/636
her sabah uyandığında onunda nefes aldığını bilerek birkez daha şükür etmektir allah'a.
bir olmaktır. ya o olsun, ya kimse olmasın demektir. acıtır, süründürür.
karşılıksız olanı adamın bi tarafına kor. öldürmez de süründürür.
ya onu istemek ya da kimseyi istememektir. onun nefes aldığı odaya ondan başka kimseyi yakıştıramamak, fazlalık olarak görmek bir hastalık mıdır? sevmek değil bence bu. ben annemi severim, kitapları severim. ama bir onu isterim. "bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim, yetsin"
Aşk Namaz kılmaya benzer, Niyet ettikten sonra sağa sola bakılmaz.
Kimsenin yanında uzun süre kalmayan bir .rospu gibidr.
saç modelinin bozulmaması için arabanın üstünü açmadan kullanmaktır.
aşk,kalbinin sürekli yaralı kalması,bunun kabuk bağlaması,bu kabukların soyulup koleksiyon yapılmasıdır.
aşk; kelimelerin kifayetiydi,
kifayetsizlikse beyne aitti.
kalbi hiç dizginleyemeyen mantık,
kendisini zorlamalıydı artık.

akıl biliyordu imkansızlığı,
kalpse koşuyordu umuda doğru.
"akıllan ey gönül" diyordu akıl,
kalp cevaplıyordu: "insaf ey akıl".

beyin hiç bu kadar yorulmamıştı.
kalpse hiç bu kadar direnmemişti.
aslında ikisi de farkındaydı,
aşk; karşı koyulduğu kadar aşktı.
mavi'dir. *

(bkz: aşk mavidir)
aşktır insanı insan yapan dolu dolu yaşatan. en güzel duygu. mutluluk sebebi. *
gülmek, umud etmek, özlemek, ya da mektup beklemek, gözleri yatırıp ıraklara.
*Elif Şafak'ın kitabıdır. Okunmaya değer başarılı bir kitap.
*Aşkı en iyi iskender Pala anlatır, kitaplarını okuyun ve kulak verin.
her geçen gün artarak içimi acıtan şey...
' gel kurtar beni senden! '
Hatirlamak istendiginde o'nun fotografina bakilan
her baktiginda hala icini acitan, duydugun her seste her yüzde o'nu aratan
gittigini bildigin ve dönmesini istemedigin
ama yaptigi her seye ragmen hala özleyebildigin,
kücücük zamanda kocaman sevdigin
ve hatta kücücük insani gözünde kocaman yapabilen
kolay kolay gelmeyen
ama gelirse de ömrünce kalbinden gitmeyen...
hayat yolunda yürürken önümüze çıkan uçurumlardır aşk.

kimi sığdır... atlarsın, düşersin... fazla yanmaz canın. bir süre sonra kalkar düşersin gene yola.

kimi derindir... ama atlarsın yine de... düşersin... elin, kolun, bacağın, kalbin, her yerin kırılır. kalkamazsın uzun zaman. yatar kalırsın yerin dibindeki o karanlık kuyuda, aç, susuz. sesin çıkmaz, duymaz kimse seni, yardım edemez. artık umudu kesersin, öldüm sanırsın, nefes alırsın fakat yaşadığını hissetmezsin. taa ki bir gün, bir ışık, gülümseyen bir çift göz belirinceye kadar yanıbaşında.

kimisi de öyle derindir ki; dibini bile göremezsin. bilirsin ki düşersen kurtuluşun yoktur. kesin bir ölüm bekler seni bilirsin. ama nafile... bir kara delik gibi çeker seni içine... hiçbir güç durduramaz seni, bütün korkularından arınıverirsin bir anda ve atlarsın. yere çakılana kadar geçen o süre, o kısacık zaman diliminde yaşadığın o uçma hissi "olsun, değer" dedirtir sana. zira zemin gitgide daha görünür olmaya başlar. son yaklaşmaktadır, anlarsın. son bir umut açarsın elini, tutsun çeksin, seni kurtarsın diye... ama tutmaz. ve kaçınılmaz son. öyle bir çarparsın ki yere, tek bir sağlam parçan kalmaz, darmadağın olur ölürsün.

eğer o son ve en derin uçurumdan atladığında, son sürat çakılırken yere, son anda o gelip tutarsa elinden, göze alırsa seninle ölmeyi ya da çeker çıkarırsa seni yukarı... bil ki işte o gerçek aşktır.
bir can'ın bir diğer can'ı kendi can'ından öte bilmesidir "aşk"...
sizin için aşkın tanımı neyse, aşk yaşadığınızı sandığınız kişi için de aşkın tanımının aynı olması lazım. aksi taktirde yaşadığınız şeyin adı aşk değildir.
aşk: "lavinya"dır.
tedaviyi reddeden bağımlılar gibi, insana zarar vermesine rağmen vazgeçilemeyen, vazgeçmek istenmeyen saplantıdır aşk. gitgide kendinden uzaklaşmak, gitgide ona yakınlaşmak ve aynı şekilde onun kendisinden uzaklaşıp sana dokunmasıdır. sonunda "ondaki sen" ve "sendeki o" olmaktır aşk. başka bir bedende, başka bir ruhta, başka bir boyutta kendinle karşılaşmaktır. en gerçek seni gösteren aynaya bakmaktır aşk. bir koldan serum bağlayıp, diğer kolun bileğini kesmek gibidir. can vermesine verir ama bir yandan da acıtır.

nefretin kardeşidir aşk. aynı soydan gelirler. ve birbirlerinden ne kadar ayrı gözükseler de aslında ikizdirler.
ve bıçak sırtında yürümektir hayat. ya nefrete kapılır gidersin ya aşka düşersin.

göz açıp kapamak gibidir aşk. gözlerini yumduğunda bir daha açabileceğin kesin değildir ya; işte aşkı öptüğünüzde de bir daha başka bir aşk öpebilirmisiniz belli olmaz. hiç bir şeyin belirgin olmadığı, solgun, gri bir tablodaki kırmızı leke gibidir; biraz da soyut... bakış açına ve görüşüne göre değişir. ama nasıl görürsen gör, hep kırmızıdır hep kan rengidir, kandır, her zaman tutkudur aşk.

o kadar çok öpmek istemektir ki, öpmenin ne kadar saçma birşey olduğunu düşünmeye başlarsın bir süre sonra. bir insan dudaklarını başka tenlere değdirmekten neden hoşlanır ki? sevgilinin saçının telidir aşk, sevgilinin acısıdır ölüm. sevgilinin kokusudur aşk, sevgilinin kokusundan mahrum bırakması ölüm.

dokunmaktır aşk, hissetmektir. ama hiç bir zaman doyamamaktır o'na...

hayal etmek ve hayalleri gerçekleştirmektir, artık yanında olmasada...
(bkz: yine mi bamya!) cümlesini kurmaya sebebiyet veren bir histir.
korku veren, sakinleşmeye mecal bulamadan kalbini yerinde tutma çabasıdır da aynı zamanda.
(bkz: imdat imdat naralarıyla)
(bkz: saçmalamak zorunda kalmak)
aşık olunca ayar kaçar.. eğer fabrika ayarlarına geri dönemezseniz gerçekten durumlar sarpa sarar...
hakkında bu kadar entry girilince bahar geldi sandığımdır.*
Her yürek sevebilseydi eğer,
ayrılık hiç olmazdı.
Her seven ''yürekli'' olsaydı
zaten 'aşk' bu kadar basit olmazdı.
*
aşk,
yüksek yerlere kaldırılmalı
ve üzerine şu not yazılmalı: alçak'ların uzanamayacağı yerde saklayın..!
© copyright 2005 - 2026