bugün
- teomancalmasur15
- türkiyeliyim ve mutluyum15
- sözlükte aksiyon ve sataşma5
- tarih dizileri6
- okulda zil çalmasının gereksizliği4
- mevsim değişmesinin kombinlere etkisi5
- kudüs üç semavi din için önemlidir11
- jeffrey epstein7
- yeni parti4
- kızların yara izi olan erkeklere bayılması4
- ak partiyi savunan dayılar10
- atam tayyip erdoğan'ı eleştirip prim kasmak3
- türk solu12
- aliyev'in türk devletleri zirvesi ne katılmaması6
- azgınlıktan bayır domuzuna dönmek3
- nervio13
- simko35
- kel ve at kuyruklu kötü adam6
- sikiyi mikiyi gırarsın2
- sözlük kızıyla kavga eder misiniz5
- bir kızın peşinde koşan erkek sayısı5
- rafael leao'nun sürekli gülmesi3
- motorun yatak sarması6
- hangi hogwartz binasını temsil ediyorsunuz2
- sözlükçü kızların tam bir sazan olduğu gerçeği4
- nutellayı memelerine sürüp ikram eden kız14
- atatürk ü abartmaya gerek yok2
- yazar donuzlayan erkek gizli eşcinseldir7
- fransız arabalarının aşırı dandik olduğu gerçeği6
- üçler yediler kırklar11
- 30 ekim 2026 adanaspor kırıkkalespor maçı4
- sibel can'ın nutellalı memeleri6
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor19
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi21
- ömer üründül ün galatasaray başkanı olması5
- insan doğuştan iyi midir17
- devlet bahçeli2
- smile 33
- sözlük kızlarının bir işe yaramaması7
- call of duty filmi3
- borsa 10 000 lere gidebilir mi3
- patrick stewart5
- ismet'i aklınoksan efendi4
- fenerin yeni hocası kim olacak6
- anın görüntüsü15
- popo silerken dikkat edilmesi gerkenler3
- 29 ekim 2026 kapadokya peribacasının çökmesi4
- sevgilinin iri ve dolgun göğüslerini özlemek3
- yarınlar yokmuş gibi sallamak3
- balık yanına en yakışan çorba11
lan oğlum evi neden değiştiriyorsunuz.
ne şahane 70 ler ambiyansı vardı.
ne şahane 70 ler ambiyansı vardı.
içi dolu espriler var keyifle izliyorsunuz ben 1 bölüm izledim gerisini boş zamanımda izleyeceğim.
4. sezonu 31 mart tarihinde yayınlanmaya başlanacak olan güldürücü dizi.
özellikle beyaz yakalılarda aşırı bir heyecan hakim.
özellikle beyaz yakalılarda aşırı bir heyecan hakim.
3x5'te masayı kurmaya çalışılması üzerinden karakter inşasının anlatılışı mükemmeldi. feyyaz'la aynı yaşlarda biri olarak tam olarak aynı şeylere kafa yormakta olduğumuzu fark ettim. belli ki entelektüel faaliyetin özellikle bu yaşlarda çıkıp çıkabileceği tek nokta var; karakter inşası.
o kendini senden daha özgür tahayyül eden, sana bi türlü tam anlamıyla ikna olamayan, ikna olsa dahi bunu üst perdeden kabullenir bi tonda sergileyen halının altına süpürülmüş o büyük ilk aşk,
serbest bırakıldığında adeta toplumsal hayattan bihaber bir pure bir hayvanmış gibi davranan ancak esasında senin en güzel halin olan o alt benlik,
seni kaygılara sürükleyen, üzerinde sürekli eleştirel bi göz tutup esasında kendi karakter inşasında senden faydalanan ama bunu da oldukça maharetle yapıp aslında seni düşünüyormuş gibi davranabildiği için bi türlü vazgeçemediğin en yakın arkadaşlar.
bunların hepsine siktir çekip içinden geldiği gibi davrandığı yakaladığın o geçmişteki, memleketten ayrılmamışlıktakine çok benzer huzur hissi...
hepsinden bende de var be yılmaz'ım, yalnız değiliz şu hayatta.
mesela bölümün ortasında bi sahne var; ilkkan masayı kurmakta geç kaldıkları için kızıyor, ersoy masayı kurmaya bi gerek olmadığını söylüyor, ilkkan; "bu masadan hiçbirimiz memnun değildik ama sesimizi çıkarmaya götümüz yetmedi, herkesin masası böyle dedik, uğraşmadık", yılmaz; "hayır nesi kıytırık bizim masamızın, iyi kötü bugünlere geldin sen"... *
35 yaş sendromunu güzel anlatmış. ortalık kan revan, herşeyin tam yerine oturmaya başladı başlayacağı bi zaman... 20 yıllık planların ilk meyvelerini vermeye başladığı, masa bi rahat dursa geleceğin çok güzel inşa edilebileceği zamanlar. ama masa durmuyor, gel benle uğraş, beni iyileştir, daha güzeliyle değiştir diyor. yılmaz'ın içgüdüsü bi dur gözünü seviyim, şimdi hiç sırası değil diyor.
bi sahnede tolga diye bi karakter var eve gelen misafirler arasında; 50'lerden fırlamış genç bi adam. ilkkan diyor ki tolga evlenmekten vazgeçti yılmaz, yılmaz "ne diyosun" diye sevinip heycanlanıyor tolga'ya sarılıyor, yüzünü bi rahatlama ifadesi kaplıyor, "çocuk yook, torun yook" diyor yılmaz, ilkkan tolga yılmaz üçü sarılıyor... tolga yılmaz'ın dedesi, sahne yılmazın hayatta olmama isteği, intihar eğilimi. bunu da ikinci izleyişte fark ettim. katmanlı bi iş yapmışlar.
ümran abla rüyayı anlattıktan sonra jenerik akarken son sahne; ersoy kalkmak istiyor, sıkılıyor, masada pek keyfi yok muhabette de dahil olamıyor, ümran bilinçaltında onu arzuladığı için terslemiş falan, ilkkan'sa ipleri ele almış. rüya boyunca anlatılan ersoy'un temsil ettiği ve yılmaz'ın çok mutlu, çok başarılı birisi haline getiren alt benliği gerçek hayatta tekrar pasifize edilmiş, ipleri ilkkan ele almıştır. yılmaz gerçek hayatta başaramamaya devam edecektir.
o kendini senden daha özgür tahayyül eden, sana bi türlü tam anlamıyla ikna olamayan, ikna olsa dahi bunu üst perdeden kabullenir bi tonda sergileyen halının altına süpürülmüş o büyük ilk aşk,
serbest bırakıldığında adeta toplumsal hayattan bihaber bir pure bir hayvanmış gibi davranan ancak esasında senin en güzel halin olan o alt benlik,
seni kaygılara sürükleyen, üzerinde sürekli eleştirel bi göz tutup esasında kendi karakter inşasında senden faydalanan ama bunu da oldukça maharetle yapıp aslında seni düşünüyormuş gibi davranabildiği için bi türlü vazgeçemediğin en yakın arkadaşlar.
bunların hepsine siktir çekip içinden geldiği gibi davrandığı yakaladığın o geçmişteki, memleketten ayrılmamışlıktakine çok benzer huzur hissi...
hepsinden bende de var be yılmaz'ım, yalnız değiliz şu hayatta.
mesela bölümün ortasında bi sahne var; ilkkan masayı kurmakta geç kaldıkları için kızıyor, ersoy masayı kurmaya bi gerek olmadığını söylüyor, ilkkan; "bu masadan hiçbirimiz memnun değildik ama sesimizi çıkarmaya götümüz yetmedi, herkesin masası böyle dedik, uğraşmadık", yılmaz; "hayır nesi kıytırık bizim masamızın, iyi kötü bugünlere geldin sen"... *
35 yaş sendromunu güzel anlatmış. ortalık kan revan, herşeyin tam yerine oturmaya başladı başlayacağı bi zaman... 20 yıllık planların ilk meyvelerini vermeye başladığı, masa bi rahat dursa geleceğin çok güzel inşa edilebileceği zamanlar. ama masa durmuyor, gel benle uğraş, beni iyileştir, daha güzeliyle değiştir diyor. yılmaz'ın içgüdüsü bi dur gözünü seviyim, şimdi hiç sırası değil diyor.
bi sahnede tolga diye bi karakter var eve gelen misafirler arasında; 50'lerden fırlamış genç bi adam. ilkkan diyor ki tolga evlenmekten vazgeçti yılmaz, yılmaz "ne diyosun" diye sevinip heycanlanıyor tolga'ya sarılıyor, yüzünü bi rahatlama ifadesi kaplıyor, "çocuk yook, torun yook" diyor yılmaz, ilkkan tolga yılmaz üçü sarılıyor... tolga yılmaz'ın dedesi, sahne yılmazın hayatta olmama isteği, intihar eğilimi. bunu da ikinci izleyişte fark ettim. katmanlı bi iş yapmışlar.
ümran abla rüyayı anlattıktan sonra jenerik akarken son sahne; ersoy kalkmak istiyor, sıkılıyor, masada pek keyfi yok muhabette de dahil olamıyor, ümran bilinçaltında onu arzuladığı için terslemiş falan, ilkkan'sa ipleri ele almış. rüya boyunca anlatılan ersoy'un temsil ettiği ve yılmaz'ın çok mutlu, çok başarılı birisi haline getiren alt benliği gerçek hayatta tekrar pasifize edilmiş, ipleri ilkkan ele almıştır. yılmaz gerçek hayatta başaramamaya devam edecektir.
mizahı gerçekten çok iyi olan dizi.
izleyen türkler olarak şöyle bi anksiyete yaratıyor, olm bugüne kadar maruz kaldığımız en iyisi olsa dahi sik sok batı mizahının çok üstünde bi kalite bu, ama dil bariyerinden dolayı adamların bundan tam anlamıyla haberdar olma şansı yok. yine de yarım yamalak aktarılmış haliyle bile dünyada japon korku sineması, latin amerika sert karakter draması, iskandinav tekinsizmi gibi ekollerden birisi olarak türk kara komedisi şeklinde yer edinebilecek bi tür bana kalırsa, ama bu türün örneklerinin çoğalması kaydıyla. türkiye üretir bu tarz mizahı, kaliteli bi mizah bu üstelik, türkiye'de batıdakinden çok farklı, çok daha tatlı bi mizahı yaşıyoruz gibime geliyor.
yeni sezonda ikinci bölüm favorim...
ülkenin kırması gereken çemberlerden birini kırmış muhteşem zeka ürünü dizi.
leyla ile mecnun bu çemberi hayli zayıflatmıştı. kırmak gibi dizisine kısmetmiş.
gülmek istiyoruz lan.
sağolun. güldürüyorsunuz. hem de ekrana püskürterek ani gülmeler şeklinde gülüyoruz.
leyla ile mecnun bu çemberi hayli zayıflatmıştı. kırmak gibi dizisine kısmetmiş.
gülmek istiyoruz lan.
sağolun. güldürüyorsunuz. hem de ekrana püskürterek ani gülmeler şeklinde gülüyoruz.
Ilkkan karakteri tam bir piç.
oo o zaman hemen seyredelim yeni bölümü...
Sokak röportajı bölümünde mağaradayken sahne girişlerinde ersoy sürekli bir yerlerden geliyor. kendisine nereden geliyorsun denildiğinde hiç öyle dolanıyordum ya diye cevap veriyor.
Elimizde iki ihtimal vardı:
1-Sıçıyor
2-31
Ve 3. Sezon 1. Bölümde anladık ki ersoy kakasını organize edemiyor.
Edit: aylar sonra entryi okurken fark ettim 3. Sezon 1. Bölüm de bizi 2. Ihtimale götürüyor.
Elimizde iki ihtimal vardı:
1-Sıçıyor
2-31
Ve 3. Sezon 1. Bölümde anladık ki ersoy kakasını organize edemiyor.
Edit: aylar sonra entryi okurken fark ettim 3. Sezon 1. Bölüm de bizi 2. Ihtimale götürüyor.
bambaşka gibi.
insan ne yaşadığını bilmez mi?
bedO ne içersin diye sorsalardı Bedo muhtemelen Çok farklı bir konudan başlayacaktı.
3. sezon gelmiştir hoş gelmiştir.
21 ekimde 3. sezonu gelecek dizi. yaz konsepti ile çekilmiş. inşallah güzel bir sezon olur. ilk iki sezon muhteşem zira.
3. sezonun fragmanını acun paylaştı.
Dizinin ilk sezon ilk bölümünü izledikten sonra ikinci sezon ikinci bölümden itibaren izlemeye devam etmişim. ikinci sezon bittiğine göre birinci sezon ikinci bölüme başlayabilirim.
insanı yormayan, büyük beklentilere sokmayan, kısmen düşük tempolu, kısmen absürt dizi. Üçüncü sezon olursa izleriz.
diziyi seyrederken sakın unutma, bu dizinin felsefesi;
el vardır ele olur el, dil vardır dile olur dil, göl vardır göle olur göl, döl vardır döle olur döl...
el vardır ele olur el, dil vardır dile olur dil, göl vardır göle olur göl, döl vardır döle olur döl...
Başlamış bulundum.
Pek dizi izleyen biri değilim ama bir dizide iki normal zekalı insanın yapmacık olmayan bir şekilde sohbet etmesi uzun zamandır görmediğim bir şeydi, bu hoşuma gitti.
Dolayısıyla çok keyif almasam da ne konuşacaklar acaba düşüncesiyle, muhabbetlerine dinleyici 3. Kişi olarak dahil olur gibi izliyorum ve yeterince keyif veriyor.
Kısacası Ayıla bayıla izlemiyorum hayran kalmadım ama kendini izletiyor çünkü hikayeler yaratıcı ve diyaloglar özgün.
Sardı, sarıyor güzel.
Dolayısıyla çok keyif almasam da ne konuşacaklar acaba düşüncesiyle, muhabbetlerine dinleyici 3. Kişi olarak dahil olur gibi izliyorum ve yeterince keyif veriyor.
Kısacası Ayıla bayıla izlemiyorum hayran kalmadım ama kendini izletiyor çünkü hikayeler yaratıcı ve diyaloglar özgün.
Sardı, sarıyor güzel.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar