bugün
- istanbul un çok pahalı olması14
- fenerbahçe gornik zabrze maçı3
- neden okula gitmek zorundayız2
- herkes yatsın iyi geceler9
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri4
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- ölmeyi dilemek2
- en sevilmeyen ev işleri3
- 1 saatte 10 bira içmek19
- tembel ve çalışmayan insan16
- kabataş olayı görüntüleri8
- sözlük kızlarının kombinleri20
- velvet vs nervio19
- erkeklerin giderek feminenleşmesi11
- the merich13
- cips olsa da yesek7
- kuveyt ve bahreyn de hava savunma sistemleri2
- oğlum çok güzel lan6
- oğuzhan uğur12
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- magnum dondurmasının eskiden daha pahalı olması8
- uzaylı görünce söylenecek ilk şey10
- eşeği alıp kafa iznine çıkmak7
- slavko vincic15
- velvet13
- matbaanın gecikmesine sebep5
- 50 tl ile rolling yapmak6
- horoz hayası çorbası5
- aklını yitirmek4
- ispanya20
- nervio11
- benzini dolarla mı alıyoruz diyen tip6
- kadınlar nasıl erkeklerden hoşlanırlar6
- otobüste kitap okuyan insanlara bakmak3
- bira cips6
- 2026 dünya kupası25
- atatürk e din düşmanı diyenler6
- lale devrinde deliler gibi eğlenmek4
- arkadaşlar beni gammazlayın5
- tememda kenka nalaka10
- uludağ sözlük yazarlar yüzünden bitti6
- manyak olmaya karar verdim9
- laptop5
- kadim kültürler4
- ona bir şey söyle9
- manifest grubu3
- aga be şarkılar5
- futbol14
tum duygularin, tum mutsuzluklarin, tum mutluluklarin, hatta varliginizin bile uc harfe sikistirilmis hali.
bir tek mesajina muhtac olmak.
bir tek mesajina muhtac olmak.
doğrusu aşk değil âşktır. zaten insanlar aşık olmaz âşık olur. malumunuz aşık bir kemiktir.*
nedensiz sevmekmiş.
"o" üzülmesin diye parmağın kırıldığı halde sesini çıkarmamaktır.
bazen oldurulamayandır. herşey birbirine uysa bile yüreğe bir türlü söz geçirememektir. aşık olan için de geçerlidir bu, aşktan kaçan için de. biraz cesaret gerektirir aşk. sonunu düşünmemeyi gerektirir. mantıktan sıyrılmayı gerektirir. hiçbirini yapamazsan beyin, kalbi kontrol etmeyi her daim başarır. oldurulamayan aşklar için yaşanmamışlıklar hep merak duydurur. zordur velhasıl. çözümsüzdür bazense.
"aşka uçarsan kanatların yanar."
sadi şirazi
"aşka uçamazsan kanatların neye yarar?"
mevlana
"aşka varınca kanadı kim arar?"
yunus emre
copy pes 2011
sadi şirazi
"aşka uçamazsan kanatların neye yarar?"
mevlana
"aşka varınca kanadı kim arar?"
yunus emre
copy pes 2011
aşk,kavuşma saatini beklemektir.
panik yapılacak bir durum değildir. ilk zamanlar artış, sonraları sönme davranışı gözlemlenir. hormonların kontrolü kaybettiği biyolojik bir olaydır. yani geçer.
Dünyanın en güzel duygusudur.Sürekli onu düşünmektir.
mide bulandırır.
heyecandan tabi.
heyecandan tabi.
rus kadınlara göre aşkın tarifi, erkeklerin para vermemek için uydurduğu yalanlar bütünüdür. Türk apaçiler tarafından sık sık alet edilir.
görsel bu resmi kim koymuş galeriye lan lezbiyen bunlar. ikisi de dişi onların.
üzerine binlerce şiir kitap destan yazılan şarkı çalınan oyun oynanan.
tanrı'nın insana en büyük imtihanıdır. bazen insanın, sırf aşkı öğrensin diye dünya'ya gönderildiğini düşünürüm.
aşk, yalnızlığa giden yoldur. zira; yalnızlık ile tek başınalık aynı şey değildir. yalnızlık ,aşık olduğun insanın yanında olmamasıdır ve aşık olduğun insan da hiçbir zaman yanında olmaz. dolayısıyla bütün insanlar yalnızdır.
karşılıklı aşk yoktur, iki insanın birbirine aşık olması mümkün değildir, iki taraflı sevgi birlikteliği doğurur ama bu aşk anlamına gelmez. asıl aşkı, terkedildiğinde veya karşılık bulamadığında yaşarsın. başlı başına acıdır, acıya katlanmaktır aşk.
aşk, insanı ister istemez değiştirir. kendimden örnek vermem gerekirse; önceden sigara içenlere ''şu meretten ne anlıyorsunuz'' derdim, şimdi günde 1-1,5 paket sigara bana mısın demiyor,içki keza öyle. her kadehi yalnızlığıma, benim olmayışına adıyorum. önceden umrumda olan, endişe duyduğum şeyler artık anlamsız geliyor, insanları, konusulanları önemsemiyorum. bazen unuttum diyorum, ben onu sevmiyorum diyorum ta ki gece başımı yastığa koyduğum zamana kadar, rüyalarımın başrolu o oluyor, gecem, gündüzüm, dünüm, bugünüm hep o.hayat ondan ibaret, insanlar o ve diğerleri diye ayrılıyor ve işin asıl acı veren tarafı bunların onu zerrece ilgilendirmemesi ve ilgilendirmeyecek olması.
kaybedenler kulübünde de denildiği gibi ''kadınlar seni sen yapan özelliklere aşık olup sonra senden o özelliklerini değiştirmeni isterler.'' evet aynen böyle oldu karşılıklı aşk var sandım ta ki o çekip gidene kadar. şimdi ne yapacağımı ne hedeflediğimi, nereye gideceğimi bilemez bir halde yaşıyorum(!). mutluluk, masallarda gecen efsanevi bir kelime; gözyaşı, damla damla onun için akıyor. artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilmek ne çok yıpratıyor insanı, dönse bile yaralarımı saramayacağımı bilmek ne zordur bilir misiniz.
ve en kötüsü de gelip buraya anlatmak sözlük, anlatacağım, beni anlayacak bir allah'ın kulunun olmaması ne kötü.
aşk, yalnızlığa giden yoldur. zira; yalnızlık ile tek başınalık aynı şey değildir. yalnızlık ,aşık olduğun insanın yanında olmamasıdır ve aşık olduğun insan da hiçbir zaman yanında olmaz. dolayısıyla bütün insanlar yalnızdır.
karşılıklı aşk yoktur, iki insanın birbirine aşık olması mümkün değildir, iki taraflı sevgi birlikteliği doğurur ama bu aşk anlamına gelmez. asıl aşkı, terkedildiğinde veya karşılık bulamadığında yaşarsın. başlı başına acıdır, acıya katlanmaktır aşk.
aşk, insanı ister istemez değiştirir. kendimden örnek vermem gerekirse; önceden sigara içenlere ''şu meretten ne anlıyorsunuz'' derdim, şimdi günde 1-1,5 paket sigara bana mısın demiyor,içki keza öyle. her kadehi yalnızlığıma, benim olmayışına adıyorum. önceden umrumda olan, endişe duyduğum şeyler artık anlamsız geliyor, insanları, konusulanları önemsemiyorum. bazen unuttum diyorum, ben onu sevmiyorum diyorum ta ki gece başımı yastığa koyduğum zamana kadar, rüyalarımın başrolu o oluyor, gecem, gündüzüm, dünüm, bugünüm hep o.hayat ondan ibaret, insanlar o ve diğerleri diye ayrılıyor ve işin asıl acı veren tarafı bunların onu zerrece ilgilendirmemesi ve ilgilendirmeyecek olması.
kaybedenler kulübünde de denildiği gibi ''kadınlar seni sen yapan özelliklere aşık olup sonra senden o özelliklerini değiştirmeni isterler.'' evet aynen böyle oldu karşılıklı aşk var sandım ta ki o çekip gidene kadar. şimdi ne yapacağımı ne hedeflediğimi, nereye gideceğimi bilemez bir halde yaşıyorum(!). mutluluk, masallarda gecen efsanevi bir kelime; gözyaşı, damla damla onun için akıyor. artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilmek ne çok yıpratıyor insanı, dönse bile yaralarımı saramayacağımı bilmek ne zordur bilir misiniz.
ve en kötüsü de gelip buraya anlatmak sözlük, anlatacağım, beni anlayacak bir allah'ın kulunun olmaması ne kötü.
ikarus'un düşeceğini bile bile güneşe uçmasıdır aşk. sonunu düşünmeden, yokolup gitmeyi göze almaktır. ha aptallık mıdır? kısmen. ama herkes zaman zaman aptal olmak ister. önemli olan buna cesaret edebilmektir. çünkü güneşe vardığında öleceğini bilsen de o kanatlarla hiçbir zaman güneşe ulaşamayacaksındır zaten. bu nedenledir ki uçmaya başlamaktır güzel olan. gerisi yüzünü rüzgara dönüp, o hissi yaşamaktır. ve inanın ki yaşamak, uçmaya korkmaktan çok daha güzeldir.
bu duyguyu kime karşı hissediyorsan, o insan gözünde insan değildir artık. tanımsızdır. sanki uyumuyodur o, yemek yemiyodur, ağlamıyodur, yalanlar söylemiyor, buzdolabını açıp bakıp bakıp kapatmıyodur. belki süper kahramanınızdır. bazen zamanı yavaşlatan, bazen hızlandırandır. her şarkının her dizesinde bulabildiğinizdir. her fotoğrafta aklınıza gelen, her kokuda hissettiğinizdir. her hangi bir yerde pot kırdığınızda, hemen telefon açıp anlatmak istediğiniz kişi odur. sınavdan yüksek not aldığınızda veya iş yerinde terfi ettiğinizde ilk haber vermek istediniz kişi o olur. sıkıldığınızda yanınızda olmak istediğiniz kişidir o. ama zaten yanınızda değilse, sıkılırsınız. yaşlı insanlar gördüğünüzde, onunla yaşlanmak gelir mesela aklınıza. sonra umutlarınızda boğulursunuz. otobüste giderken onun ismini taşıyan dükkanları görürsünüz hep, aynı yoldan hayatınız boyunca geçmiş olmanıza rağmen farketmediğiniz dükkanları sırf onun ismini taşıdığı için farkedersiniz. çevrenizde cool tanınan siz, sözlüğe girer, bu satırları yazarsınız. arkadaşlarınız görse siksen inanmazlar mesela o yazıları sizin yazdığınıza. ama aşk budur. facebook'ta o kıro insanların paylaştığı, okumadan sayfayı aşağı kaydırdığınız, anasayfaya dakikada 10 tane düşen o aşk yazılarını teker teker okursunuz aşık olunca. hepsinde kendinizi bulur, paylaşmak ister ancak paylaşamazsınız. bir de sevgilisi varsa bu aşık olduğunuz adamın.. *
sahip olunması çok istenen, ama olunamayan.
gerçek aşk çok az, insanlar çok değişken, zaman durmuyor.
ihtimalleri eğip büküp yeni bir yazgıya koşma sanatıdır aşk.
yeni yazgına koşarken düşme sanatıdır ayrılık.
sen düşerken öğrendiklerindir hayat.
aşk; göze sürme gibidir, yalandır. illüzyondur.
(bkz: çok sevdiğim bir yalandın)
gerçek aşk çok az, insanlar çok değişken, zaman durmuyor.
ihtimalleri eğip büküp yeni bir yazgıya koşma sanatıdır aşk.
yeni yazgına koşarken düşme sanatıdır ayrılık.
sen düşerken öğrendiklerindir hayat.
aşk; göze sürme gibidir, yalandır. illüzyondur.
(bkz: çok sevdiğim bir yalandın)
hakkında girilen 8542 entryden de anlaşılacağı üzere herhangi sabit bir tanımı olmayan, kişiye göre her an değişebilen, bazen hemen yanıbaşınızda bazen de masal ülkeleri kadar uzakta olan duygu.
aşk bazen; sessiz bir ölme anıdır - o'nun gözlerinde - enfes...
bazen; ölüme iliştirilen nefes...
aşk bazen; sessiz bir ölme anıdır - o'nun gözlerinde - enfes...
bazen; ölüme iliştirilen nefes...
en ulvi, en insani duygudur.
hep betimlenerek anlatılandır. böyle havalı cümlelerle yani birde aradan virgülü çıkartınca birbirine girmiş olmalı kelimeler. virgülsüz bir bok anlaşılmamalı! o anlamsızlığa senin yüklemeye çalıştığın anlamdır aşk. ne denmek istendiği hiç anlaşılmamış ama anlamaya çalışmanın verdiği hazdır aşk. Birde ben betimleyim dedim vesselam.
AŞK bir tuvalettir özünde. kapat gözünü, hayal gücünü kullan.
şuan bokun yada çişin olmadığı için iğrenç bir oda hayal ettin. tipik beyaz fayanslar, bokunun gideceği bir delik ve küçük bir oda hayal ettin sen. hatta öküz dedin bana, duygusuz, kalpsiz artık aklına gelen tüm kırıcı cümleler. Anlamadın sen, olay öyle değil. çok çişim geldiğinde tuvaletin verdiği mutluluğu veremedi kimse, ama sıçtıktan sonrada tuvalette bir sigara yakıp bekleyeni de görmedi bu gözler.
otel tuvaletlerini düşün. böyle göz boyasın diye her şey havaidir. musluğun altına elini götürürsün hemen su akar, peçete nerede diye ilk baktığın yerde yine el sallamanla sana peçete veren bir zamazingo mevcuttur. aynı şekilde koyu renklidir duvarlar, beyaz değildir farklıdır yani bilader. Ne tuvalet len dersin, sıçmaya kıyamazsın. kadın daha önce görmemiş ki böyle tuvalet, nasıl sıçacağını nerden bilsin? aşk adama yakar yusufum yakar...
o lüks ve sempatik tuvaletlerde bokun deliği tutmazsa bir için titrer, üzülürsün. birde çok zengin işiyse sensörlüdür o tuvalet. adamlar o kadar zengindir ama sensör koyarlar, senin girdiğin belli olsun diyerekten heralde. ben çok zengin olsam hep açık tutardım ışıkları 'parası neyse öderiz tedaş'a. ama sensör vardır işte o tuvalette sen tam sıçarken söner. sıçarken el sallamak zorunda kalırsın 'elveda' anlamına gelmez o el sallamalar, son bir bokum kaldı onu da bırakayım gideceğim anlamındadır. sıçarken sönen fotosel zulmüdür aşk.
en son bittiğinde herşey, meraktan bir dönüp bakarsın ardına acaba iz kaldı mı diye. hatta sifonu çekmeyen, iki dirhem su dökmeyen adamlarda vardır hiç oralı olmaz. umursamaz. sen sıçtıktan sonra o boka bakanlardandın işte, meraktan mıdır? yoksa bu benim eserim ulen! mantığından mıdır? bilemeyeceğim. Aynı olay sümkürdükten sonra peçeteye bakmaya benzer. Bunu yapanlara 'neden peçeteye baktın?' diye sorduğumda aldığım cevap; burnumda bir şey kaldı mı? oldu hep. burnunun izdüşümü mü o mına koduğumun peçetesi zevzek! diyesim gelir hep ama diyemem. ben kıramam kimseyi...
Asıl sıkıntı; bu hikayede benim tuvalet, seninse ihtiyacını gideren kadın olmandı sevgilim. tüm güzelliğime rağmen tam orta yerime bırakmış olman herşeyini. ardından bir telefonla beni araman, sıçtığım bok foseptikte mi? yoksa yerinde mi? diye sorman asıl sıkıntı. Açıkcası eski boktan eser yoktu, yani yine deliği tutturamadığın için birazcık iz kalmıştı fayansta, haa sen o fayansta ki ishalimsi ufacık bokuda kazıdın attın maşallah.
Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak demek isterdim sana ilk tanıştığımızda. böylesi daha güzel olurdu, tek cümleyle çok şeyi anlatırdım aslında. ama ben aşık olduktan sonra her şey bitince kendimi tuvalet gibi hissedeceğimi nereden bilebilirdim? allah benim belamı versin benim.
banyodaki fayanslarda ki leylekli kuşlu figürlerde neyin nesi diyeceksin şimdi. ben özünde çok romantik adamım lan. o fayanslarda hep 2 leylek olur, uzun bacaklı. ya biri birine sarılmıştır yada malak malak bakışıyorlardır. yani sen oraya girip sıçsanda benim hayallerim var, resmetmiş adamlar. elimden alamadığın tek şey o oldu sanırım, sen gittin elbet yine birisi sıkışacak, diyecek çişim var. bende diyeceğim ki 'gel gülüm, gel' ben ofis gibiyim, çiftçinin kara gün dostu. neyin varsa anlat, içini dök bana, dindir acını. ha bir gün olur da hayalimi resmeden o fayanslarda ki sikindirik leylekleri görüpte heyecanlanırsa biri, ona diyeceğim ki 'sıç! bir ömür sıç! gıkım çıkmaz'
dışına taşırma: madem sıçacaksın iz bırakma, siktir olup git ki senden sonraki rahat etsin anlamında kullanılır.
AŞK bir tuvalettir özünde. kapat gözünü, hayal gücünü kullan.
şuan bokun yada çişin olmadığı için iğrenç bir oda hayal ettin. tipik beyaz fayanslar, bokunun gideceği bir delik ve küçük bir oda hayal ettin sen. hatta öküz dedin bana, duygusuz, kalpsiz artık aklına gelen tüm kırıcı cümleler. Anlamadın sen, olay öyle değil. çok çişim geldiğinde tuvaletin verdiği mutluluğu veremedi kimse, ama sıçtıktan sonrada tuvalette bir sigara yakıp bekleyeni de görmedi bu gözler.
otel tuvaletlerini düşün. böyle göz boyasın diye her şey havaidir. musluğun altına elini götürürsün hemen su akar, peçete nerede diye ilk baktığın yerde yine el sallamanla sana peçete veren bir zamazingo mevcuttur. aynı şekilde koyu renklidir duvarlar, beyaz değildir farklıdır yani bilader. Ne tuvalet len dersin, sıçmaya kıyamazsın. kadın daha önce görmemiş ki böyle tuvalet, nasıl sıçacağını nerden bilsin? aşk adama yakar yusufum yakar...
o lüks ve sempatik tuvaletlerde bokun deliği tutmazsa bir için titrer, üzülürsün. birde çok zengin işiyse sensörlüdür o tuvalet. adamlar o kadar zengindir ama sensör koyarlar, senin girdiğin belli olsun diyerekten heralde. ben çok zengin olsam hep açık tutardım ışıkları 'parası neyse öderiz tedaş'a. ama sensör vardır işte o tuvalette sen tam sıçarken söner. sıçarken el sallamak zorunda kalırsın 'elveda' anlamına gelmez o el sallamalar, son bir bokum kaldı onu da bırakayım gideceğim anlamındadır. sıçarken sönen fotosel zulmüdür aşk.
en son bittiğinde herşey, meraktan bir dönüp bakarsın ardına acaba iz kaldı mı diye. hatta sifonu çekmeyen, iki dirhem su dökmeyen adamlarda vardır hiç oralı olmaz. umursamaz. sen sıçtıktan sonra o boka bakanlardandın işte, meraktan mıdır? yoksa bu benim eserim ulen! mantığından mıdır? bilemeyeceğim. Aynı olay sümkürdükten sonra peçeteye bakmaya benzer. Bunu yapanlara 'neden peçeteye baktın?' diye sorduğumda aldığım cevap; burnumda bir şey kaldı mı? oldu hep. burnunun izdüşümü mü o mına koduğumun peçetesi zevzek! diyesim gelir hep ama diyemem. ben kıramam kimseyi...
Asıl sıkıntı; bu hikayede benim tuvalet, seninse ihtiyacını gideren kadın olmandı sevgilim. tüm güzelliğime rağmen tam orta yerime bırakmış olman herşeyini. ardından bir telefonla beni araman, sıçtığım bok foseptikte mi? yoksa yerinde mi? diye sorman asıl sıkıntı. Açıkcası eski boktan eser yoktu, yani yine deliği tutturamadığın için birazcık iz kalmıştı fayansta, haa sen o fayansta ki ishalimsi ufacık bokuda kazıdın attın maşallah.
Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak demek isterdim sana ilk tanıştığımızda. böylesi daha güzel olurdu, tek cümleyle çok şeyi anlatırdım aslında. ama ben aşık olduktan sonra her şey bitince kendimi tuvalet gibi hissedeceğimi nereden bilebilirdim? allah benim belamı versin benim.
banyodaki fayanslarda ki leylekli kuşlu figürlerde neyin nesi diyeceksin şimdi. ben özünde çok romantik adamım lan. o fayanslarda hep 2 leylek olur, uzun bacaklı. ya biri birine sarılmıştır yada malak malak bakışıyorlardır. yani sen oraya girip sıçsanda benim hayallerim var, resmetmiş adamlar. elimden alamadığın tek şey o oldu sanırım, sen gittin elbet yine birisi sıkışacak, diyecek çişim var. bende diyeceğim ki 'gel gülüm, gel' ben ofis gibiyim, çiftçinin kara gün dostu. neyin varsa anlat, içini dök bana, dindir acını. ha bir gün olur da hayalimi resmeden o fayanslarda ki sikindirik leylekleri görüpte heyecanlanırsa biri, ona diyeceğim ki 'sıç! bir ömür sıç! gıkım çıkmaz'
dışına taşırma: madem sıçacaksın iz bırakma, siktir olup git ki senden sonraki rahat etsin anlamında kullanılır.
önce başka bedende uyumak, sonrasında uykudan uyanmak."uyku bitti kendine hoşgeldin" durumu.
Biyolojik olarak çikolatanın salgıladığı hormonlarla aynı hissi veren evrensel duygu.
severek öğrenip okuyarak anlaşıldığında nice babayiğitleri kedi yaptıran nankör bir şeydir kendileri.
her gün onlarca entry girildiğine göre çok möhüm bir $ey.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar