bugün
- ekşi sözlük referans17
- yeni partinin çerçeve yasa kararı10
- çocuğuna kendi ismini veren ebeveyn4
- mekke anlaşması20
- kürt sorunu4
- 2000 doğumlu kızlar4
- salaksın3
- burak kut3
- ey insan2
- yazarların para ödediği yapay zekalar7
- din ve ahlak5
- en gey özelliğiniz10
- dönen tekme atabilen sözlük yazarları7
- kod yazarken müzik dinlemek6
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde11
- merfulu11
- gammazlığı elinden alınan yazar15
- torpil peşinde koşan tip5
- spor olsun diye her yere yürüyen insan10
- tüm fake hesapların öbür sözlükten gelmiş olması2
- 10 ağustos 20262
- tang içen efsanevi nesil2
- yanlışlıkla gey olmak9
- anın görüntüsü11
- online 40 yazar ne yapıyor5
- tuvalete sıçımhane diyen kezo5
- hamferdi yazarlar3
- zall'ın çok meşgul biri olması6
- halk başkanlık sistemini istiyor9
- bir insanın muadilini bulmak5
- wc'ye telefonsuz girmek7
- günlük tutan erkek19
- dün fetö götü yalayanlar bugün apo götü yalıyor7
- erecto bey bay birader2
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz16
- mamut avlayıp ev geçindiren efsanevi nesil11
- gizli artılayan yazar3
- dudağında bir boyası eksik yuzır4
- rodrigo mora6
- bana gel film izleriz diyen erkek16
- gey erkeklerin buluşma noktası3
- pkklıların salıverilmesine uludağ sözlüğün tepkisi19
- sigaranın yanına çay kahve dışında alternatifler10
- recep tayyip erdoğan4
- her yerde sümkürebilen insan6
- en estetik meyveler2
- arda güler5
- kulağın pıtı gibi olması3
- kaybolan futbolcusu için müge anlı'ya çıkan takım2
- gratisin içini merak etmek8
aşk iki kişiyle yaşanır bu aşk değildir olsa olsa takıntıdır, dikkat edilmeli aşırı dozda olursa şizofreniye dönüşebilir.
hiç aşık olmamaktan* iyidir kimi zaman.
(bkz: yarrak gibi afedersin)
harbiden b*ktan bi durum. platonik aşkı yaşayana allah sabır versin. ama yine güzel bi duygu. aşk=acı değilmidir sonuçta.
öle bi duyguya aşk demek aşka haksızlık etmek olur aşk ki karşlıklı olursa aşk olan bi duyguyken...
bana göre karşılık beklemek veya umut etmek gibi duygulardan arınmış; insanın sadece karşı cinsine değil hemcinsine, ufak bir çocuğa, doğaya, sanata, kutsal değerlere ve buna benzer bir çok şeye hissedilebilinecek duygudur. en zararsız aşktır çünkü karşılıklı yaşanan aşk mutlaka bir gün acı verecektir.
tanınmayan birine karşılıksız olan aşktır. aşkların en sahicisi falan derler fakat karşıdan en ufak bir adım aldığında sönen aşkta odur. genelde en sancılısı tanınmayan bir kişiye olan platonik aşktır. karşısında ki kişiyi tanımadığı için kafasından ona göre bir karakter yaratan platonik aşık, aşık olduğu kişiyle yaptığı konuşmadan sonra kendini aldatılmış gibi hisseder. çünkü kendi kafasında yarattığı karakterle bir ilgisi yoktur ve bütün hayallerini yıkmıştır. bu durum en tehlikeli durumdur, bazı platonik aşıklar bunu kaldıramaz ve intikam almaya çalışır, bazıları ise görmezden gelir ve kafasında o aşkı yaşamaya devam eder. eğer tanıdığı, arkadaşı olan birine platonik aşıksa bu kişi o zaman platonik aşık değildir yani bir takım sebeplerden dolayı, örneğin; ortak özellikler, birlikte çok fazla eğlenme, kişinin çok güzel veya yakışıklı olması... gibi sebeplerden dolayı aşık olduklarını sanırlar. fakat genelde bunun sebebi yüksek dozda paylaşımlar yani depresyona falan girip diğer arkadaşlarının kafalarını inletmeye hiç gerek yoktur. bunu zaten bir başkasına aşık olunca anlarlar veya arkadaşlıkları sevgililik olayına dönüştüğünde. sonuç olarak platonik aşk tanınmayan birine olan aşktır ve nedeni ise bazı çekimlerden dolayı yıllarca bastırılan hayali bir kişiliği ete kemiğe bürüme isteğidir.
kaynak: kıçım.
kaynak: kıçım.
Belkide en güzel aşktır.En azından sen seviyorsundur,zaten sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.
en güzeli ve en kötüsüdür. yani herşeyin "en"lerini yaşatan duygudur.
ayrıca bir insanı "en" çok platonik aşıkken seversiniz. (birazda uzak olduğunuzu varsayıyoruz)
çünkü bir insana yakınken hatalarını, günahlarını, yalanlarını göre göre sevginiz azalır fakat uzaktan sevdiğiniz insan uzun zaman kafanızda hayal ettiğiniz o harika haliyle kalır.
ayrıca bir insanı "en" çok platonik aşıkken seversiniz. (birazda uzak olduğunuzu varsayıyoruz)
çünkü bir insana yakınken hatalarını, günahlarını, yalanlarını göre göre sevginiz azalır fakat uzaktan sevdiğiniz insan uzun zaman kafanızda hayal ettiğiniz o harika haliyle kalır.
insanı heyecanlandıran manyak bişeydir fakat gelip geçicidir.
öncelikle tanım: ilginç bir olay.
lise 3; manyak gibi öss'ye hazırlanıyorum. dersaneye de göndermişler beni zorla. aralık ayı. dersanedeki sınıfta bir kız var, ilk gördüğümde öylece bakıp geçtiğim ama eros'un beni sonradan kendisiyle imtihan edeceğini bilmediğim bir kız. derken ocak, şubat ve mart oluyor. dersanede haftada tek gün yapılan denemeler iki güne çıkarılıyor. öss kaygısı almış başını gidiyor. başlarda kızla aramızda olan soğukluk yavaştan kayboluyor, aslında onu biraz da havalı buluyorum, bi gıcıklık var belli. ama ne hikmetse merhaba dediğinde bir sıcaklık geliyor suratıma. kızartan cinsten bir sıcaklık. herhangi bir fikrime katıldığında kendimi dünyadaki en şanslı adam sayıyorum; gittikçe saçları, gözleri, gülüşü her şeyi güzel geliyor, ruhuma işliyor adeta. kendi kendime gülüyorum evde, o aklıma geliyor, sırıtıyorum. var bu işte bir hayır deyip uyuyorum. denemelerin haftada tek gün olduğu zamanlarda onunla karşılaşamıyorum ama ikiye çıkınca ve o da tek saate indirgenince pişti oluyoruz cuma akşamları. olur da o sınavdan erken çıkar, yetişemem korkusuyla aceleyle soruları işaretliyorum ve çıkıyorum dışarıya. numaradan bir iki soru kontrol ediyorum cevap anahtarından, gözlerim onu arıyor. gelen geçen bakıyor, garipsiyorlar, bu burada ne bekliyor diye soruyorlar gözleriyle. anlıyorum onları da ama sol tarafım bekle diyor. derken çıkageliyor, ona bakıp da gözlerimle rezil olmamak için hafif sola gidiyorum masada. bir ara gözüm ona kayıyor, sanki bana baktığını hissediyorum. yok yok, olur mu canım öyle şey? aklımın kabul etmediği o bizzat gösteriyor bana. geliyor yanıma ve diyor ki:
+ ya şu soruyu ne yaptın?
- ee, bak o şöyle olacak.
başlıyorum anlatmaya. heyecandan zangırdayan eller ve dizler zorla tutuluyor, o da sanki inadına daha da yaklaşıyor bana, dünya duruyor, herkes bizi izliyor.
eve güle güle gidiyorum, çünkü o bana o gün yaşattıklarıyla bunu zaten söylemiş oluyor, güle güle git. ayaklarımın evin yolunu nasıl bulduğuna şaşıyorum. annem açıyor kapıyı, sende bir iş var diyor, ona da gülüyorum. aslında o akşam hayatımda beni sinir eden ya da edebilecek hiçbir şey etki edemiyor üzerime.
aylar geçiyor, bendeki bende kalıyor, sınavlar bitiyor, tercih vakti geliyor. bir gün karşılaşıyoruz yolda, nasıl gidiyor diye soruyor bana. susuyorum, sen nasılsın diyorum. hava ve su konu bulmama yardım ediyor. dilimin ucunda o iki sözcük, diyemiyorum. içimde bir his var, uzun süre onu göremeyeceksin diyor, ona inat ediyorum ve gururumu sevindiriyorum. ben gidiyorum diyor, gel istersen işin bu taraftaysa. imkansızlığa inanmış bünyeyle yok işim diyorum, görüşürüz. hoşça kal demek lazım oysa, zira öyle bir veda bu. sonra araya şehirler giriyor, o ayrı mekanda ben ayrı mekanda.
lise 3; manyak gibi öss'ye hazırlanıyorum. dersaneye de göndermişler beni zorla. aralık ayı. dersanedeki sınıfta bir kız var, ilk gördüğümde öylece bakıp geçtiğim ama eros'un beni sonradan kendisiyle imtihan edeceğini bilmediğim bir kız. derken ocak, şubat ve mart oluyor. dersanede haftada tek gün yapılan denemeler iki güne çıkarılıyor. öss kaygısı almış başını gidiyor. başlarda kızla aramızda olan soğukluk yavaştan kayboluyor, aslında onu biraz da havalı buluyorum, bi gıcıklık var belli. ama ne hikmetse merhaba dediğinde bir sıcaklık geliyor suratıma. kızartan cinsten bir sıcaklık. herhangi bir fikrime katıldığında kendimi dünyadaki en şanslı adam sayıyorum; gittikçe saçları, gözleri, gülüşü her şeyi güzel geliyor, ruhuma işliyor adeta. kendi kendime gülüyorum evde, o aklıma geliyor, sırıtıyorum. var bu işte bir hayır deyip uyuyorum. denemelerin haftada tek gün olduğu zamanlarda onunla karşılaşamıyorum ama ikiye çıkınca ve o da tek saate indirgenince pişti oluyoruz cuma akşamları. olur da o sınavdan erken çıkar, yetişemem korkusuyla aceleyle soruları işaretliyorum ve çıkıyorum dışarıya. numaradan bir iki soru kontrol ediyorum cevap anahtarından, gözlerim onu arıyor. gelen geçen bakıyor, garipsiyorlar, bu burada ne bekliyor diye soruyorlar gözleriyle. anlıyorum onları da ama sol tarafım bekle diyor. derken çıkageliyor, ona bakıp da gözlerimle rezil olmamak için hafif sola gidiyorum masada. bir ara gözüm ona kayıyor, sanki bana baktığını hissediyorum. yok yok, olur mu canım öyle şey? aklımın kabul etmediği o bizzat gösteriyor bana. geliyor yanıma ve diyor ki:
+ ya şu soruyu ne yaptın?
- ee, bak o şöyle olacak.
başlıyorum anlatmaya. heyecandan zangırdayan eller ve dizler zorla tutuluyor, o da sanki inadına daha da yaklaşıyor bana, dünya duruyor, herkes bizi izliyor.
eve güle güle gidiyorum, çünkü o bana o gün yaşattıklarıyla bunu zaten söylemiş oluyor, güle güle git. ayaklarımın evin yolunu nasıl bulduğuna şaşıyorum. annem açıyor kapıyı, sende bir iş var diyor, ona da gülüyorum. aslında o akşam hayatımda beni sinir eden ya da edebilecek hiçbir şey etki edemiyor üzerime.
aylar geçiyor, bendeki bende kalıyor, sınavlar bitiyor, tercih vakti geliyor. bir gün karşılaşıyoruz yolda, nasıl gidiyor diye soruyor bana. susuyorum, sen nasılsın diyorum. hava ve su konu bulmama yardım ediyor. dilimin ucunda o iki sözcük, diyemiyorum. içimde bir his var, uzun süre onu göremeyeceksin diyor, ona inat ediyorum ve gururumu sevindiriyorum. ben gidiyorum diyor, gel istersen işin bu taraftaysa. imkansızlığa inanmış bünyeyle yok işim diyorum, görüşürüz. hoşça kal demek lazım oysa, zira öyle bir veda bu. sonra araya şehirler giriyor, o ayrı mekanda ben ayrı mekanda.
karşılıksız aşktır, belkide seven kişinin sevdigi kişiye söyleyemedigi aşktır.
gördüğün ama dokunamadığındır. konuştuğun ama anlatamadığındır. köşe bucak kaçtığın ama her seferinde görmek için binbir türlü oyunlar oynadığındır.
söylesem mi acaba deyip,dilinin ucunda sıkışandır.
ne kadar acı verse de varlığını yokluğuna tercih ettiğindir çoğu zaman.
söylesem mi acaba deyip,dilinin ucunda sıkışandır.
ne kadar acı verse de varlığını yokluğuna tercih ettiğindir çoğu zaman.
onu görünce farklı bir korku haline giriyorsanız platonik aşıksınızdır.
an itibariyle tecrübe etmeye yakın olduğum.
platonik aşk, platonik aşkı yaşayan kişi tarafından yaşanıp, istediği zaman bitirilmelidir. itiraf edilipte aşk yaşamaya başlarsa çift, hiç bir şey o eski heyecana erişemeyecektir. platonik aşkı yaşayan kişi hep o eski heyecanı arayacaktır. içinde ukte kalacaktır.
zor olan tatlıdır. ulaşılamıyor gibi görünen asıl heyecanlı olandır. daha sonrası hayal kırıklığı olur. aslında sevmediğini anlar kişi.
zor olan tatlıdır. ulaşılamıyor gibi görünen asıl heyecanlı olandır. daha sonrası hayal kırıklığı olur. aslında sevmediğini anlar kişi.
umutların, hayallerin ve beklentilerin boşa olduğunun bilincine varıldığı zaman insanı daha çok yıkan aşktır. kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hissettirendir. ardından bir tebessüm ve empati takip eder bunları. ama işte yolların bir türlü kesişmemesi, kalpteki o bahar havasını kasvetli kışa bırakır.
aşkın en güzel hali olmadığını profesyonel bir platonik aşık olarak kesinlikle iddia edebilirim. kendi kendini kandırmacadan ibarettir bu aşk türü. mazoşistliğin zirvesidir. insan sürekli gördüğü, aslında deli gibi aşık olduğu fakat günlük konuşmalardaki klişe laflardan öteye geçmeyen muhabbeti olan biriyle nereye kadar yaşayabilir.
sabah uyanınca güzel sesini duymak yok...
birlikte en azından bir sinemaya bile gitmek yok...
onun da seni sevdiğini bilerek sırıtan bir suratla uykuya dalma huzuru yok...
peki ne var?
sadece hayaller...
hergün nasıl olsa da konuşsam diye atılan kırk bin ve üzeri miktarda takla...
her hareketten olumlu ya da olumsuz bir anlam çıkarmaya çalışırken aküsü boşalan bir beyin...
ve gün geçtikçe onun sevgisiyle yeşermek yerine bir yanda çürümeye başlayan bir kalp...
ben derim ki, üstü kalsın.
sabah uyanınca güzel sesini duymak yok...
birlikte en azından bir sinemaya bile gitmek yok...
onun da seni sevdiğini bilerek sırıtan bir suratla uykuya dalma huzuru yok...
peki ne var?
sadece hayaller...
hergün nasıl olsa da konuşsam diye atılan kırk bin ve üzeri miktarda takla...
her hareketten olumlu ya da olumsuz bir anlam çıkarmaya çalışırken aküsü boşalan bir beyin...
ve gün geçtikçe onun sevgisiyle yeşermek yerine bir yanda çürümeye başlayan bir kalp...
ben derim ki, üstü kalsın.
çok sevdim be abi.
bir kahraman yaratırsın, bir masalın olur, yakışır da senin masalına. Fakat sükut-u hayal olur sonunda hep elde kalan.
ilkokulda and okunurken arkasına geçmektir. sınıfta arkasında oturmaktır. okula gitme sebebidir.
ortaokulda derslere dikkat verememektir. bütün arkadaşlarının haberi olmasına rağmen bir o bilmez.söylenemez ona.
lisede biri ona açılırsa onu dövmektir. deli gibi sevmektir. şiirler yazmaktır. ona açılmaktır. kabul etmese de ısrar etmektir.
üniversitede herşeyi ona göre yapmaya çalışırsınız. onun gözüne girmeye. onun dikkatini çekmeye. başkasına aşkım der birşey diyemezsiniz.
ve bu aşk iyice derinleşirse ; intihar sebebidir.
ortaokulda derslere dikkat verememektir. bütün arkadaşlarının haberi olmasına rağmen bir o bilmez.söylenemez ona.
lisede biri ona açılırsa onu dövmektir. deli gibi sevmektir. şiirler yazmaktır. ona açılmaktır. kabul etmese de ısrar etmektir.
üniversitede herşeyi ona göre yapmaya çalışırsınız. onun gözüne girmeye. onun dikkatini çekmeye. başkasına aşkım der birşey diyemezsiniz.
ve bu aşk iyice derinleşirse ; intihar sebebidir.
eğer aşık olduğunuz kişi sözlükteyse onu şukelaya boğmaktır.
değil yaşaması, söylemesi, yazması bile ne acı bu iki kelimeyi yan yana...
tadında yaşayacaksan yaşa, olmuyorsa da uzatıp da kendini üzme be kardeşim.
(bkz: #9317924)
tadında yaşayacaksan yaşa, olmuyorsa da uzatıp da kendini üzme be kardeşim.
(bkz: #9317924)
Hayal kırıklığıyla biter çoğu zaman.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar