bugün

sevdiği entry'ler

herkesin yaşam koçu olması

yeni devrin tohumu da bu. herkes her şeyi yemiş yutmuş, hayatı internetten öğrenmiş, bir de çevresine nasıl yaşaması gerektiğini öğretiyor. arka planda yedikleri naneler de belli, bilmiyoruz sanıyorlar!

yirmili yaşlar

Eğer içindeyseniz tadını çıkarın çünkü ben iki senedir geçtim o yaşları. Ayrıca tadını çıkarmak dışında sakın hata yapmayın, eğer hatalarla geçerse otuzlu yaşlarınız da boktan geçer.

konfor alanına yapışıp kalmak

sürdürülebilir tembellik durumu. konfor alanına bağlı kalmanın neresi kötü peki? diyebilirsiniz, haklı olarak, buna hemen itiraz edebilirsiniz. doğru, herkes alışılagelmiş yaşam tarzını benimser sahiplenir. insan tehlikeyi bilinmezliği ve risk almayı sevmez. bu da normaldir. ama anormal olan şu: o sana sunulan konfor alanı değerlerini mahvetmiyorsa eğer. ister şahsi kimlik kişilik özelliklerini ister milli manevi dini ahlaki kültürel değerler manzumesini tehdit etmiyorsa. şayet böyle bir durumda hala daha ısrarla konfor alanına tutunmaya çalışıyorsan, ortada mutlaka yanlış giden bir şeyler var demektir.

uzun yıllar bir firmada çalıştım. ilk başlarda herşey iyiydi güzeldi. çalışma ortamı iş müşteri ilişkileri yönetim patronaj ekonomik mali durum gayet tatminkâr, çok ahım şahım mükemmel seviyede olmasa da fena değildi. neyse günler böyle geçerken, gel zaman git zaman işin şekli değişmeye başladı. işyerinde adalet ortadan kalktı. herkes hata yapar bu normaldir. ama sen hata yaparken fırça yediğin halde bir başka eleman sırf patronun akrabası olduğu için görmezden gelinmeye başladı. tek taraflı iş yükü arttı. ben 12 saat çalışıyorum, AA, bir bakıyorum o da ne? o akraba olan diğer iki eleman en fazla 6 saat çalışıyorlar. canları ne zaman isterse gelip o zaman gidiyorlar. tam bir çiftlik gibi. onlara ses seda yok. ulan ben şehrin öteki ucundan geliyorum 15 dk geç kalıyorum (olası daha fazla geç kaldığım da oldu diyelim yarım saat, fakat bunu akşam 2 saat fazla mesai yaparak kapatıyorum. yani iş asla aksamıyor) neredeyse birifing yiyorum. yetmedi mobinge maruz kalıyorum. öğlen yemeğe çıkıyorum, toplamda 30 dk mola sonrası yine fırça yiyorum. ama kendileri patron dahil günde 5 defa 30 ar dk mola veriyorlar yine bunlara tık yok. hafta sonu ful çalışıyorum, cumartesi tahsilat günü, diyelim o hafta tahsilat yapıp para getirdiğim zaman iyi güzel, müşteriler para vermeyince surat bir karış mahkeme duvarı gibi. laf sokma o biçim. halbuki yıllık ortalama hiçbir zaman makul seviyenin altına hiç düşmüyor çünkü bazı haftalar tek seferde en az 4 haftalık tahsilat yapıyorum ama en ufak bir teşekkür takdir yok. tabi bir şekilde idare ediyorum tüm bu sorunları hiç kafaya takmadan. ama ters giden bir şeyler var. firma kazancına haram karışmaya başlıyor bir müddet sonra. kanunsuz illegal işler dönüyor ve bu durum beni müthiş rahatsız etmeye başlıyor. ilginç olan yanı şu: patronaj bu kirli işlere bulaştıktan sonra işyerinde gram huzur kalmıyor ve bitiyor. bir gün dedim ki kendi kendime "oğlum bu işin artık olur tarafı kalmadı, işi bitir". şimdi bunu demek kolay da uygulamak zordur. ama işte demek ki sağlam niyet etmiş olmalıyım ki Allah da fırsat yarattı. neyse ben kulağımın üstüne yattım bekliyorum. günlerden pazartesi, ramazan mübarek gün, bayrama da üç gün var. patron öğlene yakın geldi. selam sabah yok. surat beş karış. dedi ki filancanın işi ile ilgili sunumu getir. tamam abi dedim getirdim. aldı eline dosyayı, cart diye yırttı attı evrakları. benden tık yok. aldım elime dosyayı geçtim odama, tamam oğlum dedim al sana fırsat, masanın üstü ful iş dolu. en az 1 yıllık hazır. çantamı ceketimi aldım çıktım patronun odasına girdim, abi ben işi bırakıyorum dedim. tek kelime. patron niye bırakıyorsun dahi diyemedi. dedi ki bırakamazsın, ee? yerime adam bulacak mışım, onu yetiştirecek mişim, o işi öğrenecek miş, müşterileri tek tek tanıyacak mış da falan da filan da.. böyle bahanevari artis artis konuşmaya başladı bu. oturduğum koltuktan doğruldum masasına doğru eğildim, hafif bir ses tonuyla, abi sen beni anlamadın galiba, sana işi bırakıcam demedim, bıraktım dedim, dedim. kalktım yürüdüm salona doğru gittim. baktım arkadan geliyor, dedi hiç mi hatırım yok, yoo dedim abi, vardı, ama sen krediyi tek taraflı bitirdin. gık yok. hakkımı helal etmiyorum sana dedi. etmezsen etme dedim. hadi Allah'a ısmarladık hayırlı işler dedim çıktım gittim. halbuki hakkı olan benim, tazminatı yakan benim, borcu olan benim, işi bırakan benim. valla hiç umurumda bile olmadı. yanlış yapan işyerinde 3 kuruşluk menfaat için çalışıp o yanlışa ortak olmaktan sa işsiz kalırım daha iyi. sonra Allah yine iş verdi. yine imkan verdi. noldu? açıkta mı kaldım? yoo. iyiki de öyle bir delilik yapmışım iyiki de işi bırakmışım. hem maddi hem manevi hem psikolojik o kadar çok rahatım ki, kafam rahat huzurum var. işte o konfor alanı dedikleri şeyi terketmek bu. zalime zulme harama adaletsizliğe eyvallah etmemek en büyük cesarettir. evet.

sözlük yazarlarının kahveleri

Bugün eşcinselliğimi konuşturup neroda yeni gelen espresso bazlı kahveyi denedim. güzeldi
görsel

cuma akşamı istanbul trafiği

hafta içi olan trafiğin üstüne x2 olarak gelen trafiktir. Şimdiden trafikte olan, trafiğe çıkan ya da çıkacak olanlara sabırlar diliyorum.

kafayı yememek için ne yapıyorsunuz

Cevabı hiçbir şey olan sorudur.
Akışına bırakıyorum genel olarak. O gün kafayı yemem gereken bir durum varsa yiyorum. Sadece ertesi güne meseleyi tekrar tekrar ısıtıp önüme koymuyorum.

beni yaratan elbet yolumu gösterir

şuara suresi 78. ayette geçen söz.

sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız

Kıyamet yakında kopacak sanırım, başka bir açıklama bulamıyorum… 14 yaşındaki bir çocuk kendisini erkek arkadaşıyla gördüğü için 12 yaşındaki kardeşini nasıl camdan atabilir, bu çocuk ne yaşıyor da ailesi duyacak diye bu kadar korkuyor… korksa bile nasıl böyle cani olabiliyor… biz 14 yaşında barbie bebeklerimizle oynamak istiyorduk hala be.

sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız

görsel

Sivas'ta otizmli Tufan Kümbetlioğlu'nun 4'üncü kattan düşerek hayatını kaybettiği olayda ablası S.N.K. (14) ile erkek arkadaşı T.S. (17) tutuklandı. Emniyet ve savcılıktaki ifadesinde ablası, erkek arkadaşıyla birlikteyken Tufan'ın kendilerini gördüğünü ve ailesine söylemekle tehdit ettiğini, panikleyerek kardeşini pencereden attığını itiraf etti. Komşular ise ailenin gence sık sık şiddet uyguladığını iddia etti.

https://www.haberler.com/...blasi-ve-20250240-haberi/

https://www.milliyet.com....rdu-camdan-atildi-7662856

para yok huzur var

katoncuyu kovalayan eşeğim ben kasıktan dize kadar. dur kaçma kapalı kalp ameliyatı yapacam sana.

bak yine kafiyeli oldu kaç para lan bi şairlik

bazen kazanmak için kaybetmek gerekir

Katılıyorum. Çok doğru bir söz. Ben bu güne kadar ne kazandımsa kaybettiklerimden kazandım. Kaybettim, kaybettim, kaybettim, öğrendim, yönetmeyi öğrendim, nasıl kazanmam gerektiğini öğrendim. Kazansaydım kendimi geliştirmek için hiçbir şey yapmayacaktım. Kaybedince mecburen kendimi geliştirmek zorunda kaldım kazanmak için. O yüzden kaybetmek en büyük kazançtır.

bazen kazanmak için kaybetmek gerekir

bunu kaybettiğinizi sanarken kazandığınızda anlarsınız.

kronik muhalifliğin ilacı

Gece yatmadan önce Ülkenin bekasını ve selametini düşünmektir. Bu konuda neler yapılabilir diye kafa yormaktır.
Allah'tan muhalif değilim de böyle şeylere ihtiyacım yok.

salıncakta sallanmak

insanın kan akışını hızlandırır, dopamin arttırır. Yaşlılar için de tavsiye edilir. sallanırken insan hayal kurduğu için de stresi azaltır.

çayı üfleyerek içen erkek

toplumu kendine güldürür erkektir. erkek adamın ağzı teneke gibi olur, yanmaz, yapışmaz! bu arada o çaya şeker attıysa bir de, hiç tartışmayalım!

dolma biberin kabuğunu yemeyen insan

hayatta asla başarılı olamayacak insandır. hayat size dolma verdiyse tadını çıkarırsınız, vitamini kabuğunda dolmanın.

pazar günü sözlükte takılan asosyal ezik

mesnetsiz ezik ithamı. yani pazar günü sözlükte takılan insanlar neden ezik olsun, çok saçma? bir de organize şekilde her pazar bu tarz bir başlığın sol frame'e getirilmesini iyi niyetli bulmuyorum.

içinden küfrederken dışarıya gülümsemek

bu durum hizmet sektöründe çok var. hoş geldiniz diyor, gülüyor, ama nereden çıktı bunlar şimdi diye sövüyor içinden. iş hayatında genel bir iki yüzlülük de aynı zamanda. e ama ne yapacaksın, mecbur yani.

hıhı tamam

genellikle kızların tartışmayı daha da alevlendirdiği trip cümleciğidir .

hıhı

Mesajlaşırken hiç denk gelmedim de, bazen biriyle yüzyüze konuşurken seri bir şekilde, her cümlenizden sonra, hıhı hıhı deyip duruyorlar ya.. o an kafamdan birsürü vurdulu kırdılı, saç baş yolmalı film sahneleri geçiriyorum.

Yapmayın şunu lütfen. Madem karşınızdaki kişiye saygınız yok, kendinize olsun.
© copyright 2005 - 2026