bugün
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz20
- yazarların işlediği günahlar10
- amedspor31
- profdrekremculfa3
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek16
- günlük tutmak6
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu13
- yazarların fotoğrafları9
- psikologun aman buna da ağlama zırlak demesi6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı21
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- aleksey batrakov29
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- rahibin bu günahları çıkaramam demesi5
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim33
- arkadaşlar uyuyalım mı artık6
- psikoloğun incinmişsin demesi4
- toplu taşımada yer verme ahlakı2
- bu ne hal yahu9
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur15
- kadın tır şoförleri6
- durduk yere tribe girmek5
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- korkudan patır patır altına yapmak5
- erbabı yaparken yorgan titremezmiş4
- şimdi ne yapsam acaba7
- eski sevgilinn profil hesabına hergün girip bakmak2
- akşama ne yemek yapsam10
- kar soğuğu6
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- cumartesi gecesi6
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- yarma şeftali7
- hoca3
- kendini odada unutmak4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı87
- yakışıklı güvenlik4
- kanal 7 gelin dizisi5
- ağıza alınca rahatlatan şeyler9
- eski sevgilisini unutamayan biriyle çıkmak3
- gecenin şarkısı6
- sezar salatasını sezar mı yaptı4
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- the merich'in mutfağına konuk olmak7
- xiaomi 17 pro max4
- sözlüğün en çok oylayan yazarı5
- bebek yağı bebekten mi olur sorunsalı4
- manken gibi kadınla evlenmek5
Bir tür bağlılık özgürlüğünü hayatının insanına bağışlamak iki kişinin tek bir kişiye dönüşmesi bir ömür düzen arkanızda birinin hep yanınızda olabileceği bir eş sizden gitmek istemeyen size tutsak ama mutlu hür aslında başka bedenlerde kaybolmayan kendini zaten birinde bulabilmeyi yakalamış insan ne mutlu onlara.allah bir yastıkta kocatsın.
Evlilik, hakikaten üzerinde düşünülmesi gereken bir kavram. kimileri için yalnızca yasal bir zorunlulukken kimileri için hayatın anlamı olabiliyor çünkü. ben kendi evlilik tanımımın da karşımdaki insana göre şekillendiğini fark ettim. o halde kimse için tek bir evlilik tanımı yapılamaz. çünkü evliliği evlilik yapan kadın ve erkektir. şu halde evlilik denilen şey size ve partnerinize bakan bir durumdur.
bir kere sağlıklı bir evlilik için karar verilmesi gereken ilk şey hudutlardır. bu hudutların nerelerde olacağı, partnerlerin insyatifinde olmalıdır, aile veya diğer dış etkenleri bunun içine katmak yapılacak en büyük yanlışlardan biridir.
bir keresinde çok sevdiğim bir büyüğüm bana bir ilişki tanımı yapmıştı:" ilişki demek, iki taraf da kendi hayatını normal bir şekilde sürdürürken herkesten izole edilmiş üçüncü bir ortam yaşam kurmalarıdır. birbirlerinin hayatlarına girmeye çalışmamalıdır insanlar, her insanla ortak ve yeni bir hayat kurulur.". beni çok düşündürmüştü bu söz. gerçekten hiçbir baskı ve müdahale olmadan bir ilişkinin yürütülebileceği fikri... üstelik her şeye rağmen tarafların hem tutkularını hem duygularını hem de mantıklarını muhafaza edebilmeleri... bir nevi denge hali. peki bu evlilik için geçerli bir hal midir? en başta söylediğim gibi, bu tamamen taraflara bakan bir durumdur. belki de evlilik sözleşmesine maddi değil de manevi bir takım maddeler konulmalıdır. misal vermek gerekirse:
"eğer evlilik sürecinde taraflardan biri/ikisi bu süreci monotonlaşma, sıkılma vs.. gibi nedenlerle bitirmek isterse nefes alma periyodu yoluna gidilecektir. nefes alma periyodu, kişilerin ortak kararınca ortaya konulacak bir süredir ve bu sürede tarafların herhangi bir şekilde görüşmeleri, haberleşmeleri yasaklanmıştır. herkes kendi payına düşen şeyleri yaşar ve özler. sürecin sonunda iki tarafın da kendi kararları vardır, uzlaşma masasına oturulur."
birbirimizin hayatları üzerinde hak iddia etmeye başlıyoruz sahip olmanın şımarıklığıyla. sanıyoruz ki elimizin altındaki hep orada olacak bizim için. ne yaparsak yapalım kaçmayacak, gitmeyecek. belki bunu garantilemek için de kullanılıyor evlilikler. bir nevi sigorta poliçesi. kadının çalışmasına gerek kalmıyor, evde oturup bütün gün saçma sapan televizyon programları karşısında zaman geçiriyor, çocukları zaten mahalleye salmış. erkek ise genelevlere para vermeden cinsellik yaşayabiliyor, etrafındakilere hanımı ve çocuklarını gösterip çok mutluymuş taklidi yapıyor. ya da belki kast edilen şey gururdur. ne de olsa penis demek bereket demek, erkeklik gururu demek!
temelde varmak istediğim nokta şu aslında. hiçbir evlilik diğer evliliklere benzemez, çünkü evlilik ilk bakışta yalnızca bir kavram gibi gelse de kulağa, iki canlı tarafından oluşturulan bir kavramdır. yani beşeri bir kavram... hal böyleyken incelemek oldukça zor oluyor. ama benim gözlemlerimden çıkarttığım sonuç şu ki insan dengeleri kurabildiği insanla evlenmelidir, eğer evlenmek istiyorsa. çünkü günümüzde evlilik biraz da toplumun bir parçası olabilmenin bir koşulu gibi gelmektedir göze. ya da değildir, bilmiyorum...
ya da bence siz benim düşüncelerime kulak asmayın, nasıl istiyorsanız öyle yapın. genellemeler anlamsızdır çünkü...
bir kere sağlıklı bir evlilik için karar verilmesi gereken ilk şey hudutlardır. bu hudutların nerelerde olacağı, partnerlerin insyatifinde olmalıdır, aile veya diğer dış etkenleri bunun içine katmak yapılacak en büyük yanlışlardan biridir.
bir keresinde çok sevdiğim bir büyüğüm bana bir ilişki tanımı yapmıştı:" ilişki demek, iki taraf da kendi hayatını normal bir şekilde sürdürürken herkesten izole edilmiş üçüncü bir ortam yaşam kurmalarıdır. birbirlerinin hayatlarına girmeye çalışmamalıdır insanlar, her insanla ortak ve yeni bir hayat kurulur.". beni çok düşündürmüştü bu söz. gerçekten hiçbir baskı ve müdahale olmadan bir ilişkinin yürütülebileceği fikri... üstelik her şeye rağmen tarafların hem tutkularını hem duygularını hem de mantıklarını muhafaza edebilmeleri... bir nevi denge hali. peki bu evlilik için geçerli bir hal midir? en başta söylediğim gibi, bu tamamen taraflara bakan bir durumdur. belki de evlilik sözleşmesine maddi değil de manevi bir takım maddeler konulmalıdır. misal vermek gerekirse:
"eğer evlilik sürecinde taraflardan biri/ikisi bu süreci monotonlaşma, sıkılma vs.. gibi nedenlerle bitirmek isterse nefes alma periyodu yoluna gidilecektir. nefes alma periyodu, kişilerin ortak kararınca ortaya konulacak bir süredir ve bu sürede tarafların herhangi bir şekilde görüşmeleri, haberleşmeleri yasaklanmıştır. herkes kendi payına düşen şeyleri yaşar ve özler. sürecin sonunda iki tarafın da kendi kararları vardır, uzlaşma masasına oturulur."
birbirimizin hayatları üzerinde hak iddia etmeye başlıyoruz sahip olmanın şımarıklığıyla. sanıyoruz ki elimizin altındaki hep orada olacak bizim için. ne yaparsak yapalım kaçmayacak, gitmeyecek. belki bunu garantilemek için de kullanılıyor evlilikler. bir nevi sigorta poliçesi. kadının çalışmasına gerek kalmıyor, evde oturup bütün gün saçma sapan televizyon programları karşısında zaman geçiriyor, çocukları zaten mahalleye salmış. erkek ise genelevlere para vermeden cinsellik yaşayabiliyor, etrafındakilere hanımı ve çocuklarını gösterip çok mutluymuş taklidi yapıyor. ya da belki kast edilen şey gururdur. ne de olsa penis demek bereket demek, erkeklik gururu demek!
temelde varmak istediğim nokta şu aslında. hiçbir evlilik diğer evliliklere benzemez, çünkü evlilik ilk bakışta yalnızca bir kavram gibi gelse de kulağa, iki canlı tarafından oluşturulan bir kavramdır. yani beşeri bir kavram... hal böyleyken incelemek oldukça zor oluyor. ama benim gözlemlerimden çıkarttığım sonuç şu ki insan dengeleri kurabildiği insanla evlenmelidir, eğer evlenmek istiyorsa. çünkü günümüzde evlilik biraz da toplumun bir parçası olabilmenin bir koşulu gibi gelmektedir göze. ya da değildir, bilmiyorum...
ya da bence siz benim düşüncelerime kulak asmayın, nasıl istiyorsanız öyle yapın. genellemeler anlamsızdır çünkü...
göte giren şemsiye değildir. geri dönüşü olmayan yolda değildir. hayatta yaptığınız en önemli şeydir.
erkeğin her zaman son sözü söylediği kurum.
(bkz: peki karıcım)
(bkz: peki karıcım)
Doğru insanla yapıldığında sizi yücelten kutsal bir bağdır. olgunlaşma sürecini tamamlamamış birinin denememesi gereken şeylerdendir. erkek tarafı kendisinden önce ailesini düşünmeyi öğrenmedikçe bu bağdan uzak durmalıdır.
kadının erkeğe ''haydi'' demesidir.
evlilik bir sanattır; yaşamayı bilene.
mutlu sondur.
''neden dost olmadan erkek-kadın, karı-koca olmaya çalışıyoruz?''
''bizler belki de kendi kendilerine yaşaması gereken, ama belki de toplumumuz buna elvermediği için evlilik yapan kadınlarız.''
(bkz: tezer özlü)
''bizler belki de kendi kendilerine yaşaması gereken, ama belki de toplumumuz buna elvermediği için evlilik yapan kadınlarız.''
(bkz: tezer özlü)
"güçlü erkekler çoğu zaman karılarının desteğiyle başarılı olurlar. güçlü kadınlar kocalarına rağmen başarırlar."
linda lee-potter
"evliliğin, bir erkeğin hayatını kısıtladığı çoğu zaman doğrudur. ama kadınınkini sona erdirir."
simone de beauvoir
"bir arkeolog, bir kadının sahip olabileceği en uygun kocadır. kadın yaşlandıkça ona olan ilgisi artacaktır."
agatha christie
"bir erkek, onu düşünmeye zorlayan kadınlara hayran olur ama onlardan uzak durur. onu güldüren kadından hoşlanır, kalbini kırana aşık olur ama iltifat edenle evlenir."
nellie b. stull
***yukarıdaki özlü sözler men and other reptiles (contemporary books, inc., 1993) adlı kitaptan alıntılanmıştır.***
linda lee-potter
"evliliğin, bir erkeğin hayatını kısıtladığı çoğu zaman doğrudur. ama kadınınkini sona erdirir."
simone de beauvoir
"bir arkeolog, bir kadının sahip olabileceği en uygun kocadır. kadın yaşlandıkça ona olan ilgisi artacaktır."
agatha christie
"bir erkek, onu düşünmeye zorlayan kadınlara hayran olur ama onlardan uzak durur. onu güldüren kadından hoşlanır, kalbini kırana aşık olur ama iltifat edenle evlenir."
nellie b. stull
***yukarıdaki özlü sözler men and other reptiles (contemporary books, inc., 1993) adlı kitaptan alıntılanmıştır.***
"Hadi hayırlısı"ndan bir dakika sonrası, "Lan ben ne bok yedim"den bir dakika öncesidir.
yaşlanınca yalnız kalmayacağımı bilsem evlenmeyeceğim dedirten müessesedir.
evlilik dediğin köleliktir. Gelişmiş toplumlarda gerekli görülmez
'evlilik' evlenene kadar hayatın tek amacı, evlendikten sonra hayatın tek acısı sayılır. ama aslında öyle değildir. evlilik, hayatı düzene koymaktır. yemek saatlerinin, temizlik saatlerinin, yatma ve kalkma saatlerinin, bütçenin, arkadaşların ve dostların bir düzene konulmasıdır. belli bir süre sonra monotonluk başlar ki işte esas sorun da budur. evliliği monotonluktan kurtarabilen evlilikten zevk alır. yok 'düzen böyle ben de düzene uyayım' derse evlilik eziyete dönüşür.
#17156035 tespiti güzel ama eksik. şansa atıf var. oysa evlilikte şansın oranı %40'lardadır.
#17156035 tespiti güzel ama eksik. şansa atıf var. oysa evlilikte şansın oranı %40'lardadır.
derdini karınla paylaş, sonra hem karınla hem derdinle uğraş lafının akıldan çıkarılmaması gereken müessesedir.
tutturursan cennet, tutturamazsan cehennem.
karşılıklı sözleşme ile gerçekleşen aile birliğinin kurulması için gerekli olan sözleşmeye evlenme diyoruz. sosyolojik tanımından çıkıp bireysel tanıma gelirsek, modern köleliktir. hemde şartsız, istekli,gönüllü, göbek ata ata kabul edilmiştir. lakin bu modern kölelik sadece kadın için geçerlidir. erkek ise efendi mantığında hareket etmektedir.
düşünüyorum da bekarlık sultanlık diyen kadın haklı olup, erkek nankörlük etmektedir sonucuna çok rahat ulaşılabilir.
düşünüyorum da bekarlık sultanlık diyen kadın haklı olup, erkek nankörlük etmektedir sonucuna çok rahat ulaşılabilir.
beklemek beklemek beklemek, çocukken büyümek için beklersin, büyüdüğünde bir eş bulmak için beklersin, bir eş bulunca da para biriktirmek için beklersin. Beklediğime değecek biliyorum. Dünyada sadece tek bir insan bir başka insanı bu kadar mutlu edebilir.
bu devirde çocuk oyuncağı haline gelmiş ama gerçekte ciddi bir müessesedir. gençliğinde başıboş ve umursamaz olan erkekleri nihayet sorumluluk sahibi yapar. artık o bekar değildir. evine karısına ve çocuklarına sahip çıkmalı kendi geleceğini değil ailesinin geleceğini düşünmelidir. ve... en önemlisi seksi yasal hale getirir. (bkz: )
doğru kişiler yaptığında oluşan bir dünyevi cennet aksin de ise ebedi cehennem uzun süre düşünüp karar verilmesi gereken durum.
insanların belli bir yaştan sonra tatmak istedikleri bir şey. ya da ben öyle sanıyorum. sonuçta evlilik denen şey, insanların duygulanımlarına göre kurulur değil mi temelde? yani tabii ki belli bir müddet taraflar birbirleriyle anlaşmaya çalışırlar, şartlarını ortaya koyarlar, beraber birlikte olup olmayacaklarına bakarlar. "beraber birlikte olmak" yalnız, ona dikkat. ama bütün bunların temelinde o iki insanın birbirine karşı hissettiği duygular vardır.
duygular, insanları yanlış yönlendiren şeylerdir, nesnel düşünmeyi ve mantığı perdelerler. ve insanların ürettiği şeylerdir genel olarak. neye acınacağı, neye tepki gösterileceği veya hangi olaya karşı ne çeşit duygular sergileneceği kültürler arasında bile farklıdır, hatta bir toplumun farklı yöreleri arasında bile farklı olabilir. bu kadar subjektif bir şeydir yani. ve elbette ki duygular kolaylıkla değişebilir. ki bu değişim hızı kadınlarda erkeklerle kıyaslanamayacak kadar fazladır. çünkü kadın yaradılış olarak -yaradılış teorisine inanıp inanmamak size kalmış, benim demek istediğim konjenital yani doğuştan gelen- duygularıyla hareket eden bir varlıktır. erkekler de öyledir, haklısınız ama kadınlarla kıyas kabul etmeyeceği de kabak gibi aşikardır. ve evlilik gibi iki tarafı birbirine en azından resmi olarak bağlayan büyük bir müessesenin duygulanımlar üzerine kurulu olması bile onun ne kadar "sağlam" temellere oturduğunu gösterir.
insan her ne kadar özellikle dini kuramlara göre yaratılmış en üstün özellikli canlı ise de sonuçta hayvanlarla özellikle bilinçsel ve psikolojik olarak çok fazla benzerliklere sahiptir. maymun falan demiyorum, hemen yanlış anlamayın. doğumdan önceki ve doğumdan sonra 3-4 yaşına kadarki hatırlanmayan evrelerde insan zihninin ve psikolojisinin gelişimine ilgi duyup bunu araştıranlar benim dediğime az da olsa hak vereceklerdir. ve insan da diğer bütün canlılar gibi ölümden önceki temel amaç olarak üreme ve genlerini aktarmayı içgüdüsel olarak benimsemiştir. benimsemek zorundadır çünkü insan da diğer canlılar gibi bu dünyada kalıcı olmayacağını bilir ve neslini devam ettirmek ister. sonuçta, her şey bunun üstüne kuruludur. en basitinden, doğada da üreme dönemleri geldiğinde erkekler dişi için savaşır, dişinin peşinden koşar, onu döllemeye çalışır, dişi ise naz yapar veya seçilen taraf olur. insana ne kadar da benziyor değil mi? çünkü seks ve üreme dişi için çok daha fazla sorumluluk gerektiren bir şeydir, özellikle insan türünde sosyal sorumluluk olarak kadının sırtına çok daha fazla şey yükler. en basitinden erkek için birkaç saatlik bir deneyim olan seksin sonucunda, kadın 9 ay hamilelik dönemi yaşar. diğer canlılarda da buna keza. dişinin seçmesi bu sebebe dayandırılabilir.
tekrar insana dönersek, kadın bir erkeği her zaman genlerini ileriye aktarabilecek kapasitede olup olmamasına göre değerlendirir. diğer duygulanımlar yalan dolandır. kadın da belki bunun bilincinde değildir, sonuçta içgüdü denen şey böyle bir şey. kadını bir erkeğe çeken sayısız özellik sayabiliriz: nezaketten tutun giyim kuşama, davranışa kadar. bunların hepsi kadını erkeğe çeker ve kadında bunların belirtisi olarak duygular oluşur. kadın ise bunları kültürün getirdiği bir şey olarak kalıcı duygular sanmaktadır. erkek de keza öyle. ama bunlar hayvanlarda da görülen cinsel ilişki öncesi birbirine yakınlaşmaktan ve kurdan başka bir şey değildir, olmamalıdır da. olduğu zaman, bu duyguların kalıcı olduğu düşünüldüğü zaman erkek de kadın da mantara bağlar ve bunun adı sevgililik olur. sevgililik ise iki tarafın da diğer taraftan maksimum anlayış ve minimum tartışma ve karşı gelme beklediği bir şeydir. iki insanın birbiriyle ne kadar uyumlu özelliklere sahip olabileceği hakkında mantıksal bir çıkarımda bulunduğumuzda bu istenilen şeyin ne kadar düşük bir olasılığa sahip olduğunu biz de görebiliriz. ve nitekim çoğu ilişkide de kavgalar eksik olmaz. hele hele en azından kendi kültürümüzden bir örnek vermek gerekirse, yeni sevgili olmuş bir çift düşünelim, erkek kıza yanaşmaya çalıştıkça kız elini bile tutturmuyor ve öpmekten, öpüşmekten yana tavır koymuyorsa erkeğin o ilişkiyi fazla uzun süre devam ettirmesini beklememek gerekir. aslında erkek kendisinden bekleneni yapmaktadır biraz önce bahsettiğim doğa kurallarına göre. kadın da yapması gerekeni yapıp naz yapmaktadır. ama ya kadının nazı fazladır/fazla kızışmamıştır ya da erkek yeteri kadar kızışmamıştır ve ısrar etmemiştir. bütün bunların neticesinde sevgililik kavramı, hani o çiftlerin birbirlerine edebiyat yapıp birbirlerine sevgilerini süslü püslü cümlelerle ilan ettikleri o kavramdan bahsediyorum, yalan dolan olur. çünkü karşı gelinmiştir kurallara. uzun süren ilişkilere bir bakalım lütfen, bir cinsellik içermeden bu olmayacaktır.
evlilik konusuna döndüğümüzde ise, sevgiliyken iyi anlaşan çiftler evlenmeye karar verebilirler, birbirlerini yeterince tanıdıklarını düşünebilirler. ama söyler misiniz senelerce aynı kişiye aynı şekilde duygu besleyebileceğini bir insan nasıl düşünebilir? duygu bu sonuçta, bir temele dayanmıyor. soralım çiftlere, eşinin/partnerinin en çok neyini sevdiğini ya da onu sevmesinin sebeplerini. mantıklı şeyler sayamayacaktır. sadece onun diğerlerinden farklı olduğunu düşündüğünü söyleyebilir. ama duygu yerine mantıklı sebeplere dayansa bir ilişki -ki ne kadar mantıklı sebeplere dayanabilir, o da ayrı bir tartışmanın konusu olmaya adaydır- o sebepler mantığını kaybedene kadar bir ömür biçilebilir ilişkiye. ve çocuk var işin içinde evlilikte. evliliğin uzun sürmesinin sebeplerinden birisidir bu. çocuk kültürel olarak hem anne hem de babaya ihtiyaç duyar insanoğlunda. babanın ve annenin görevleri farklıdır. ve bu yüzden çocuk bir aile ortamı içinde yetiştirilmelidir, belki de çağlar öncesinde insanoğlu da hayvanlara yakın bir yaşam sürüyordu, erkek dişiyi dölleyip gidiyordu ve dişi yavruyu kendisi büyütmek zorunda kalıyordu. ama medeniyet denilen şey ilerledikçe insanoğlu nehri, kendine akacak başka havzalar bulmaktadır.
velhasıl-ı kelam, insanoğlu bir şeyler hakkında yorum üretip düşünebilme özelliğiyle diğer canlılardan ayrıldığı için, duygularına esir olmaktadır. düşünsenize, sevgilinizle bir şeyler yolunda gitmediğinde, aklınızda uçuşan düşünceleri, aslında bunların hiçbirisine gerek olmadığını, o kişi olmadan da hayatınızı devam ettirebileceğinizi umarım şu anda daha iyi görmüşsünüzdür.
herkese bol kazançlı günler.
edit: imla.
duygular, insanları yanlış yönlendiren şeylerdir, nesnel düşünmeyi ve mantığı perdelerler. ve insanların ürettiği şeylerdir genel olarak. neye acınacağı, neye tepki gösterileceği veya hangi olaya karşı ne çeşit duygular sergileneceği kültürler arasında bile farklıdır, hatta bir toplumun farklı yöreleri arasında bile farklı olabilir. bu kadar subjektif bir şeydir yani. ve elbette ki duygular kolaylıkla değişebilir. ki bu değişim hızı kadınlarda erkeklerle kıyaslanamayacak kadar fazladır. çünkü kadın yaradılış olarak -yaradılış teorisine inanıp inanmamak size kalmış, benim demek istediğim konjenital yani doğuştan gelen- duygularıyla hareket eden bir varlıktır. erkekler de öyledir, haklısınız ama kadınlarla kıyas kabul etmeyeceği de kabak gibi aşikardır. ve evlilik gibi iki tarafı birbirine en azından resmi olarak bağlayan büyük bir müessesenin duygulanımlar üzerine kurulu olması bile onun ne kadar "sağlam" temellere oturduğunu gösterir.
insan her ne kadar özellikle dini kuramlara göre yaratılmış en üstün özellikli canlı ise de sonuçta hayvanlarla özellikle bilinçsel ve psikolojik olarak çok fazla benzerliklere sahiptir. maymun falan demiyorum, hemen yanlış anlamayın. doğumdan önceki ve doğumdan sonra 3-4 yaşına kadarki hatırlanmayan evrelerde insan zihninin ve psikolojisinin gelişimine ilgi duyup bunu araştıranlar benim dediğime az da olsa hak vereceklerdir. ve insan da diğer bütün canlılar gibi ölümden önceki temel amaç olarak üreme ve genlerini aktarmayı içgüdüsel olarak benimsemiştir. benimsemek zorundadır çünkü insan da diğer canlılar gibi bu dünyada kalıcı olmayacağını bilir ve neslini devam ettirmek ister. sonuçta, her şey bunun üstüne kuruludur. en basitinden, doğada da üreme dönemleri geldiğinde erkekler dişi için savaşır, dişinin peşinden koşar, onu döllemeye çalışır, dişi ise naz yapar veya seçilen taraf olur. insana ne kadar da benziyor değil mi? çünkü seks ve üreme dişi için çok daha fazla sorumluluk gerektiren bir şeydir, özellikle insan türünde sosyal sorumluluk olarak kadının sırtına çok daha fazla şey yükler. en basitinden erkek için birkaç saatlik bir deneyim olan seksin sonucunda, kadın 9 ay hamilelik dönemi yaşar. diğer canlılarda da buna keza. dişinin seçmesi bu sebebe dayandırılabilir.
tekrar insana dönersek, kadın bir erkeği her zaman genlerini ileriye aktarabilecek kapasitede olup olmamasına göre değerlendirir. diğer duygulanımlar yalan dolandır. kadın da belki bunun bilincinde değildir, sonuçta içgüdü denen şey böyle bir şey. kadını bir erkeğe çeken sayısız özellik sayabiliriz: nezaketten tutun giyim kuşama, davranışa kadar. bunların hepsi kadını erkeğe çeker ve kadında bunların belirtisi olarak duygular oluşur. kadın ise bunları kültürün getirdiği bir şey olarak kalıcı duygular sanmaktadır. erkek de keza öyle. ama bunlar hayvanlarda da görülen cinsel ilişki öncesi birbirine yakınlaşmaktan ve kurdan başka bir şey değildir, olmamalıdır da. olduğu zaman, bu duyguların kalıcı olduğu düşünüldüğü zaman erkek de kadın da mantara bağlar ve bunun adı sevgililik olur. sevgililik ise iki tarafın da diğer taraftan maksimum anlayış ve minimum tartışma ve karşı gelme beklediği bir şeydir. iki insanın birbiriyle ne kadar uyumlu özelliklere sahip olabileceği hakkında mantıksal bir çıkarımda bulunduğumuzda bu istenilen şeyin ne kadar düşük bir olasılığa sahip olduğunu biz de görebiliriz. ve nitekim çoğu ilişkide de kavgalar eksik olmaz. hele hele en azından kendi kültürümüzden bir örnek vermek gerekirse, yeni sevgili olmuş bir çift düşünelim, erkek kıza yanaşmaya çalıştıkça kız elini bile tutturmuyor ve öpmekten, öpüşmekten yana tavır koymuyorsa erkeğin o ilişkiyi fazla uzun süre devam ettirmesini beklememek gerekir. aslında erkek kendisinden bekleneni yapmaktadır biraz önce bahsettiğim doğa kurallarına göre. kadın da yapması gerekeni yapıp naz yapmaktadır. ama ya kadının nazı fazladır/fazla kızışmamıştır ya da erkek yeteri kadar kızışmamıştır ve ısrar etmemiştir. bütün bunların neticesinde sevgililik kavramı, hani o çiftlerin birbirlerine edebiyat yapıp birbirlerine sevgilerini süslü püslü cümlelerle ilan ettikleri o kavramdan bahsediyorum, yalan dolan olur. çünkü karşı gelinmiştir kurallara. uzun süren ilişkilere bir bakalım lütfen, bir cinsellik içermeden bu olmayacaktır.
evlilik konusuna döndüğümüzde ise, sevgiliyken iyi anlaşan çiftler evlenmeye karar verebilirler, birbirlerini yeterince tanıdıklarını düşünebilirler. ama söyler misiniz senelerce aynı kişiye aynı şekilde duygu besleyebileceğini bir insan nasıl düşünebilir? duygu bu sonuçta, bir temele dayanmıyor. soralım çiftlere, eşinin/partnerinin en çok neyini sevdiğini ya da onu sevmesinin sebeplerini. mantıklı şeyler sayamayacaktır. sadece onun diğerlerinden farklı olduğunu düşündüğünü söyleyebilir. ama duygu yerine mantıklı sebeplere dayansa bir ilişki -ki ne kadar mantıklı sebeplere dayanabilir, o da ayrı bir tartışmanın konusu olmaya adaydır- o sebepler mantığını kaybedene kadar bir ömür biçilebilir ilişkiye. ve çocuk var işin içinde evlilikte. evliliğin uzun sürmesinin sebeplerinden birisidir bu. çocuk kültürel olarak hem anne hem de babaya ihtiyaç duyar insanoğlunda. babanın ve annenin görevleri farklıdır. ve bu yüzden çocuk bir aile ortamı içinde yetiştirilmelidir, belki de çağlar öncesinde insanoğlu da hayvanlara yakın bir yaşam sürüyordu, erkek dişiyi dölleyip gidiyordu ve dişi yavruyu kendisi büyütmek zorunda kalıyordu. ama medeniyet denilen şey ilerledikçe insanoğlu nehri, kendine akacak başka havzalar bulmaktadır.
velhasıl-ı kelam, insanoğlu bir şeyler hakkında yorum üretip düşünebilme özelliğiyle diğer canlılardan ayrıldığı için, duygularına esir olmaktadır. düşünsenize, sevgilinizle bir şeyler yolunda gitmediğinde, aklınızda uçuşan düşünceleri, aslında bunların hiçbirisine gerek olmadığını, o kişi olmadan da hayatınızı devam ettirebileceğinizi umarım şu anda daha iyi görmüşsünüzdür.
herkese bol kazançlı günler.
edit: imla.
erkeğin kendi kalesine gol atması gibi birşeydir.
ne zaman evlilik arifesinde olan bi çift görsem, erkeğin o naif, ürkek tavırları hep gözüme çarpar. o haşarı, yırtık gencimiz birden sessizleşir, derin düşüncelere dalar sanki. iş ciddiye binince partnerinin hal ve hareketlerini daha iyi gözlemleye başladığından olabilir belki.
her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar derler ama bence buna evliliği de dahil etmek gerekir.
ne zaman evlilik arifesinde olan bi çift görsem, erkeğin o naif, ürkek tavırları hep gözüme çarpar. o haşarı, yırtık gencimiz birden sessizleşir, derin düşüncelere dalar sanki. iş ciddiye binince partnerinin hal ve hareketlerini daha iyi gözlemleye başladığından olabilir belki.
her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar derler ama bence buna evliliği de dahil etmek gerekir.
başı hatırlanmayacak olan bir akrabalık ilişkisi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com