1. 1.
    -içinde karamsarlik olan kişi, karamsar olmak olayının kahramanı olma durumu. hiçbir şeyden mutlu olmama, her şeyi en kötüsünü akla getirme saplantısından muzdarip kişi.
    -polyana'nın mutlu etmek için en çok uğraştığı kişi.
    3 -1 ... asiti kaçmış kola
  2. 2.
    (bkz: pesimist)
    1 ... italiano
  3. 3.
    (bkz: bedbin)
    1 ... yasak merve
  4. 4.
    ufku dar, ayakları havada iyimserliğe karşı bazen gerçekçi olabilendir.
    2 ... zibende
  5. 5.
    hayatın hangi kapısına gitse yüzüne kapanmış, hayalkırıklığı içinde, kendisinin bile ne olduğunu bilmediği birşeyler bekleyen insan. üzgün, bomboş.
    2 ... legend of the stranger
  6. 6.
    (bkz: yedi numara dizsindeki asiye)* *
    ... fuzuli
  7. 7.
    bardağın her zaman boş tarafını gören, ülkenin gidişatından sürekli şikayet eden şahıs.
    ... legend of the stranger
  8. 8.
    Her günün, bir önceki günden kötü olduğunu ve bir sonraki günün de daha kötü olacağını düşünen umutsuzluk timsali varlık.

    Kendimi tanımladım sanki. Daha çok gerçekçi olduğumu düşünsem de karamsar olduğumu reddedemeyeceğim. Birkaç dakika önce indiğim otobüste yanımda oturan gencin -yüksek sesle dinlemek suretiyle- benimle paylaştığı müzik tırmalıyordu beynimi. Halbuki bu şarkıyı çok defalar dinlemiştim. Ama beni hiç bu kadar düşündürmemişti. ''Bir bar taburesi üstünde, babamın öldüğü yaştayım.'' diyordu. Bugün babam atmış üçüne bastı. Peki ben atmış üçümü görebilecek miyim? Dünya o zamana kadar var olacak mı? insanlar bu hızla birbirlerini öldürürken, doğayı katlederken dünya dayanabilecek mi o kadar yıl daha? Kaderlerimizle ne kadar kolay oynuyorlar? insanın çıldırası geliyor.

    Düşüncelere dalmış yürürken eve yaklaştığımı fark ettim. Sigaram bitmişti.
    - Selamünaleyküm.
    - Aleykümselam. Buyur.
    - Bir kısa lark, bir kısa samsun.
    - Tabi.

    Her paket alışımda olduğu gibi sigarayı bırakmayı düşündüm. Ama her seferinde olduğu gibi paketi açıp sigaradan bir nefes alana kadar sürdü. Sigara içmek için bir sebep bulamıyordum aslında. Ama bırakmak için de bulamıyordum işin garibi. Babam için de almıştım bir paket. Onun da bitmiştir sigarası.

    Eve girdiğimde keskin bir koku hissettim. Bitmek üzere olan sigarayı evyede söndürüp, kokunun kaynağını aramaya koyuldum. Balkondan geliyordu. Balkonun kapısını açtım ve sandalyenin altında yatan kargayı gördüm. Ölmüştü. Epey de olmuştu üstelik. Ne zamandır çıkmıyordum ki bu balkona? Bir ay? Daha mı fazla? Hiçbir fikrim yoktu. O anda yapmam gereken şey sadece cesetten kurtulmaktı. içerden biraz gazete aldım ve karganın cansız bedenini iyice sardım. Bu sırada apartmanın köşesinde duran konteyner gözüme ilişti. Buradan atabilir miydim acaba? Üşengeçlikte sınır tanımayan ruhum, kandırmaya çalışıyordu beni. Ve başardı da. Bir torbaya koyduğum cesedi, kolumun etrafında iki kez çevirerek fırlattım. Poşet havada süzülürken kendimi topu son saniyede elinden çıkarmış ve sayı olursa takımına maçı kazandıracak oyuncu gibi hissettim. Poşet önce konteynerin kenarına çarpıp parçalandı, sonra içine düştü. Sayı olmuştu fakat komşularım biraz rahatsız olacaktı. ''Aman, kediler de bayram edecek.'' Ben ve umursamazlığım.

    ***

    Balkonu alelade temizledikten sonra, içeri, babamın odasına yöneldim. Babam annemi kaybettiğimiz kazadan sonra felç olmuştu. Konuşamıyordu. Belden aşağısı da tutmuyordu. Elleriyle yapabildiği tek şeyse sigara içmekti.

    Yine yüzünde o anlamsız ifade vardı. Artık hiçbir şey bilmiyordum ruh hali hakkında. Sigara içtiğinde -belki de dumandan- parlayan gözleri dışında, ne mutluluğa ne mutsuzluğa dair en ufak bir belirti yoktu yüzünde. Fakat her şeye olduğu gibi buna da alışıyordu insan. Alışmıştım ben de. Bir ihtiyacı olup olmadığını sordum. Kafasıyla hayır işareti yaptı. Paketini açıp bir sigara yaktım. Ve eline tutuşturdum. Yatağına ve yastığına dökülmüş olan külleri topladım. Bir isteği olursa zile -otel resepsiyonlarında olan cinsten- basmasını hatırlattım. Ve odama döndüm.

    Televizyonu açmamla küfretmeye başlamam nerdeyse aynı saniyeye tekabül etmişti. Savaş, cinayet, hırsızlık, seviyesizlik... Evrende acaba insan kadar aciz bir varlık var mıydı acaba? Ne gibi sebepler olabilirdi ki bu kadar insanı katletmek için? Petrol, para, güç, hırs... Peki bunlara sahip olmayan ve sahip olmak da istemeyen insanlar niye dur diyemiyordu buna? Birilerini daha iyi öldürmek için silah geliştirmenin adının teknoloji ve ilerleme olduğu bir çağda yaşadığımızı düşündüm. Ne kadar gülünç. insanları öldürmek için ''vatan, millet aşkıyla'' bir araya getirilmiş insan toplulukları -namı diğer ordular- geldi aklıma. Ve halklarının oylarıyla seçilmiş siyasetçiler. Ne kadar muğlak bir sistem. Savaşın başka bir nedeni olabilir mi diye düşündüm. ''A'' ülkesinde doğmuş insanlar, ''B'' ülkesinde doğmuş insanlara tarihin getirdiği bir kin, bir nefret besliyor. Birbirlerini bir kaşık suda boğmak istiyorlar. Neden? Tahammülsüzlük. Hoşgörüsüzlük. Din savaşları geldi aklıma. Beynimi çatlayacak gibi hissediyordum. Benim gibi düşünen birileri daha var mıydı acaba? Düşündüklerimin mantıklı olduğuna o kadar emindim ki. Fakat bir o kadar da insanların değişmeyeceğine. Babamın çaldığı zil dünyaya geri dönmemi sağladı.

    Kalktım ve odasına gittim. Tuvalete gitmek istediğini işaret etti. Onu tuvalete götürdüm ve sonra odama çekildim. En iyi yaptığım şeyi yapmak için. insanlığın en iyi yaptığı şeyi yapmak için. Uyumak.
    3 ... bir tutam ot
  9. 9.
    karamsar
    2 ... pembecoraplikiz
  10. 10.
    her yeri karaya boyayan kişi.
    ... yagmurr prensesi