bugün
- erkekler pipilerini birbirlerine gösteriyor mu10
- şeriat gelirse laikçilerin kaçacağı ülke14
- kalçasına kelebek dövmesi yaptıran erkek3
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği26
- geliyorum diyen kız5
- mesajlara geç cevap veren kız5
- cehennem korkusu12
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları10
- yunus emrenin sik gibi şair olması5
- genç yuzırlarla gereksiz sohbet2
- hayat hiç kolaylaşmayacak mı beyler6
- yeğen ile dondurma yemeye gitmek3
- ezan sesinden rahatsız olmak6
- evli hatunu kocası evdeyken hoplatmak9
- cumhuriyetin halka sorulmadan getirilmesi22
- arkadaşlar bitlendim3
- ölü balık eli7
- sevişmek istediğiniz yazarlar3
- kadınlar memelerini birbirlerine gösteriyor mu12
- biraderikos5
- cuckold4
- kötülüğe kötülükle karşılık vermek6
- anın görüntüsü19
- nato3
- bazı yazarların her şeyi sekse bağlaması2
- beraber huzurevine çıkılacak yazarlar16
- en büyük değişimler alkış istemez2
- sözlükte kadın yokluğu3
- acı bitmeden yeni bir acı yaşanması2
- muz yiyen kızın amacı3
- türbanlıyla sevişmiş şanslı erkek3
- fusya semsiyeli yabanci11
- mutsuz insan kendisine zarar verir4
- severus snape4
- hardcore ne demek sorunsalı7
- 41 yaşına gelmiş hala daha sözlükte yazan adam14
- sevişilen en ilginç yer2
- ne kadar süreden beri mast yapmıyorsun5
- küçükken sıçtığınız yerler3
- evagreen2
- karışık kızartma6
- nietszche'nin ahlak anlayışı4
- üç çocuk yapacağım devlet kadın versin6
- ali haydar fırat3
- mohamed salah ghaly3
- deniz göktaş25
- 3 temmuz 2026 avustralya mısır maçı3
- benlik davasından vazgeçmek4
- big black dick'in türkçesi3
- yapay zeka ile flört uygulamalarının geleceği2
28 days later adlı filmin devamı niteliğindeki yapım. başrolde robert carlyle oynuyor. konusu kısaca; geçti gitti sanılan hastalık tekrardan hortlar ve olanlar olur. merakla bekleniyor. yaz aylarında vizyona girecektir.
merakla ve heyecanla beklenen filmdir kendileri. özellikle başrölde troy da aşık olduğumuz briseis i canlandıran rose bryne in olması heyecan vericidir. Cillian Murphy nin olmaması ise üzücüdür.
en azından 28 days later ın sonundan sonra neler olduğu hakkında bilgi vermesi açısından* * iyi olacağa benziyor.
en azından 28 days later ın sonundan sonra neler olduğu hakkında bilgi vermesi açısından* * iyi olacağa benziyor.
13 temmuz 2007 de gösterime girecek devam filmi.
aslında klişe bir devam filmi olurdu eğer 28 gün sonranın devam filmi olmasaydı.
28 days later ın yerini tutamayacak bir film. zira izlerken hiç sıkılmamanıza rağmen birşeylerin eksikliğini hissediyorsunuz. bu son derece az yer bulan (kanımca) virüsü kapanların saldırı sahnelerinin kolpalığı ve azlığı veya virüslülerden çok askerlerin aksiyona girmesi olabilir. agziniza bir parmak balı sürüp hadi yavrucum diyen bir filmdir. Sonuc itibariyle de devam edecek gibi durmaktadır.
--spoiler--
adieu paris!
--spoiler--
--spoiler--
adieu paris!
--spoiler--
28 days later ile 28 weeks later arasında neler oldu bitti merak edenlere:
http://beyazperde.mynet.com/vitrinkitap.asp?idk=4127
http://beyazperde.mynet.com/vitrinkitap.asp?idk=4127
bir ailenin britanya nın sonunu getirdiği filmdir.
filmin ana teması ise; "insan insanı miker" dir.
filmin ana teması ise; "insan insanı miker" dir.
seriyi bu filmden izlemeye başlamamın ilk filmden daha az etkilenmemi sağlamamış olması birinci filmin daha başarılı olduğunun bi göstergesi belki de. soundtracklerini muse'un yaptığı ikinci filmin sonu ise serinin devamının geliceğini müjdeler nitelikte. ha 28 yıl asır çağ ne olur onu bilemem.
okuma biraderim, bayan gardaşım. çok pis spoylır var; ona göre!
--spoiler--
başroldeki elemanın kendisini kaybedip bol bol milleti ısırıp da, çoluğuna çocuğuna geldi mi, kendine gelmesi, ya da hemen hemen ortalıkta kimselerin kalmamasına rağmen kendisinin çocuklarını takip edercesine bulunamaması ve de veletlerinin arkasından çıkması, karısının bağışıklığı varmış gibi kolpadan bir senaryo geçişine sahip olması gibi fiyaskolarının yanı sıra, ilk filmin aksiyon yavanlığını örtmüş buna mukabil senaryo yönünden zayıf kalmış devam filmi.
