bugün

/636
tarifsizdir.
tek tarifi maşuktur.
genellikle sevgi ile karıştırılan duygu. ahir ömürde kısa zamanlı(ki kısadır) tadılması gerektiğine inandığım duygu türü.

etkileri;
mantığı devre dışı bırakır,
müthiş bir çekim yaratır,
sadece o an gördüğün insanı ömrünce tanıyormuş hissi verdirir,
bencillikten çok uzak bir köşeye atar sizi,
cinsellik aklınıza bile gelmez,
gülerken ağladığınızı farkedersiniz,
içiniz acır; ama bu onu elde edememekten olmadığı gibi isyan ettiren bir acıda değildir.
kendinizi melake gibi hissedersiniz,
olmadığında yıkılmazsınız, çünkü o mutludur.

ve ondan sonra
sevgi daha çabuk yayılır içinize.
* *
aşk çikolata ile karameldir.
artık yaşantın sıkıntı vermektedir, ve başka bir şeyler yapmak, yeni bir hayata başlamak istemektesindir, her nekadar imkansıza yakın olsada. her sabah kalkıp işe gidersin, yada rutin işlerini yaparsın, en sevdiğin tv programı bile seni heyecanlandıramamaktadır. yine rutin bir gün her şey değişiverir, baharın geldiğini hissedersin, daha gelmemiştir belki ama yakındır çiçeklerin açması, bir heyecan bir yaşama enerjisi geliverir, işte ya aşık olmuşsundur, yada olacaksındır...
aşk, acı çekmenin daha katlanılır biçimidir. acı çekeceğini bile bile sevmek, her kaçışta yeniden aşkın acısına dönmektir.
açaamadığı kapı, kanatlanıp uçamadığı yer yokmuş bir de...
Aşk ölmektir,
Aşk ölmesini bilmektir,
Aşk sevgili için yaşamaktır.
Onun eli, kolu, kalbi, gözü olabilmektir.
Ama artık onun birşeyi olmadığını anladığın zaman çekip gitmesini bilmektir.

En önemlisi ise, bu saatten sonra aşk diye birşeyin olmadığını, en azından biten birşey olduğunu bilmektir.
benim'dir. hiçbir zaman senin olmayan.!
bu dünyanın yalan bir dünya olduğunun kanıtıdır.
biraz bira tadındadır.. az içersen hiçbir etkisi olmaz kıvamında içersen tadından yenmez fazla dozda alırsan şişkinlik yapar...
aslında rakı gibidir de tatlı bir acılığı olan.. yalnız başına gitmeyen.. içtikçe güzelleştiren..
votkayı da anımsatır yudum yudum içersen tatlıdır shot atarsan kafayı bulandırır. yanında meyve suyuyla aldatılması da aşkın diğer yüzü...
şarap gibidir de .. sadece bazıları yıllara dayanır, güzelleşir.. önce boğaz da hafif bir mayhoşluk, sonra kafa da hafif bir mayhoşluk..
biraz da tekila gibidir. tek shotluk tada neler sığdırır neler.. yanında tuzu limonu da aşka tat katan kavgalar.. hı hı evet..
Aşk denince akla gelen ilk isimden harika bir tespit :
"SevgiLinin yüzüne bakıLamaz..hakiki aŞık SevgiLisinin yüzüne bakamaz..bakaR ve baŞını eğer ağLar..çünkü bakıLamayacak kaDar parLaktır..tıpkı GüneŞ gibi..güneŞe bakabiLir misiniz?''
aşk, tarifi 182 sayfaya sığmayacak mapusluk halidir.
aşkın olduğu yerde insan kılıcın sırtında uyuyabilir.
olmadığı yerde oda büyüklüğünde bir yatak bile küçük gelir.
üstüne gereğinden fazla anlam yüklenmiş 3 harf.
AŞK DENiLiNCE AKLA GELEN ŞEY HER ZAMAN BiR AŞIK iLE BiR MAŞUK'UN AŞKI GELiR AKILLARA
SALT BU DÜŞÜNCE DEĞiLDiR AŞK, BARINDIRDIĞI- iHTiVA ETTiĞi- KENDiNE HAS DUYGULAR DA
VARDIR AYRICA DEMEM O Ki MECAZDAN GERÇEĞE OLAN YOLCULUĞUN ADIDIR AŞK HER NE KADAR
DEVRiN iÇiNDE BULUNDUĞU BU ÇiRKiN DÖNEMLER DE AŞK LAFZI O KADAR BASiTLEŞTiRiLDi VE
iÇi BOŞALTILDI Ki BU YOLCULUKTA GAFLETE DÜŞENLERiN DE SORUMLULUĞU BU MANA KAYBINA SEBEP OLANLARIN
BOYNUNA BiR DEĞiRMEN TAŞI GiBi ASILACAKTIR.
ateşten bir denizi mumdan bir kayıkla geçmek. bile bile hata yapmak. bazen yenileceğini bile bile mücadele etmek.
bazen bir hastalık; ama tedavisi yine kendisinde saklı bir hastalık. bence duyguların en fedakarlarından biri.

bu bir itiraftır: aşka aşığım, evet.
ÇOĞU iNSANIN BiR HORMON PATLAMASI GEÇiRMESiNiN ARDINDAN iÇiNDE BULUNDUĞU DURUMU AÇIKLAMAK iÇiN KULLANDIĞI BiR KELiMEDiR Ki-BiLMEZ BÖYLE YAPARAK iÇiNi BOŞALTIR.
can yakar, ağlatır, sızlatır. yok yok, bu kadar değil, paramparça eder, perişan eder.
ama yok, haksızlık etmeyeyim. mutluluktan uyutmaz, karnında kelebekler uçurtur. tatlı bir heycan yaşatır. ayaklarını yerden keser.
sonra... sonra göt gibi düşersin, kanatların kırılır, uçamazsın artık mutluluktan.
.
.....
(bkz: ne dedin)
(bkz: uykum geldi)
''aşk karşılıklı oturmak, yüz yüze veya aynı noktaya bakmak, şiir okumak, sevgiliden utanacak kadar terbiyeli davranmak, güzel şeylerden bahsedip gülmek ve asla iffet sınırının ötesine uzanmamaktır. çünkü aşk bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur.''
aşksız bir hayat geçirmek imkansızdır aşksız bir hayat geçirdiğini savunanlar bile aşksızlığa aşıktır aslında.
portakal kabuğundan fışkıran sudur.

kokusuna hayran bırakır, gözünü yaşlandırır. çok da karmaşık bir şey değil aslında. öyle inandırmaya çalışıyordum onu. oturuyorduk, yemeğimizi bitirmiştik. sadece oturuyorduk. televizyon açıktı. bir kadın bir kemerle ne kadar kısa sürede zayıfladığını anlatıyordu. aklım bir an o kadına kayıverdi. nasıl da inançla anlatıyordu kullandığı kemeri. 'çok güzel' diyordu, 'çok memnun kaldım, herkese tavsiye ederim.' kullanmıştı kemeri ve işi bitmişti. ve ancak tekrar kilo aldığında kullanacaktı muhtemelen.

atmalıydı bence kemeri. artık gerek yoktu. bence. bence.

çok da bencil değilim bundan eminim. 'çok güzeldi her şey' dedim. 'yaşadığımız her şey inan çok değerliydi. ama bitti. aşk biter ki hep.' dedim. gençtim. aşk bitince birilerinin gitmesi gerektiğini düşünecek kadar toy. ellerimizden tutup bizi birleştiren şeyin adece aşk olduğunu sanacak kadar. genceciktim. derler ya işte öyle. elimden hiçbir şey gelmiyordu meyve soymak dışında, o anda. normalleştirmeye çalışıyorduk konuşmamızı. doğalgaz zammından dem vurur gibi.

alnından vurur gibiymişim. hiç bilememiştim.

susuyordu. öyle ya birilerinin da susması gerekir.

'eşyalarımı falan ne zaman toplayayım?' dedi. git demek her zaman kolay olmuyordu ki. 'ben toplandım sayılır' dedim. dışardan yeni gelmişti ve sadece salonda oturmuştuk. yatak odasını, boş banyo dolabını görmemişti daha. 'hazırlandın sayılır. pekala.' dedi.

portakalı çok severdi. portakal soyuyordu o anda. bir yandan konuşmaya başladı. portakalın suyu parmaklarından süzülüyordu.

'bitiveriyor. aşk hep biter, dediğin gibi. aşk her zaman herkes için biter ama. bazısı hiç bilemez bile. dünya dönmeye başladığından beri bu böyle. yine de görüyorum ki yalvarmam, ayaklarına kapanmam hiçbir işe yaramayacak.'

portakalını yiyordu. sustu o arada.

ve devam etti: 'ağlamak istiyorum aslında. şu portakaldan gözüme fışkıran sular da ağlatabilir ama beni. şimdi sen, sırf, aşk bitti, dedin diye, böyle mi olacaksın? sanmıyorum ki böyle bir aşkın unutması kısa sürsün. sanmıyorum ki ben sadece aşktan ibaret olayım senin için. ben gidiyorum şimdi. sen de git, dileğin bu. seni bekleyeceğim sanırım, çok saçma geliyor sana bu anlattıklarım. körpe ömrünün heyecanını, alevini sürdürüp aşktan daha köklü bir duyguya dönüştüremedim biliyorum. beceremedim, sen affet beni. özür olsun.'

gitti, ellerini yıkadı. uzun, ince parmaklı elleriyle başımı tuttu. kutsar gibi öptü dudaklarımı, gitti.

o zaman anlamamıştım kutsalığımı onun gözünde. 3 yıl sonra gittim evine tekrar. hala aynı evdeydi. hala beni bekliyordu. hala çok yakışıklıydı ve bana hala aşıktı. anlamak çok güç değildi bunu. kapıyı açtığında gözlerindeki ışık gözlerimi kamaştırmıştı.

'hoşgeldin!' dedi. 'geleceğini biliyordum!'.

acıttı ama beni sonra. çok acıttı içimi. portakal, demiştim bir gün. 'portakal kalmamış evde sevgilim.'

çıktı almaya, dönmedi. gözlerini öptüm kutsar gibi. morarmış dudaklarına dokundum parmaklarımla.

'aşk biter. aşk diye bildiğin her şey biter. hissettiğin şeye herkesin bildiği bir sıfat koyabiliyorsan, sana özel değilse yani, fanidir tazem. rüzgar gibi olur öyle. uçar gider.' demişti. o deyincce inanmıştım işte. inanmaya dünden hazır halim.

öldü. portakal suyundan bıyığım olmadı bir daha, taze hiçbir şey de yiyemiyorum hala.

edit: imla
Bir damlayı denize.bir denizi damlaya çeviren his.
üst komşuyla duvara vurarak anlaşmaktır.
© copyright 2005 - 2026