bugün
- bugün ne yedin9
- yanlışlıkla erkek sikmek10
- böceği öldürmek yerine dışarı atan insaflı kişi4
- iş verenlerin aç gözlü olması8
- kütüphane de topuklu ile dolaşan kevaşe5
- bugünkü bilgi ile 2000 yıl önce yaşamak3
- evlenmek için gereken minimum para5
- intihar etmek10
- kilo verme günlüğü2
- evlenmek yerine tek başına dünyayı gezmek3
- islam düşmanlarına epstein şoku9
- şu anda ne yapıyorsun19
- fokur fokur lubunya kaynaması6
- hdp'yi meclise sokan hainler3
- eşim ateist olsa 10 çocuğum da olsa onu boşarım5
- fobileriniz4
- 30 lu yaşlar14
- tutunacak tek dalı uludağ sözlük olan tip5
- hamburger fiyatlarının iyice çığırından çıkması3
- arap emperyalizmi5
- ayağına kaldırım taşı bağlanan caretta caretta7
- bursa da navigasyonun yanlış yolu göstermesi5
- insanların gözlem yapmaması9
- 17 haziran 2026 ingiltere hırvatistan maçı3
- sedat pekmez8
- amazon prime video2
- cristiano ronaldo vs lionel messi5
- mini etek giymiş şişman kadın2
- ismail kartal2
- 6 yaşındaki kız çocuğunun evlendirilmesi2
- keşke arab olsaydım3
- adnan menderes in başarıları2
- isim verin isim3
- euro'nun 53 tl 37 kuruşa düşmesi2
- her sıkıntının sonuna eklenecek müthiş cümle3
- türklerin anadolu'ya sıkışması4
- rahmi saltuk4
- sözlükte altın günü yapmak12
- d and r2
- erkeklerin kadınsılaşması10
- abur cuburlara gelen olağanüstü zam5
- yabancı yatırımcı neden türkiyeye yatırım yapsın10
- isim koyarken çocuğunu düşünmeyen aile5
- gençler isyan ediyor3
- şarkıcıların chp'nin şarkı kullanımını yasaklaması2
- güne iyi başlatan şeyler5
- çirkin saray2
- ta ki seni görene kadar3
- sude sendromu5
- 18 haziran 20263
Kontrol amacıyla yapılan eylemdir.
Ayrıca hikaye türüdür.
Ayrıca hikaye türüdür.
kontrol etme işi.
bu bir denemedir.
deneme, yazarın görüşlerini, kanıtlamaya kalkmadan, okuru inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.
türkçedeki ilk ve en güzel örnekleri nurullah ataç tarafından yazılmıştır.
bir yazım türü.
Ankara’da eski kaliteli çizgisini mumla aratan köklü bir lise.
yaşamanın yada yaşamayı denemenin bir çok yolu vardır. ben size üç türe indirgeyerek anlatacağım. bir nevi genelleyeceğim durumu. kimi insan kendi için yaşar. kendinden emindir, her durumda kendi çıkarına ve amacına ulaşmayı hedefler. bazıları ise dengeyi kurabilmiş olanlardır. kendi hedefleri ne giderken başkalarını da düşünebilen hassasiyeti iyi kuran sosyal zekası yüksek, duyarlı insanlardır. dengeyi iyi kurarlar, böylelikle kendilerine zarar vermedikleri gibi başkalarına da zarar vermezler. kimisi ise kendini sevemeyen yaşamak için kendinden başka her yerde bir neden araç arayan, sevdiği insanlar için her türlü tehlikeyi göze alacak insanlardır. bu insanlar kendilerine bir değer veremedikleri için değer verdikleri diğer kişilere yönelirler. kısacası kendini hep ateşe atar bu tip insanlar. değerli gördükleri insanlar için.
3. yolu seçen bu insanlar aralarında en mutsuz olan insanlardır. çünkü başkasında aradığı mutluluk ve kendine veremediği o değeri o kişiye yansıtma durumu çoğunlukla geri teper. bir insan ilk iki durumda yola kendini bir şekilde tanıyarak devam eder. ne olduğundan az, çok haberdardır. 3 durum ise çok farklı tanımadığın bir insanı tanıdığını var sayarak adım atmak. nasıl da büyük bir kumar öyle değil mi? ama tabi bunu yaşarken tam olarak böyle olmuyor. bir kere inandığın zaman her şey çok farklılaşıyor. değersizlik, kendine veremediğin o değer bir kere ona geçti mi öyle bir yüceliyor ki karşındaki insan.. kendine değer veremeyip de yapamadığın ne kadar şey varsa ( ve de fazlası) yapabilir hale gelmek. bu bile insanı bağlamaya itiyor bu durumda. acıklı bir saplantıdan ibaret tabi bu durum. karşı tarafa verdiğin bu değer, karşı tarafa kendi isteğin ile taktığın bir maskeyi de beraberinde getiriyor çünkü.
yüceltmek! onda olmayan özellikleri bir bir ona eklemek. hayır aslında bu tip insanlar varacağımı sandığınızın aksine başkaları tarafından kandırılmıyor. bir zati kendileri tarafından kandırılıyorlar. kendilerini kandırıyorlar bile isteye. sonra da yanılmışı oynuyorlar. defalarca. nereden mi biliyorum? çünkü defalarca oynadım. her oynayışımda daha da inandırdım kendimi kurban olduğuma. doğru kurbanım, çok doğru. fakat bir o kadar da eksik. kurban olduğum kadar da suçluyum. kendimi kurban etmekle suçlu. zararı en azından kendime veriyorum düşüncesi de bir o kadar rahatlatıcı oluyor bu arada. kendine değer vermeyen bir insan, kendine zarar vermekten ne kadar çekinebilir ki?
o yüzden bilmiyorum kaç kere oynadım bu oyunu kendime. bilemem daha da ne kadar oynayacağımı. fakat şunu da anladım bu oyunu ne kadar oynarsam oynayayım sonunda mutlu olmayacağım. anlık geçici bir umut, biraz sahte sevinç ve hayat enerjisi. devamı bir türlü gelmeyen o sahte mutluluklar. bu kısır döngüden bir gün çıkmanın yolunu bulacağım. yani en azından inancım o yönde. o zamana kadar kendimi daha da bilinçli bir şekilde kandırmaya devam!
http://sepyadergi.com/ahmak-islatan/
3. yolu seçen bu insanlar aralarında en mutsuz olan insanlardır. çünkü başkasında aradığı mutluluk ve kendine veremediği o değeri o kişiye yansıtma durumu çoğunlukla geri teper. bir insan ilk iki durumda yola kendini bir şekilde tanıyarak devam eder. ne olduğundan az, çok haberdardır. 3 durum ise çok farklı tanımadığın bir insanı tanıdığını var sayarak adım atmak. nasıl da büyük bir kumar öyle değil mi? ama tabi bunu yaşarken tam olarak böyle olmuyor. bir kere inandığın zaman her şey çok farklılaşıyor. değersizlik, kendine veremediğin o değer bir kere ona geçti mi öyle bir yüceliyor ki karşındaki insan.. kendine değer veremeyip de yapamadığın ne kadar şey varsa ( ve de fazlası) yapabilir hale gelmek. bu bile insanı bağlamaya itiyor bu durumda. acıklı bir saplantıdan ibaret tabi bu durum. karşı tarafa verdiğin bu değer, karşı tarafa kendi isteğin ile taktığın bir maskeyi de beraberinde getiriyor çünkü.
yüceltmek! onda olmayan özellikleri bir bir ona eklemek. hayır aslında bu tip insanlar varacağımı sandığınızın aksine başkaları tarafından kandırılmıyor. bir zati kendileri tarafından kandırılıyorlar. kendilerini kandırıyorlar bile isteye. sonra da yanılmışı oynuyorlar. defalarca. nereden mi biliyorum? çünkü defalarca oynadım. her oynayışımda daha da inandırdım kendimi kurban olduğuma. doğru kurbanım, çok doğru. fakat bir o kadar da eksik. kurban olduğum kadar da suçluyum. kendimi kurban etmekle suçlu. zararı en azından kendime veriyorum düşüncesi de bir o kadar rahatlatıcı oluyor bu arada. kendine değer vermeyen bir insan, kendine zarar vermekten ne kadar çekinebilir ki?
o yüzden bilmiyorum kaç kere oynadım bu oyunu kendime. bilemem daha da ne kadar oynayacağımı. fakat şunu da anladım bu oyunu ne kadar oynarsam oynayayım sonunda mutlu olmayacağım. anlık geçici bir umut, biraz sahte sevinç ve hayat enerjisi. devamı bir türlü gelmeyen o sahte mutluluklar. bu kısır döngüden bir gün çıkmanın yolunu bulacağım. yani en azından inancım o yönde. o zamana kadar kendimi daha da bilinçli bir şekilde kandırmaya devam!
http://sepyadergi.com/ahmak-islatan/
bir deneme denemesi yapmadan önce sık sorulan bir soruya yanıt vermeliyim.
bana milyonlarca insan (tamam abarttım.) neden bu kadar az yazıyorsun diye soruyor. şu yanıtım yeterli olur umarım:
ben marangoz çırağıyım. ağaç ürünlerini işleyip masa, sandalye ya da yatak (çift kişilik yatak yaparken bir hüzün kaplar içimi.) gibi eşyalara dönüştürdükten sonra elimde kalan küçük parçalarla sevimli şeyler yapmaya çalışırım. bunları da çocuklara dağıtırım. bu bana inanılmaz keyif yaşatır. fakat biliyorsunuz ki dolar yükseldi ve bizim işler yavaşladı. bu yüzden çocuklara eskisi kadar fazla oyuncak yapamıyorum.
benim yazım sürecim de böyle. hikayeleri oluşturduktan sonra kalan parçalarla sizler için sevimli şeyler yazmaya çalışıyorum ve bunları sözlükte paylaşıyorum. yani bütünü değil, parçaları sunuyorum sizlere. bu durumda sizler, oyuncak dağıttığım o minicik çocuklar oluyorsunuz. sanırım doların yükselmesi yazılarımı da olumsuz etkilemiş ki sizlere bolca oyuncak veremiyorum.
biliyorum, içinizden "bu kılıksız herif yine saçmalıyor." diyorsunuz ama yapabileceğim bir şey yok.
şimdi sizlere bir parça daha hediye etmek istiyorum. hazırım, başlıyorum:
-içsel yolculuk-
kendimi tanımayı, incelemeyi, kendi içimde derinleşmeyi her zaman sevmişimdir. ruhumu kazıdıkça içimde hali hazırda bulunan ben'lerin yüzeye çıktığını görmek heyecan veriyor bana. bu heyecanı sık sık yaşayayım diye dünya işlerini her fırsatta toplayıp gözlerimden uzak bir köşeye istifler, içimde uzun yolculuklara çıkarım. yolculuk sırasında birçok duyguyu aynı anda yaşadığımı görebiliyorum: dünyanın bütün çingene'leriyle şarap eşliğinde dans edip eğlenirken yine onlarla birlikte sebebini bilmediğim bir hüznün gövdesine doğru ilerliyorum. bazen de dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan herhangi bir bireyin yerine geçtiğimi hissediyorum: wall street'te takım elbiseli bir ceo, burkina faso'nun kırık dökük sokaklarında akordeon çalan bir çocuk, kolombiya'da uyuşturucu ticaretine dahil edilen hamile bir kuryenin midesindeki kokain poşetinin patlaması sonucu doğmadan uçuşa geçme keyfini yaşayarak kafası bir dünya olan ve dünyaya gelmeden dünyayı siktir etme onuruna erişebilen esmer bir bebek...
bir dakika, çişim geldi.
geldim.
işte, ruhum bu şekilde farklı tatlar sunuyor bana. gün içinde bile bu derece değişken olan ruhum, yıllar sonra nasıl bir yapıya bürünecek? bana öyle geliyor ki içimdeki ben'ler fazlalaştıkça bütün parçalarımdan bir bir ayrılıp sürekli kendimden uzaklaşacağım.
pek iyi olmadı bu deneme en iyisi gelin ortaçgil dinleyelim.
https://youtu.be/6lO7wSZ_WL4
bana milyonlarca insan (tamam abarttım.) neden bu kadar az yazıyorsun diye soruyor. şu yanıtım yeterli olur umarım:
ben marangoz çırağıyım. ağaç ürünlerini işleyip masa, sandalye ya da yatak (çift kişilik yatak yaparken bir hüzün kaplar içimi.) gibi eşyalara dönüştürdükten sonra elimde kalan küçük parçalarla sevimli şeyler yapmaya çalışırım. bunları da çocuklara dağıtırım. bu bana inanılmaz keyif yaşatır. fakat biliyorsunuz ki dolar yükseldi ve bizim işler yavaşladı. bu yüzden çocuklara eskisi kadar fazla oyuncak yapamıyorum.
benim yazım sürecim de böyle. hikayeleri oluşturduktan sonra kalan parçalarla sizler için sevimli şeyler yazmaya çalışıyorum ve bunları sözlükte paylaşıyorum. yani bütünü değil, parçaları sunuyorum sizlere. bu durumda sizler, oyuncak dağıttığım o minicik çocuklar oluyorsunuz. sanırım doların yükselmesi yazılarımı da olumsuz etkilemiş ki sizlere bolca oyuncak veremiyorum.
biliyorum, içinizden "bu kılıksız herif yine saçmalıyor." diyorsunuz ama yapabileceğim bir şey yok.
şimdi sizlere bir parça daha hediye etmek istiyorum. hazırım, başlıyorum:
-içsel yolculuk-
kendimi tanımayı, incelemeyi, kendi içimde derinleşmeyi her zaman sevmişimdir. ruhumu kazıdıkça içimde hali hazırda bulunan ben'lerin yüzeye çıktığını görmek heyecan veriyor bana. bu heyecanı sık sık yaşayayım diye dünya işlerini her fırsatta toplayıp gözlerimden uzak bir köşeye istifler, içimde uzun yolculuklara çıkarım. yolculuk sırasında birçok duyguyu aynı anda yaşadığımı görebiliyorum: dünyanın bütün çingene'leriyle şarap eşliğinde dans edip eğlenirken yine onlarla birlikte sebebini bilmediğim bir hüznün gövdesine doğru ilerliyorum. bazen de dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan herhangi bir bireyin yerine geçtiğimi hissediyorum: wall street'te takım elbiseli bir ceo, burkina faso'nun kırık dökük sokaklarında akordeon çalan bir çocuk, kolombiya'da uyuşturucu ticaretine dahil edilen hamile bir kuryenin midesindeki kokain poşetinin patlaması sonucu doğmadan uçuşa geçme keyfini yaşayarak kafası bir dünya olan ve dünyaya gelmeden dünyayı siktir etme onuruna erişebilen esmer bir bebek...
bir dakika, çişim geldi.
geldim.
işte, ruhum bu şekilde farklı tatlar sunuyor bana. gün içinde bile bu derece değişken olan ruhum, yıllar sonra nasıl bir yapıya bürünecek? bana öyle geliyor ki içimdeki ben'ler fazlalaştıkça bütün parçalarımdan bir bir ayrılıp sürekli kendimden uzaklaşacağım.
pek iyi olmadı bu deneme en iyisi gelin ortaçgil dinleyelim.
https://youtu.be/6lO7wSZ_WL4
Edebi saçmalıklar dizisi. Saçmalamanın güzel olduğu bir alan.
Deneme tweeti..
tweet mi ? çıldırmış olmalısın.
(bkz: Taslak), henüz tamamlanmamış anlamı da varmış.
Kontrol etmek.
Hayat akan bir su misali ben de bir damlası . insan hayatı boyunca sırtında bir çok yük taşıyor yük bir zaman sonra iniyor inmesine ama yorgunluğu bir müddet daha insanın sırtında kalıyor. Bir zamanlar bir aşkın ilk bakışı kadar pürüzsüz tenimi seyrettiğim aynalar sanki düşman olmuş bana ya o saçlarımdaki aklar yaşadığım acıların, yorgunluğun vücudumda haykırışlarının son eseri gibiydi. Eğer bir gün tanrı katında buluşursa ruhumuz, ruhlarımız Tanrı'ya soracağım sadece neden diye ve o da cevap verecek ben diye sadece güleceğim. Pişman mısın beni yarattığına şimdiden öyleymişsin gibi sanki yaşamanın ne olduğunu anlamaya çalışacağım tenimdeki yanık izleri sadece acı ve kederin sembolü değildi bir bakıma ben yaşıyorum hissediyorum demekti .Üsküdar'da bir camii avlusunda oturdum mendil satan amca bugün orada yokmuş yaşıyor mu diye düşündüm hep oralardaymış çünkü kimsenin umrunda değildi belki de kimsenin aklına gelmeyecekti yalnız hissettirdi şu küçücük dünyada bile bir karış yer kaplayamayan insanın neydi bu egosu bir rüya gördüm bir odada kanlar içinde olan duvarlar, garip fısıltılar camda bir silüet kimdi ki o biraz daha yakından bakmak için ilerledim gözlerimin içine bakıyordu artık daha net görüyordum benim benim şeytanımdı o sık uğramazdı ama bir şekilde beni bulurdu ruhumun derinliklerinde gezerdi her bakışı kanıma işlerdi öyle bakardı ki sanki seni o kadar iyi tanıyorum ki kimse seni bu kadar iyi anlamayacak der gibiydi Ben ondan kaçmak istediğimi düşünürdüm ama tekrar tekrar ona gelirdim sonra beni onu bulmak için çıktığım uçurumdan aşağıya isterdi şeytanım. Ben ondan kaçmak istediğimi düşünürdüm ama tekrar tekrar ona gelirdim sonra beni onu bulmak için çıktığım uçurumdan aşağıya iterdi şeytanım Ve ben her seferinde daha da derine inerdim ve tekrar kulağıma fısıldardı daha ne kadar derine inebileceğini merak ediyorum. Dedikleri ruhumu sarhoş ediyordu sonsuz çukuru Adem'e verdiği elma gibiydi benim sonsuz cennetime gidecek bir yol. Her seferinde daha büyük ısırıklar aldığım elmam hoş bir tadı da yoktu sahi hoş olan sonunda şeytanımın bana vaat ettiği cennettimdi elimde sadece elmamın çekirdekleri kaldığında şeytanım kaybolurdu beni bıraktığını o zaman anlardım ben de onu bırakmayı denerdim şeytanımı unutmaya çalışırdım unuttuğumu sandığım anda tekrar gelirdi şeytanım bir eli arkasında saklı bana gülümsüyor beni çağırıyordu şeytanım getirdim işte cennettini der gibi bakıyordu bu sefer bana ve bu tekrar tekrar devam ederdi ben şeytanımı beklerdim o gelirdi sonra tekrar giderdi ama yinede gelirdi geleceğini bildiğim tek şeydi ve insan geleceğini bildiği şeylerin gitmesinden korkmazdı şeytanım hep yanımda olacaktı. Uyumayı pek sevmem sadece gözümü kapattığımda hissettiğim karanlığı severdim uyandığımda gün bitmiş olacaktı ve oyuna tekrar başlayacaktım uyanık kalmak bitmemiş ama hala aynı yerdeymişim gibi hissettirirdi. Cenneti bana sorsalar şeytanımın yalanlarının vücut bulmuş hali derdim tanrım çünkü sana ulaşmamın tek yolu şeytanımdı benim şeytanım benim seni bulmam için ilk önce şeytanımı bulmam gerekirdi şeytanım olmasaydı bir amacım olmazdı. Eğer bir gün şeytan senin savaşını vermeyi bırakırsa o zaman işte o zaman hepimiz sadece kendimize tapardık. Günahların en güzeliyken,
cennette görmek hayalden ibaret.
Hayatında bir süredir yokum,
çoğu şeyin üzerinden geçti uzunca süre.
Üzülme diye,
güzün bir gününde,
güzelliğin önünde,
güldürmek istedim seni. Şeytanıma birkaç dize.
cennette görmek hayalden ibaret.
Hayatında bir süredir yokum,
çoğu şeyin üzerinden geçti uzunca süre.
Üzülme diye,
güzün bir gününde,
güzelliğin önünde,
güldürmek istedim seni. Şeytanıma birkaç dize.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar