bugün
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı6
- seni seviyordum ama sen beni anlamadın3
- ruh sağlığı için uzak durulması gereken şeyler4
- pazar günü mesai yapmak3
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak11
- güneş yüzlü çocuğa mektup2
- hoşlanılan kızın evinde sırt kaşıyıcıya rastlamak2
- evde kalmış sözlük kızı2
- badem dolgulu kruvasan3
- kabızlık nasıl geçer3
- ingiltere8
- fransa7
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri3
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı12
- bugün sağlığın için ne yaptın9
- 19 temmuz 2026 fransa ingiltere maçı6
- trakya ve istanbul da çekirge istilası3
- vantilatörü kendine çevirmek10
- dünyanın en güzel tatlısı11
- bugün ispanya arjantin maçı saat 22 de trt 1 de3
- 2026 dünya kupası13
- dünya9
- futbol3
- günün şiiri8
- michael olise2
- geceye hayatta öğrendiğin bir şey bırak5
- türklerin ileri olduğu konular21
- devlet bahçeli3
- iyiliğe sormuşlar nereye gidiyorsun diye3
- kalp kırmak2
- antipanik hanımın elleri2
- ürdün de iki abd askerinin öldürülmesi3
- thomas tuchel6
- dinsize inanır mısın17
- en gey özelliğiniz8
- yunan adalarına tatile gidenin vatan haini olması3
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- yazarların çektiği manzara fotoğrafları9
- çırçıplak yatmak9
- haluk levent bahis yazışmaları2
- bilgisayardan anlıyorum hareketleri2
- burçlara inanan erkek15
- en son alınan hediye7
- soğuğu sıcağından daha iyi olan şeyler7
- bir kadının en güzel bölgesi8
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları30
- kahvaltı2
- true nickli yazar11
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı17
- nervio yu çok seviyorum ne yapmalıyım7
aranandır.
aşk.. emek ister. görmek ister.
aşk..para ister. araba ister.
o değil, ona 'hissettiğim'e aşığım, ona olsa bu belki gittiğinde, öldüğünde ya da artık ilgimi çekmediğinde biterdi ama değil, kahretsin ki değil.
çok basit notalarla yazılmış, herkesin söyleyebileceği, alelade bir şarkıydı aşk; bestecisi meçhul.
ve herkes söyledi bu şarkıyı dili döndüğünce...
kimi aldırmadan sesi güzelmiş değilmiş, söyledi detone, sürtone... yine de oldu bir dinleyeni.
kiminin sesi kötüydü ama hep doğru notalara bastı söylerken, doğru söyledi şarkıyı... dinleyen de kapıldı gitti şarkıya.
kiminin çok güzeldi sesi ama hep yanlış söyledi... sese aldananlar durdu dinledi bir müddet, sonra sıkıldı gitti.
kimi kusursuzdu, mükemmel söylüyordu... ama karşısındaki sağırdı, ağlayarak izledi dudaklarını, hiç duyamadı.
kimi öküz kulaklıydı, hiç bilmiyordu... zamanla öğrendi, sevmeyi, söylemeyi.
kimi haykıra haykıra söyledi, dünya duydu, o hariç.
kimi hep içinden söyledi, kimse duymadı kendinden başka.
bazen de ikisi birlikte söyledi müthiş bir uyumla... ve ancak onlar öğrenebildi bu şarkının bestecisini.
ve herkes söyledi bu şarkıyı dili döndüğünce...
kimi aldırmadan sesi güzelmiş değilmiş, söyledi detone, sürtone... yine de oldu bir dinleyeni.
kiminin sesi kötüydü ama hep doğru notalara bastı söylerken, doğru söyledi şarkıyı... dinleyen de kapıldı gitti şarkıya.
kiminin çok güzeldi sesi ama hep yanlış söyledi... sese aldananlar durdu dinledi bir müddet, sonra sıkıldı gitti.
kimi kusursuzdu, mükemmel söylüyordu... ama karşısındaki sağırdı, ağlayarak izledi dudaklarını, hiç duyamadı.
kimi öküz kulaklıydı, hiç bilmiyordu... zamanla öğrendi, sevmeyi, söylemeyi.
kimi haykıra haykıra söyledi, dünya duydu, o hariç.
kimi hep içinden söyledi, kimse duymadı kendinden başka.
bazen de ikisi birlikte söyledi müthiş bir uyumla... ve ancak onlar öğrenebildi bu şarkının bestecisini.
artık geri ver
geri veremezsin aldıklarını
artık geri ver
geri verilmez hiç bir yanılgı
yokluğuma emanet et sen de benden kalanları
her şeyi al bana beni geri ver
bir şansım olsun
başka yer başka zaman
sensiz ömrüm olsun
geri veremezsin aldıklarını
artık geri ver
geri verilmez hiç bir yanılgı
yokluğuma emanet et sen de benden kalanları
her şeyi al bana beni geri ver
bir şansım olsun
başka yer başka zaman
sensiz ömrüm olsun
yemek yemektir.
3 harfli.
aşk, cinsellik demek değildir. bunu atın kafanızdan bir kere.
bütün sevdiklerinin gözleri bir avuç toprakla dolacak ey adem oğlu. o halde neden aşk en büyük derdin?
uyku hali.
bir türlü bulunamayan.
yanılgı ve depresyon bağlantısıdır. şanssızlar için... ne kadar uğraşsan da şansa bağlıdır çünkü her şey.
benim için imkansızdır aşk...hem çok uzağımda hem çok yakınımda sadece o olsun istememdir mesela. nasıl bu kadar sevmişim anlamadan kendimi tüketiyorum yıllardır. gelmeyeceğini bile bile gelsede kalıcı olamayacağını gördüğüm halde sadece tek bir kişiyi bekleyerek geçirdiğim 5 yıl ve daha ne kadar bekliyeceğimi bilmediğim bir çok yıl var önümde. hergün özlemiş olmamın etkisiyle dahada artan bir sevgiyle yolunu bekliyorum...
belli bir dönem benim başıma gelmişti bu. aşk mıydı emin değilim, ama sıçmıştı ağzıma.
saplantılı kurgular ağı.
ne bok yemeye olduğunu çözemediğim bir şekilde, bir grup entel, siktiriboktan bir mekanda toplanmıştık. işin ilginci safi erkek değildik, zaten safi erkek olsaydık burada işim olmazdı. sağda solda bir kaç da bayan vardı. ne yaptığımıza gelince; herkes sırayla aşk, sevgi bok püsürat hakkında kendi yorumlarını yapıyordu. dahil olduğum bu cemiyet çok sikten yaraktan bir şeydi, şu anda sesine puslu bir hava katmaya çalışan denyolar ceplerinden kağıtlar çıkartarak geceleri mum ışığında yazdıkları şiirleri sırayla okuyor, aşk üzerine cümleler sarf ediyor, sonra sessizce yerine oturuyorlardı. diğerleri de malak gibi bunları dinliyor, bir huşu içinde "ne de güzel söyledi" diyerek harip hezeyanlara giriyorlardı.
bütün bunlar palavraydı tabi. bu çakallar sevgi mevgi üzerine yazılıp çizilmiş bu karın ağrılarını dinlerken kendinden geçermiş gibi davransalar da, bir yandan da, çaktırmadan civarına sotelenmiş oldukları hatunların götlerini falan dikizliyorlardı. laf da boldu tabi, mına koyım herkes aşk üzerine söylenecek bir şey buluyordu, zaten "aşk daldaki meyveye uzanamamaktır" desen alkışlanıyordun bu sikindirik ortamda, içinde aşk geçen her kelam prim yapıyordu. bazıları kah kendi dizelerinden, devrik cümlelerinden okuyor, kah "büyük üstad cemal sürayanın dediği gibi keşke yalnız bunun için sevseydim seni..." diyerek bu acayip ambiyansa daha da bir yapışkanlık katıyor, bu ruh hastaları zavallı şairi bu sikko muhabbete meze ediyorlar, kemiklerini sızım sızım sızlatıyorlardı.
bense konuşmadan bir kenarda sessizce içkimi içiyor, duyma gayreti göstermeden söylenenleri ve tartışmaları dinliyordum. bu hüzün ve tutku dolu sözleri özellikle bazı bayanlar zevkle dinliyor, aşkın tasvir edilmesine doyamıyorlardı. ortamın düzeni belliydi, alan memnundu satan memnundu. konuşanlar, kendilerini dinleyenleri gördükleri müddetçe konuşmaya hep devam edeceklerdi, anlatılanları sanki kendisine söylenmiş gibi benimseyenler de kendilerini besleyenler olduğu müddetçe böylesi romantik sarhoşluklar içinde kendilerinden geçeceklerdi.
neyse, ben tam işemeye giden birinin birasını kimseye çaktırmadan kapacağım sırada birisi "sen ne düşünüyorsun bu mevzu hakkında" diyerek beni bu bataklığa sürükledi. kaçamazdım, çünkü bir anda herkesin bakışları üzerime toplanmıştı. bir kaç hatun da merak içinde, sanki hayatları boyunca ağzımdan çıkacak lafları bekliyor imişlercesine bana kilitlenmişlerdi.
"herkesin tuttuğu kendine" diye bağırarak ortamı coşturmak istesem de yapamadım. onun yerine "herkes kendi istediği gibi algılar" diyerek karanlıklara gizlenmeye çalıştım. kaçış mümkün değildi, örümcek ağına dolanmış gibiydim. zaten çişe giden tip de çoktan gelmiş, birasını kapmış ve tüm keyfimi iyice kaçırmıştı. ben de garsondan bir bira daha istedim, bir yandan da vakit kazanmaya çalışıyordum.
aklıma aşk üzerine anca "aşk bir sudur, iç iç kudur" demek geldi. ama bu insanlar memnun olmazlardı, çünkü bu ortam için yeterince entellektüel bir tanım olmazdı. ben de devrik cümle kullanarak anlayabilecekleri bir dilde söylemeye karar verdim, "bir sudur aşk, içip içip kudurmak lazımdır" dedim. bir kaç kişi "evet evet, çok güzel söyledi..." diye mırıldandı. biraz daha dayanmalıydım. ben de gelişigüzel sıkmaya karar verdim.
"aşk kendinden vazgeçmektir" dedim. dinleyicilerimin yüzlerine baktım.
"o söylendi" diye itiraz etti biri.
"aşk ondan vazgeçmektir?" dedim, nasılsa her sözü döndürüp çevirip aşka getirebiliyordunuz, söylenmiş sözcükleri bile eğip bükebiliyordunuz.
"o da söylendi" diye itirazlar yükseldi. bunu da söylemişlerdi demek, söylenmemiş bir şeyler bulabilirdim elbette, bu ülkede ucuz edebiyat herkesin ulaşabileceği bir yere konmuştu allahtan. ne söyleseydim acaba, "aşk ondan vazgeçmemektir", "aşk vazgeçmekten vazgeçmektir..." ya da direk tasvir yapsam da olurdu, "aşk daha şafak atmadan uyanıp, onun yanında olmasını güneşin doğmasından bile daha çok istemektir", "içtiğin çayın her yudumuyla sıcak sıcak içine dolmasıdır", "gökkuşağının renklerinde gizlidir sadece yağmur yağdığı zaman görebilirsin"... yarak kürek laflar işte.
içinde hüzün, umut, martılar, çiçekler, umursamazlık, hasret, varoluş, sitem, huzur, yani aklınıza gelebilecek her şeyi içeren bir aşk tanımı yaptım. en sonunda da "onu içinde tutamamaktır biraz da, sanki birazdan kopup gidecekmiş gibi içinin titremesidir zaman zaman" diyerek sözlerimi bitirdim, bu son bölüm hayvan gibi çişim geldiği için epey doğaçlama eklenmişti. "bravo!" diye bağırarak alkışladılar. "......" dedim ben de, gözleri parlayarak beni dinleyen hatunlara dünyanın en cool adamıymış gibi bakışlar attıktan sonra işemek için tuvalete koşturdum.
öyle bir işedim ki "aha aşk budur" dedirtti bana. işerken bir yandan da bu mal ortamda ne aradığımı sorguladım. kafa sikiyorlardı ama bitmiyordu arkadaş, her gün birisi "aşk budur budur" diye yarrak gibi atlıyor, beriki de "aşk asıl budur budur budur..." kendi tanımını yapıyordu. içerde biraz daha oturup biraz daha hatun kestikten sonra, sonsuza kadar bu sefil oluşumdan uzaklaşmaya karar verip geri döndüm.
döndüğümde masada yarım bırakmış olduğum birayı puştun birisi çoktan kapmıştı. hala da "aşk bu", "aşk şu" diye geveliyorlardı. herbiri de en güzel tanımı kendisinin yaptığını düşünerek kasım kasım kasılıyordu. kenardan ceketimi aldım, "bir oldurun be artık" diye mırıldana mırıldana çıkışa doğru ilerledim.
