bugün
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı16
- dil dalak beyin böbrek yiyen kız3
- okan buruk13
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması11
- g i l d e d l i l y19
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- hayatın kuralları9
- kadın olmanın avantajları16
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- yaşamak istenilen şeyler10
- nervio23
- sözlükteki fenerbahçeliler8
- fotoğraflarda bir türlü gülemeyen insan6
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
- fenerbahçe7
- kadın sürücü görünce yapılması gerekenler11
- geceye bir şarkı bırak10
- penisi seks objesi olarak görmek7
- türkiye'ye geldim11
- fırçaya takılıp gelen tuvalet deliği kapağı4
- hiçbir hobisi olmayan düz insan5
- kankadan sevgili olur mu5
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- ismail kartal4
- bir bayan yazarın erkek yazarla kavga etmesi10
- kurtar bizi müsavat16
- her şeyi açıklayan en kısa cümle8
- friedrich hegel la bi cay icek7
- zengin olunca yapacaklarınız3
- bir yazar entry ni beğenmedi4
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı25
- kürtsüz türkiye4
- hangi manifest kızı ile sevişmek isterdin5
- gençlerbirliği4
- alkolsüz sosyalleşmede zorlanmak4
- galatasaray'ın fenerbahçe'yi yine altına alması3
- sözlükteki fanatik fenerlilere giren kazık3
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması9
- aldığınız en büyük risk3
- düşük zeka belirtisi2
- yaşamak istenilen şehir2
- alevi kızların alev alev yanması13
- trans kadın çekiciliği5
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- arkadaşlar ben drama queen miyim4
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi2
- anın görüntüsü30
- sevişirken mastürbasyon yaptığını hayal etmek4
- sevgiliyle sabaha kadar çığlık serisini izlemek3
- devran dönecek8
(bkz: aşk her şeyi affeder mi)
hiç olmadık bir yerde, olmadık bir zamanda, sebepsiz surata oturan ve gözlerden fışkıran gülümsemenin sebebidir.
Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Ferhat olup Şirinler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leylaya, Şirine, Aslıya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.
Aşk ile ilgi duymanın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.
Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.
Mecnunun aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leylayı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyladır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leylanın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.
Biz sevemedik yaratılanı Yaratandan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havvadan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.
En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, Ben sana âşık olmuşam ey şerif hitabının tatlı sıcaklığı vardı. Levlake hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leylaya, son Leylaya, en Leylaya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbesinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
Kimsin? diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık benim der. Ve tekrar seslenir sevgili. Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. Senim der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.
Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.
Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla Buram buram hep Leyla Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leylasıdır yağmurun; toprağın Leylası yağmur.
Mecnuna adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk.
Gönlünü Leylaya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leylanın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.
Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim! deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leylanın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leylayı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyladan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?
Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyladan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnuna. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. Kusura bakma derviş baba, ben Leylanın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevlanın aşkından beni nasıl gördün?
Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leylanın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leylaya uyanır. Vuslat kokan düşler Leylaya uzanır.
ilahi aşk ancak bu kadar güzel anlatılır. osman alagöz-bir leyla düşlemesi-kaynak yayınları.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Ferhat olup Şirinler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leylaya, Şirine, Aslıya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.
Aşk ile ilgi duymanın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.
Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.
Mecnunun aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leylayı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyladır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leylanın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.
Biz sevemedik yaratılanı Yaratandan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havvadan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.
En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, Ben sana âşık olmuşam ey şerif hitabının tatlı sıcaklığı vardı. Levlake hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leylaya, son Leylaya, en Leylaya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbesinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
Kimsin? diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık benim der. Ve tekrar seslenir sevgili. Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. Senim der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.
Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.
Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla Buram buram hep Leyla Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leylasıdır yağmurun; toprağın Leylası yağmur.
Mecnuna adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk.
Gönlünü Leylaya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leylanın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.
Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim! deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leylanın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leylayı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyladan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?
Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyladan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnuna. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. Kusura bakma derviş baba, ben Leylanın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevlanın aşkından beni nasıl gördün?
Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leylanın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leylaya uyanır. Vuslat kokan düşler Leylaya uzanır.
ilahi aşk ancak bu kadar güzel anlatılır. osman alagöz-bir leyla düşlemesi-kaynak yayınları.
zamanın durduğu, gözlerin konuştuğu ve kalpte izler bırakan hadisedir.
belli edilmemesi gereken şeymiş, sevdiceğe.
üstüne çok gitmemek gerekmiş
onu düşünmekten gebersen de
kendini frenlemekmiş
ve o sorunca ne oldu diye
rol oynamakmış.
evet düşünüyorum her an seni ve diyorum ki
" arayıp sormasam da, unuttum seni sanma sakın
böyleymiş bu işler
dünya bir yana sen bir yana.
böyleymiş bu işler
sen bir yana."
biliyorum çok üzüleceğim, biliyorum darmaduman olacağım, ama ya olursa?...
sabır sabır sabır sabır sabır sabır sabır sabır...
üstüne çok gitmemek gerekmiş
onu düşünmekten gebersen de
kendini frenlemekmiş
ve o sorunca ne oldu diye
rol oynamakmış.
evet düşünüyorum her an seni ve diyorum ki
" arayıp sormasam da, unuttum seni sanma sakın
böyleymiş bu işler
dünya bir yana sen bir yana.
böyleymiş bu işler
sen bir yana."
biliyorum çok üzüleceğim, biliyorum darmaduman olacağım, ama ya olursa?...
sabır sabır sabır sabır sabır sabır sabır sabır...
bir kişidir. karşında durunca anlarsın. gerek yoktur onlarca cümleye.
hoş ama boş..
bir vardır bir yoktur.
"Aşk susturduğu oranda büyür, büyüdüğü oranda susturur"
özdemir asaf
özdemir asaf
varlığı ve yokluğu tartışılan. kimilerince körü körüne inanılan, kimilerince varlığına ihtimal bile verilmeyen bir 'şey'.*
bu konuyla ilgili insanın aklına takılan en büyük soru; böyle bir şey gerçekten var mı? yoksa edebiyatçıların bize attığı en büyük kazık mı?
bu bir kimyasal reaksiyon mu? yoksa ruh eşimizi bulduğumuzda vucudun uyarı vermesi mi?
*
bu konuyla ilgili insanın aklına takılan en büyük soru; böyle bir şey gerçekten var mı? yoksa edebiyatçıların bize attığı en büyük kazık mı?
bu bir kimyasal reaksiyon mu? yoksa ruh eşimizi bulduğumuzda vucudun uyarı vermesi mi?
*
Sokrates'e göre aşk güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur.
Nietzsche'ye göre aşk cinsel haz isteğine geçirilmiş bir kılıftır.
Platon'a göre aşk sekülerlikten çıkıp tinsele dönüşendir.
Bana göreyse aşk bilinmeyene duyulan arzudur.Aşk bilebile aptal olmayı göze almaktır.
Nietzsche'ye göre aşk cinsel haz isteğine geçirilmiş bir kılıftır.
Platon'a göre aşk sekülerlikten çıkıp tinsele dönüşendir.
Bana göreyse aşk bilinmeyene duyulan arzudur.Aşk bilebile aptal olmayı göze almaktır.
(bkz: tarif arama yaşamayı dene)
yoktur.
boşuna aramayın. bulursanız da içi boştur.
boşuna aramayın. bulursanız da içi boştur.
Sevgi markasıdır.En üst raftadır ne yazıkki.
"eğer aşkı öğrenme istersen önce elemi yaşamalısın."
"aşkı bilen biri için yedi gerçek sır vardır."
"aşk sözcüğü zaten sözlükte "sarmaşık" demekmiş. bir sarmaşık çınarları, servileri nasıl sarıp sarmalarsa aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri.ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda.dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş."
**
"aşkı bilen biri için yedi gerçek sır vardır."
"aşk sözcüğü zaten sözlükte "sarmaşık" demekmiş. bir sarmaşık çınarları, servileri nasıl sarıp sarmalarsa aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri.ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda.dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş."
**
olmadığında aratan, bulduğunda pişman eden 3 harfli ızdırap.
çoğu şarkıya, şiire, filme ve benzeri sanatlara ilham kaynağı olan şey. *
Teoman'ın sürpriz şarkısındaki gibi... "Zaten aşk kötü bir şakaa... anlamaya çalışma. "
şaka işte şaka ! zorla kendimizi inandırdığımız, kalbimizi yok yere yorduğumuz, aklımızı boşu boşuna meşgul ettiğimiz kötü bir şaka sadece...
şaka işte şaka ! zorla kendimizi inandırdığımız, kalbimizi yok yere yorduğumuz, aklımızı boşu boşuna meşgul ettiğimiz kötü bir şaka sadece...
aşk; en büyük kandırmacadır. hem kendini hem de karşındakini kandırırsın. yalanların haddi hesabı yoktur. mutlu olmak için yalan söylediğini düşünür avutursun kendini ama zaman gösterir ki sadece egolarını tatmin etmek için aşık olduğunu söylemişsindir. ve bu iki tarafı da fazlasıyla incitir. bu yüzden en iyisi tek başımıza olalım, süper egomuz harekete geçmesin ve ne kendimize ne de bir başkasına yalanlar söyleyelim. tek başımıza da mutlu olabiliriz..
şu zamanda gerçekliğine inanmadığım( inanamadığım ) duygudur. aşk derler meşk derler ama hiçbir şey yoktur ortada.. aşk sadece elele tutuşmak, öpüşmek, yiyişmek ne biliyim bunlar değildir. aşk iki kişinin günlerce bakışması ama birbirine açılamaması, kavuşamamak ve ufacık bir gülümsemeyle bile olabilir. gençlerin yapmış olduğu çıkma denilen hadise içerisinde aşk yoktur bana kalırsa.. istisnalar vardır elbette..
(bkz: istisnalar kaideyi bozmaz)*
(bkz: istisnalar kaideyi bozmaz)*
nefret edilesi iğrenç ötesi bağımlılık.
tutturamadığınız her kupondan sonra inatla, ısrarla, hevesle yeniden iddaa oynamak gibi.. her gerçekleşmeyişte yeniden demek..
faydası var mı? bilmiyorum..
faydası var mı? bilmiyorum..
acıtıcı
şapşallaştıran
kazık şeklinde kodlanabilecek duygu.
şapşallaştıran
kazık şeklinde kodlanabilecek duygu.
bir varmış, bir yokmuş
insan diye bir tür varmış koskoca evrende, dünya denen gezegende.
işte insan bir yalan uydurmuş en çok da kendisi inanmış.
bu yalanın gerçek olması için çırpınmış da çırpınmış.
bir varmııış, aşk yokmuş.
imza: sevgi
insan diye bir tür varmış koskoca evrende, dünya denen gezegende.
işte insan bir yalan uydurmuş en çok da kendisi inanmış.
bu yalanın gerçek olması için çırpınmış da çırpınmış.
bir varmııış, aşk yokmuş.
imza: sevgi
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar