bugün
- mesleğinizi söyleyince muhatap olduğunuz sorular11
- sueda uluca silvermist benzerliği11
- tavuğun neden kanatları var9
- sözlükte üzdüğüm yazarlar10
- queen ravenna ve cinleri9
- manifestten hangi kızla sevişirdin13
- kadınların araba park edememesi4
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı11
- israil üçüncü tapınak'ın inşasına hazırlanıyor5
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri5
- kaşarlı sucuklu menemen8
- saçını danaya yalatmak5
- çarpan şeyler2
- bana onu sormayin7
- fotoğraflarda çirkin çıkmak3
- katatespizartmasi11
- izmir yanıyor2
- insanın evi gibisi yok2
- seksenler3
- s'i l v'e r m'i s t36
- izmir2
- israil'in kuruluşu2
- sözlük şifresinin uzaylılar tarafından çalınması3
- queen ravennadan mesaj var11
- köpek eğitmeni2
- zenginler niye uzun yaşamak istiyor4
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı11
- david rockefeller4
- çalışmak istemek ama engellerin çıkması8
- natisii ve enayimik3
- sınırsız nafaka kaldırımı insan hakları ihlalidir4
- ankara2
- gocu35
- en son ne yediniz6
- ak parti4
- üzülünce vücudun verdiği tepkiler4
- mavi gözlü kızların ziyadesiyle güzel olması2
- bir sözlük yazarına çıkma teklif etmek5
- yıllardır hep 30 yaşında olan yazar5
- cinlerin hepsi düşmüş melekler ve nefilimlerdir2
- kız düşürmenin kısa yolu19
- allah bir tanedir3
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı18
- uludağ sözlük size ne kattı27
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü9
- deli bakışlı erkekler5
- yeralti edebiyatcisi7
- fakir ekeği annesi sevsin8
- metal müziğin suçu ne2
- birader pforzheim'a döndü mü sorunsalı2
Balkon
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
içimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
insan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların.
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
içimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
insan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların.
necip fazıl'a göre bir odaya konulup sadece kalem ve kağıt verilerek, devamlı fikir üretmesi gereken büyük insan. (bkz: fikir işçisi)
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeğe başlar.
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
Öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.
Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler her gece sürünür yastıklara.
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
Sana da, Monna Rosa, taş bebeği bıraktık,
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
itimat edeceğim şu belalı yağmura.
Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.
Sana tavuskuşunun içime girdiğini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara;
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara.
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara.
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeğe başlar.
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
Öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.
Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler her gece sürünür yastıklara.
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
Sana da, Monna Rosa, taş bebeği bıraktık,
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
itimat edeceğim şu belalı yağmura.
Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.
Sana tavuskuşunun içime girdiğini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara;
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara.
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara.
hayatı (bkz: Gün Doğmadan) ismiyle belgesel olan mütefekkir, şair.
Sezai Karakoç Hakkında:
1933 de Diyarbakır/Ergani de doğdu. ilkokulu Ergani'de, ortaokulu Diyarbakır ve Maraş'ta, liseyi Gaziantep'te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek'le tanıştı. Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1955'de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu. 1967 yılında islamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni istanbul, Sabah ve Milli Gazetede fıkra yazıları yayımlayan Sezai Karakoç, mart-nisan 1960'ta iki, mart 1966 mart 1967'de oniki, ekim 1969 ocak 1971'de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayımladı. 1974'ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976'dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu. 1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayımlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayımlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir. 1990 Diriliş Partisini kuran Sezai Karakoç, 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü.
belgesel hakkında kapsamlı bir tahlile bu adresten ulaşabilirsiniz.
http://www.nurdaldurmus.com/?p=838
Sezai Karakoç Hakkında:
1933 de Diyarbakır/Ergani de doğdu. ilkokulu Ergani'de, ortaokulu Diyarbakır ve Maraş'ta, liseyi Gaziantep'te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek'le tanıştı. Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1955'de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu. 1967 yılında islamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni istanbul, Sabah ve Milli Gazetede fıkra yazıları yayımlayan Sezai Karakoç, mart-nisan 1960'ta iki, mart 1966 mart 1967'de oniki, ekim 1969 ocak 1971'de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayımladı. 1974'ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976'dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu. 1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayımlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayımlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir. 1990 Diriliş Partisini kuran Sezai Karakoç, 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü.
belgesel hakkında kapsamlı bir tahlile bu adresten ulaşabilirsiniz.
http://www.nurdaldurmus.com/?p=838
belgeselin gösterimine katılmayan büyük şair. büyüklük biraz bundan sanırım. katılmıyor adam hiçbir şeye.
ey sevgili şiiri, alkollüyken okunmamalı, okutulmamalıdır. uzak durulmalıdır. büyük şairdir. okullarda la fonten'den sıra gelse de öğretilse şu garibim selena gençlerine keşke diye iç geçirdiğimdir...
sezai karakoç belgeselinden sonra şiirlerinin - özellikle popüler olanlarının - dillere düşmesi beklenilendir.
onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak,
halbuki;
biz sussak tarih susmayacak
onlar sanıyorlar ki,
bizden kurtulsalar mesele kalmayacak
halbuki;
bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar...
vicdan azabından kurtulsalar
tarihin azabından kurtulamayacaklar.
tarihin azabından kurtulsalar...
tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar!
demiş üstaddır sezai karakoç.
halbuki;
biz sussak tarih susmayacak
onlar sanıyorlar ki,
bizden kurtulsalar mesele kalmayacak
halbuki;
bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar...
vicdan azabından kurtulsalar
tarihin azabından kurtulamayacaklar.
tarihin azabından kurtulsalar...
tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar!
demiş üstaddır sezai karakoç.
erzurumda panel de şu gerçek anlaşılmış. sezai karakoç okumayı ve anlaşılmayı bekliyor
Anne ölünce çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne.
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne.
ne mum ve ne deniz
ne ateş üstündeki mumya
ne aptal şairlerin turuncu heykelleri
alıkoyabilir beni
bir huzuru telefon ederim
üstüninsanların hazırlayageldikleri.
ne ateş üstündeki mumya
ne aptal şairlerin turuncu heykelleri
alıkoyabilir beni
bir huzuru telefon ederim
üstüninsanların hazırlayageldikleri.
büyük adamdır vesselam.
kırgın kırgın bakma yüzüme roza
henüz dinlemedin benden türküler
benim aşkım sığmaz öyle her saza
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
kırgın kırgın bakma yüzüme roza...
henüz dinlemedin benden türküler
benim aşkım sığmaz öyle her saza
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
kırgın kırgın bakma yüzüme roza...
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.
Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır.
Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır.
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır.
Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır.
Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır.
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır.
şuan trt 1 de belgeseli oynamaktadır.
Balkon isimli şiiridir.Son iki kıtası harikadır özellikle.buyursunlar:
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
insan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
insan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
kitaplığımda bir dolu serisi olmasına karşın yazı ve şiilerini ahenk olarak pek sevemediğim yazardır.
genel olarak en meşhur şiiri ise mona rosadır.
şöyle ki;
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller
genel olarak en meşhur şiiri ise mona rosadır.
şöyle ki;
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten
Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller
Kopukluk var gibi gözükür şiirlerinde.Mona Rosa'da ritmik ahenk olsa da duyuşsal alana hitap etmekte pek başarılı değil, sanki hem bizden hem bizden değil gibi.
Aylar sonra edit: Hibap ediyor, yiğidin hakkı kalmasın bende.Fikrim değişti.
Aylar sonra edit: Hibap ediyor, yiğidin hakkı kalmasın bende.Fikrim değişti.
efsane hikayesi doğru mudur bilinmez lakin duyduğumdan bu yana tüylerimi diken diken eden hayran olunası şairdir.
(bkz: mona rosa)
(bkz: mona rosa)
mona roza devi.
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
artık inan bana muhacir kızı, dinle ve kabul et itirafımı.
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
artık inan bana muhacir kızı, dinle ve kabul et itirafımı.
" yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
denize karsı küçüle küçüle giden evleri
ince ince karşılardın olağan karşılardın
şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen
bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
kadınlar taş heykeller gibi gelip gecer sarı kayalardan
hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlügü diyorum
körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen
sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
geyik resimleriyle kabarık her köşen
geyik derisinde akan ilk nehir
bir el uzanışıyla
ilk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım
leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir suna
parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana
gök taşlarını getiriyorlar
seni sayıklıyor
denemesi yanlış yapılmış ilk ok. "
sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
denize karsı küçüle küçüle giden evleri
ince ince karşılardın olağan karşılardın
şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen
bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
kadınlar taş heykeller gibi gelip gecer sarı kayalardan
hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlügü diyorum
körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen
sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
geyik resimleriyle kabarık her köşen
geyik derisinde akan ilk nehir
bir el uzanışıyla
ilk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım
leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir suna
parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana
gök taşlarını getiriyorlar
seni sayıklıyor
denemesi yanlış yapılmış ilk ok. "
'tren kaçırmış gibiyim
sana veda..'
başka nasıl anlatılabilir ki?
sana veda..'
başka nasıl anlatılabilir ki?
Ne yapsalar boş,göklerden gelen bir karar vardır;
Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır;
Yanmışsak külümüzden yapılan bir hisar vardır;
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.
Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır;
Yanmışsak külümüzden yapılan bir hisar vardır;
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.
"bütün eksikliğimiz, bir ilham. zindanlardan, savaş meydanlarından, dağ başlarından, şehir aralıklarından sızacak bir ilham, işte eksikliğimiz. susuzluktan çatlayan bir toprak gibi bu ilhamı beklemekte ruhumuz.
bir diriliş ilhamını beklemekte ruhumuz."
sezai karakoç
bir diriliş ilhamını beklemekte ruhumuz."
sezai karakoç
"günleri bıraktınız takvimlerle uğraştınız"
Gündemdeki Haberler