"bir dakika bakar mısın" diye bir hatun koluma dokundu. döndüm, yüzüme baktı, "demin çok güzel tarif ettin aşkı, özellikle son cümlen, hani aşk onu içinde tutamamaktır bölümü harikaydı" dedi. başımı önüme eğdim, "içimden şehirler geçiyor, haykırışlarımı yalnızca ben işitebiliyorum" dedim. biraz tutunamayanlardan falan bahsettik, sonra telefonunu verdi, muhakkak buluşmak istediğini söyledi.
hiç aramamak üzere kaydettiğim numarayı dışarı çıkar çıkmaz sildim. insanı aşktan bile soğuttuklarının farkında değillerdi ne yazık ki, keşke bu kadar ayağa düşmeseydi bir şeyler. car car car ağız ishali olmuş gibi görüşünü belirtme hastalığına yakalanmış bu insanlardan koşarak uzaklaştım ve eve gidip can yücelden şiirler, tutunamayanlardan bölümler falan okuyarak maruz kaldığım kalitesizliğin etkilerini üzerimden atmaya çalıştım.
görsel
bütün bunlar palavraydı tabi. bu çakallar sevgi mevgi üzerine yazılıp çizilmiş bu karın ağrılarını dinlerken kendinden geçermiş gibi davransalar da, bir yandan da, çaktırmadan civarına sotelenmiş oldukları hatunların götlerini falan dikizliyorlardı. laf da boldu tabi, mına koyım herkes aşk üzerine söylenecek bir şey buluyordu, zaten "aşk daldaki meyveye uzanamamaktır" desen alkışlanıyordun bu sikindirik ortamda, içinde aşk geçen her kelam prim yapıyordu. bazıları kah kendi dizelerinden, devrik cümlelerinden okuyor, kah "büyük üstad cemal sürayanın dediği gibi keşke yalnız bunun için sevseydim seni..." diyerek bu acayip ambiyansa daha da bir yapışkanlık katıyor, bu ruh hastaları zavallı şairi bu sikko muhabbete meze ediyorlar, kemiklerini sızım sızım sızlatıyorlardı.
bense konuşmadan bir kenarda sessizce içkimi içiyor, duyma gayreti göstermeden söylenenleri ve tartışmaları dinliyordum. bu hüzün ve tutku dolu sözleri özellikle bazı bayanlar zevkle dinliyor, aşkın tasvir edilmesine doyamıyorlardı. ortamın düzeni belliydi, alan memnundu satan memnundu. konuşanlar, kendilerini dinleyenleri gördükleri müddetçe konuşmaya hep devam edeceklerdi, anlatılanları sanki kendisine söylenmiş gibi benimseyenler de kendilerini besleyenler olduğu müddetçe böylesi romantik sarhoşluklar içinde kendilerinden geçeceklerdi.
neyse, ben tam işemeye giden birinin birasını kimseye çaktırmadan kapacağım sırada birisi "sen ne düşünüyorsun bu mevzu hakkında" diyerek beni bu bataklığa sürükledi. kaçamazdım, çünkü bir anda herkesin bakışları üzerime toplanmıştı. bir kaç hatun da merak içinde, sanki hayatları boyunca ağzımdan çıkacak lafları bekliyor imişlercesine bana kilitlenmişlerdi.
"herkesin tuttuğu kendine" diye bağırarak ortamı coşturmak istesem de yapamadım. onun yerine "herkes kendi istediği gibi algılar" diyerek karanlıklara gizlenmeye çalıştım. kaçış mümkün değildi, örümcek ağına dolanmış gibiydim. zaten çişe giden tip de çoktan gelmiş, birasını kapmış ve tüm keyfimi iyice kaçırmıştı. ben de garsondan bir bira daha istedim, bir yandan da vakit kazanmaya çalışıyordum.
aklıma aşk üzerine anca "aşk bir sudur, iç iç kudur" demek geldi. ama bu insanlar memnun olmazlardı, çünkü bu ortam için yeterince entellektüel bir tanım olmazdı. ben de devrik cümle kullanarak anlayabilecekleri bir dilde söylemeye karar verdim, "bir sudur aşk, içip içip kudurmak lazımdır" dedim. bir kaç kişi "evet evet, çok güzel söyledi..." diye mırıldandı. biraz daha dayanmalıydım. ben de gelişigüzel sıkmaya karar verdim.
"aşk kendinden vazgeçmektir" dedim. dinleyicilerimin yüzlerine baktım.
"o söylendi" diye itiraz etti biri.
"aşk ondan vazgeçmektir?" dedim, nasılsa her sözü döndürüp çevirip aşka getirebiliyordunuz, söylenmiş sözcükleri bile eğip bükebiliyordunuz.
"o da söylendi" diye itirazlar yükseldi. bunu da söylemişlerdi demek, söylenmemiş bir şeyler bulabilirdim elbette, bu ülkede ucuz edebiyat herkesin ulaşabileceği bir yere konmuştu allahtan. ne söyleseydim acaba, "aşk ondan vazgeçmemektir", "aşk vazgeçmekten vazgeçmektir..." ya da direk tasvir yapsam da olurdu, "aşk daha şafak atmadan uyanıp, onun yanında olmasını güneşin doğmasından bile daha çok istemektir", "içtiğin çayın her yudumuyla sıcak sıcak içine dolmasıdır", "gökkuşağının renklerinde gizlidir sadece yağmur yağdığı zaman görebilirsin"... yarak kürek laflar işte.
içinde hüzün, umut, martılar, çiçekler, umursamazlık, hasret, varoluş, sitem, huzur, yani aklınıza gelebilecek her şeyi içeren bir aşk tanımı yaptım. en sonunda da "onu içinde tutamamaktır biraz da, sanki birazdan kopup gidecekmiş gibi içinin titremesidir zaman zaman" diyerek sözlerimi bitirdim, bu son bölüm hayvan gibi çişim geldiği için epey doğaçlama eklenmişti. "bravo!" diye bağırarak alkışladılar. "......" dedim ben de, gözleri parlayarak beni dinleyen hatunlara dünyanın en cool adamıymış gibi bakışlar attıktan sonra işemek için tuvalete koşturdum.
öyle bir işedim ki "aha aşk budur" dedirtti bana. işerken bir yandan da bu mal ortamda ne aradığımı sorguladım. kafa sikiyorlardı ama bitmiyordu arkadaş, her gün birisi "aşk budur budur" diye yarrak gibi atlıyor, beriki de "aşk asıl budur budur budur..." kendi tanımını yapıyordu. içerde biraz daha oturup biraz daha hatun kestikten sonra, sonsuza kadar bu sefil oluşumdan uzaklaşmaya karar verip geri döndüm.
döndüğümde masada yarım bırakmış olduğum birayı puştun birisi çoktan kapmıştı. hala da "aşk bu", "aşk şu" diye geveliyorlardı. herbiri de en güzel tanımı kendisinin yaptığını düşünerek kasım kasım kasılıyordu. kenardan ceketimi aldım, "bir oldurun be artık" diye mırıldana mırıldana çıkışa doğru ilerledim.
"bir dakika bakar mısın" diye bir hatun koluma dokundu. döndüm, yüzüme baktı, "demin çok güzel tarif ettin aşkı, özellikle son cümlen, hani aşk onu içinde tutamamaktır bölümü harikaydı" dedi. başımı önüme eğdim, "içimden şehirler geçiyor, haykırışlarımı yalnızca ben işitebiliyorum" dedim. biraz tutunamayanlardan falan bahsettik, sonra telefonunu verdi, muhakkak buluşmak istediğini söyledi.
hiç aramamak üzere kaydettiğim numarayı dışarı çıkar çıkmaz sildim. insanı aşktan bile soğuttuklarının farkında değillerdi ne yazık ki, keşke bu kadar ayağa düşmeseydi bir şeyler. car car car ağız ishali olmuş gibi görüşünü belirtme hastalığına yakalanmış bu insanlardan koşarak uzaklaştım ve eve gidip can yücelden şiirler, tutunamayanlardan bölümler falan okuyarak maruz kaldığım kalitesizliğin etkilerini üzerimden atmaya çalıştım.
görsel
yalanlarda harcanan.
tutturanla tutan arasındaki göz teması.
aptal kasıntılı bi ruh halidir. karşılıklıysa kilo aldırır, karşılıksızsa zayıflatır, ince hastalıkara kadar devam eder.
DAHA ÖNCE DE KENDiMCE TANIMLAMALAR YAPTIM bir büyüğümüz diyor ki ''aşk hastalıktır''.bu söze katılmakla beraber hastalığın tesbitini yapan kişiden bu hastalığın ilacını da bulmasını istiyorum en acil tarafından mümkünse.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar