bugün

/114
sahibi olduğumdur. sevdiğimin, eşimin, hayattaki en önemli varlığım karımın gözlerinde gördüğüm huzurun bana yansıma halidir.
Yakaladigin an kacan illettir. Ibne gibi pust gibi bir seydir.
an da olandır.
şiddetli baş ağrısıyla uyuduğunuz bir gecenin ardından..sabah sıfır başağrısıyla uyanmak.
"hiç yok galiba" diye düşünmeye başladığım duygu...
eski bir dostu görmektir mutluluk, sevdiğin bir şakıyı uzaktan duymak ve kulak kabartmak. mutluluk hücrelerin yenilenmesidir. 1 aylık üzüntüye kedere tek bir gülümseme ile son verecek yegane duygudur mutluluk. Mutluluk kimi zaman yıllarca arayıp da bulamadığın birini rüyada bile olsa gördüğünde, gününün iyi geçmesini sağlar, yani mutlu olmak için hayal etmek, hayalini görmek bile yeterlidir bazen.
mutluluk sevdiğinle zamanı süresiz unutmaktır
mutlu insan çoğunlukla iyimser olur
olayları pozitif yönleriyle algılar ve yansıtır
çocuksudur
çocuksu olduğu için de coşkuludur
mutlu insan kendi iş dünyası ile birlikte çevresine pozitif enerji yayar
böylece çevresindeki insanlar mutlu olur.

hasan sarp
sürekli resim edilmek istenen duygu. *
başrollerini murat han, özgü namal ve talat bulutun paylaştığı altın portakallı dram filmi.
adıyla süslenmiştir.
bu alemde ulaşılması imkansız olandır ve artık "arayışı" tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.

şöyle ki ;

******
Asrın Sahte Tanrısı : MUTLULUK

Uzunca bir zaman sonra , hüzünbaz sonuçlara teşne bir arayışın ve hep – yanlış kapıların çalınmasından mütevellit - kapıların yüzümüze kapandığı bir sürecin kara kalem çalışmasını yapmaya niyetlendim : MUTLULUK.Hani şu meşhur “yüz kişiye sorduk” anketlerinin , aile içi sohbetlerin , akraba ziyaretlerinin temel de dönüp dolaşıp y-apışıp kaldığı nokta…Hani başarı öykülerimizin , makyavelist felsefelerimizin , hayvani zevklerimizin nihai hedefi.Ulaşılamaz bir kavram olmasından ötürü , bu niyetin ne yazarına ne de okuruna mevzu bahis kavramı vaadetmediğini şimdiden belirtmek de fayda var diye düşünüyorum.

Mutluluk için “bozulması ve sonlanması mümkün olmayan , sürekli ve doyurucu bir esenlik halidir” diye yazar kişisel ve aciz çıkarsamalar sözlüğümde.Dolayısıyla “mutluyum” diyen insan ,daha en baştan “faniliğini” yadsıyordur ve muhtemelen maddi-manevi sarhoşluk içerisinde kendi başına , dolayısıyla mutluluk sürecinin üzerine düşebilecek tehlikeleri görmüyordur.insan mutsuz olamıyorsa zekası yüksektir gibi bir basitlik limanına demir atmayacağım elbette ,lakin kişinin söz konusu durumundaki eksiklikleri , gelecekte gerçekleşmesi muhtemel sorunları ve sorumluluklarını gözden kaçırıp , görmemezlikten gelebildiği müddeçte mutlu olabildiği ya da öyle zannettiği toplumda sıkça gözleyebildiğimiz bir gerçektir.Öyleyse mutluluk “fani yaşamda” elde edilmesi imkansız bir kavramdır.Dolayısıyla genelin mutluluk diye adlandırdığı şey “geniş bir süreçte sorunsuz olarak haz duymaya devam etme halidir.”

“Dünyanın bir hologram olduğu” ya da “herkesin ayrı bir dünyayı gördüğü” düşüncelerine atıf yaparak bir üstteki kişisel ve soyut tanımlamaların kişiden kişiye değişebileceği ve asla ortak bir tanım-tarif bulamayacağımızı da tartışabiliriz.Ancak hepimizin müşterek noktası , su götürmez bir gerçektir : Mutluluk arayışı…Arkadaş edinmede , akrabalarla iyi geçinebilmede, ana baba sevgisinde-ilgisinde , eğitim görmede , kariyer yapmakda , çevre edinmede ve tabii ki satın alma davranışında pek çok etkenden bahsedilebilse de asrımızın ilk ve en büyük payını “mutluluk arayışı” alır.

Ailesinin tavırları ve düşünceleri mutluluğuna sebep olmuyorsa kişinin ailesine duyduğu muhabbet azalır hatta söner.Arkadaş çevresinde yaşadıkları , konuştukları artık ona mutluluk vaadetmiyorsa “yıldızlarımız artık barışmıyor”a döner süreç…Uğruna canını verebileceği söylemini fikirden bağımsızca , hatta amiyane tabirle “ciğerden” haykırabilen gencimizin “aşkı”, sevgilisinin onu “mutlu kılabildiği” kadardır.”Sebepsiz ve bilinçsiz” bağlanma ve kendinden geçip “O”nda “bir” olma arzusu olan , yürekten dolup taşan aşk , “yürümüyor artık” bahanesine sığınıverir…Mesleğine veya idealine sıkı sıkıya bağlı olan er kişi , işinden istediği mutluluğu alamamaya başlayınca , idealinden umduğu mutluluk hissine varamayınca “yanlış seçim” yaptığından dem vurur.Yediği ,içtiği eski mutluluğu vermeyince “tadı bozulmuştur” , aldığı araç – mutluluğun bu aşamada toplumsal popülariteye endeksli olmasından dolayı - “eskimiştir” , kıyafetlerinin “modası geçmiştir”.”insanlık!” diye seslendiğimizde , -”başım belaya” girer diye de cevap vermeyenlerle birlikte- muhatap bulamadığımız şu “imaj” dünyasında aşklar , dostluklar ve hatta aile için bile “moda,tat ve seçim” sözcüklerinin kullanılabilirliği de ayrı bir trajedinin konusudur.

Aşkta , ailede , dostlukta , işte , idealde ve satın almada – tüketmede en önemli , kimi zaman yegane ölçütün “mutluluk” olması öncelikle söz konusu kavramların sorgulanmasını gerektirir.Sebeplerle bitebilen duyguya aşk denebilir midir ? Tanım üstü aile bağları -bir üstadın tabiriyle : “gönüllerin değil yalnızca bellerin döllenmesi” – sonrası oluşan yapay ve biyolojik bağlılıklara mı mahkum kalmıştır ki “sönmeye , parçalanmaya” layıktır ? Kişisel mutluluğa dayalı olan amaç “ideal” olarak adlandırabilecek kadar düştüyse , “idea” dan değil hazdan güç alıyorsa ona ideal demeye dil varır mı ? “Doygunluk arttıkça , değer azalar” şeklindeki marjinal fayda teorisinden hareketle bizi “doyurmaya” adadığımız eşyalar , giyecekler , konutlar , mekanlar atılmaya, eskimeye mahkumken , “o bana ait olmalı” hırslarının ,manasızlığı apaçık değil midir ?

Arzularda, ilişkilerde, bağlarda , gönle dair mülazahalarda “mutluluk ” mevhumunun bu kadar ön plana çıkarılması , öte yandan imani , ahlaki ve toplumsal değerlerin gözardı edilmesi ; vefanın,fedakarlığın ,haktan feragatin,adaletin prosedür hükmüne düşmesi ; kendinden vazgeçerek “O’na ve O’ndan ötürü” olanlara adanışın lafza bile dahil olamayaşı , mutsuz olmayı bir an olsun göze alarak düşündüğümüzde , “eski çağ putları” , “seküler tanrılar” canlanır gözümüzde.

Nietzche kadar ileri gidip – toplumda inanç ve ahlak kalmadı mealinde söylemiş olduğunu düşünürek - haşa “Tanrı öldü” demek “O”ndan umudu kesmektir.Lakin pek de farkına varmadığımız süreç gittikçe yaygınlaşmakta ve yaygınlaştıkça “görünmez,dokunulmaz ve sorgulanamaz” bir boyuta yükselmektedir.

Evet , yazık ki , bütün bir toplumun “gizli açık arayışlarını” tahlil ettiğimizde “Mutluluk” kavramının-hissinin tanrılaştırıldığını söylebiliriz , önce “imani ve ahlaki değerler” deyip “gerektiğinde hazdan geçip hüzne gark olmayı” da gerektiren “saadet” konusu müstesna…Beni meseleyi manipule etmekle suçlayanlarınız olacaktır belki , lakin “her günahta şirke giden bir yol” olması kavramının “yeniden ve yeniden” düşünülmesini nacizane tavsiye ediyorum.Allah buyruklarını ve yasaklarını “çiğneyip” geçişimizdeki en büyük unsurun “mutluluk arayışı” olduğunu göz önüne getirdiğimizde ortaya karanlık bir tablonun çıkması kaçınılmaz oluyor.

“Değerlerden ve inanç sistematiğinden” arındırıldığında ortada bir başına kalan “kimyasal aktivitenin” ve “egonun hayvandan aşağı düşerken yaşadığı başkalaşımın” tanrısallaşma noktasına “yükseltilmesi” , “gönle yer vermeyen şeytani mantığın hüküm sürdüğü kişililiklerimizin” ve “düşünmeyen bir toplumun” dramatik resmidir.

“Allah sevgisi” ve “değerler manzumesi” peşinde koştuğunu iddia edenlerimizin bile “mutluluk putunu” da “o ulvi yola” dahil etmeleri yse sözkonusu trajedinin en can yakıcı kısmıdır.ibadetlerinden “haz” alamadığı için buhrana düşenlerimiz , “duasına cevap alamadığı” düşüncesiyle vazgeçenlerimiz , hatta “imani esasların mutluluk sebepleriyle ters düşmesinden yakınarak” “müslümanlığın asra -uydurulamamasına-” kızanlarımız “umulur ki farkında olmadan” “şirkin” pençesinde can çekişmektedir.

Çözüm olarak , “mutluluğumuzu” bozduğu için sürekli kaçtığımız “düşünme” işlemini görüyorum.Düşünürsek kavramların olması gerektikleri yerlere oturacağı , tefekküre devam ettikçe “düşsel rahatlama hissiyle” ”O’na ulaşma arzusu” arasındaki farkı idrak etmede ilerleyebileceğimiz kanaatindeyim.

Baki bir ruhun , bekaya ulaşma arzusunu , fani bedenin arzularına kapılarak ve yaşadığı “bedensel uyuşmaya ve ruhsal hayvanileşmeye” “mutluluk” adı vererek yaşamaya devam etmesi üzerine tenkitlerimiz de fuzuli bir girişim olarak kalakalacak belki ama “durmanın ve düşünmemenin” hesabına çekilmekten berat ederiz belki…

Düşünerek ilm etmek , ilmi gönle aktarıp sabırla tefekkür etmek , ve nihayet Allah’ın lütfuyla eyleme geçmek duasıyla…
kaynak : http://www.haykiri.com

****
zenginde de fakirde de...
uzunda da kısada da...
şişmanda da zayıfta da...
vs...
varsa aynı olan şey.

zenginin mutluluğu ile fakirin mutluluğu aynıdır.

örnek: yeni alınan ferrarisine sevinen zengin piçin mutluluğu ile yeni alınan lastik ayakkabısına sevinen garibanın mutluluğu aynıdır.
* *
yalanların b/en kokan kısmının avuntusundan ibarettir mutluluk kavramı.
Küçük şeylerle yetinebilenlerin kolayca yakalayabildiği aslında bulunması hiç de zor olmayan, yüzünde güller açtıran ve hiç şüphesiz her insanın sahip olmak istediği duygu.
hem çok zordur hem de çok kolaydır. kimi insan her şeyden mutlu olur, kimi insan sadece isteklerine sahip olunca. ama mutluluğu yakalayınca bu iki tür insan da aynı yolun yolcusu olmaktan kaçamaz. bu yüzden mutluluk herkesi aynılaştırır, benzetir.
Mutluluk; internetten bira fm dinler iken her içtiğin birada, içtiğin bira kadar sağdaki bardağı boşaltıp doldurmaktır.
(bkz: the cake is a lie)
bazen bir papağanla ötüşmektir.
uzak olandır bazen, en uzak.
"Mutluluk diyordu adam,her konuda tekrara düşecek kadar rahat olmak ."

cemal süreya
gözlerinden yaş geliyorsa gülerken; mutlusundur demektir.
bir ânın diğerini kovaladığı ama bunu farketmediğiniz zaman dilimidir.
(bkz: ve mutluluk öldü)
başkasında/başka şeyde arandıkça bulunamayacak olandır.
gecenin göründe mola veren otobüsle yazlığa gidiş sırasında alev alev yanan susurluk tostu + ayrandır.

nevizade çıkışı balık pazarındaki midyedir.

midye sonrasında meydanda atılan 2 ıslaktır.

eski sevgiliyle tercihlerin açıklanmasıyla 9 aradan sonra tekrar konuşmaya başlamaktır.
© copyright 2005 - 2026