocuk kaç aydır asılıyor bana çıkarız belki falan dedim. işte sonra kızlar toplanıp murat'ı paraladılar falan. neyse. odaklanalım hemen. her şey on altıncı doğum günümde oldu. orta okuldan beri takıldığım bir forum vardı. iyi yerdi, eğlenceliydi. sağlam bie tayfam vardı. benimle tanışmaya çalışan insanlar, beni seven dostlar, yeni yeni oluşan arkadaşlıklarım vardı. hakan, cem, arif abi, furkan, beyza, ilayda, 3t(üçünün de adı tuğçe olan birbirine yapışık yaşayan kızlar) hande, pelin, erkan, ufku, o, ben falan derken ciddi ciddi bir ortam kurulmuştu. aramızdan modluğa yükselenler, modluktan adminliğe çıkanlar da vardı. iki sene boyunca yüzünü görmediğim onca insanla dost oldum. on - on beş kişilik toplu msn konuşmaları, gayet eğlenceliydi. sonra bir şey oldu. olmaması gereken bir şey. o oldu. on altıncı doğum günümde, foruma girdiğim ilk zamanlardan beri bana koca yanak diyen, abisinin kardeşi diyen o ile doğum günümde buluşmaya karar verdik. on altıncı doğum günümde gitar kursunu kırdım...

bakırköy meydandaydım. arkamda kocaman üçgen bir reklam paneli vardı. hayatımda ilk kez olmasa da internet üzerinden tanıdığım biriyle yüz yüze görüşmek bana heyecan vermişti. karşıdan geliyordu. başında gri şapkası, siyah montu, kot pantolonu, siyah spor ayakkabıları ile bana doğru yürüyordu. önce tokalaştık, sarıldı bir daha hiç unutmayacağım kokusunu üzerime işlercesine. işte o gün başlayan şeydi tam olarak.

şu sıralar ölümüne tanık oluyorum..
evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin…
sokağa fırlayacaksın…
sokaklar da dar gelecek…
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi…
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…
birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…
"önemli olan sağlık."
"yaşamak güzel."
"boş ver, her şey unutulur."
sen hiçbirini duymayacaksın…
göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin…
hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın…
yalnız kalmak isteyeceksin…
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…
ikisi de yetmeyecek…
geçmişi düşüneceksin…
neredeyse dakika dakika…
ama kötüleri atlayarak…
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin…
gittiğin yerlere gitmek…
bu sana hiç iyi gelmeyecek…
ama bile bile yapacaksın…
biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın…
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin…
hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin….
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…
herkesi ona benzetip…
kimseyi onun yerine koyamayacaksın…
hiçbir şey oyalamayacak seni…
ilaçlara sığınacaksın…
birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan;
sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek…
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin…
uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
sabahı iple çekeceksin…
bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin…
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
…
nafile…
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…
rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin…
her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin…
telefonun çalmasını bekleyeceksin…
aramayacağını bile bile…
her çaldığında yüreğin ağzına gelecek…
ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla…
yüreğin burkulacak,
canın yanacak,
bir daha sevmemeye yemin edeceksin…
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden…
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın…
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin…
yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin…
onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek…
ama bir umut…
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu…
bu umut seni gitmekten alıkoyacak…
gel gitler içinde yaşayacaksın,
buna yaşamak denirse…

razı mısın bütün bunlara…?
hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye…?
o halde AŞIK olabilirsin.

can dündar
mazoşizmin fiyakalı adı.
varlığına olan inancımın içimde tereddütlü olduğu üç harfli bela.
insanı sarıp sarmalayıp sıcak ve tam hissettiren.
tanrıya, doğaya, aileye duyulanı katıksız bir huzur veren.
beşere duyulanı dünyanın sahibi hissettiren.
topraktan gelme bedeninizi topraktan gelme başka bir bedenin içine katık etme isteği uyandıran.
insanoğlunun var oluş sebebi.
büyük arayış.
şanssızlar için yokluğunun getirdiği durağan bir ömrün;
şanslılar için varlığının getirdiği coşkun sellere kapılmış bir yaşam biçiminin sebebi.

aşk; nefes almak, almak, almak..
kızıl ötesi, yaralı müzesi, hareket edemem.
aşk, acıyı riske almaktır.
"aşk, kendini öteki ile değiştirmektir. düşlemeden, kurgulayıp planlamadan." *
"ölünmüyor aşk için ve öldürmüyor aşk." *
tamamen kimyasal.
tamamen duygusal.
tamamen kişisel.
iskender Pala'nın tanımıyla;
aşk; "gök kubbenin altındaki en gizemli kelimelerden biri. Bilinmeyen, belki bilindikçe dahada bilinecek renkleri, desenleri ortaya çıkan, tanımlanamayan, belki binlerce kez tanımı yapılmış olmasına rağmen tanımlanamayan"...aşk..."belkide bin bir başlı ırmak,herbirinin yolculuğu ayrı ama hepsinin ulaşmak istediği deniz bir.
herhangi bir kelimeye tüm yorgunluklarınızı ve ağrılarınızı şıp diye kesiverecek bir anlam yükleyebilme sanatı.
Sadece aşktır.
Mis kokuları arasında başlayıp bok kokuları arasında biten; hataların gülüşmelerle telafi edilmesini zamanla yüze vurmalara bırakan; erkeğin kıskançlığı ve sorgulamalarıyla, kadının kuruntuları ve yalanlarıyla güven sarstıran; ayrıldıktan sonra akla mutlu günler geldiğinde yüzde tebessüm oluşturan, acaba napıyordur şimdi diye düşündüren, hemen sonrasında öfke uyandırıp ne hali varsa görsün dedirten; belki erkeğin güçsüzlüğünü ve belki de kadının merhametsizliğini açığa vuran; bir tarafın daha ağır basan cinsel, diğer tarafın daha ağır basan duygusal açlığını doyurduğu bir duygu seli hatta daha da ötesidir.
Bir canlının herhangi bir şeyi aşırısı sevmesi sonucunda hissettiği derin duyguların adlandırılma şekli.
o, azıcık nefes alamasa senin kalbinin duracak gibi olmasıdır.
değişmek isteyen insanın can alıcı eylemidir.
kış mevsimi onun genellikle sona erdiği mevsimdir. kaybedenler nisan - mayıs aylarını meraklı gözlerle beklemeye başlarlar.
üzerine krema sıkılmış vajinadır.
© copyright 2005 - 2026