1. 1.
    29 bunalımından ticaret burjuvazisinin ağır darbe almasını müteakip 1930'larda sanayi burjuvazisinin teşviki de dahil olmak üzere bir zorunluluk olarak şekillenmiştir. kemalist söylemin geleneksel refleksidir; efenim 1923'te izmir iktisat kongresi'nde alınan kararlar vardır zaten bunla ilgili, diye. o zaman ulus devlet olma gayesindeki pre-kapitalist bir devlet için devletçiliğin kaçınılmazlığını bugünkü cumhuriyet nostaljisine kurban etmeyeceksin; ah efenim nerde o devletçi yıllar, keşke herkes devletçi olsa! diye dövünüp durursun o zaman.

    kemalizmin dogmatik bir aidiyete dönüşmesi tarihinde sahip olduğu devrimci özü yitirmesine, velhasıl statükoculuğa savrulmasına neden oldu. tarihi aşınmış reflekslerle keyfekeder okumak da sanırım mirasa ihanettir.
    4 -2 ... zibende
  2. 2.
    sadece iktisadi değil ayrıca siyasal ve kültürel boyutları da olan 6 kemalist ilkeden biri. kemalist ideoloji iktisadi, kültürel ve siyasal yönleriyle bir bütün olarak batı medeniyetini (muasır medeniyet seviyesi) devlet eliyle gerçekleştirmeye çalışmıştır. bu çerçevede devlet hem iktisadi kalkınmayı sağlayacak, hem türk halkına batı normlarına uygun bir kültür verilmesi görevini üstlenecek, hem de siyasi ve fikri yol göstericilik görevini üstlenecektir.

    bu açıdan kemalist ideolojinin en önemli ve bugün bile üstünde durulması gereken ilkelerinin başında gelir.
    -2 ... mmtyvs
  3. 3.
    mustafa kemal atatürk'ün ekonomik ve teknolojik alanlardaki, özel sektörün yetişemediği sektörlere devlet olarak el atmaya çalışılan modernizasyonu hedefleyen bir ilkedir. ama maalesef anlamını büyük ölçüde yitirmiştir.
    2 ... krmyrdsn
  4. 4.
    yüce atatürk'ün ilkelerinden en rahat saldırılanıdır. sosyal eşitlik duyarlılığı da oldukça yüksek olan çok değerli bir ilkedir. liberalizm denen iğrenç zehrin güzelim panzehiridir.
    1 -4 ... real betis
  5. 5.
    devlet ticareti ile uğraşma durumu;

    cümle içinde kullanalım: "benim amcam devletçi."

    edit: olmamış. "benim amcam devletçilik yapıyor."
    2 ... thedewil
  6. 5.
    devletçiliğin türkiye cumhuriyeti ndeki gelişimi, özellikle 60 sonrası dönemde, tarihsel açıdan ciddi saptırmalarla açıklanmaya çalışılmış ve bugün de hakim görüş olarak "kemalizm"e yaftalanmıştır.
    türk modernleşmesinin osmanlı dan cumhuriyet in ilk yıllarına kadar uğraşıp da başaramadığı o meşhur "milli burjuvazi yaratma" planı, atatürk ün kafasını da yıllarca meşgul etmiş bir konudur. zira atatürk ün gayette liberal olan düşüncelerinin bir uzantısı olarak aradığı ekonomik model de, yine batı tarzı model, yani serbest piyasa ekonomisi, en nihayetinde kapitalizmdir. 60 dönemi aydınlarının içine düştükleri sosyalist-kemalist karmaşasından çıkan sonuç bunun yadsınmasıdır (politzer in, entelektüel birikimde bulunması zor işçiler için verdiği derslerden toparlanan "felsefenin başlangıç ve temel ilkeleri"nden referans alan tartışmalarda bulunan bir "entelektüel" güruhunun, mustafa kemal i modernleşme sürecindeki yerine doğru bir şekilde koyması da elbette beklenemezdi). sanki mustafa kemal in yıllardır beklediği ve devriminin özü olan, bir liberal düzenin oluşması değilmiş gibi, devletçiliğine sosyalist bir anlam yükleme telaşı, en nihayetinde "karma ekonomi sistemi" adı altında, aslında geçiş süreci olmanın dışında bir özelliği olmadığı halde, kapitalist ve sosyalist sistemin dışında ve yanında üçüncü bir yol olarak sunulan hilkat garibesi bir (uyduruk) sistemin kurgulanmasına sebep olmuş, atatürk dönemi politikalarının yönü konusunda tarihi bir yanılgıya yol açmıştır (sanırım bundaki en büyük pay, burjuva-liberal devrimlerin, kendilerinden önceki yapılardan daha ileri bir gelişmişlik aşamasını temsil ettiklerinin biliniyor olmasına karşın, bütün dünyada solun heyecan içerisinde olduğu bir döneme (60-70 ler) paralel olarak, türkiye de akademisyen solun (ki 61 anayasası nı hazırladıkları düşünülürse görüşlerinin hakim-görüş kabul edilmesi gerekir), sosyalizmi ancak ve ancak kemalizm le uyuşturulabildiği ölçüde meşru kabul eden çabası, sosyalizmin, sosyalist devrimci görüşünü de kemalizm le uyuşturabilmek için atatürk ün liberal amaçlı politikalarını da bu kalıba sokmanın bir gereği olarak atatürk ün liberal devrimini yadsıma davranışıdır).
    oysa ki, atatürk dönemi salt türkiye yi değil, dünyayı görecek bir açıdan incelenirse şu görülecektir: dünya ekonomisi ne zaman ki bir bunalıma girmiş ve çok köklü değişikliklere gitmeye başlamış (the end of laissez faire, john maynard keynes - bununla birlikte bu değişimin neden olduğu yeni toplumsal kabulün, yeni meşruluğun, ilerleyen dönemde yeni bir krize girdiğini ileri süren jurgen habermas ın "geç dönem kapitalizm krizi" incelenirse bu değişimin öyle çok da basit bir değişim olmadığı, sık sık değişmeyen "meşruluk" un bu ekonomik bunalımla nasıl değişebildiği de anlaşılmış olur kanısındayım), o zaman türkiye de köklü değişikliklere gitmeye başlamıştır. artık batı da, kapitalizmin düsturu olan devlet in ekonomiden el etek çekmesi durumu bir hayli değişmiş, keynes in önerisi ile para politikaları aracılığıyla devlet biraz daha kendini göstermiş, en nihayetinde, işçi sınıfının zorlaması, burjuvazinin frenlemesi sonucu ulaşılan hegemonya, sosyal devlet kavramına kadar gitmiştir.
    bütün bunlar (henüz sosyal devlet e kadar gidilmediyse de) türkiye nin gözleri önünde olmaktadır. batı nın ihtişamlı kapitalizminin bütün kurallarının değişmeye başladığı bu yıllar, henüz bu kuralların nasıl şekilleneceğinin öngürülemediği yıllardır. ekonomi tasarımları allak bullak olmuştur. bütün bu yaşananlar aynı zamanda şu gerçeği de türkiye ye fısıldamaktadır: "artık bildiğimiz bütün yöntemler geçersizdir, sen de başının çaresine bak". bu karmaşa da türkiye de yöntemi değiştirmeyi, yıllardır umutla beklediği "milli burjuvazi yaratma" hayalini terk etmese de, bu duruma müdahale etmeyi kararlaştırmıştır. bu müdahale öncelikle devlet eliyle sermaye oluşturmak, büyümeyi devlet eliyle sağlamak; dünyanın bu zorlu yıllarında biraz olsun ekmek yiyebilmek için üretimi artırmak amaçlarıyla, devletin mülkiyetinde sanayilerin kurulmasıdır. bu konuda da en büyük örnek elbette sovyetler birliği olacaktır. zira stalin yönetimi hızlı bir sanayileşme -sosyalizmin gereği olarak elbetteki devlet mülkiyetinde- ile dönemin en hızlı büyüyen ekonomilerinden ikincisi olmuştur (ilki abd) ve bu durumuyla, yöntem açısından kafa karışıklığının yaşandığı bir ülke için en dikkat çekici örnek olması kaçınılmazdır.
    türkiye kamu mülkiyetindeki sanayileşme atılımı ile dönemin en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olmayı başarmıştır. dünyanın içinde bulunduğu bu karmaşada bu ciddi bir başarıdır. bununla birlikte, hala büyük bir umutla milli burjuvazi beklenmektedir. onlar için de kolaylaştırıcı yasalar çıkarılmakta, kendilerine göz kırpılmaktadır. meşhur yerli malı kullanma çağrısının büyük nedenlerinden biri de budur. batı burjuvazisine akan paranın, gelişmesi beklenen türk burjuvasına akması ve onların sermayesinin büyütülmesi planlanmaktadır.
    bu yıllarda mevcut ekonominin dış görünüşü karma olsa bile, aslında çok büyük ölçüde devlet ağırlıklı bir ekonomidir. başta da belirtildiği gibi amaç liberalizmdir, ancak dünyanın içinde bulunduğu karmaşada, yöntemler güvenilirliğini yitirmiş, buna ulaşmak isteyen devlet kendi yöntemini kendi bulmak zorunda kalmıştır. türkiye nin devletçiliği bir şekilde başlamıştır ancak bu yöntemin sonuçları, yani amaca uygunluğu çok ta iyi kestirilememektedir. yapılan sadece bir kaosu atlatmak, kafalarda kesin bir yöntem oluşana kadar, yararlı olabilecek bir geçiş dönemi oluşturmaktır.
    ilerleyen dönemde ortaya atılan "karma ekonomi modeli", (türkiye açısından yararlı olmuş olsa da, en nihayetinde) bu kafa karışıklığı dönemini yüceltmek ve sistemleştirmek isteğinin başarısız bir sonucudur.
    4 ... suzergecer
  7. 6.
    öss testlerinde anahtar kelimeleri 'ekonomi/ticaret' olarak verilen altı okun yalnızca bir tanesi.
    1 ... fayaka
  8. 7.
    Ozel sektorun yetersiz kaldigi yerde yatirimlarin bizzat devlet tarafindan yapilmasini ongoren ekonomik ilkedir. Ozel tesebbusu reddetmez.
    Turkiye cumhuriyeti'nin ilanindan sonra; halkin elinde yeterli sermaye olmamasi, ozel isletmelerin ulke ihtiyacini karsilayamamasi, girisimci sinifinin yetersizligi, teknik eleman sikintisi gibi sebeplerden dolayi devletci ekonomik sistem uygulanmaya baslandi.
    1 ... radament
  9. 8.
    Bir ulusun yönetimsel ve ekonomik işlevlerinin devletçe birleşik bir yönetim altında bütünleştirilmesi siyasası ve öğretisi.
    Genellikle devleti töre, kültür, hukuk vb. nin kaynak ve taşıyıcısı olarak görme eğilimi.
    ... mikail
  10. 9.
    10 mayıs 1931 de chp parti programına ve 5 şubat 1937 de anayasaya giren altıncı ok.
    ... stewie griffin