bugün
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci18
- serhat kılıç19
- italyan mutfağı2
- ahmet hakan'ın kalkan topuk analizi2
- dur bakalım kimin elinde kalacak2
- sözlüğü 2000 ve sonrası doğumluların basması5
- cop316
- en sevmediğin insan tipleri9
- ikinci defa askere gitmek8
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü12
- yalnızlık edebiyatı13
- kurusıkı3
- 6 eylül 2026 türkiye italya voleybol maçı18
- tai lung42
- kin tutmayı beceremeyen insan9
- namazlarınızın yaradan için hiçbir kıymeti yok11
- bu koyden olsam ne olacak ve sarı şeker12
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı42
- sözlükte psikolojik delilerin olması10
- ciddi ciddi voleybol maçı izleyen insan olması9
- askerliğin gençler için faydalı olması7
- en sevdiğiniz sözlük yazarı9
- özbek kadınlar14
- claudian clouds22
- bir kızla dalga geçmek6
- bir viski doldurup kızların final maçını izlemek12
- sözlük whatsapp grupları13
- mavi göz7
- gizli hesap6
- sarapci koala46
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı17
- friedrich hegel la bi cay icek12
- iğrenme eşiği olmayan erkek9
- uludağ itiraf10
- sözlüğün en hamarat yazarı8
- göğüs uçlarını birbirine değdirebilen kadın11
- enayimiknatisii32
- islam'ın hak dini olması6
- melissa vargas7
- yarın kpssye girecek yazarlar15
- namazın amacı6
- özbek pilavına kaşık saplamak7
- anın görüntüsü25
- filenin sultanlarının avrupa şampiyonu olması6
- herkesin tavsiye verdiği insan4
- libidosu olmasa true'nun aslında iyi insan olması6
- deccal internetten çıkacak9
- uludağ sözlük benim için ancak mezarda biter5
- gece vardiyası yazarlar4
- fenerbahçe15
şu zamana kadar okuduğum ve hemen hemen her sayfasında kendimi bulduğum zeka pırıltuılıyla dolu cümlelerle bezenmiş büyük yazar oğuz atay ın türk edebiyatındaki sayılı başyapıtlardandır.
aslında hepimizin bir şekilde selim ışık olduğunu, her satırda yüzümüze çarpan kitaptır. depresif , etkileyici şaheser kitaptır.
Oğuz Atay'ın başyapıtıdır. Son zamanlarda Olric karakteri sosyal medyada bir hayli söz edilmektedir.
Korkuyoruz. düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. insan olmaktan korkuyoruz. insana benzetirsek, onlara acımaktan korkuyoruz. işin içine bir kere acıma girerse, ondan bir daha kurtulamamaktan korkuyoruz. (sayfa 453)
Korkuyoruz. düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. insan olmaktan korkuyoruz. insana benzetirsek, onlara acımaktan korkuyoruz. işin içine bir kere acıma girerse, ondan bir daha kurtulamamaktan korkuyoruz. (sayfa 453)
hakkında bu kadar entry girilince bi tutunamadınız amına koyim diyesim geldiği eserdir. şaka bir yana (he amk çok komik) gayet de başarı elde etmiş bir kitaptır. bu tür kitaplarla milletin eğilimli olduğu noktaları belirlemek de mümkündür.
defalarca okunası baş yapıt.
alıntıları hemen hemen bütün sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılan hemen hemen her kafaya hitab eden bir kitap.
yıllardır kitaplığımda, sosyal medyadan takip ettiğim yorumlar yüzünden okuyamadığım oğuz atay kitabıdır..kendini anlamış sanan ayrı saçmalar bu kitap hakkında, anlayamadığını söyleyen de bambaşka şizoya bağlar yorumlamalarında..keşke kimse yorumlamayaydı da ilk aldığımda okuyaydım amk..napcaamı bilemedim len sizin yüzünüzden.*
işin ilginç yanı, okuduğum kitaplarda romanlarda sürekli atıfta bulunulan bir kitaptır da bu ve içinde geçen karakterler ama bendeki de nasıl bir inatsa artık, senelerdir bakışıp dururuz karşılıklı.daha da ilginç bi yön var bu durumda..hani artık böyle yatmadan önce göz göze geldiğimizde ne ayaksın olm sen diyesim geliyo ama "yıllardır otu boku okuycaana beni okuyaydın ya mal adam" diyecekmiş gibi geliyo artık tırsıyorum, o derece inadız birbirimize..du bakali...
işin ilginç yanı, okuduğum kitaplarda romanlarda sürekli atıfta bulunulan bir kitaptır da bu ve içinde geçen karakterler ama bendeki de nasıl bir inatsa artık, senelerdir bakışıp dururuz karşılıklı.daha da ilginç bi yön var bu durumda..hani artık böyle yatmadan önce göz göze geldiğimizde ne ayaksın olm sen diyesim geliyo ama "yıllardır otu boku okuycaana beni okuyaydın ya mal adam" diyecekmiş gibi geliyo artık tırsıyorum, o derece inadız birbirimize..du bakali...
aleladelikle savaşı daim, huzursuz ve duyarlı ruhları tanımlayan terimdir ki oğuz atay nami ile meşhur bir tutunamayan kazandırmıştır dilimize...
ilk okuduğumda üniversiteye yeni başlamıştım kaldığım yurtta ranzanın üst katında kahkahalarla okumuştum, ne komikti şu oğuz atay... bitirdiğimde aklımda selim ışık diye bir adam vardı sadece. etkilenmiştim yine de. sonra aradan yıllar geçti. tekrar aldım elime tutunamayanları. okuduğum her cümlede o yıllar önce gülen çocuğun haline üzüldüm. sonra burada bu kadar gülünecek ne vardı acaba diye düşündüm. hayır, acıdan başka bir şey yoktu bu kitapta, ağlamakla gülmek arasında insanı çelişkiye düşürüp acıya yuvarlayan bir kitaptı tutunamayanlar. yalnızlığın boşluğunda oğuz atay'ın yankısıydı. şimdi mi, evet korkuyorum tekrar okumaya...
tek kelime ile muazzam eser.
inat etmiştim ilk başladğığımda."bu kitap bitecek" dedim.aradan geçen 6 gün sonunda iyiki de o basit inada kanmışım diyorum. kitabın içinde oradan oraya sürükleniyor insan. bazen tutgut'a üzülür, bazen selim'e kızar hatta olriç'le bile konuşur hale geliyorsun farketmeden.üniversitede sayın hocalar bu kitabı tavsiye ettiğinde okumamıştık, burun kıvırmıştık. yok içinde böyle bir anlatım metodu varmış, yok şöyle bir yenilik yapmış derken bugün hemşerim olan oğuz atay'a saygılarımı sunuyorum.
belki de isa o yerde yatan dilenciydi, kim bilir?
inat etmiştim ilk başladğığımda."bu kitap bitecek" dedim.aradan geçen 6 gün sonunda iyiki de o basit inada kanmışım diyorum. kitabın içinde oradan oraya sürükleniyor insan. bazen tutgut'a üzülür, bazen selim'e kızar hatta olriç'le bile konuşur hale geliyorsun farketmeden.üniversitede sayın hocalar bu kitabı tavsiye ettiğinde okumamıştık, burun kıvırmıştık. yok içinde böyle bir anlatım metodu varmış, yok şöyle bir yenilik yapmış derken bugün hemşerim olan oğuz atay'a saygılarımı sunuyorum.
belki de isa o yerde yatan dilenciydi, kim bilir?
güzel insanlardır bunlar. ilginçtirler. mesela raskolnikov en iyi örnektir tutunamayanlardan.
Çare yerine avuntu arayanlardır.
olric isimli hayali karakterin can bulduğu Oğuz ATAY kitabı.
rüyalarında hep yere çakılanların hazettiği kitap.
okumaya başlayıp yarıda bıraktığım binlerce kitaptan birisi.
insanın hayatını degiştiren, kendini ve hayatı sorgulamasını sağlayan bazı olaylar vardır. benim için bu tutunamayanları okumak olmuştur. O yüzden bu kitap sadece bir kitap değidir. konusu ile hayatla bazen dalga gecen, bazen eleştiren, bazen ise insanoğlunun aslında ne kadar yanlız oldugunu bir kez daha bize gösteren bir başyapıttır.
--spoiler--
Bazen yok olmak hiç olmaktan iyidir Olric!
Yok mu olalım efendimiz?
Var mıyız ki Olric!
--spoiler--
--spoiler--
Bazen yok olmak hiç olmaktan iyidir Olric!
Yok mu olalım efendimiz?
Var mıyız ki Olric!
--spoiler--
varoluşçuluk felsefesini bilmeyenlerin pek bir şey anlamayacağı kitaptır.
isminin okunamayanlar olarak değiştirilmesi gereken kitap. 3 aydır rafta duruyo okuyamadım nedense bir fobi oluştu bu kitaba karşı. açınca ergen kimlik bunalımları ve facebook iletileriyle karşılaşıcam gibi geliyor.
(bkz: bat dünya bat)
anlatılan, anlatılan, anlatılan kitap. bu kitap bir halk efsanesi gibi okunmak yerine anlatılıyor. okuyanlar ise bu popüler anlatıma dönüp bakmak bile istemiyor.
okumaya ne dersiniz?
http://oznurdogan.com/201...enlere-gonderilen-mektup/
okumaya ne dersiniz?
http://oznurdogan.com/201...enlere-gonderilen-mektup/
tutnamayanlar düşer baba bu hep böyledir. bence bu kitabı da bu kadar kalın yapmalarına gerek yokmuş, aha sana ana tema. *
bel ağrısına iyi geliyor. yatakta sırtüstü yatarken belimin altına koyup 2-3 saat sabit yattığımda, günün yorgunluğunu attırdığını farkettim. adam güzel yazmış kalın kalın. seviyorum bu tür kitapları. suç ve ceza'nın arasına da sünger koyup siktim. aynı am gibi oldu.
--spoiler--
Mısra 263: Hayattan yok çıkarım
Oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaklardır. Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. Ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. Mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır. Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır. Gene de garsona bir bahşiş bırakmak zorunda kalacaklardır. Hayattan çıkarı olmayanların hayaTı, çıkmaza sürüklenecektir. Kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlayacaklardır. Sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. Duygu alışverişinden nasipleri olmayacaktır. Duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır. Istırapları, ne yüzlerindeki çizgilerden, ne de saçlarının beyazlaşmasından anlaşılacaktır. Çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecektir. Güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır. Hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir. Böyle bir yanlışlığa düşülmeyecektir. Aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilecektir; çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için, çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulacaktır. Onlar da bu saldırılara bir karşılık bulamayacaklardır. Kendilerini yokladıkları zaman, bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu, hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarını onlar da açık ve seçik olarak göreceklerdir. işte o anda dahi, delice bir harekette bulunmalarına, anlamsız bir hayatı anlamlı bir şekilde bitirmelerine göz yumulmayacaktır. Kendilerini öldürmeyeceklerdir. Onlara anlatılacaktır ki, böyle bir davranış bütün yaşantılarıyla çelişki içindedir, gerçekle bir ilgisi yoktur: kendilerini öldürürlerse, onlar hakkında varılan isabetli yargıları çürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olurlar. Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Onlar, bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edeceklerdir. Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır? Hayattan çıkarı olmamak, hem Tanrının hem de insanların gözünde affedilmez bir suçtur; gelişip yayılması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır. Bütün tarih, bütün iktisat, bütün sosyoloji, bütün psikoloji, kısaca bütün lojiler, hayatın çıkarcılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdırlar. "Ben çıkarıma bakarım" diyeceksiniz, bunun için "Babamı bile tanımam" diyeceksiniz. Kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!
--spoiler--
Mısra 263: Hayattan yok çıkarım
Oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaklardır. Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. Ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. Mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır. Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır. Gene de garsona bir bahşiş bırakmak zorunda kalacaklardır. Hayattan çıkarı olmayanların hayaTı, çıkmaza sürüklenecektir. Kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlayacaklardır. Sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. Duygu alışverişinden nasipleri olmayacaktır. Duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır. Istırapları, ne yüzlerindeki çizgilerden, ne de saçlarının beyazlaşmasından anlaşılacaktır. Çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecektir. Güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır. Hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir. Böyle bir yanlışlığa düşülmeyecektir. Aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilecektir; çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için, çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulacaktır. Onlar da bu saldırılara bir karşılık bulamayacaklardır. Kendilerini yokladıkları zaman, bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu, hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarını onlar da açık ve seçik olarak göreceklerdir. işte o anda dahi, delice bir harekette bulunmalarına, anlamsız bir hayatı anlamlı bir şekilde bitirmelerine göz yumulmayacaktır. Kendilerini öldürmeyeceklerdir. Onlara anlatılacaktır ki, böyle bir davranış bütün yaşantılarıyla çelişki içindedir, gerçekle bir ilgisi yoktur: kendilerini öldürürlerse, onlar hakkında varılan isabetli yargıları çürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olurlar. Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Onlar, bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edeceklerdir. Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır? Hayattan çıkarı olmamak, hem Tanrının hem de insanların gözünde affedilmez bir suçtur; gelişip yayılması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır. Bütün tarih, bütün iktisat, bütün sosyoloji, bütün psikoloji, kısaca bütün lojiler, hayatın çıkarcılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdırlar. "Ben çıkarıma bakarım" diyeceksiniz, bunun için "Babamı bile tanımam" diyeceksiniz. Kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar