bugün
- serenay sarıkaya'yı beğenmeyen erkek7
- era7capone ve antipanik aşkı6
- fatma betül sayan kaya57
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması5
- sözlüğün iyice camiye dönmesi3
- almanyadan gelecek akrabadan istenecekler11
- kendisiyle övünen insanlar15
- tr den sonradan gelmeler yüzüne imajın zedelenmesi9
- ai otomatik silmenin ayet silmesi3
- salyangoz2
- muhallebici açıyoruz isim önerileri13
- risale'i nurları neşretmek3
- türkiye33
- verdiği sözü tutamayan insan4
- türk esnafı2
- türk kızlarının genel özellikleri3
- futbol18
- yağmurdan sonra beliren korkusuz salyangoz sürüsü3
- amerika da köleliği kaldıran başkan5
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı38
- ne kadar yaşlısın16
- biraderi koşu bandında koşturmak2
- habersiz gelen misafir4
- ismet biraderin birader olması2
- stanley termos5
- queen ravenna adlı yazar10
- vermio'nun ağzına vermek2
- mütemadiyen silkelenen halk2
- uefa uluslar ligi8
- m r b'i r'a d'e r2
- tayt3
- düzenin bozulması2
- bir derdim var4
- zengin yapar çapkın olur fakir yapar abaza olur2
- karton toplayan çocuğa cin kabilesi göndermek5
- trt tarafsız olmalı13
- dişi cine musallat olan sözlük erkeği4
- arkadaşlar kahve fotolarımdan ne istiyorsunuz3
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması8
- yıldızlar2
- boşnak isimleri2
- nokia 3310 denince akla gelenler10
- simge sağın2
- alım gücü2
- asrın soygunu21
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- yağmur yağarken boş sokaklarda yürümek3
- ismet gurbuz4
- haftanın günleri2
- italya15
öncelikle tanım: ilginç bir olay.
lise 3; manyak gibi öss'ye hazırlanıyorum. dersaneye de göndermişler beni zorla. aralık ayı. dersanedeki sınıfta bir kız var, ilk gördüğümde öylece bakıp geçtiğim ama eros'un beni sonradan kendisiyle imtihan edeceğini bilmediğim bir kız. derken ocak, şubat ve mart oluyor. dersanede haftada tek gün yapılan denemeler iki güne çıkarılıyor. öss kaygısı almış başını gidiyor. başlarda kızla aramızda olan soğukluk yavaştan kayboluyor, aslında onu biraz da havalı buluyorum, bi gıcıklık var belli. ama ne hikmetse merhaba dediğinde bir sıcaklık geliyor suratıma. kızartan cinsten bir sıcaklık. herhangi bir fikrime katıldığında kendimi dünyadaki en şanslı adam sayıyorum; gittikçe saçları, gözleri, gülüşü her şeyi güzel geliyor, ruhuma işliyor adeta. kendi kendime gülüyorum evde, o aklıma geliyor, sırıtıyorum. var bu işte bir hayır deyip uyuyorum. denemelerin haftada tek gün olduğu zamanlarda onunla karşılaşamıyorum ama ikiye çıkınca ve o da tek saate indirgenince pişti oluyoruz cuma akşamları. olur da o sınavdan erken çıkar, yetişemem korkusuyla aceleyle soruları işaretliyorum ve çıkıyorum dışarıya. numaradan bir iki soru kontrol ediyorum cevap anahtarından, gözlerim onu arıyor. gelen geçen bakıyor, garipsiyorlar, bu burada ne bekliyor diye soruyorlar gözleriyle. anlıyorum onları da ama sol tarafım bekle diyor. derken çıkageliyor, ona bakıp da gözlerimle rezil olmamak için hafif sola gidiyorum masada. bir ara gözüm ona kayıyor, sanki bana baktığını hissediyorum. yok yok, olur mu canım öyle şey? aklımın kabul etmediği o bizzat gösteriyor bana. geliyor yanıma ve diyor ki:
+ ya şu soruyu ne yaptın?
- ee, bak o şöyle olacak.
başlıyorum anlatmaya. heyecandan zangırdayan eller ve dizler zorla tutuluyor, o da sanki inadına daha da yaklaşıyor bana, dünya duruyor, herkes bizi izliyor.
eve güle güle gidiyorum, çünkü o bana o gün yaşattıklarıyla bunu zaten söylemiş oluyor, güle güle git. ayaklarımın evin yolunu nasıl bulduğuna şaşıyorum. annem açıyor kapıyı, sende bir iş var diyor, ona da gülüyorum. aslında o akşam hayatımda beni sinir eden ya da edebilecek hiçbir şey etki edemiyor üzerime.
aylar geçiyor, bendeki bende kalıyor, sınavlar bitiyor, tercih vakti geliyor. bir gün karşılaşıyoruz yolda, nasıl gidiyor diye soruyor bana. susuyorum, sen nasılsın diyorum. hava ve su konu bulmama yardım ediyor. dilimin ucunda o iki sözcük, diyemiyorum. içimde bir his var, uzun süre onu göremeyeceksin diyor, ona inat ediyorum ve gururumu sevindiriyorum. ben gidiyorum diyor, gel istersen işin bu taraftaysa. imkansızlığa inanmış bünyeyle yok işim diyorum, görüşürüz. hoşça kal demek lazım oysa, zira öyle bir veda bu. sonra araya şehirler giriyor, o ayrı mekanda ben ayrı mekanda.
lise 3; manyak gibi öss'ye hazırlanıyorum. dersaneye de göndermişler beni zorla. aralık ayı. dersanedeki sınıfta bir kız var, ilk gördüğümde öylece bakıp geçtiğim ama eros'un beni sonradan kendisiyle imtihan edeceğini bilmediğim bir kız. derken ocak, şubat ve mart oluyor. dersanede haftada tek gün yapılan denemeler iki güne çıkarılıyor. öss kaygısı almış başını gidiyor. başlarda kızla aramızda olan soğukluk yavaştan kayboluyor, aslında onu biraz da havalı buluyorum, bi gıcıklık var belli. ama ne hikmetse merhaba dediğinde bir sıcaklık geliyor suratıma. kızartan cinsten bir sıcaklık. herhangi bir fikrime katıldığında kendimi dünyadaki en şanslı adam sayıyorum; gittikçe saçları, gözleri, gülüşü her şeyi güzel geliyor, ruhuma işliyor adeta. kendi kendime gülüyorum evde, o aklıma geliyor, sırıtıyorum. var bu işte bir hayır deyip uyuyorum. denemelerin haftada tek gün olduğu zamanlarda onunla karşılaşamıyorum ama ikiye çıkınca ve o da tek saate indirgenince pişti oluyoruz cuma akşamları. olur da o sınavdan erken çıkar, yetişemem korkusuyla aceleyle soruları işaretliyorum ve çıkıyorum dışarıya. numaradan bir iki soru kontrol ediyorum cevap anahtarından, gözlerim onu arıyor. gelen geçen bakıyor, garipsiyorlar, bu burada ne bekliyor diye soruyorlar gözleriyle. anlıyorum onları da ama sol tarafım bekle diyor. derken çıkageliyor, ona bakıp da gözlerimle rezil olmamak için hafif sola gidiyorum masada. bir ara gözüm ona kayıyor, sanki bana baktığını hissediyorum. yok yok, olur mu canım öyle şey? aklımın kabul etmediği o bizzat gösteriyor bana. geliyor yanıma ve diyor ki:
+ ya şu soruyu ne yaptın?
- ee, bak o şöyle olacak.
başlıyorum anlatmaya. heyecandan zangırdayan eller ve dizler zorla tutuluyor, o da sanki inadına daha da yaklaşıyor bana, dünya duruyor, herkes bizi izliyor.
eve güle güle gidiyorum, çünkü o bana o gün yaşattıklarıyla bunu zaten söylemiş oluyor, güle güle git. ayaklarımın evin yolunu nasıl bulduğuna şaşıyorum. annem açıyor kapıyı, sende bir iş var diyor, ona da gülüyorum. aslında o akşam hayatımda beni sinir eden ya da edebilecek hiçbir şey etki edemiyor üzerime.
aylar geçiyor, bendeki bende kalıyor, sınavlar bitiyor, tercih vakti geliyor. bir gün karşılaşıyoruz yolda, nasıl gidiyor diye soruyor bana. susuyorum, sen nasılsın diyorum. hava ve su konu bulmama yardım ediyor. dilimin ucunda o iki sözcük, diyemiyorum. içimde bir his var, uzun süre onu göremeyeceksin diyor, ona inat ediyorum ve gururumu sevindiriyorum. ben gidiyorum diyor, gel istersen işin bu taraftaysa. imkansızlığa inanmış bünyeyle yok işim diyorum, görüşürüz. hoşça kal demek lazım oysa, zira öyle bir veda bu. sonra araya şehirler giriyor, o ayrı mekanda ben ayrı mekanda.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar