bugün
- disco disco gezen insan8
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek9
- nissan micra kullanan erkek9
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak11
- nemlendirici krem16
- ressam ılgın tosun pastel sanatçısı3
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri10
- nev18
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum3
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın7
- katatespizartmasi13
- askerde özlenen şeyler8
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- haklısın özür dilerim seni seviyorum diyen kadın3
- sadrazam torununun izmir'in üçte ikisini istemesi7
- sözlük yazarlarının yapay zeka fotoğrafları5
- sophie dee'nin memeleri4
- ağzı kokan arkadaş5
- mokv yaşıyor mu6
- batı trakya müftülük atamalarına ankara tepkisi4
- teleferik6
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı12
- birbirine benzeyen ünlüler4
- parayı gazze için katlamak istedim4
- bakın ne geldi6
- 2006'nın 20 sene önce olması8
- tabağın dibini ekmekle sıyıran kız6
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- iri memeler6
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- sevgili deyince hemen aklına seks gelen insan3
- trump'ın iran'ı yeniden bombalama ihtimali2
- çocukluk arkadaşlığı11
- fon vurgunu56
- istanbul'da gezilebilecek en güzel yerler9
- filiz ankara piyale barilla pastavila mutlu arbela4
- babaların babası5
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız11
- kalıplaşmış güzellik standartları4
- kedi tırnağı kesmek4
- aziz yıldırım5
- platonik aşık olduğum sözlük yazarının reddetmesi3
- kimsenin memleket takımı tutmaması18
- mustafa sarıgül4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı26
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı11
- nurcanım şarkısının popüler olduğu zamanlar5
- fransızlar yeni bir çağ açacak mı3
- ciddi ciddi devlet aklı diyen şahıs5
Ülkemizde günde 120 milyon adet yapılan temel besin maddemizdir. Bu 120 milyon ekmeğin 12 milyonunu yani yaklaşık 6 milyon tl'yi her gün çöpe atıyoruz ne yazık ki. Yani Her iki - üç günde bir, bir okul, ayda 1 hastane kuracak sermayemiz çöpe karışıyor. Biz adam olmayız.
insan oğlunun yaşamak için olmazsa olmazı su gibi aziz olan şeydir. Karnımızı doyurmanın tek yolu.
bütün karmasada, ugruna calisilan cabalanan tek sey oldugunu unutmamak gerek.
emeğin karşılığı olarak simgeleşen, temel besin kaynağı.
uğruna dilencilik bile yapılabilecek kutsal yiyecek.
insanın karnını doyuran muhteşem bir yiyecek, yaklaşık 10 bin yıldır varolduğu düşünülmektedir. son yıllarda envai çeşidi üretilmeye başlanmıştır.
çavdarlı.
kepekli.
haşhaşlı.
ne gerek varsa?
çavdarlı.
kepekli.
haşhaşlı.
ne gerek varsa?
Ekmek kelimesi eski dilde etimek, etmek olarak ta kullanılmıştır. Ekmek sözünün buğday ekmek gibi ekim fiilinden türediği iddia edilebilir. Osmanlıca metinlerde ekmek yerine etimek kullanılmaktadır.
ne demekse ekmek ye bastırır sözündeki bastıran öğedir.
ansızın uyandı kadın. saat iki buçuktu. kendisini uyandıran şeyin ne olduğunu düşündü. öyle ya! mutfakta biri bir sandalyeye toslamıştı. kulak kabarttı. sessizdi her taraf. pek sessiz. elini yanı başında gezdirince yatağın boş olduğunu anladı. sessizliği böylesine büyüten buydu demek! kocasının nefes alıp verişi işitilmiyordu.
ayağa kalktı ve karanlıkta el yordamıyla mutfağa doğru yürüdü. mutfakta karşılaştılar. saat iki buçuktu. dolabın yanı başında dikilen beyaz bir şey ilişti kadının gözüne. ışığı yaktı. üzerlerinde pijamaları yüzyüze geldiler. geceleyin. saat iki buçukta. mutfakta. masanın üzerinde ekmek tabağı duruyordu. kadın, kocasının ekmekten bir dilim kesmiş olduğunu gördü. bıçak hala tabağın yanı başındaydı. ve örtünün üzerindde ekmek kırıntıları seçiliyordu. akşam yatmadan masa örtüsünü temizlerdi hep. her akşam. ama şimdi kırıntılar seçiliyordu örtü üzerinde. ve bıçak da oracıkta duruyordu. döşemedeki çinilerden kalkan soğuğun ayaklarından nasıl yavaş yavaş yukarılara tırmanıp çıktığını hissetti kadın. ve başını tabaktan başka yana çevirdi.
"sandım ki bir şey oldu mutfakta" dedi adam ve çevresine bakındı.
"benim de kulağıma bir ses geldi" diye yanıtladı kadın ve kocasının geceleyin pijamayla pek ihtiyarlamış göründüğünü fark etti. yaşı kadar ihtiyarlamış. altmış üç yalında. gündüz bazen daha genç görünüyordu kocası. kadın için, artık
ihtiyarlamış diye düşündü adam. baksana, pijamayla hayli yaşlı görünüyor. ama belki de saçlarındandır. kadınların geceleri yaşlanmış görünmesi saçlardandır hep. saçlar geceleyin insanı birden kocamış gösteriyor. "terliklerini giyseydin bari. öyle yalınayak çiniler üzerinde. üşüteceksin."
kadın, bunları söylerken başka yana çevirmişti gözlerini, çünkü kocasının yalan söylemesine katlanamıyordu. otuz dokuz yıllı evlilik yaşamlarından sonra yalan
söylemesine.
"sandım ki bir şey oldu" dedi adam ve bir kez daha mutfağın köşelerine anlamsız baktı. "bir ses geldi kulağıma. sandım ki bir şey oldu mutfakta."
"ben de bir ses işittim. demek bir şey değilmiş." sonra tabağı masadan kaldırdı kadın ve ekmek kırıntılarını fiske vuruşuyla örtüden uzaklaştırdı.
"evet, demek bir şey değilmiş" dedi adam, kadının söylediklerini yankılar gibi, sesinde bir güvensizlik. kadın, adamın yardımına koştu: "gel sen! herhalde dışarıdan geldi ses. gel sen, yat yatağına! üşüteceksin. soğuk çiniler üzerinde."
adam pencereye çevirdi gözlerini, "evet, herhalde dışarıdan geldi. ben sandım ki, burada bir şey oldu." kadın, elini düğmeye uzattı. ışığı söndürmeliyim, yoksa tabağa bakmadan duramayacağım, diye düşündü. oysa tabağa bakmamalıyım. "gel sen!" dedi ve ışığı söndürdü.
"herhalde dışarıdan geldi ses. çatıdaki yağmur oluğu rüzgarda hep duvara vurur. yağmur oluğuydu mutlaka. rüzgarda tangırdar hep."
el yordamıyla karanlık holden geçerek yatak odasına döndüler. çıplak ayakları döşemede şap şup sesler çıkarıyordu. "hava da rüzgarlı" dedi adam. "bütün gece rüzgar vardı."
yatağa yattıklarında kadın dedi ki: "evet, bütün gece rüzgar vardı. yağmur oluğuydu herhalde."
"evet, ben sandım ki, mutfakta bir şey oldu. yağmur oluğuydu herhalde." bunu yarı uykudaymış gibi söylemişti adam. ama kadın, kocası yalan söylerken sesinin ne kadar yapmacık çıktığını fark etmişti. "hava soğuk" dedi ve usulcacık esnedi.
"ben yorganın altına giriyorum. iyi geceler."
"iyi geceler" diye yanıtladı adam. ardından, "hem de ne soğuk" diye ekledi. derken sessizleşti ortalık. bir zaman sonra kadın kocasının ağzının usulcacık ve dikkatle bir şey çiğnediğini fark etti. kocası kasten derinden ve düzenli nefes alıyor, karısının anlamamasını istiyordu. ama ağzındakini o kadar düzenli çiğniyordu ki, bu sesle yavaş yavaş uyudu kadın. ertesi akşam eve geldiğinde, kadın dört dilim ekmek kesip koydu önüne. o güne kadar yalnızca üç dilim ekmek yiyebiliyordu adam.
"dört dilim yiyebilirsin rahatlıkla" dedi kadın ve lambanın önünden çekildi. "benim midem kaldırmıyor bu ekmeği. bir dilim fazla ye sen. benim midem pek kaldırmıyor bu ekmeği." kadın, kocasının başını tabağın üzerine iyice eğdiğini gördü. adam başını tabaktan kaldırmıyordu. o anda içi cız etti kadının.
"ama sana yalnızca iki dilim yetmez" dedi adam, tabağına doğru.
"sen bana bakma" dedi kadın. "akşamleyin bu ekmeği midem kaldırmıyor pek. ye sen! ye!" ve ancak bir süre sonra gelip lambanın altına, masanın başına oturdu.
çeviren: bilmiyorum.
yazan: wolfgang borchert
ayağa kalktı ve karanlıkta el yordamıyla mutfağa doğru yürüdü. mutfakta karşılaştılar. saat iki buçuktu. dolabın yanı başında dikilen beyaz bir şey ilişti kadının gözüne. ışığı yaktı. üzerlerinde pijamaları yüzyüze geldiler. geceleyin. saat iki buçukta. mutfakta. masanın üzerinde ekmek tabağı duruyordu. kadın, kocasının ekmekten bir dilim kesmiş olduğunu gördü. bıçak hala tabağın yanı başındaydı. ve örtünün üzerindde ekmek kırıntıları seçiliyordu. akşam yatmadan masa örtüsünü temizlerdi hep. her akşam. ama şimdi kırıntılar seçiliyordu örtü üzerinde. ve bıçak da oracıkta duruyordu. döşemedeki çinilerden kalkan soğuğun ayaklarından nasıl yavaş yavaş yukarılara tırmanıp çıktığını hissetti kadın. ve başını tabaktan başka yana çevirdi.
"sandım ki bir şey oldu mutfakta" dedi adam ve çevresine bakındı.
"benim de kulağıma bir ses geldi" diye yanıtladı kadın ve kocasının geceleyin pijamayla pek ihtiyarlamış göründüğünü fark etti. yaşı kadar ihtiyarlamış. altmış üç yalında. gündüz bazen daha genç görünüyordu kocası. kadın için, artık
ihtiyarlamış diye düşündü adam. baksana, pijamayla hayli yaşlı görünüyor. ama belki de saçlarındandır. kadınların geceleri yaşlanmış görünmesi saçlardandır hep. saçlar geceleyin insanı birden kocamış gösteriyor. "terliklerini giyseydin bari. öyle yalınayak çiniler üzerinde. üşüteceksin."
kadın, bunları söylerken başka yana çevirmişti gözlerini, çünkü kocasının yalan söylemesine katlanamıyordu. otuz dokuz yıllı evlilik yaşamlarından sonra yalan
söylemesine.
"sandım ki bir şey oldu" dedi adam ve bir kez daha mutfağın köşelerine anlamsız baktı. "bir ses geldi kulağıma. sandım ki bir şey oldu mutfakta."
"ben de bir ses işittim. demek bir şey değilmiş." sonra tabağı masadan kaldırdı kadın ve ekmek kırıntılarını fiske vuruşuyla örtüden uzaklaştırdı.
"evet, demek bir şey değilmiş" dedi adam, kadının söylediklerini yankılar gibi, sesinde bir güvensizlik. kadın, adamın yardımına koştu: "gel sen! herhalde dışarıdan geldi ses. gel sen, yat yatağına! üşüteceksin. soğuk çiniler üzerinde."
adam pencereye çevirdi gözlerini, "evet, herhalde dışarıdan geldi. ben sandım ki, burada bir şey oldu." kadın, elini düğmeye uzattı. ışığı söndürmeliyim, yoksa tabağa bakmadan duramayacağım, diye düşündü. oysa tabağa bakmamalıyım. "gel sen!" dedi ve ışığı söndürdü.
"herhalde dışarıdan geldi ses. çatıdaki yağmur oluğu rüzgarda hep duvara vurur. yağmur oluğuydu mutlaka. rüzgarda tangırdar hep."
el yordamıyla karanlık holden geçerek yatak odasına döndüler. çıplak ayakları döşemede şap şup sesler çıkarıyordu. "hava da rüzgarlı" dedi adam. "bütün gece rüzgar vardı."
yatağa yattıklarında kadın dedi ki: "evet, bütün gece rüzgar vardı. yağmur oluğuydu herhalde."
"evet, ben sandım ki, mutfakta bir şey oldu. yağmur oluğuydu herhalde." bunu yarı uykudaymış gibi söylemişti adam. ama kadın, kocası yalan söylerken sesinin ne kadar yapmacık çıktığını fark etmişti. "hava soğuk" dedi ve usulcacık esnedi.
"ben yorganın altına giriyorum. iyi geceler."
"iyi geceler" diye yanıtladı adam. ardından, "hem de ne soğuk" diye ekledi. derken sessizleşti ortalık. bir zaman sonra kadın kocasının ağzının usulcacık ve dikkatle bir şey çiğnediğini fark etti. kocası kasten derinden ve düzenli nefes alıyor, karısının anlamamasını istiyordu. ama ağzındakini o kadar düzenli çiğniyordu ki, bu sesle yavaş yavaş uyudu kadın. ertesi akşam eve geldiğinde, kadın dört dilim ekmek kesip koydu önüne. o güne kadar yalnızca üç dilim ekmek yiyebiliyordu adam.
"dört dilim yiyebilirsin rahatlıkla" dedi kadın ve lambanın önünden çekildi. "benim midem kaldırmıyor bu ekmeği. bir dilim fazla ye sen. benim midem pek kaldırmıyor bu ekmeği." kadın, kocasının başını tabağın üzerine iyice eğdiğini gördü. adam başını tabaktan kaldırmıyordu. o anda içi cız etti kadının.
"ama sana yalnızca iki dilim yetmez" dedi adam, tabağına doğru.
"sen bana bakma" dedi kadın. "akşamleyin bu ekmeği midem kaldırmıyor pek. ye sen! ye!" ve ancak bir süre sonra gelip lambanın altına, masanın başına oturdu.
çeviren: bilmiyorum.
yazan: wolfgang borchert
Eylem olarak da kullanılabilinir. Örneğin; tohumları sen ekmek ister misin?
otuzbin sene evvel dahi bitki köklerinin nişastalarından hazırlanmışlığına dair kalıntılar vardır. gelgelelim gerçek kimliğini tarım devriminin buğday, mısır gibi ürünleri sayesinde edinmiştir.
bugunkü haliyle ekmek, insanın en temel enerji ve besin ihtiyacı olan karbonhidrat açısından zengindir ve üstüne bir de diğer karbonhidrat kaynaklarına göre daha dayanıklıdır. pişmiş olması nedeniyle sindirim esnasında enerji kaybı minimumdur. içine ekstra mineraller ve esanslar konulabilir; meyvadan sebzeye, etten kabuklu yemişe, limonatadan süte kadar diğer her besin ve tad ile uyum gösterir.
bütün kültürlerde saygın ve kutsal olması tesadüf değildir; insanlık medeniyeti ve nüfusu fiziki varlığını büyük oranda ekmeğe borçludur. tarım icad edilecek, buğdaylar yetişip ayrıştırılıp ezilecek, hamur haline getirilip daha önce icat edilmiş ateş fırınlarında belli bir ayarda pişirilecek, ve insanlara satılacak. bu işlemler sanayi devrimi tarafından oluşturulan yeni yöntemler ve makinalarla daha sistematik ve ucuz hale getirilmiş ve milyonların yiyecek ihtiyacı karşılanmaya başlamıştır. on bin senedir var olan ekmek ve ikiyüz senedir hakim olan sanayi, dünyada hala aç yaşayan insanları da doyurabilecek bir güçler birliğidir.
bu nedenle ekmek nimet değildir; manevi bir kudret yok arkasında, insanın tarihi, niyeti, teknolojisi ve bunların zaman içinde biçim ve nitelik değişimleri var. üretilip dağıtılmasına ve tüketilmesine kadar geçen süreçte insanın gelişmişliğinin, kültürünün, kendisine olan bakış açısının aynasıdır, karakteridir.
bugunkü haliyle ekmek, insanın en temel enerji ve besin ihtiyacı olan karbonhidrat açısından zengindir ve üstüne bir de diğer karbonhidrat kaynaklarına göre daha dayanıklıdır. pişmiş olması nedeniyle sindirim esnasında enerji kaybı minimumdur. içine ekstra mineraller ve esanslar konulabilir; meyvadan sebzeye, etten kabuklu yemişe, limonatadan süte kadar diğer her besin ve tad ile uyum gösterir.
bütün kültürlerde saygın ve kutsal olması tesadüf değildir; insanlık medeniyeti ve nüfusu fiziki varlığını büyük oranda ekmeğe borçludur. tarım icad edilecek, buğdaylar yetişip ayrıştırılıp ezilecek, hamur haline getirilip daha önce icat edilmiş ateş fırınlarında belli bir ayarda pişirilecek, ve insanlara satılacak. bu işlemler sanayi devrimi tarafından oluşturulan yeni yöntemler ve makinalarla daha sistematik ve ucuz hale getirilmiş ve milyonların yiyecek ihtiyacı karşılanmaya başlamıştır. on bin senedir var olan ekmek ve ikiyüz senedir hakim olan sanayi, dünyada hala aç yaşayan insanları da doyurabilecek bir güçler birliğidir.
bu nedenle ekmek nimet değildir; manevi bir kudret yok arkasında, insanın tarihi, niyeti, teknolojisi ve bunların zaman içinde biçim ve nitelik değişimleri var. üretilip dağıtılmasına ve tüketilmesine kadar geçen süreçte insanın gelişmişliğinin, kültürünün, kendisine olan bakış açısının aynasıdır, karakteridir.
acıkan için cidden baldır.
çıkmyacaksa sözlükte yazmanın anlamı olmayanından
çıtırından böyle.
arasına tereyağı.üstüne kuru peynir.
harici yalan.
not: ekmek sevdalısı yazar için; [email protected].
çıtırından böyle.
arasına tereyağı.üstüne kuru peynir.
harici yalan.
not: ekmek sevdalısı yazar için; [email protected].
abd'de en çok özlenen şeylerin başındadır. orada ekmek yok arkadaş. ciddi manada yok. böyle poşet içinde. ıyy.
Kavga sebebidir.
O kadar buğday hasadimiz olmasına rağmen çok yememiz nedeniyle rusyadan buğday ithal etmemize neden olan yiyecek.
suşiye müthiş yakışandır.
1 lira olmuş bizim burada. Allah kahretsin. Devlet kendi rantı için piyasaya müdahele etmiyor.
Kıymeti bilinmeyendir. Her gün çöpe umarsızca attıklarımızdır. Google da açlık yazıp arattırınca çıkan resimler karşısında bin bir pişman olup, erişebildiğime şükrettiğimdir.
turk insanimizin vazgecemedigi her ogun soframizda olandir.
taştan çıkarılan yiyecek.
(bkz: ekmeğin değişmesi)
türkiye'de her gün 80 milyon kadar üretilip, 5 milyonunun çöpe gittiği yiyecek.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar