bugün

/636
sadece burda bile hakkinda 4580 farkli sey yazilmis, ifade edilmesi herkes tarafindan becerilemeyen, kisiye ozel birseydir.
sevda mahalinde üzerine gazete örtülmüş bir cenazedir. ne kimliği belli ne eşgali biliniyor. onu şakağında vuran ise vicdan azabından kendini vurmuş yanında iki büklüm yatmakta.

aşk, karınca misali şekerde boğulmayı istemektir.
aşk, sigarayı tersten yakıp üstüne üstlük bir türkü tutturmaktır.
aşk, cemal süreyya okuyup, lan bunu can dündar yazmıştı demektir.
aşk, en uzaktakidir, kimi zaman bir uçak bileti, kimi zaman bir kayıp bavul rezaletidir.
aşk, tek kanatlı anka kuşudur, masalı olmaz, sadece uçmaya yeltendirilir.
aşk, kaybolan küpeyi bulup sevinmektir.
aşk, kolyedir, gögüste taşınan.
aşk, burada kaybolup orada bulunmaktır.
lan işte aşk pusulayı içat etmektir, anlayacağın iyi bok yemektir. pusulayı icat edip sınırlar cizdik şimdi ikimizde cizginin ayrı taraflarındayız. bari matbaayı icat edip haberleşelim.
hakkında sayfalarca yazı yazılan; ama ne yazılsa sanki hepsi yetersizmiş gibi görünen, kelimelere sığmaz, kağıtlara sığmaz, kalplere sığmaz deli bir duygu. keşke tanrı herkese bahşetse dediğim insanı kötülüklerden koruduğuna inandığım mucize.
elif tir.
hayatı boyunca insan kaçkere aşık olur bilinmez.
ama her yiten aşk tan birşey kalır kendine.
geriye dönüp baktığında eğer değişmişsen birazda olsa,
o zaman gerçekten aşık olmuşsun demektir.

--spoiler--
Aşk bir milâd demektir.
Şayet "aşktan önce" ve "aşktan sonra"
aynı insan olarak kalmışsak,
yeterince sevmemişiz demektir.
Birini seviyorsan onun için
yapabileceğin en anlamlı şey
değişmektir!
--spoiler--
en yakın arkadaşlarından biri için, on sene sonra - acaba - diye düşündürendir...
çayda şekerdir.
akılsız
şuursuz
kişiler
"ahh mineL aşk-i ve halatihi ahraka kalbi ve haratihi..." demiş arab iç çekip...
"aşk tesadüfleri sever
kader ayrılıkları..."
murathan mungan
yoğun acı çekme duygusudur.
aynı zamanda da üç harfli karşı konulamaz bir beladır.
bir battaniyenin altına girip; fenerbahçe galatasaray maçı izleyebilmektir.
aşk acı çekmektir. acı çekmezsen sıkılırsın biter zaten..
zor olanı seviyor insan her defa..
...hiç biter mi?
tanımı tam olarak yapılamayan ve asla yapılamayacak olan, herkese gelmeyen, gelinide fena çarpan, kişiden kişiye değişen kimyasal bir olaydır. üzerine bu kadar tartışma yapmak yerine sönene, kadar yaşamak gereken şeydir.
aşk öldü! nasıl bilirdiniz?
aşk rüzgardır... benim rüzgarım.
iki kişinin gurursuzluğudur.
boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz.
aslında tek bir duygu da değil, aynı anda hem bütün evreni hissetmek, köklerini dünyanın merkezine kadar sokmuş yüce bir ağaç ya da okyanusun ortasında minik renkli bir balık gibi evrenle bir bütün olabilmek gibi.. ama kayıpsa aşkın getirdiği; bulunduğun bedeni, aklını, iradeni hiçbir şeyi hissedemezken yalnızca kalbinin acısını hissetmek belki.. bütün dünya döngüsüne devam etse de kişiyi belirli bir zaman aralığına çivilenmek.. normalde duygu durumunuz +10larda seyrederken, renkleriniz normal canlılığındayken hayatınıza girmesiyle duygu durumunu +100lere zıplatan, renkleri daha canlı, resimleri 3 boyutlu yapan; ama çıkışıyla da normal duygu durumunuzu bile s.kip atan +10luk halinizi mumla aradığınız, zira duygu durumu olarak -100lerde gezindiğiniz, renklerin gri ve tonları olduğu, 3 boyutlu resimlerin üzerine çamaşırsuyu dökülmüşcesine solmasına neden olan şey.. tam anlamıyla iki uç..

yazarın tamamen şahsi notu: sütten ağzı yananların artık yeniden istemedikleri şeydir kanımca.. +100ü hissedeceğim diye +10luk halimi mumla aramak istemem yeniden çünkü. 'yetinmeyi bilen'lerin mutlu olduğu dünyamızda +10'umla yetinir, efendice hayatıma devam ederim. budur!
hiçbir tanımının birbirini tutmadığı ve zannımca tutmayacağı, yaşaması zor ama yaşanmamasının daha zor olduğu durum, olgu, oluş. nasıl aşkın kesin bir tarifi yoksa aşka büründüğün zaman aşklaşıyorsun ve yaşadığın durumunda bir tarifi mümkün olmuyor ama yaşıyorsun. ya daha çok kendin oluyorsun ya da daha çok kendi dışına çıkıyorsun ve yahut ikisinin arasında gidip geliyorsun. yani bir nevi başkalaşım hali. velhasıl tanımı nasıl herkes için farklılaşabiliyorsa kendi tanımlamanda kendi içinde o kadar çeşitlilik arz edebiliyor.
ölüm kadar vakitsizdir.
gereksiz ve kıçımın kenarıdır.
ben olmaktan çıkmaktır.
AŞKOLOJi KLiNiĞi

Ya çekip gideceksin buralardan
Dağdaki lale kokusu verecek veremediği heyecanı aşkın
Ya da susup oturacaksın oturduğun yerde iki kadın arasında kalarak
Her bir ağacın diğerinden daha az ya da daha çok
Yeşil olduğuna dalarak, Tanrıya varacaksın.
Ve ya akıllı olup bir hastalık da sen bulacaksın.
Literatürün göbeğine koyacaksın onu.
Adı da aşksızlık olacak
Hastaneler bu hastalarla dolacak.
Kliniği aşkoloji,serumda bira,iğnede votka olacak
Otobüs dolusu kızlar getirecek hükümet aşkoloji kliniğine
Olur da tutturur belki birileri bir sevgili diye.
Sonra hastalar hep şöyle rüyalar görecek:aşkolojik rüyalar.
Beni taburcu etmeyen eller kırılsın
Ah be doktor sen aşkı ne sanırsın
istediğin ilacı yaz doktor teşhisi koyamazsın
iyi dinlesen de beni hastalığımı bulamazsın.Aşk.
Seni hatırlatan o kadar çokşey var ki
Giyindiğin bi renk, bir ses, sarılığına benzer bir ayçiçeği ve bir kadın bileği.
Bir sonbahardı yattığımda şimdi ilkbahar olacak
Para,tek gecelik olanlar, küfürler ve yalanlar
Onlardan öyle uzaksın ki.
Nasıl unuturum bana baktığın o gözlerini
Tınısı cennet sesi pembe dudaklarından çıkan o sözlerini
içim parçalanıyor ve bu bir sisli rüya aşkoloji kliniğinde
Bunu duyman mümkün mü bunu bilmen
Çıplak ayaklarını dizlerime uzatsan uyusan biraz
Nolur başını okşamama da izin ver az.
Dalından iki kiraz koparsan ayırmadan kulaklarıma taksan
Kulaklarımla beraber yesen kirazı,
Sonraya kalsın sevişme heyecanımızın birazı.
Oltayı ben tutsam sen sadece gülsen
Oltayı ben tutsam sen kenardan destek yapsan korkarak
ikimizde beklesek uzun uzun balık geleceğini sanarak.
içim parçalanıyor ve bu bir rüya aşkoloji kliniğinde,
Bunu duyman mümkün mü bunu bilmen.
Yazılan tüm aşk şiirlerine itafen
Benim hiç bu anlattıklarım kadar sevgilim olmadı.
Hemşire geldi uyandırdı iğnem!
Ve serum damladı.
Benim aşkoloji kliniğinde bir sevdam olmadı.
gökgöz
© copyright 2005 - 2026