bugün
- bedelini ödeyen yazarlar17
- şu antipanik'in ilgisini verin artık lütfen16
- arkadaşlar ne yesek9
- kalpteki boşluk hissi4
- adana lezzet festivali5
- fon kurdum para yatırır mısınız8
- insan olmaya çeyrek kala adlı yazarı sevmemek10
- sözlükte kız taklidi yapmak17
- sözlük kızlarının içli köfteleri10
- yazarların tavana bakarken düşündüğü şeyler5
- bu kalp seni unutur mu5
- hayat yaşamaya değer mi5
- fıstık ezmesi vs fındık ezmesi5
- herkese iyi geceler renkli rüyalar5
- güzelsen koy resmini görelim6
- filistin37
- sözlük kızlarının tantunici7
- nöbetteyim sözlük3
- havai fişek2
- izmir tulum4
- seksten önce dua etmek10
- israil'i allah cezalandıracak9
- nervio'nun canının devamlı yaprak çekmesi11
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak9
- bir erko kişisi ile arkadaş olunur mu15
- gocu'yu özlemek4
- uludağ sözlük yazarlarının kalpleri3
- tarhana çorbası12
- tanısanız çok seveceğiniz yazarlar listesi3
- redbull3
- fıstık vs fındık3
- biraya patlayan şeker katıp ölmeyi beklemek3
- manifest erkeği3
- sözlük kızalarının takosu5
- ten uyumu vs kafa uyumu2
- antipanik sizce biraz antipatik mi8
- antipanik'e bir şey söyle22
- namazlı meal yazıp kuran da namaz var diyen avel9
- silvermist'e iki şey söyle20
- gilded hoplatması3
- özelden şeftalisini atan yazar14
- sapık şarkı sözleri10
- sözlük erkekleri ne zaman ilgi görecek3
- porno entelektüelliği8
- yakışıklı olgun erkekler6
- akp seçmeni20
- gerdekten önce kılınan namaz4
- arkeler2
- gece tek başına ışıksız odada dabbeyi izleyen kız3
- pala bıyıklı yazarlar5
sürdürülebilir tembellik durumu. konfor alanına bağlı kalmanın neresi kötü peki? diyebilirsiniz, haklı olarak, buna hemen itiraz edebilirsiniz. doğru, herkes alışılagelmiş yaşam tarzını benimser sahiplenir. insan tehlikeyi bilinmezliği ve risk almayı sevmez. bu da normaldir. ama anormal olan şu: o sana sunulan konfor alanı değerlerini mahvetmiyorsa eğer. ister şahsi kimlik kişilik özelliklerini ister milli manevi dini ahlaki kültürel değerler manzumesini tehdit etmiyorsa. şayet böyle bir durumda hala daha ısrarla konfor alanına tutunmaya çalışıyorsan, ortada mutlaka yanlış giden bir şeyler var demektir.
uzun yıllar bir firmada çalıştım. ilk başlarda herşey iyiydi güzeldi. çalışma ortamı iş müşteri ilişkileri yönetim patronaj ekonomik mali durum gayet tatminkâr, çok ahım şahım mükemmel seviyede olmasa da fena değildi. neyse günler böyle geçerken, gel zaman git zaman işin şekli değişmeye başladı. işyerinde adalet ortadan kalktı. herkes hata yapar bu normaldir. ama sen hata yaparken fırça yediğin halde bir başka eleman sırf patronun akrabası olduğu için görmezden gelinmeye başladı. tek taraflı iş yükü arttı. ben 12 saat çalışıyorum, AA, bir bakıyorum o da ne? o akraba olan diğer iki eleman en fazla 6 saat çalışıyorlar. canları ne zaman isterse gelip o zaman gidiyorlar. tam bir çiftlik gibi. onlara ses seda yok. ulan ben şehrin öteki ucundan geliyorum 15 dk geç kalıyorum (olası daha fazla geç kaldığım da oldu diyelim yarım saat, fakat bunu akşam 2 saat fazla mesai yaparak kapatıyorum. yani iş asla aksamıyor) neredeyse birifing yiyorum. yetmedi mobinge maruz kalıyorum. öğlen yemeğe çıkıyorum, toplamda 30 dk mola sonrası yine fırça yiyorum. ama kendileri patron dahil günde 5 defa 30 ar dk mola veriyorlar yine bunlara tık yok. hafta sonu ful çalışıyorum, cumartesi tahsilat günü, diyelim o hafta tahsilat yapıp para getirdiğim zaman iyi güzel, müşteriler para vermeyince surat bir karış mahkeme duvarı gibi. laf sokma o biçim. halbuki yıllık ortalama hiçbir zaman makul seviyenin altına hiç düşmüyor çünkü bazı haftalar tek seferde en az 4 haftalık tahsilat yapıyorum ama en ufak bir teşekkür takdir yok. tabi bir şekilde idare ediyorum tüm bu sorunları hiç kafaya takmadan. ama ters giden bir şeyler var. firma kazancına haram karışmaya başlıyor bir müddet sonra. kanunsuz illegal işler dönüyor ve bu durum beni müthiş rahatsız etmeye başlıyor. ilginç olan yanı şu: patronaj bu kirli işlere bulaştıktan sonra işyerinde gram huzur kalmıyor ve bitiyor. bir gün dedim ki kendi kendime "oğlum bu işin artık olur tarafı kalmadı, işi bitir". şimdi bunu demek kolay da uygulamak zordur. ama işte demek ki sağlam niyet etmiş olmalıyım ki Allah da fırsat yarattı. neyse ben kulağımın üstüne yattım bekliyorum. günlerden pazartesi, ramazan mübarek gün, bayrama da üç gün var. patron öğlene yakın geldi. selam sabah yok. surat beş karış. dedi ki filancanın işi ile ilgili sunumu getir. tamam abi dedim getirdim. aldı eline dosyayı, cart diye yırttı attı evrakları. benden tık yok. aldım elime dosyayı geçtim odama, tamam oğlum dedim al sana fırsat, masanın üstü ful iş dolu. en az 1 yıllık hazır. çantamı ceketimi aldım çıktım patronun odasına girdim, abi ben işi bırakıyorum dedim. tek kelime. patron niye bırakıyorsun dahi diyemedi. dedi ki bırakamazsın, ee? yerime adam bulacak mışım, onu yetiştirecek mişim, o işi öğrenecek miş, müşterileri tek tek tanıyacak mış da falan da filan da.. böyle bahanevari artis artis konuşmaya başladı bu. oturduğum koltuktan doğruldum masasına doğru eğildim, hafif bir ses tonuyla, abi sen beni anlamadın galiba, sana işi bırakıcam demedim, bıraktım dedim, dedim. kalktım yürüdüm salona doğru gittim. baktım arkadan geliyor, dedi hiç mi hatırım yok, yoo dedim abi, vardı, ama sen krediyi tek taraflı bitirdin. gık yok. hakkımı helal etmiyorum sana dedi. etmezsen etme dedim. hadi Allah'a ısmarladık hayırlı işler dedim çıktım gittim. halbuki hakkı olan benim, tazminatı yakan benim, borcu olan benim, işi bırakan benim. valla hiç umurumda bile olmadı. yanlış yapan işyerinde 3 kuruşluk menfaat için çalışıp o yanlışa ortak olmaktan sa işsiz kalırım daha iyi. sonra Allah yine iş verdi. yine imkan verdi. noldu? açıkta mı kaldım? yoo. iyiki de öyle bir delilik yapmışım iyiki de işi bırakmışım. hem maddi hem manevi hem psikolojik o kadar çok rahatım ki, kafam rahat huzurum var. işte o konfor alanı dedikleri şeyi terketmek bu. zalime zulme harama adaletsizliğe eyvallah etmemek en büyük cesarettir. evet.
uzun yıllar bir firmada çalıştım. ilk başlarda herşey iyiydi güzeldi. çalışma ortamı iş müşteri ilişkileri yönetim patronaj ekonomik mali durum gayet tatminkâr, çok ahım şahım mükemmel seviyede olmasa da fena değildi. neyse günler böyle geçerken, gel zaman git zaman işin şekli değişmeye başladı. işyerinde adalet ortadan kalktı. herkes hata yapar bu normaldir. ama sen hata yaparken fırça yediğin halde bir başka eleman sırf patronun akrabası olduğu için görmezden gelinmeye başladı. tek taraflı iş yükü arttı. ben 12 saat çalışıyorum, AA, bir bakıyorum o da ne? o akraba olan diğer iki eleman en fazla 6 saat çalışıyorlar. canları ne zaman isterse gelip o zaman gidiyorlar. tam bir çiftlik gibi. onlara ses seda yok. ulan ben şehrin öteki ucundan geliyorum 15 dk geç kalıyorum (olası daha fazla geç kaldığım da oldu diyelim yarım saat, fakat bunu akşam 2 saat fazla mesai yaparak kapatıyorum. yani iş asla aksamıyor) neredeyse birifing yiyorum. yetmedi mobinge maruz kalıyorum. öğlen yemeğe çıkıyorum, toplamda 30 dk mola sonrası yine fırça yiyorum. ama kendileri patron dahil günde 5 defa 30 ar dk mola veriyorlar yine bunlara tık yok. hafta sonu ful çalışıyorum, cumartesi tahsilat günü, diyelim o hafta tahsilat yapıp para getirdiğim zaman iyi güzel, müşteriler para vermeyince surat bir karış mahkeme duvarı gibi. laf sokma o biçim. halbuki yıllık ortalama hiçbir zaman makul seviyenin altına hiç düşmüyor çünkü bazı haftalar tek seferde en az 4 haftalık tahsilat yapıyorum ama en ufak bir teşekkür takdir yok. tabi bir şekilde idare ediyorum tüm bu sorunları hiç kafaya takmadan. ama ters giden bir şeyler var. firma kazancına haram karışmaya başlıyor bir müddet sonra. kanunsuz illegal işler dönüyor ve bu durum beni müthiş rahatsız etmeye başlıyor. ilginç olan yanı şu: patronaj bu kirli işlere bulaştıktan sonra işyerinde gram huzur kalmıyor ve bitiyor. bir gün dedim ki kendi kendime "oğlum bu işin artık olur tarafı kalmadı, işi bitir". şimdi bunu demek kolay da uygulamak zordur. ama işte demek ki sağlam niyet etmiş olmalıyım ki Allah da fırsat yarattı. neyse ben kulağımın üstüne yattım bekliyorum. günlerden pazartesi, ramazan mübarek gün, bayrama da üç gün var. patron öğlene yakın geldi. selam sabah yok. surat beş karış. dedi ki filancanın işi ile ilgili sunumu getir. tamam abi dedim getirdim. aldı eline dosyayı, cart diye yırttı attı evrakları. benden tık yok. aldım elime dosyayı geçtim odama, tamam oğlum dedim al sana fırsat, masanın üstü ful iş dolu. en az 1 yıllık hazır. çantamı ceketimi aldım çıktım patronun odasına girdim, abi ben işi bırakıyorum dedim. tek kelime. patron niye bırakıyorsun dahi diyemedi. dedi ki bırakamazsın, ee? yerime adam bulacak mışım, onu yetiştirecek mişim, o işi öğrenecek miş, müşterileri tek tek tanıyacak mış da falan da filan da.. böyle bahanevari artis artis konuşmaya başladı bu. oturduğum koltuktan doğruldum masasına doğru eğildim, hafif bir ses tonuyla, abi sen beni anlamadın galiba, sana işi bırakıcam demedim, bıraktım dedim, dedim. kalktım yürüdüm salona doğru gittim. baktım arkadan geliyor, dedi hiç mi hatırım yok, yoo dedim abi, vardı, ama sen krediyi tek taraflı bitirdin. gık yok. hakkımı helal etmiyorum sana dedi. etmezsen etme dedim. hadi Allah'a ısmarladık hayırlı işler dedim çıktım gittim. halbuki hakkı olan benim, tazminatı yakan benim, borcu olan benim, işi bırakan benim. valla hiç umurumda bile olmadı. yanlış yapan işyerinde 3 kuruşluk menfaat için çalışıp o yanlışa ortak olmaktan sa işsiz kalırım daha iyi. sonra Allah yine iş verdi. yine imkan verdi. noldu? açıkta mı kaldım? yoo. iyiki de öyle bir delilik yapmışım iyiki de işi bırakmışım. hem maddi hem manevi hem psikolojik o kadar çok rahatım ki, kafam rahat huzurum var. işte o konfor alanı dedikleri şeyi terketmek bu. zalime zulme harama adaletsizliğe eyvallah etmemek en büyük cesarettir. evet.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar