bugün

/636
aşk bi anlık yanıp sönmektir.
(bkz: what the fuck)
sabır işidir.
bazı insanlar alışkanlıklara köle olmaktan korkarlar,en güzel aşkı yaşayanlar onlardır,o adamlara sormak lazım gelir aşkı,o adamlar bi ülkeye ömrünün sonuna kadar yerleşmezler,bir kadına içindeki her şeyi sonuna dek göstermezler; çünkü yerleşilmiş bir ülke kadar erişilmiş bir kadın da tüketir onları.

aşk ana ait olan ve ulaşılamayan her şey olabilir.
şair uydurmasıdır.
aşk rüya gibidir.saatlerce yaşadığını zannedersin fakat aslında birkaç saniyeden ibarettir.
aşk tesadüfleri sevmeyen bir şeydir bebişim.Ve en büyük tesadüf erken boşalmalardan geçer bildin mi?
(bkz: Bülent Ersoy ve aşkları)
hayatınızda tüm duygularınızı bir araya toplayabilecek bir tanım yapabiliyor iseniz buyrunuz.
Aşk hayatı anlamlandırmak insanın yaşadığını hissetmesi demektir.
Ask..

sevdigin kisinin, senin adini baskalarindan daha güzel, daha farkli telaffuz ettigine inanmaktir.

bir bulusmaya gidildiginde, her iki tarafinda parfümlenerek, birbirine güzel kokma çabasidir.

ögle arasi atistirmak için bir yere gidildiginde, kendi patates kizartmani, seviyor diye, hepsini ona vermektir.

yorgun oldugunda, bile sizi gülümseten seydir.

ona yaptigin kahvenin, iyi olup olmadigindan emin olmak için önce kendinin kahveyi tatmasidir.

en mesgul oldugun anda bile, onun en ufak bi bakisinda, sana ihtiyaci oldugunu anlayip, oturup karsisina onu dinlemektir.

nefret ettigin arkadaslarinla bile tekrar görüsmene sebeptir.

Sirf bi bluzunu sevdi diye, onu günlerce giymektir.

yillardir seni taniyor, ve tüm kötü huylarini bilmesine ragmen, hala seni seviyor olmasidir.

Ask, en saf haliyle açiklanamayan, sadece yasanilan ve zaman geçtikçe büyüyendir.
varlığı dert yokluğu yara..

ya da; hem yarabandı, hem de yara...
gözünü kapatıp ona konsantre olup o hissi düşünerek yaşayıpda anlatamamaktır.
hoşlandığın birinin tamamen hak ettiğinde anlamı olan mertebedir. çoğu bu mertebeye ulaşamadan söner gider.
görsel
sevgilinin "only youuu..." mesajına,

"can break this heart of mineee..." diye yanıt vermektir.
aşk ı 333 sayfa açıklamışız ve daha da gidiyor. yazmakla anlatmakla olmuyor ki yaşamak lazım. aşk acısını çeken bilir,dinleyen değil,aşıkken ki en mutlu anı da yaşayan bilir,dinleyipte yüzü gülen değil.
aşk;

olduğunu sandığın kişi, hissettiğini sandığın heyecan, yaşayacağını umduğun güzel günler ve bunların gerçek olmadığını anlamadığın zamanlardaki duygularındır.
bir kıvılcım ile yakıldıysa asla sönmeyecek olan.
" lahmike lahmi, demmike demmi, cismike cismi, ruhike ruhi" etin etimdir, kanın kanım, cismin cismimdir ve ruhun ruhum.
herkesin ne kadar cümlesi var aşkı anlatmaya. aşk tarif edilmez bir duygudur yaşamadan anlaman imkansız. değişen dünyayla değişen aşk...kaç kişi anladı ki gerçekten aşık olduğun? kim dün deliler gibi aşığım derken bugün hala deliler gibi aşığım diyebiliyor.
nedensiz sevmektir.
gizli kalmayacak kadar aşikar, görülmeyecek kadar gizlidir. o taşların arasındaki ateş gibidir; onu hareket ettirirsen tutuşur ve yanar, bıraktığında kaybolur...
aşk bir vişne ye ye kişne der atalarımız.
Modern zamanın modern insanları tarafından yitirildi aşk, üstüne yüklenen anlamların altında ezildi, somutlaştı. Geçici tutkuların, kirli gecelerin sabahında tüketildi ve arkasına bile bakmadan uzaklaştı modernliğin samimiyetsizliğinin esiri olmuş insanlığın arasından. Ondan geriye sadece kırıntılar kaldı kırıntılarla yetinmeyi bilen kalplere. Yetinmeyenlerse taş kalplilikle, kendini beğenmişlikle suçlandı çoğu kez. Alay konusu oldu yalnızlıkları...

Soyuttu önceleri aşk, etten kemikten değildi; pahalı hediyelerle, şuursuzca ortaya dökülen ucuz hitaplarla ölçülmezdi değeri..

Ortak ihtiyaçların bir araya getirdiği modern zaman aşıkları; bedenlerini ve egolarını tatmin etmek adına acımasızca kirlettiler ruhlarını... Sahte cümlelerden, çirkin kahkahalardan, soğuk bakışlardan, alışkanlıklardan, yalnızlık korkusundan ve ruhsuz sevişmelerden ibaretti yere göğe sığdıramadıkları büyük aşkları.. Oysa akıllarda hep başkaları vardı. Hep daha iyisi, daha güzeli, daha yakışıklısı, daha zengini, daha kültürlüsü ve daha daha sahip olamadıkları başkaları.. Muhtemelen bu yüzdendi yanlarında onsuz yapamadıkları sevgilileri varken etrafa kesik bakışlar atmaları.

Kadınlar hep daha çok erkek tarafından sevilmeyi istedi, erkekler hep daha çok kadına sahip olmayı. Kalpler yerine egolar çarpıştı... Mağlup olan hep aşktı ...

Ve gün geldi içi boş kelimelerle süsledikleri büyük aşklarına kısa mesajlarla son verdiler. Her biten ilişkinin sonrasında kurulan içki masalarından zehirli cümleler saçıldı etrafa... Ve ertesi gün hiç vakit kaybetmeden başka bir bedenin kollarına bıraktılar kirlenmiş kalplerini..

Ve aşk yenik düştü zamana, yenik düştü; içindeki boşluğun geçici şuursuzluğunun adını aşk koyanlara...
© copyright 2005 - 2026