/245
iktisadi büyüklük açısından dünyada otuzdördüncü, nüfus açısından belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre avrupa'da birinci, dünyada ise şangay'dan sonra ikinci sırada yer almaktadır.

(bkz: kavgamızın şehri)
bir zamanlar ben ile sevdiğimi ayıran şehir.
neymiş efendim farklı şehirlerde ask olmazmıs.
ama bekle beni istanbul ve o istanbul daki sen çok az kaldı intikam zamanına.
diğer iller kötü diye söylemiyorum yanlış anlaşılmasın ama hakikaten tüm şartlar değerlendirildiğinde türkiye'de yaşanacak tek şehir.
türkiye'nin birçok iline gittim. oraların da kendine has özellikleri ve dahi güzellikleri var. ama bu maalesef kararı en yaşanılacak şehrin istanbul olduğu hakikatini değiştiremiyor.
tarihiyle, imkanlarıyla, doğasıyla, havasıyla, trafiğiyle, tinercisiyle, çingenesiyle.. hepsiyle birden anlam kazanan şehir.
Yine mükemmel bir kapalı havayla karşılladı sabah uyanınca. Lan hep hava böyle karanlık olsa güneş aydınlatmasa keşke. istanbul un en güzel hali bu.
bayrama rağmen pis trafiği devam eden insanların winrarı şehir.
bayramın ilk günü sabah erken saatlerde adeta bir hayalet şehir gibiydi.
"hayal kırıklığı"nın başkentidir:

https://www.youtube.com/watch?v=9oS0TDiordk
kodumun şehrinde trafik yüzünden memleketime 5-6 saatte varmam gerekirken 10 saatte vardım.
nefret edilen şehirdir.
Lanet edilen, nefret edilen, katlanmak zorunda kalınılan, bataklık gibi, katran gibi, b.k gibi şehir.
Yarın itibariyle anadolu'dan yoğun bir göçün yaşanacağı şehir.

(bkz: kurban bayramı)
taşı toprağı altın değil bildiğin pislik kokan, işsizliğin max ücretlerin min olduğu , trafiği hengamesi bitmeyen, çarpık kentleşme de cabası, nüfus mübadelesinin şart olduğu, kalabalıktan boğan sinir bozan şehir. He bide bizden çok turistler mesken tutmuş. Biz pisliğini onlar sefasını sürüyor.
Güzide şehir, şehrim.
Aşktır istanbul. Her yağmurda şair eder insanı.
arkadaş, varoşta oturup da: "çok seviyorum", "hayallerimin şehri", "anlatılmaz yaşanır" diyenler yok mu, tilt oluyorum. zannedersin 5 kuşak öncesinden istanbullu. boğaz'da yalıda yaşıyor. *

trafiği bir dert, kalabalığı bir dert, pahalılığı bir dert şehir işte. neredeyse tüm türkiye'nin indirgendiği ticarî başkent.

ömür törpüsü.
istanbulda yaşamak için eğitim alınmalı. trafiğiydi malıydı koşuşturmasıydı derken aklını kaybediyor insan. 20milyon kişi göt göte yaşıyoruz ufacık yerde şehir planlamasına acil ihtiyaç var.

bunlar yüzünden güzelim şehrin tadı çıkmıyor.
bir zamanlar çok çok güzel olduğunu düşündüğüm -koruduğu birkaç bölge dışında- çoğunlukla rant için olmak üzere tahrip edilmek suretiyle içine edilmiş güzide şehir.
beşiktaş, şişli ve kadıköy'dür. gerisi hikaye.
Dünyada eşi benzeri olmayan harika değerler taşıyan bir kentin nasıl berbat edilebileceğinin resmi olan bir kenttir.
Nasil burnumda tutuyor nasil,bi bahane ariyorum kac yildir,bi deliligim tutsa basip gidecegim.kadikoyde bi cay icip hatiralara goz kirpacagim,her vapur sesinde aglayacagim,istiklali bastan asagi yuruyecegim.ah bi gidebilsem huzur bulacagim.
Ne sensiz oluyor ne de senle. Ama gene de sen de kalmak istiyor insan işte.
tüm kirliliğine, kirletilmişliğine rağmen rüyalarımın şehri. türkiye'nin ikinci başkenti. bir yandan kalabalığı, trafiği, toplanmayan çöpleri, izbe yapıları, çarpık kentleşmesi ile, diğer yandan boğazı, denizi, rakısı, balığı, kız kulesi, rumeli hisarıyla çelişkiler şehridir.ama en çok puslu havasını severim. güneşli günlerden ziyade bulutlu, kasvetli havayı yakıştırırım ben istanbul'a. böyle havalarda eski eserleri de eski semtlerin daracık sokakları da gözüme film platosu gibi görünür.
çoğu insan için mecburiyettir. alınan göçlerin etkisiyle betonlaşma ve yenileme projeleriyle içerisine edilen şehirdir. alt yapı eksiklikleri. binaların dikilip yolların düşünülmemesiyle ulaşım sorunu her daim var olmuştur. gerçi bu ülkemize bir özgü bir özellikti. fakat bundan istanbulda nasibini almıştır işte.
başlı başına bir rüya içinde dünü bugunü yarını barındıran muhteşem metropol.
Bir teyze tabiriyle "Yakında patlayacak bu şehir oğul" denilen şehir.
Bu patlama fiziki bir patlama olmasa da başka bir şekilde gerçekleşmesi mümkün olandır.
Zira, hergün aynı otobüsü paylaştığım insanların ilk işi otobüse binip derin bi of çekip, bikaç dakika geç kalan otobüse, yatağından istemediği halde kalkmasına yada herhangi bir şeye sövmekle devam ediyor. Suratlar hep asık, söylenmeyen memnuniyetsizlik diz boyu, metrobüs denen über teknolojik alete binmek için ciddi bir kuyruğa girmeniz gerek, ofise gidersin para için patronun küfürlerini aşağılamalarını gülerek gören yavşaklara bakarsın sen onlardan daha çok dertlenirsin, patronun para verdiği için seni haftasonu, gece vs demeden her an arayıp iş isteme lüksüne sahip hisseder...
belki bu şehire özgü değil ama bu şehirde daha fazla hissediliyor sanki. Hemen hemen herkes durumundan memnun değil, kimileri dün mehmet pişkin gibi bu hayata son vererek, biraz cesareti olan bu şehirden kaçıp mandıra filozofu edasıyla yaşamaya devam ederek, kimileri de onursuzca çoluk çocuğuna patlıyor.
Yani teyzemiz bi yerde haklı çıkıyor.
Neyse kimin belirlediği belli olmayan zamana göre 8 dakika işe geç kaldım, daha fazla uzatmadan gideyim en iyisi.
© copyright 2005 - 2026