--spoiler--
yine de film gerilim filmi olarak, dahil olduğu grubun çizgisini fazlasıyla aşıyor bile. efektleri ile olsun, sürükleyiciliği ile olsun, her ne kadar saçma olsa da, bağlantısıyla olsun, filme gidenleri boş çevirmiyor. ilk filmi bilmeyen birisi olsa, 'bu film iyiydi.' diyebilir. zira, bomboş londra sokakları, keşmekeşten çıkmış, insanların olmadığı ücra yerler, insanın kemiklerine kadar işleyebiliyor. yine de daha o kadar curcunanın içinden yeni çkmaya çalışan bir şehre ya da ülkeye yeniden niye o kadar insan koyarlar, ya da o kadar insan koyacaksan niye adamakıllı şehri temizlemezsin diyesi geliyor insanın.
aslında, bildiğimiz romero tarzı zombi filmlerinden de öteye koymak lazım bu filmi. belki bir alt tür olarak incelenebilir. izlediğimiz bir sürü romero filminde zombiler kendini bilmeyip olabildiğince yavaş halde ilerleyip kurbanlarını besin kaynağı olarak avlarken, bu filmdeki olay bambaşka. virüsü kapan vatandaş 10-15 saniye içinde, Allah'ını kaybedip, ortalığı duman ediyor. bulduğu kişiyi de ısırarak ya da yaralayarak kendisine dahil ediyor. yani, bildiğimiz zombi filminden de daha fazlası var.
sonu itibariyle de, 'sanki biraz daha iyi olabilirdi' dedim ben. bir de, mantıklı düşünüldüğü zaman, 'hade len, o adam ne adammış, hayalet gibiydi kimse bir türlü yakalayamadı; ne görevli adammış karantinaya alınmış bir kadının yanına sorgusuz sualsiz girebiliyor - ki o kadın da karısı oluyor - ve virüsü yeniden ortaya çıkarabiliyor ' demekten insan kendisini alamıyor.
bir de benim nazarımda, evlilik müessesesine kritik bir bakış açısı var. gerçi burada mağdur olanı izleyenler bilirler, dayanamayıp da okuyanlar da anlamışlardır mağdure bacı'yı ama, işte demek ki, evli olduğun ya da eşim dediğin bir insanı kendi uçkurun için anında satabiliyor, sonra da çocuklarına işkembeden sallayabiliyormuşsun...
kısacası, ilk filmin vasatı geçen, senaryosu pek fazla ön planda tutulmadan izlenmesi gereken devam filmi olarak hafızalara kazınabilecek filmdir kendileri.
--spoiler--
başroldeki elemanın kendisini kaybedip bol bol milleti ısırıp da, çoluğuna çocuğuna geldi mi, kendine gelmesi, ya da hemen hemen ortalıkta kimselerin kalmamasına rağmen kendisinin çocuklarını takip edercesine bulunamaması ve de veletlerinin arkasından çıkması, karısının bağışıklığı varmış gibi kolpadan bir senaryo geçişine sahip olması gibi fiyaskolarının yanı sıra, ilk filmin aksiyon yavanlığını örtmüş buna mukabil senaryo yönünden zayıf kalmış devam filmi.
--spoiler--
yine de film gerilim filmi olarak, dahil olduğu grubun çizgisini fazlasıyla aşıyor bile. efektleri ile olsun, sürükleyiciliği ile olsun, her ne kadar saçma olsa da, bağlantısıyla olsun, filme gidenleri boş çevirmiyor. ilk filmi bilmeyen birisi olsa, 'bu film iyiydi.' diyebilir. zira, bomboş londra sokakları, keşmekeşten çıkmış, insanların olmadığı ücra yerler, insanın kemiklerine kadar işleyebiliyor. yine de daha o kadar curcunanın içinden yeni çkmaya çalışan bir şehre ya da ülkeye yeniden niye o kadar insan koyarlar, ya da o kadar insan koyacaksan niye adamakıllı şehri temizlemezsin diyesi geliyor insanın.
aslında, bildiğimiz romero tarzı zombi filmlerinden de öteye koymak lazım bu filmi. belki bir alt tür olarak incelenebilir. izlediğimiz bir sürü romero filminde zombiler kendini bilmeyip olabildiğince yavaş halde ilerleyip kurbanlarını besin kaynağı olarak avlarken, bu filmdeki olay bambaşka. virüsü kapan vatandaş 10-15 saniye içinde, Allah'ını kaybedip, ortalığı duman ediyor. bulduğu kişiyi de ısırarak ya da yaralayarak kendisine dahil ediyor. yani, bildiğimiz zombi filminden de daha fazlası var.
sonu itibariyle de, 'sanki biraz daha iyi olabilirdi' dedim ben. bir de, mantıklı düşünüldüğü zaman, 'hade len, o adam ne adammış, hayalet gibiydi kimse bir türlü yakalayamadı; ne görevli adammış karantinaya alınmış bir kadının yanına sorgusuz sualsiz girebiliyor - ki o kadın da karısı oluyor - ve virüsü yeniden ortaya çıkarabiliyor ' demekten insan kendisini alamıyor.
bir de benim nazarımda, evlilik müessesesine kritik bir bakış açısı var. gerçi burada mağdur olanı izleyenler bilirler, dayanamayıp da okuyanlar da anlamışlardır mağdure bacı'yı ama, işte demek ki, evli olduğun ya da eşim dediğin bir insanı kendi uçkurun için anında satabiliyor, sonra da çocuklarına işkembeden sallayabiliyormuşsun...
kısacası, ilk filmin vasatı geçen, senaryosu pek fazla ön planda tutulmadan izlenmesi gereken devam filmi olarak hafızalara kazınabilecek filmdir kendileri.
boş londra sokakları , fonda çalan müzik ve çaresizlik duygusu dışında ilk filmle en ufak bir benzerliği olmayan ama yinede sıkmadan kendini izleten film.
soundtrack'i muse-shrinking universe olan film.
ayrıca çekimi,çekim yerleri gayet güzel seçilmiş bir film.
ayrıca çekimi,çekim yerleri gayet güzel seçilmiş bir film.
çok güzel müzikleri olan en az 28 gün sonra kadar başarılı bi film. herşey buraya kadar gayet güzelde, çocukların virüslü babası herkesi ısırıyor ama sıra scarlet e gelince elindeki tüfekle kafasına vura vura öldürüyor. virüslü birinin ayırmadan ısırması lazım halbuki.
son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden birisi.süper müzikler, başarılı bir kamera performansı...çekilebilecek en başarılı devam filmlerindendir...
imdb linki için: http://www.imdb.com/title/tt0463854/
bu hafta türkiye'de en çok izlenmiş 2. filmdir.
müzik, kamera bilmem ne iyidir iyi olmasına da, film bu mudur? Bu mu olmalıdır? yani banyo küvetine yatırıp öküzü boynuna pala çalmakla eşdeğer bir irritasyon rahatsız etmemekte midir izleyiciyi? yoksa bu kadar mı şiddete teşne olmuşuzdur?
(bkz: 28 şubat later)darbe virusunun kamuyu ısırdığı süreç
yönetmeninin değişmesine rağmen kamera ve atmosfer olarak 28 days later'dan hiçbir farkı olmayan güzel ötesi film.
filmin tamamını idare eden, 28 days later'dan hatırladığımız in a heartbeat parçası en baştaki sahneye fevkalade oturmuştur.
filmin tamamını idare eden, 28 days later'dan hatırladığımız in a heartbeat parçası en baştaki sahneye fevkalade oturmuştur.
Juan Carlos Fresnadillo yönetmenliğini yaptığı 28 gün sonra filminin devam niteliğinde olan sinema filmi.
başrollerde Robert Carlyle Rose Byrne var. ilk filme göre biraz zayıf kalmış olsada sürekleyici anlatımı ile izlemeye değer bir film.
izlerken tanımlanması güç bir tedirginlik duygusu yaratıyor bünyede. sürekli bir kopma bekliyorsunuz ancak hiç olmuyor. bu yüzden bittiğinde dilinizde garip bir tadı kalıyor.
bitişi ile devam filmi olacak izlenimini yaratmıştır.
unutmadan özellikle müzikleri son derece başarılıdır. sahnedeki atmosferi iyi yansıtıyor. bunun yanında özellikle sniper sahnesi son derece başarılı ve bir o kadar da acımasız olmuş.
bu arada şunu belirtmek isterim ki ikinci filmin yönetmenliğini de Danny Boyle yapmış olsaydı çok daha başarılı olabilirdi. zaten bu sinemacıların başarılı olmuş bir filmin devamında aynı yönetmenle çalışmamaları alışkanlığınıda anlayamıyorum bir türlü.
başrollerde Robert Carlyle Rose Byrne var. ilk filme göre biraz zayıf kalmış olsada sürekleyici anlatımı ile izlemeye değer bir film.
izlerken tanımlanması güç bir tedirginlik duygusu yaratıyor bünyede. sürekli bir kopma bekliyorsunuz ancak hiç olmuyor. bu yüzden bittiğinde dilinizde garip bir tadı kalıyor.
bitişi ile devam filmi olacak izlenimini yaratmıştır.
unutmadan özellikle müzikleri son derece başarılıdır. sahnedeki atmosferi iyi yansıtıyor. bunun yanında özellikle sniper sahnesi son derece başarılı ve bir o kadar da acımasız olmuş.
bu arada şunu belirtmek isterim ki ikinci filmin yönetmenliğini de Danny Boyle yapmış olsaydı çok daha başarılı olabilirdi. zaten bu sinemacıların başarılı olmuş bir filmin devamında aynı yönetmenle çalışmamaları alışkanlığınıda anlayamıyorum bir türlü.
müziklerinin izleyeni içine daha da bir çektiği film.
(bkz: 28 hafta sonra)
koskoca amerikan ordusunun bir çocuğa yenildiği film.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar