bugün
- kaliteli insanı belli eden detaylar14
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması11
- sürekli cinsellikten bahseden erkek11
- erkeğe yakışmayan giysiler3
- iyi bir insanın acımasız bir insana dönüşmesi7
- manifest grubu vs pkk6
- mete gazoz3
- markette çalışmak7
- üstteki yazarı öv15
- atatürk büstleri okullardan kaldırılsın2
- sözlüğün son hali4
- 7 24 sözlükte takılan yazar4
- nesrin cavadzade2
- haluk levent'in bahiste 390 milyon tl kaybetmesi6
- uysaljakobene burç baktırmak6
- canim istedi entry giricem2
- truenun online olması4
- temiz para2
- dinler tarihinin en önemli olayı8
- space oddity2
- götümü de açsam bakmayacaksınız12
- ona bir şey söyle15
- kişinin en rahatsız olduğu sosyal davranış8
- alkol içinde testisler4
- placeboyu hayatinda hic dinlememek3
- 35 yaşında ergen gibi bisiklete binen erkek3
- bu hesap gizlidir3
- zaman baba bey birader bey4
- ne olacak bu erkeklerin hali5
- gina'yı içemeye götürmek3
- ssk yemek servis dolgun maaş3
- hayaldeki erkek6
- 40 yaşından sonra iş bulunamaması5
- uludağın ekşi sözlük gibi populer olamaması16
- kendini suçlamak vs başkasını suçlamak5
- 12 temmuz 2026 j sinner'a zverev maçı2
- israil'in olası türkiye saldırısı5
- sözlükteki ayaksever karşıtı blok10
- tk2
- tom barrack2
- kullanılmış tuvalet kağıdıyla popo temizlemek3
- manifest grubu3
- haluk levent4
- instagram'dan kız takip etmek4
- feodor dostoyevski2
- uysaljakoben12
- bir şeyler söyle4
- uludağ sözlüğü ayağa kaldırıyoruz kampanyası3
- trakya'nın çok süper bir yer olması2
- züber3
ve hemen gidemedim
ve artık gidemedim
ve sonra hiç gidemedim
kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü
sanki ben
öylece kalakaldım
hepimiz kalakaldık
elimizde tetiği çekilmeyen
namlusu yönsüz bir tabanca gibi."
ve artık gidemedim
ve sonra hiç gidemedim
kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü
sanki ben
öylece kalakaldım
hepimiz kalakaldık
elimizde tetiği çekilmeyen
namlusu yönsüz bir tabanca gibi."
yanlis hatirlamiyorsam cemal sureya' nin "fazla siirden oldu edip cansever" diye biten bir siirine konuk olmus olan sair.
Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
Yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
Avuçlarımda bir yanma
Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
Oldu olacak
Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
Bir çocuğun gülüşü gibi
Aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
Bir sokağın ucunda kaybolup solan
Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
Korularda yoğun bir erguvan sisi.
Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
Ağları pembeden hüzne giden
Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
Çil basmış yüzünü bütün
Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
Biliyorum atacak
Böyledir memleketimin yoksul halkı
Bir onlarda rastladım bu cömertliğe
Istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi
bakarlar insana
Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
Yeşille sarı birlikte dönüyor
Denize düşüyorlar kırıla kırıla
Bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
Senin upuzun gövden kapkara saçlarınla
Daha da uzun şimdi bir örtü olarak
Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
Ama bak
Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
Hatırlıyorum da öyle.
Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
Kızın ağzında ince bir dal parçası
Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan
korkuyorum gene de
Söyle, en son nerde görmüştüm seni
Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
Şimdi gene var
Bileklerinde, bileklerinin renginde
Dudaklarında, dudaklarının
Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
Üşüdügün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
Bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
Acele etme yoksun belki
Ben herşeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
işçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
Coca-Cola' ya doğrayıp ekmeklerini
işçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
Coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
Ve onlar
Onlar, diyorum sadece
Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
Bilmeden ne yapacaklarını
Anlayacaklar ne kadar güçsüz
Ne kadar zavallı olduklarını
Vakit öğleyi geçti çoktan.
Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
Baştanbaşa gül rengi
Kimseler görünmüyor içinde
Neden görünmüyor, bilmiyorum
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
Yılların, yüzyılların
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
Utancı bilerek yaşamak korkunç
Daha korkuncu da var: utancı bilerekten yaşatmak
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök
buğulanacak
Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
Neler olabilir birazdan
Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
içindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
Çabuk geçiyor
Nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
Mahpusunu kıskanan bir gardiyani
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
Birazdan akşam olacak sevgilim
Bütün heybetiyle akşam olacak
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
Bildiğim bir şey varsa
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
Unutup birden zamanı ve yeri
Onunla bir günü kutluyorum coşarak
Onunla bir günü kutluyoruz sanki.
Yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
Avuçlarımda bir yanma
Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
Oldu olacak
Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
Bir çocuğun gülüşü gibi
Aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
Bir sokağın ucunda kaybolup solan
Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
Korularda yoğun bir erguvan sisi.
Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
Ağları pembeden hüzne giden
Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
Çil basmış yüzünü bütün
Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
Biliyorum atacak
Böyledir memleketimin yoksul halkı
Bir onlarda rastladım bu cömertliğe
Istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi
bakarlar insana
Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
Yeşille sarı birlikte dönüyor
Denize düşüyorlar kırıla kırıla
Bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
Senin upuzun gövden kapkara saçlarınla
Daha da uzun şimdi bir örtü olarak
Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
Ama bak
Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
Hatırlıyorum da öyle.
Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
Kızın ağzında ince bir dal parçası
Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan
korkuyorum gene de
Söyle, en son nerde görmüştüm seni
Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
Şimdi gene var
Bileklerinde, bileklerinin renginde
Dudaklarında, dudaklarının
Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
Üşüdügün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
Bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
Acele etme yoksun belki
Ben herşeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
işçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
Coca-Cola' ya doğrayıp ekmeklerini
işçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
Coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
Ve onlar
Onlar, diyorum sadece
Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
Bilmeden ne yapacaklarını
Anlayacaklar ne kadar güçsüz
Ne kadar zavallı olduklarını
Vakit öğleyi geçti çoktan.
Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
Baştanbaşa gül rengi
Kimseler görünmüyor içinde
Neden görünmüyor, bilmiyorum
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
Yılların, yüzyılların
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
Utancı bilerek yaşamak korkunç
Daha korkuncu da var: utancı bilerekten yaşatmak
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök
buğulanacak
Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
Neler olabilir birazdan
Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
içindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
Çabuk geçiyor
Nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
Mahpusunu kıskanan bir gardiyani
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
Birazdan akşam olacak sevgilim
Bütün heybetiyle akşam olacak
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
Bildiğim bir şey varsa
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
Unutup birden zamanı ve yeri
Onunla bir günü kutluyorum coşarak
Onunla bir günü kutluyoruz sanki.
kendi sesi ve görüntüleriyle okuduğu masa da masaymış ha şiiri https://www.youtube.com/watch?v=yRgWKjaLUWk bu adresten izlenebilir.
çağrılmayan yakup en esaslı eseridir.
Otursak bir akşam üzeri
sen bana hiç bilmediğim bir hikaye anlatsan.
Bildiğim bir hikaye de anlatsan ben bilmezden gelirim, söz!
Edip Cansever
sen bana hiç bilmediğim bir hikaye anlatsan.
Bildiğim bir hikaye de anlatsan ben bilmezden gelirim, söz!
Edip Cansever
"mutluluğun sana verdiği tatili yaşıyor
bir açılıp bir kapanıyor kirpiklerin
bilmem alınır mısın söylersem
unutulmuş bir çirkinlikten başlıyor güzelliğin."
edip cansever
bir açılıp bir kapanıyor kirpiklerin
bilmem alınır mısın söylersem
unutulmuş bir çirkinlikten başlıyor güzelliğin."
edip cansever
" önce bir sigara yaktım, usul usul giyindim
bluzumdaki bir iki kırışığı çektim düzelttim
perdeleri açtım
pencereyi de açtım açık bıraktım
merdivenleri indim çok yavaş indim
kimseye rastlamadım
dışarı çıktım: işte ilkbahar!
yürüdüm yürüdüm
ben ki herkesin bilmediği
birtakım şeyler yapan biriydim
böylece çok göründüm
nedense öyle sandım
yüzler silindi, olmayan yüzler
sis, duman, pus gibi yüzler
ince bir çubukla sigarasını içen muhassen
yitti, yitiverdi hepsi
fırlattım göğsümdeki gülü havaya
pembe pembe bakındı boşluk
selamladı beni
hayır, mutsuzum.
evet mutluyum
bir mutluluk yok mu her çelişkide
var! varsa niçin?
yedi lamba bir arada
bir arada yedi güvercin
muhassen
bir anlamda çabuk-güzel
bir bakıma çabuk-çirkin
anlıyorum
ben sadece armesiyim o katedralin
dünya ise çalmaya hazır
koskocaman bir org gibidir
ama çalmadan
katedralin avlusuna düşüp
düşüp de parçalanan
bir org gibi.." *
bluzumdaki bir iki kırışığı çektim düzelttim
perdeleri açtım
pencereyi de açtım açık bıraktım
merdivenleri indim çok yavaş indim
kimseye rastlamadım
dışarı çıktım: işte ilkbahar!
yürüdüm yürüdüm
ben ki herkesin bilmediği
birtakım şeyler yapan biriydim
böylece çok göründüm
nedense öyle sandım
yüzler silindi, olmayan yüzler
sis, duman, pus gibi yüzler
ince bir çubukla sigarasını içen muhassen
yitti, yitiverdi hepsi
fırlattım göğsümdeki gülü havaya
pembe pembe bakındı boşluk
selamladı beni
hayır, mutsuzum.
evet mutluyum
bir mutluluk yok mu her çelişkide
var! varsa niçin?
yedi lamba bir arada
bir arada yedi güvercin
muhassen
bir anlamda çabuk-güzel
bir bakıma çabuk-çirkin
anlıyorum
ben sadece armesiyim o katedralin
dünya ise çalmaya hazır
koskocaman bir org gibidir
ama çalmadan
katedralin avlusuna düşüp
düşüp de parçalanan
bir org gibi.." *
bu adam çok yalnız. hem de ikinci dünya harbinden beri.
Yıllar önce ortaokulda tontiş bir türkçe öğretmenim herkese kura ile bir şair ve onun hakkında yazılı ve sözlü bir araştırma ödevi vermişti. kuradan edip cansever çıkmıştı. lisede ve üniverstede sayısal okudum ama iyi ki orta okulda o biricik hocam bize o ödevleri hazırlatmış ve ben o muhteşem şairin hayatını, şiirlerini, herşeyini öğrenebilmişim dediğim mükemmel bir şair kendisi.
okudukça yenilenir şiirleri. okudukça hayatı bulursun minicik dizelerde yıllarını bulursun.
okudukça yenilenir şiirleri. okudukça hayatı bulursun minicik dizelerde yıllarını bulursun.
masaya biranın dökülüşünü koymasına rağmen sansüre uğrayan şair. ya masaya biranın içilişini koysaydı.
masa da masaymış şiirini ezberlerken araştırma fırsatı bulduğum, 2. yeni şairlerimizdendir kendisi. kapalıçarşıda küçük bir dükkan işletirmiş,orda insanları ve hayatı mükemmel bir şekilde gözlemleyerek şiirlerine yansıtmştır.
edip cansever okuma bu mevsim, ruhunu sakatlar .
Akılda yer eden şiirler yapan adamdır.
Sayısız betimlemelerinden birinde ne demişti:
''olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla'' demişti.
Sayısız betimlemelerinden birinde ne demişti:
''olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla'' demişti.
ne çok isterdim edebiyat derslerinde üzerinde durulmasını sözlü olarak dizelerinin paylaşılmasını ama klişelerden kurtulamadık hiç edebiyat derslerinde. yanılmıyorsam 1950' den sonra varoluşçuluk muhtevasını benimsemiştir. '' içimden doğru sevdim seni'' şiirinin son kısmını paylaşmak isterim:
Tanımadığın bir ülke gibi
içinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
Tanımadığın bir ülke gibi
içinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
iÇiNDEN DOĞRU SEVDiM SENi
içinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan cocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
içinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
içinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan cocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
içinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
ne yakuplar çağrılır ne masalar dolar edip cansever duyguları kelimelerde, kelimeleri de şiirlerde kilitleyen adamdır kısaca.
masa da masaymış ha şiirinin 12. Sınıf edebiyat kitaplarında sansüre uğramasıyla gündeme gelen ikinci yeni şairi.
"Özlenirsin, alabildiğine varsın da
Daha da var oluyorsun gün günden
Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
Bir adam da değilsin, bir kişi de değilsin
Bir kuş olsa mavilik derdi buna."
Daha da var oluyorsun gün günden
Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
Bir adam da değilsin, bir kişi de değilsin
Bir kuş olsa mavilik derdi buna."
O kadar bekledim ki, geliyorum
Ölümümü bekledim, geliyorum
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
Bekledim geliyorum.
Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.
Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
Havuzun kırık taşlarını - siz bilmezsiniz -
Limonluğu ve kırmızı konağı - siz bilmezsiniz -
Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi - siz bilmezsiniz -
Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz -
Gömdüm ben, geliyorum.
(bkz: düşlüyor ölümünü ruhi bey)
Ölümümü bekledim, geliyorum
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
Bekledim geliyorum.
Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.
Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
Havuzun kırık taşlarını - siz bilmezsiniz -
Limonluğu ve kırmızı konağı - siz bilmezsiniz -
Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi - siz bilmezsiniz -
Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz -
Gömdüm ben, geliyorum.
(bkz: düşlüyor ölümünü ruhi bey)
"çünkü o kadın
Ne yapsa, neye uygulansa
Bir aralıktır şimdi dünyada
Bir aralık, bir aralık!
Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara
Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi
Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan
Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi
Tanrım ona bir salıncak!
Bir gidip bir geliversin diye boşlukta
Umutla, erinçle, tutkuyla
Kendine kendine kendine katlanarak
Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine
Tanrım
Ona bir salıncak! ''
Ne yapsa, neye uygulansa
Bir aralıktır şimdi dünyada
Bir aralık, bir aralık!
Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara
Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi
Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan
Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi
Tanrım ona bir salıncak!
Bir gidip bir geliversin diye boşlukta
Umutla, erinçle, tutkuyla
Kendine kendine kendine katlanarak
Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine
Tanrım
Ona bir salıncak! ''
"Bir adam kendi tiyatrosunda, tamam
Bir köpek sokak değiştirdi, korkak
içi süt dolu bir lokanta, ve kapandı
Ben ağzıma geleni söyledim, öyle
Gene bir ağaç öttü, bu kaçıncı." -Edip Cansever
Bir köpek sokak değiştirdi, korkak
içi süt dolu bir lokanta, ve kapandı
Ben ağzıma geleni söyledim, öyle
Gene bir ağaç öttü, bu kaçıncı." -Edip Cansever
" bunlar ellerin senin, kirpiklerin, ağzın aslında
dağılıp yitiveriyor birden hepsi
'bu benim kayganlığım' derdi bir balık olsa
ama sen diyemezsin ben de diyemem
çünkü sen yoksun, ben de yokum
ya da biz ikimiz de varız varız da
bekliyoruz sanki düşlerimizden birinin yargısını
bakışımlı iki düş arasında."
dağılıp yitiveriyor birden hepsi
'bu benim kayganlığım' derdi bir balık olsa
ama sen diyemezsin ben de diyemem
çünkü sen yoksun, ben de yokum
ya da biz ikimiz de varız varız da
bekliyoruz sanki düşlerimizden birinin yargısını
bakışımlı iki düş arasında."
antikacı şair. yahudi bir ortağı varmış, büyük bir disiplinle gidermiş antikacı dükkanına ama işle alakası yokmuş. dükkana girince disiplini kenara fırlatır üst katta şiirler yazarmış. yaşadığı dönemde sosyalist dogmatizmden çok çekmiştir. ona nasıl şiir yazması gerektiğinden bahsedenlerden ve toplumcu gerçekçi şiir yazmaya yönlendirmeye çalışanlardan yaka silkmişti. iyi ki onlara uymamış.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar