bugün
- bu ülkeye başka erdoğan gelmez6
- balık etli mi kuru götlü mü4
- vuu vuuuuttu yapan baykuşlar2
- köfteci yusuf4
- türk müsün türkiyeli misin12
- sabahın köründe denize girmek4
- ilk seçimde akp'nin alacağı oy2
- bjk tv2
- alin3
- nasıl birisiniz6
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- milli muharip uçağı kaan3
- beni özleyenler elime mum diksin15
- yunanistan29
- hırvatistan12
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor14
- rüyada nervio yu görmek8
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı3
- ayrılık6
- araba sürerken olmasından en çok korkulan şey5
- çıkma teklifinin eskide kalması4
- ona bir şey söyle10
- ispanya daki göçmen krizi8
- anın görüntüsü16
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- türkiyeliyim doğruyum çalışkanım5
- yazarların en son bitirdiği kitap6
- ölüm5
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması6
- mutlu kalmak için öneriler6
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri8
- bik bik'in mutfağına konuk olmak27
- gecenin rap şarkısı3
- japonya23
- favori coldplay şarkınız4
- yazarların ruh hali3
- en son aldığınız iltifat14
- irmik helvası vs un helvası18
- karadeniz'e neden karadeniz denmiştir2
- aylık 511 bin tl iyi para mıdır sorunsalı4
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin22
- gecenin şarkısı3
- gürcistan26
- yeni gelin adayının çıldırtan talepleri6
- puantiye modasının bokunun çıkması4
- yapay zekaya entry yazdırmak5
- her gün alkol almak4
- izmirli kızların met çukuruna düşmesi3
- sözlük yazarlarının çok kültürlü olması7
- yeni dünya düzeni4
kendisine bel bağlayan solcular tarafından ihanetle suçlanan türkçü.
(Pirimizin 2011'deki "Desem öldürürler, Demesem öldüm" üst başlığı ile yayınladığı makalesini buraya bırakalım)
"NONOŞ REiS, NONOŞUM DEVLET" - ismet Özel -
"Yakıcı sual birçok yüreği kemiriyordu şimdilik kendine akıl hocası rolü biçilmiş görünen Türkiye’de, Türkiye’nin nonoşum sığ devletinde. Birçok Arap ülkelerinde olup biten, bir kısmı devam eden, yenileri beklenen hırgür, Türkiye’ye sıçrayacak mı? Böyle bir suali Üsame bin Ladin’in ölüm haberi mânâsız kıldı. Çünkü engebeli bir yere takılmış olan jeton bazı vakıalar zuhur edince yerleşmesi için açılan yere düşüveriyor.
Çünkü yaşadığımız dünyada Müslüman diye bilinen her kim olursa olsun, onun, manzara itibariyle kendi yerinde durup durmadığının, duruyorsa ufkî mi, şakulî mi durduğunun çoktan beri sermayeyi muhafaza etmekten başka anlam taşımayacak hale sokulduğu ahmakların da fark edebilecekleri bir şey haline geldi. Sözü dolandırmadan söyleyelim ki, bugün bir tek Üsame bin Ladin’in öldürüldüğü haberi, yarın ortaya bin tane Üsame bin Ladin’in salınacağının işaretidir.
Ölenin de öldürenin de kolaylıkla aynı zemini paylaşmakla kendilerine yer bulabildiklerini anlamadıysanız, bu ölüme sevinenin de, bu ölüme üzülenin de aynı dûn yere hapsedildiğini hiç anlamayacaksınız demektir. Siz de tasmasını sevenler takımındansınız.
Böyle bir zaviyeden bakılırsa, Türkiye’yi göz önüne almanın değeri büyüyerek değişir.
Bizim tarihimizi mânâlı kılan tarih disiplini değil; tarih denilen şeyi anlamlandıran bizim tarihimizdir. Yükün ağırlığı yılgınlık vermesin. Allah kullarına kaldıramayacakları yük yüklemez. Türkiye 27 yıl süren bir “tek parti” dönemi yaşadı. Bu dönem, NSDAP Almanyasına, Il Duce italyasına, Stalin Rusyasına sadece şeklen benzer.
Esas itibariyle ve özü bakımından Türkiye’in eşsiz, benzersiz ve antropologların programlarına dahil edemediği bir dokusu vardır. Bu doku sebebiyle, son dalgalanmalar içinde Türkiye Cumhuriyet’ini değişim rüzgârına kaptırma ihtimali ve devrilen hükümetler kervanına Türkiye’yi de katma ihtimali hiç yoktur.
Beş bin yıllık tecrübesiyle Türkiye’nin bünyesi sadece gayri-Müslîm âlemin yapısına uymamakla kalmaz; aynı zamanda Müslümanların yaşadıkları diğer ülkelerin iktidar ilişkileri de Türkiyeninkine benzemez.
Doğmuş olmakla Türkiye Cumhuriyet’i Türk tarihinin son safhası haline geldi. Bahsettiğimiz Türk idare tarzının alabileceği son şekildir.
Neden son safha, neden son şekil? Kapitalizmin tarihî karakterinden haberdar olmaksızın bu suallere cevap bulunamaz. Dünya sistemi nasıl doğdu, kimlerin sofralarında, nasıl büyüdü ve bu sistemin ömrü nasıl nihayete erer? Tek dişi kalmış canavarın diş geçiremediği bir alandan haberdar olmadan da bu suallere cevap bulunamaz.
istiklâl Harbi bize Anadolu topraklarını XIII. asırdan sonra ikinci kez vatan kıldığı gibi, Türklere dünya merkezi iktidarının sözünü geçiremediği bir sahayı da temin etti. Kâfirler yürürlüğe soktukları operasyonlarla meseleyi sanki hiç istiklâl Harbi olmamışa getirmeye gayret ediyorlar.
Felâketi hızlandırmak isteyenler Türk tarihinden istiklâl Harbi’ni silmek hevesindedir. Adnan Menderes’in “ben dünya çapında bir adamım” sözünü bir böbürlenme sananlar, Türkiye’nin neresi, Türklerin kimler olduğu hakkında sadık bilginin mevcudiyeti sebebiyle huzuru kaçanlardır.
Bugün kendimizi ifade ederken artık hiç kimsenin zikre yeltenmediği “ülkesi ve milletiyle yekparelik” hem ülke olarak Türkiye’nin, hem de millet olarak Türklüğün varlık şartıdır. Türkiye mesuliyetine bigâne kalan, Türklüğe mensubiyeti askıya alan “BiZ” tarifinin dışındadır. “BiZLiK” gelmiş geçmiş bütün anayasaların da, hakanî, sultanî bütün yasakların da üstündedir.
“BiZLiK” mer’iyyet alanı neresi olursa olsun bütün kanunların üstünde geçerlilik sahibidir. Dolayısıyla ister idareciler, isterse idare edilenler arasında yer alsın hakkında hükme vardığımız her kişinin, her kimsenin “BiZ”e ne yaptığına, “BiZ”i hangi tesirlere açtığına bakarız.
istanbul’u fetheden Türkler yerkürenin tamamına ve bütün insanlığa bir hayatî muamele dersi okuttular. Bu dersin verildiği sırada dost, düşman herkes başını sallıyordu.
Sallanan başlar sabit ölçülere bağlandığında hadiselerin mahiyeti başka türlü kavranmaya başladı. insanların okuduklarından neler anladığı her gün biraz daha karmaşıklaştı. Nedir hayatî muamele? Birlikte yaşamanın Antik çağdan itibaren insanlar katında hasretle aranan optimum veznidir. Aruz vezni, hece vezni değil, yaşama vezni.
Biz Türkler, bir özgürlük alanı arıyor isek, devlet ile millet arasındaki nizayı behemehâl Osmanlılık ile Türklük arasındaki intibaksızlık olarak kavramalıyız. "Dini despotizme âlet eden Osmanlılarla, despotizmi dinle savuşturan Türkler asırlar boyu içiçe yaşadı."
Taraflar bu içiçelikten istifade ettikçe Avrupa’nın zararı büyüdü. Papalık Avrupa’yı Türklerin mağlup edilebileceğine ikna ettikten sonra bu kıtada millî pazarını faal kılarak devletleşen ülke Fransa oldu. Güneş Kral XIV. Louis, “L’état, c’est moi” (Devlet benim cismimden ibarettir) derken, Türk varlığının Osmanlı varlığıyla kaynaşmış olduğu zannını ve yanılgısını dile getiriyordu.
Güneş Kralın avlusunda nonoşlar (Les mignons du Roi) olurdu. Kralın nonoşları II. Osman devrinden başlayarak, Türkiye’yi idare edenleri devletlerinin yıkılacağına ikna etti. III.Selim saltanatından itibaren Türkiye devlet reisi nonoşlaşan bir ülke durumuna düştü.
Kudret kaybı lisan kaybı demek oldu. Bir sebeple “Mahmud-ı Adlî” denildiğinde, bu ülkede, Hz. Ömer adaletinden eser kalmadığını herkes anlayabiliyordu. “Batışımız islâm’dan uzaklaştığımız içindir” fikriyle hareket ederek çarpıklığı biraz daha çarpıttılar.
Çünkü onların islâm’dan anladığı devletin elini güçlendiren her şeydi. Batılılaşma macerası içinde hep bir nonoş reisimiz ve hep nonoşum demekten gocunmadığımız devletimiz oldu. Komiktik. Komikliğe gülüyorduk. Güleriz ağlanacak halimize diyorduk. Herşeye rağmen bir “BiZ” vardı ve biz etrafımızdakilere hiçbir bakımdan benzemiyorduk."
"NONOŞ REiS, NONOŞUM DEVLET" - ismet Özel -
"Yakıcı sual birçok yüreği kemiriyordu şimdilik kendine akıl hocası rolü biçilmiş görünen Türkiye’de, Türkiye’nin nonoşum sığ devletinde. Birçok Arap ülkelerinde olup biten, bir kısmı devam eden, yenileri beklenen hırgür, Türkiye’ye sıçrayacak mı? Böyle bir suali Üsame bin Ladin’in ölüm haberi mânâsız kıldı. Çünkü engebeli bir yere takılmış olan jeton bazı vakıalar zuhur edince yerleşmesi için açılan yere düşüveriyor.
Çünkü yaşadığımız dünyada Müslüman diye bilinen her kim olursa olsun, onun, manzara itibariyle kendi yerinde durup durmadığının, duruyorsa ufkî mi, şakulî mi durduğunun çoktan beri sermayeyi muhafaza etmekten başka anlam taşımayacak hale sokulduğu ahmakların da fark edebilecekleri bir şey haline geldi. Sözü dolandırmadan söyleyelim ki, bugün bir tek Üsame bin Ladin’in öldürüldüğü haberi, yarın ortaya bin tane Üsame bin Ladin’in salınacağının işaretidir.
Ölenin de öldürenin de kolaylıkla aynı zemini paylaşmakla kendilerine yer bulabildiklerini anlamadıysanız, bu ölüme sevinenin de, bu ölüme üzülenin de aynı dûn yere hapsedildiğini hiç anlamayacaksınız demektir. Siz de tasmasını sevenler takımındansınız.
Böyle bir zaviyeden bakılırsa, Türkiye’yi göz önüne almanın değeri büyüyerek değişir.
Bizim tarihimizi mânâlı kılan tarih disiplini değil; tarih denilen şeyi anlamlandıran bizim tarihimizdir. Yükün ağırlığı yılgınlık vermesin. Allah kullarına kaldıramayacakları yük yüklemez. Türkiye 27 yıl süren bir “tek parti” dönemi yaşadı. Bu dönem, NSDAP Almanyasına, Il Duce italyasına, Stalin Rusyasına sadece şeklen benzer.
Esas itibariyle ve özü bakımından Türkiye’in eşsiz, benzersiz ve antropologların programlarına dahil edemediği bir dokusu vardır. Bu doku sebebiyle, son dalgalanmalar içinde Türkiye Cumhuriyet’ini değişim rüzgârına kaptırma ihtimali ve devrilen hükümetler kervanına Türkiye’yi de katma ihtimali hiç yoktur.
Beş bin yıllık tecrübesiyle Türkiye’nin bünyesi sadece gayri-Müslîm âlemin yapısına uymamakla kalmaz; aynı zamanda Müslümanların yaşadıkları diğer ülkelerin iktidar ilişkileri de Türkiyeninkine benzemez.
Doğmuş olmakla Türkiye Cumhuriyet’i Türk tarihinin son safhası haline geldi. Bahsettiğimiz Türk idare tarzının alabileceği son şekildir.
Neden son safha, neden son şekil? Kapitalizmin tarihî karakterinden haberdar olmaksızın bu suallere cevap bulunamaz. Dünya sistemi nasıl doğdu, kimlerin sofralarında, nasıl büyüdü ve bu sistemin ömrü nasıl nihayete erer? Tek dişi kalmış canavarın diş geçiremediği bir alandan haberdar olmadan da bu suallere cevap bulunamaz.
istiklâl Harbi bize Anadolu topraklarını XIII. asırdan sonra ikinci kez vatan kıldığı gibi, Türklere dünya merkezi iktidarının sözünü geçiremediği bir sahayı da temin etti. Kâfirler yürürlüğe soktukları operasyonlarla meseleyi sanki hiç istiklâl Harbi olmamışa getirmeye gayret ediyorlar.
Felâketi hızlandırmak isteyenler Türk tarihinden istiklâl Harbi’ni silmek hevesindedir. Adnan Menderes’in “ben dünya çapında bir adamım” sözünü bir böbürlenme sananlar, Türkiye’nin neresi, Türklerin kimler olduğu hakkında sadık bilginin mevcudiyeti sebebiyle huzuru kaçanlardır.
Bugün kendimizi ifade ederken artık hiç kimsenin zikre yeltenmediği “ülkesi ve milletiyle yekparelik” hem ülke olarak Türkiye’nin, hem de millet olarak Türklüğün varlık şartıdır. Türkiye mesuliyetine bigâne kalan, Türklüğe mensubiyeti askıya alan “BiZ” tarifinin dışındadır. “BiZLiK” gelmiş geçmiş bütün anayasaların da, hakanî, sultanî bütün yasakların da üstündedir.
“BiZLiK” mer’iyyet alanı neresi olursa olsun bütün kanunların üstünde geçerlilik sahibidir. Dolayısıyla ister idareciler, isterse idare edilenler arasında yer alsın hakkında hükme vardığımız her kişinin, her kimsenin “BiZ”e ne yaptığına, “BiZ”i hangi tesirlere açtığına bakarız.
istanbul’u fetheden Türkler yerkürenin tamamına ve bütün insanlığa bir hayatî muamele dersi okuttular. Bu dersin verildiği sırada dost, düşman herkes başını sallıyordu.
Sallanan başlar sabit ölçülere bağlandığında hadiselerin mahiyeti başka türlü kavranmaya başladı. insanların okuduklarından neler anladığı her gün biraz daha karmaşıklaştı. Nedir hayatî muamele? Birlikte yaşamanın Antik çağdan itibaren insanlar katında hasretle aranan optimum veznidir. Aruz vezni, hece vezni değil, yaşama vezni.
Biz Türkler, bir özgürlük alanı arıyor isek, devlet ile millet arasındaki nizayı behemehâl Osmanlılık ile Türklük arasındaki intibaksızlık olarak kavramalıyız. "Dini despotizme âlet eden Osmanlılarla, despotizmi dinle savuşturan Türkler asırlar boyu içiçe yaşadı."
Taraflar bu içiçelikten istifade ettikçe Avrupa’nın zararı büyüdü. Papalık Avrupa’yı Türklerin mağlup edilebileceğine ikna ettikten sonra bu kıtada millî pazarını faal kılarak devletleşen ülke Fransa oldu. Güneş Kral XIV. Louis, “L’état, c’est moi” (Devlet benim cismimden ibarettir) derken, Türk varlığının Osmanlı varlığıyla kaynaşmış olduğu zannını ve yanılgısını dile getiriyordu.
Güneş Kralın avlusunda nonoşlar (Les mignons du Roi) olurdu. Kralın nonoşları II. Osman devrinden başlayarak, Türkiye’yi idare edenleri devletlerinin yıkılacağına ikna etti. III.Selim saltanatından itibaren Türkiye devlet reisi nonoşlaşan bir ülke durumuna düştü.
Kudret kaybı lisan kaybı demek oldu. Bir sebeple “Mahmud-ı Adlî” denildiğinde, bu ülkede, Hz. Ömer adaletinden eser kalmadığını herkes anlayabiliyordu. “Batışımız islâm’dan uzaklaştığımız içindir” fikriyle hareket ederek çarpıklığı biraz daha çarpıttılar.
Çünkü onların islâm’dan anladığı devletin elini güçlendiren her şeydi. Batılılaşma macerası içinde hep bir nonoş reisimiz ve hep nonoşum demekten gocunmadığımız devletimiz oldu. Komiktik. Komikliğe gülüyorduk. Güleriz ağlanacak halimize diyorduk. Herşeye rağmen bir “BiZ” vardı ve biz etrafımızdakilere hiçbir bakımdan benzemiyorduk."
ülküdaşı ve adaşı sinan ateş'in öldürülmesini örtbas edenlerle ittifak yapmıştır.
koltuk uğruna davayı satıp hdp ile kol kola girmeyen gerçek ülkücü.
"ne adamlar gördüm üstünde kıyafet yoktu, ne kıyafetler gördüm içinde adam yoktu.".
son seçim manevrasıyla türkiye "ben avantam nerdeyse ordayım arkadaş" dönekleri listesine en üst tier'den, hakkını vere vere girmeyi hak etmiştir.
görsel
görsel
sahip olduğu %5 oyun %1'i cumhur ittifakına, %3'ü millet ittifakına, %1'i kullanılmayacak birinci tur cumhurbaşkanı adayı.
Twitter’da tüm sülalesine sövüyorlar.
" nasıl bittim " e en yakın örnek.
Kılıçdaroğlu tarafında biz(Zafer Partisi) varken Sinan Ogan'a bağlı insanlar hala o tarafta teröristler var diyor. Zafer Partisinin olduğu yerde teröristin adı geçmez. Biz teröristler ile ancak mücadele ederiz. Sinan Ogan ve ona bağlı insanlar Türkçülere ayıp ediyorlar. Kendi birleştiği adam da Tayyip Erdoğan. 2002 de terörün t si kalmamışken 20 yılda teröristlerin güçlenip semirmesini sağlayan adam. Sinan Ogan'a inat kemal Kılıçdaroğlu.
görsel
görsel
Herhalde, 5,6 parti var milliyetçi olan. Hepsininde yolu ve metodu farklı hiçbiride bir birini beğenmez.
Ayın elemanı.
Sinan Oğan: "Biz mevsimlik milliyetçilerle değil. Sayın Bahçeli'nin de olduğu ittifakı seçmeyecektik de gidip HDP'nin destek verdiği ittifakı mı seçecektik."
Utanmazlık listesinde 1. Sırada.
Geriden gelip diğer tüm utanmaz siyasetçileri geride bıraktı.
Geriden gelip diğer tüm utanmaz siyasetçileri geride bıraktı.
işte adam gibi adamlık işte milliyetçilik işte ülkücülük ccc.
bir idamlık ali vardı, asıldı.
kaydını düştüler mühür basıldı.
geçti gitti bir kaç günlük fasıldı.
ondan kalan boynu bükük ve sefil,
bahçeye diktiği üç beş karanfil..
zindan'dan mehmet'e mektup. necip fazıl kısakürek.
kaydını düştüler mühür basıldı.
geçti gitti bir kaç günlük fasıldı.
ondan kalan boynu bükük ve sefil,
bahçeye diktiği üç beş karanfil..
zindan'dan mehmet'e mektup. necip fazıl kısakürek.
Ya niye kızıyorsunuz anlamadım.
Salaklık siz de.
Nihat genç
Soner yalçin
M.ali çelebi
Yılmaz Özdil
Hulki cevizoğlu
Bizim sözlükte radikal kemalist teorisyen
Muhalif değil AKP'li dedim.
Siz salak olduğunuzdan hayır Atatürk diyor millet diyor türk diyor diye yediniz.
Sizin gibi sikilecek enayi olduktan sonra Sinan ne yapsın.
Salaklık siz de.
Nihat genç
Soner yalçin
M.ali çelebi
Yılmaz Özdil
Hulki cevizoğlu
Bizim sözlükte radikal kemalist teorisyen
Muhalif değil AKP'li dedim.
Siz salak olduğunuzdan hayır Atatürk diyor millet diyor türk diyor diye yediniz.
Sizin gibi sikilecek enayi olduktan sonra Sinan ne yapsın.
Ülke bahane koltuk şahane hey yavrum hey..... daha neler neler göreceğiz dur bakalım.
türk milliyetçisiyim diye çıktğı yolda tükürdüğünü anında yalayarak yaptığı işi belli etti.
Bir ülkücüden beklenen tavrı sergilemiştir hiç şaşırmadım ama buna oy verenler gidip tayyip Erdoğan'a oy vermezler onu biliyorum.
bence bilerek yapıyor. ters psikoloji uygulayıp seçmenine itici ve dönek gözüküp oylarını millet ittifakına yönlendirmeye çalışıyor.
tamam bunların hepsi dönek, bahçeli'de sert bir dönüş yaptı ama yıllar içerisinde yaptı 3 gün içerisinde değil.
tamam bunların hepsi dönek, bahçeli'de sert bir dönüş yaptı ama yıllar içerisinde yaptı 3 gün içerisinde değil.
Bahçeli'yi o kadar seviyorsa gidip konuşsun bence.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar