bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin7
- gece yarısı çalan telefon7
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- gammaz olmuşum13
- kel erkek3
- aquila bicipite8
- uysaljakoben20
- minyon kadın siniri5
- aşık olunca yapılan salaklıklar2
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir3
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- reha muhtar25
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- death2
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ayı saldırınca yapılması gerekenler10
- pazarda su satmak2
- gecenin şarkısı4
- ses yakışıklılığı2
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- bizim delilere bakayım4
- gazlamak2
- gençler iş beğenmiyor3
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- kemal kılıçdaroğlu35
- sevgiliyle kavga etmek2
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- semum3
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
- doğu perinçek vs kemal kılıçdaroğlu2
- düşkün2
- strese girdiğinde vücudun verdiği garip tepkiler2
- şato3
- 1 milyon tl verseler 1 milyon tl yi alır mısınız5
- yeni yıkanmış kezo kokusu6
- eski yazarların emekli yapılması5
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- müslümanlara kızıp islam dan soğumak4
- sözlük yazarlarına tavsiye4
yalnizca bir turlu ask vardir ama goruntuleri binlerce turludur' der bir bilge. uc cesidini soyleyelim biz:
Ask beseridir; sakayla baslar, sorumluluk getirir. gozden girer, gonulde yasar. surete meyledenler ziyandadir.
ask platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir. zihinden girer, gonulde yasar. siretini susleyemeyenler yol sasirir.
ask ilahidir; imanla baslar, vahdete goturur. gonulde dogar gonulde yasar. sirri saklamayanlar basini verir.
bi kuru yakinlasmayi, ilgiyi, arzuyu ask sanilarak yasanilan omur adina vaveyla va ve esefa!
alem bir ask icin yaratilmis ve "ask imis her ne var alemde!..."
iskender pala.
Ask beseridir; sakayla baslar, sorumluluk getirir. gozden girer, gonulde yasar. surete meyledenler ziyandadir.
ask platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir. zihinden girer, gonulde yasar. siretini susleyemeyenler yol sasirir.
ask ilahidir; imanla baslar, vahdete goturur. gonulde dogar gonulde yasar. sirri saklamayanlar basini verir.
bi kuru yakinlasmayi, ilgiyi, arzuyu ask sanilarak yasanilan omur adina vaveyla va ve esefa!
alem bir ask icin yaratilmis ve "ask imis her ne var alemde!..."
iskender pala.
beklenmemelidir. aşk hiç beklemediğin bir anda sana gelen sürpriz bir amağandır.
insanlar zorla olmasını istediği duygu. kimse bir armağan olmasını beklemiyor onun.
aşk ikiye ayrılır .
konuşmadan sadece varlığı ile mutlu olduğun ;
kelimelere gerek yoktur.
dünyada böyle güven veren başka hiç bir yer olamaz . sadece yanında durup izlemek
istersin hem onu hemde diğer insanların nasıl bu kadar olanak varken mutsuz olduklarını.
Kelimelerin varlığı ile mutlu olduğun ;
Seni ondan başkası anlayamaz , kelimeler onunlayken çok uyumlu olur akıp gider .
sanki birlikte edebiyat yapıyormuş , dünyaya felsefi bir pencereden bakıyormuş gibi hissedersin.
konuşmadan sadece varlığı ile mutlu olduğun ;
kelimelere gerek yoktur.
dünyada böyle güven veren başka hiç bir yer olamaz . sadece yanında durup izlemek
istersin hem onu hemde diğer insanların nasıl bu kadar olanak varken mutsuz olduklarını.
Kelimelerin varlığı ile mutlu olduğun ;
Seni ondan başkası anlayamaz , kelimeler onunlayken çok uyumlu olur akıp gider .
sanki birlikte edebiyat yapıyormuş , dünyaya felsefi bir pencereden bakıyormuş gibi hissedersin.
aşk benim tabirim ile hormonların dansıdır.
hayatın kaynağıdır.
gönülün hitabıdır divanenin hesabıdır
şiirin kitabıdır yazabilene aşk olsun
incelik aşk azamet aşk özveri aşk nezaket
imandır aşk ibadet hazzı bilene aşk olsun
ilahların sathıdır aşk benliğin ruhsatıdır
kayalardan katıdır ezebilene aşk olsun
Ali'ye Kamber gibi aşk mis gibi amber gibi
sihirli çember gibi bozabilene aşk olsun
deli aşk akil eder aşk uzağı yakın eder
ateştir aşk kül eder tozabilene aşk olsun
irfan alimin huyu aşk Kevser Zemzemin suyu
bir sonsuz derin kuyu kazabilene aşk olsun
ilimdir aşk keramet aşk asalet aşk nedamet
güvendir aşk saadet erebilene aşk olsun
mekanı arı yerdir ziyareti gönüllerdir
benlikten ileridir özge bilene aşk olsun
uğraştır aşk emektir aşk sevmektir sevilmektir
demek "BEN" demektir sezebilene aşk olsun
şiirin kitabıdır yazabilene aşk olsun
incelik aşk azamet aşk özveri aşk nezaket
imandır aşk ibadet hazzı bilene aşk olsun
ilahların sathıdır aşk benliğin ruhsatıdır
kayalardan katıdır ezebilene aşk olsun
Ali'ye Kamber gibi aşk mis gibi amber gibi
sihirli çember gibi bozabilene aşk olsun
deli aşk akil eder aşk uzağı yakın eder
ateştir aşk kül eder tozabilene aşk olsun
irfan alimin huyu aşk Kevser Zemzemin suyu
bir sonsuz derin kuyu kazabilene aşk olsun
ilimdir aşk keramet aşk asalet aşk nedamet
güvendir aşk saadet erebilene aşk olsun
mekanı arı yerdir ziyareti gönüllerdir
benlikten ileridir özge bilene aşk olsun
uğraştır aşk emektir aşk sevmektir sevilmektir
demek "BEN" demektir sezebilene aşk olsun
aşkın ne olduğunu aşık olan bilmez. fanustaki balığın kendini okyanusta sanması gibi. içinden çıkmadan neler olup bittiğini göremezsin. belki şoklanmış sevgi gibidir aşk ama nedensiz sevgi. sevgi nedensizse çok mantıksız olur. olursa da aşk olur. ve aşk çok mantıksızdır.
içine düşüldüğünde; vay efendim 'allah belamı versin', yok 'lanet olsun', aman ' vay efendim ben aslında aşık değilim' gibi laf salatalarıyla gönlü sıkıntıdan parça pincik ettirecek, acı dolu, bol heyecan patlamalı, çılgın ama bir o kadar da stres faktörleri şekillendirecek korkunç tensel çekimin üç harfle isimlendirilmiş şeklidir.
insana olan getirileri götürülerinin yanında toz tanesi kadar kalan hede.aşık olmak istemiyorum.hem aşk dediğin nedir lan ne kadar samimi olabilir ki.ama sevgi öyle mi biriyle sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki sürdürmek için aşk değil sevgi aranyın abilerim ablalarım.
insanların duygularını başka birine yoğunlaştırmasıdır.
kafada büyütmek büyütmek büyütmek onla bir kelime bile konuşan birini görünce ulan ne şanslı be onla konusuo die sızlanmak ama o cesareti hiç bi zaman kendinde bulamamak sürekli ilk tanışılan günü hayal etmek o anda mutlu olmak onu görmek için elden geleni yapmak okula bile ayrı bi hevesle gitmek yanından geçerken aynı mekandayken ayrı bi heyecanlanmak ama farkında olunmamak ulan işte bu aşk heralde derken onun için sadece 6 milyarda bir kişi olmak ölesinede olsa bi an baksa bütün gün o anı düşünmek düşünmek düşünmek... her hareketinden bi anlam çıkarmak kendini teselli etmek ama sonunda hayal kırıklııyla tanışmak
seksin duygularla süslenmiş şeklidir. bütün karı kocalar aslında fakbadidir.
- alıntıdır -
" Bir varmış bir yokmuş. Dünya denilen gezegende insan denilen canlılar yaşarlarmış. Kadın ve erkeklerden oluşan bu canlılar büyük topluluklar halinde yaşarlarmış. Her bir topluluk kendisine farklı isimler verir ve çok özel olduklarına inanırlarmış. Türk, Arap, Fars, Yahudi, Alman, ingiliz bu liste uzayıp gidermiş. Hangisiyle konuşursanız en güzelinin, en akıllının en cesurunun kendi ırkları olduğunu anlatır ve buna inanmanızı isterlermiş sizden. "Ama aslında düşününce ve sizlere şöyle tarafsızca bakınca öyle bir fark göremiyorum " demeye sakın kalkmayın hemen "Biz düşünmeni değil sadece inanmanı istiyoruz" diye cevap verirlermiş hiddetle. Başlarındaki yöneticilerde bunu destekler ve aslında aralarında bir fark olmadığını anlamalarına engel olmak için sınırlar çizerlermiş. Bir ırk diğer ırkla görüşmesin bir araya gelmesin diye de silahlı askerler dikerlermiş sınırlara.
Ama nasıl güneşin doğmasına engel olamıyorlarsa bütün çabalarına rağmen insanların arada sınırlar olmasına rağmen birbirlerini tanımalarına da engel olamıyorlarmış. Hele işin içine aşk girince bütün sınırlar kağıttan kuleler gibi yıkılıveriyormuş. işte masalımızın kahramanı Prens ve Prensesimiz de farklı ülkelerden olmalarına rağmen bir gün tanışmışlar ve birbirleri için yaratıldıklarına inanıp evlenmişler. Birbirlerini o kadar güzel tamamlıyorlarmış ki hiç yabancılık çekmemişler. Başlangıçta her şey çok güzelmiş. Prensesin ülkesinde yaşıyorlarmış ve prenses her şeyin masallardaki gibi olması için çok uğraşıyormuş. Doğacak çocuklarının adını bile belirlemiş. Hamile değilmiş ama nasılsa olacakmış! Zaten yaşadıkları bir masal olduğuna göre kötü bitemezmiş. Ama bütün masallarda olduğu gibi bizim masalımızda da kötü birilerinin ortaya çıkması gerektiği için öyle de olmuş. Peri kılığına bürünmüş bir cadı saraylarına gelmiş ve "Prens artık seni sevmiyor"demiş. Prenses tabii ki inanmamış ama prense yine de sormuş. Prens gülmüş ve önce hiçbir şey şöylememiş. Zaten çok az konuşan birisiymiş. Prenses ise tersine cevaplara çok meraklıymış bu nedenle hep soru sorup dururmuş. Ona göre bütün soruların bir cevabının olması gerekirmiş. Ama bu sefer öyle olmamış. Hayatında ilk kez cevabını alamadığı bir soruyla karşı karşıya kalmış. Çok üzülmüş prenses ve üzüntüsünden günden güne erimeye başlamış. Onun bu haline dayanamayan prens ise eline kalemi almış ve bir yazı yazarak prensese vermiş yine tek kelime söylemeden. Prens yazısında prensesten kendisine Aşk'ı tarif etmesini istiyormuş. Prenses önce şaşırmış, çok düşünmüş ama prensin ne istediğini bir türlü anlamayınca "Vezir"den yardım istemeye karar vermiş. Bir bir her şeyi anlattığı vezir de düşünmek için zaman isteyerek prensesin huzurundan ayrılmış.
Vezirin çok büyük bir kütüphanesi varmış. O kadar büyükmüş ki yer kürede bir eşinin daha olmadığı söylenirmiş. Gurur duyarmış vezir kitaplarıyla her birini de çocuğu gibi severmiş. Ama kitapları arasında öyle bir kitap varmış ki paha biçilmezmiş. Konuşan bir kitapmış bu. Dünya üzerindeki bütün bilgilere sahip olduğundan ona sorulan sorulara da hemen cevap verirmiş.
Vezir de öyle yapmış zaten. Aşk nedir? diye sormuş, o her şeyi bilen değerli kitabına. Kısa bir sessizliğin ardından kitap konuşmaya başlamış.
"Sen neyi sorduğunun farkında mısın? Ya da bu soruyu soran gerçekten sen misin? Çünkü sorduğun sorunun cevabı tek değil. Bu soruyu kimin sorduğuna, niçin sorduğuna, hangi amaçla ve nerede sorduğuna göre cevabı da farklı olacaktır. Ben ki şimdiye kadar dünya üzerinde yazılmış ve yazılmakta olan bütün kitapların toplamıyım sana vereceğim cevabı anlayabileceğinden emin değilim. Ama yorum değil olanı söylemek benim görevim. O zaman dikkatle dinle: Aşk, kimine göre var olmanın anlamı, kimine göre isteyerek yok olmanın; Aşk, her sorunun çaresi veya çaresizliğin ta kendisi; Aşk, umudun diğer adı aynı zamanda umutsuzluğun; Aşk hem güç hem güçsüzlük; Aşk, inanılmaz bir mutluluk veya tarifsiz bir acı; Aşk, hiç olmadığın kadar sağlıklı hissetmek veya hastalığın hatta deliliğin dipsiz kuyularında gezinmek.
Bilge kitap bir an susmuş sonra tekrar başlamış konuşmaya: " Kimine göre aşk iki insan arasında yaşanan bir ruh dalgalanması, şiddetli bir gel-git... Kalıcı olup olmadığı ise o kasırga dindiğinde geride ne kaldığıyla ilgili. Denir ki sevgi veya şefkat ise ortaya çıkan ve iki tarafın da istediği buysa ne mutlu ama beklentiler farklılaşmışsa işte orda yaşananları kelimelerle anlatmak zor olacaktır çünkü bu durumu yaşayan herkesin kelimesi farklı olacaktır. "Kelime" Arapça "Klm" kökünden gelir ve bu kökün "yara" anlamını verdiğini söylerler. Yani artık anlatılan da bir anlamda yürekte açılan yaranın dışa çıkarılmasıdır. Yazılan o milyonlarca kitapta aslında bu serüvenin hikayesidir. insanın kendini ve kainatı aşkın üzerinden anlama çabasının kelimelerle ifadesi. Kimi bu serüveni insanda başlayıp insanda bitirir, kimi yolculuğa hep devam eder çünkü cevap değil sorudur önemli olan onun için, kiminin ise beşerde başladığı serüven Leyla ile Mecnun'un hikayesinde olduğu gibi Allah'ın varlığında yok olarak tamamlanır.
Ey Vezir! diye seslenmiş bilgeliğin kitabı "Başkalarının kelimeleriyle Aşk'ı anlayamazsın. Herkes yaşadıklarıyla kendi tanımını kendisi yapar. O nedenledir ki aşkı anlatan onca kitabın hiç biri diğerine benzemediği gibi okuyan herkesin de kendi payına çıkardığı sonuç aynı olmamıştır. Şimdi git sana bu soruyu sordurana de ki: Eğer bir insan aşk nedir diye soruyorsa ya aşık değildir ya da karşısındakinin aşkı bilmediğini anlatmaya çalışıyordur."
Vezirin anlattıklarını dinleyen prenses ne diyeceğini bilemez. Çünkü o prensin aşkını sorgularken şimdi roller değişmiş belki de asıl bu soruya cevap vermesi gerekenin kendisi olduğu söylenmiştir. Prenses soruyu o zaman kendisine sorar, sahi kendisi aşık mıdır? Ama fark eder ki cevabı bilmiyor. Çünkü Kral babası ve Kraliçe annesi onu aşık olmak değil aşık olunmak üzere yetiştirmiştir. Canı sıkılır prensesin ve o öfkeyle veziri tekrar huzuruna çağırarak bu sefer başka bir soru sorar ona; "Prense aşık olmak istiyorum, bunu nasıl sağlayabilirim çabuk bunun cevabını ver bana."
Prensesin isteğini vezirden dinleyen bilge kitap gülmüş ve sonra demiş ki: "Aşık olmak insanın elinde değildir. Ya aşıksındır ya değil... Yüreğinin kime aşık olacağını belirleyemeyeceğin gibi aşık olmayı istiyorum diyerek aşık da olamazsın. Gerçekten aşıksan onu yüreğin sana söyler zaten "diyerek veziri göndermiş...
" Bir varmış bir yokmuş. Dünya denilen gezegende insan denilen canlılar yaşarlarmış. Kadın ve erkeklerden oluşan bu canlılar büyük topluluklar halinde yaşarlarmış. Her bir topluluk kendisine farklı isimler verir ve çok özel olduklarına inanırlarmış. Türk, Arap, Fars, Yahudi, Alman, ingiliz bu liste uzayıp gidermiş. Hangisiyle konuşursanız en güzelinin, en akıllının en cesurunun kendi ırkları olduğunu anlatır ve buna inanmanızı isterlermiş sizden. "Ama aslında düşününce ve sizlere şöyle tarafsızca bakınca öyle bir fark göremiyorum " demeye sakın kalkmayın hemen "Biz düşünmeni değil sadece inanmanı istiyoruz" diye cevap verirlermiş hiddetle. Başlarındaki yöneticilerde bunu destekler ve aslında aralarında bir fark olmadığını anlamalarına engel olmak için sınırlar çizerlermiş. Bir ırk diğer ırkla görüşmesin bir araya gelmesin diye de silahlı askerler dikerlermiş sınırlara.
Ama nasıl güneşin doğmasına engel olamıyorlarsa bütün çabalarına rağmen insanların arada sınırlar olmasına rağmen birbirlerini tanımalarına da engel olamıyorlarmış. Hele işin içine aşk girince bütün sınırlar kağıttan kuleler gibi yıkılıveriyormuş. işte masalımızın kahramanı Prens ve Prensesimiz de farklı ülkelerden olmalarına rağmen bir gün tanışmışlar ve birbirleri için yaratıldıklarına inanıp evlenmişler. Birbirlerini o kadar güzel tamamlıyorlarmış ki hiç yabancılık çekmemişler. Başlangıçta her şey çok güzelmiş. Prensesin ülkesinde yaşıyorlarmış ve prenses her şeyin masallardaki gibi olması için çok uğraşıyormuş. Doğacak çocuklarının adını bile belirlemiş. Hamile değilmiş ama nasılsa olacakmış! Zaten yaşadıkları bir masal olduğuna göre kötü bitemezmiş. Ama bütün masallarda olduğu gibi bizim masalımızda da kötü birilerinin ortaya çıkması gerektiği için öyle de olmuş. Peri kılığına bürünmüş bir cadı saraylarına gelmiş ve "Prens artık seni sevmiyor"demiş. Prenses tabii ki inanmamış ama prense yine de sormuş. Prens gülmüş ve önce hiçbir şey şöylememiş. Zaten çok az konuşan birisiymiş. Prenses ise tersine cevaplara çok meraklıymış bu nedenle hep soru sorup dururmuş. Ona göre bütün soruların bir cevabının olması gerekirmiş. Ama bu sefer öyle olmamış. Hayatında ilk kez cevabını alamadığı bir soruyla karşı karşıya kalmış. Çok üzülmüş prenses ve üzüntüsünden günden güne erimeye başlamış. Onun bu haline dayanamayan prens ise eline kalemi almış ve bir yazı yazarak prensese vermiş yine tek kelime söylemeden. Prens yazısında prensesten kendisine Aşk'ı tarif etmesini istiyormuş. Prenses önce şaşırmış, çok düşünmüş ama prensin ne istediğini bir türlü anlamayınca "Vezir"den yardım istemeye karar vermiş. Bir bir her şeyi anlattığı vezir de düşünmek için zaman isteyerek prensesin huzurundan ayrılmış.
Vezirin çok büyük bir kütüphanesi varmış. O kadar büyükmüş ki yer kürede bir eşinin daha olmadığı söylenirmiş. Gurur duyarmış vezir kitaplarıyla her birini de çocuğu gibi severmiş. Ama kitapları arasında öyle bir kitap varmış ki paha biçilmezmiş. Konuşan bir kitapmış bu. Dünya üzerindeki bütün bilgilere sahip olduğundan ona sorulan sorulara da hemen cevap verirmiş.
Vezir de öyle yapmış zaten. Aşk nedir? diye sormuş, o her şeyi bilen değerli kitabına. Kısa bir sessizliğin ardından kitap konuşmaya başlamış.
"Sen neyi sorduğunun farkında mısın? Ya da bu soruyu soran gerçekten sen misin? Çünkü sorduğun sorunun cevabı tek değil. Bu soruyu kimin sorduğuna, niçin sorduğuna, hangi amaçla ve nerede sorduğuna göre cevabı da farklı olacaktır. Ben ki şimdiye kadar dünya üzerinde yazılmış ve yazılmakta olan bütün kitapların toplamıyım sana vereceğim cevabı anlayabileceğinden emin değilim. Ama yorum değil olanı söylemek benim görevim. O zaman dikkatle dinle: Aşk, kimine göre var olmanın anlamı, kimine göre isteyerek yok olmanın; Aşk, her sorunun çaresi veya çaresizliğin ta kendisi; Aşk, umudun diğer adı aynı zamanda umutsuzluğun; Aşk hem güç hem güçsüzlük; Aşk, inanılmaz bir mutluluk veya tarifsiz bir acı; Aşk, hiç olmadığın kadar sağlıklı hissetmek veya hastalığın hatta deliliğin dipsiz kuyularında gezinmek.
Bilge kitap bir an susmuş sonra tekrar başlamış konuşmaya: " Kimine göre aşk iki insan arasında yaşanan bir ruh dalgalanması, şiddetli bir gel-git... Kalıcı olup olmadığı ise o kasırga dindiğinde geride ne kaldığıyla ilgili. Denir ki sevgi veya şefkat ise ortaya çıkan ve iki tarafın da istediği buysa ne mutlu ama beklentiler farklılaşmışsa işte orda yaşananları kelimelerle anlatmak zor olacaktır çünkü bu durumu yaşayan herkesin kelimesi farklı olacaktır. "Kelime" Arapça "Klm" kökünden gelir ve bu kökün "yara" anlamını verdiğini söylerler. Yani artık anlatılan da bir anlamda yürekte açılan yaranın dışa çıkarılmasıdır. Yazılan o milyonlarca kitapta aslında bu serüvenin hikayesidir. insanın kendini ve kainatı aşkın üzerinden anlama çabasının kelimelerle ifadesi. Kimi bu serüveni insanda başlayıp insanda bitirir, kimi yolculuğa hep devam eder çünkü cevap değil sorudur önemli olan onun için, kiminin ise beşerde başladığı serüven Leyla ile Mecnun'un hikayesinde olduğu gibi Allah'ın varlığında yok olarak tamamlanır.
Ey Vezir! diye seslenmiş bilgeliğin kitabı "Başkalarının kelimeleriyle Aşk'ı anlayamazsın. Herkes yaşadıklarıyla kendi tanımını kendisi yapar. O nedenledir ki aşkı anlatan onca kitabın hiç biri diğerine benzemediği gibi okuyan herkesin de kendi payına çıkardığı sonuç aynı olmamıştır. Şimdi git sana bu soruyu sordurana de ki: Eğer bir insan aşk nedir diye soruyorsa ya aşık değildir ya da karşısındakinin aşkı bilmediğini anlatmaya çalışıyordur."
Vezirin anlattıklarını dinleyen prenses ne diyeceğini bilemez. Çünkü o prensin aşkını sorgularken şimdi roller değişmiş belki de asıl bu soruya cevap vermesi gerekenin kendisi olduğu söylenmiştir. Prenses soruyu o zaman kendisine sorar, sahi kendisi aşık mıdır? Ama fark eder ki cevabı bilmiyor. Çünkü Kral babası ve Kraliçe annesi onu aşık olmak değil aşık olunmak üzere yetiştirmiştir. Canı sıkılır prensesin ve o öfkeyle veziri tekrar huzuruna çağırarak bu sefer başka bir soru sorar ona; "Prense aşık olmak istiyorum, bunu nasıl sağlayabilirim çabuk bunun cevabını ver bana."
Prensesin isteğini vezirden dinleyen bilge kitap gülmüş ve sonra demiş ki: "Aşık olmak insanın elinde değildir. Ya aşıksındır ya değil... Yüreğinin kime aşık olacağını belirleyemeyeceğin gibi aşık olmayı istiyorum diyerek aşık da olamazsın. Gerçekten aşıksan onu yüreğin sana söyler zaten "diyerek veziri göndermiş...
bir kişinin dünyanın geri kalanından önemli olmasıdır.
beklemektir bazen mecnuna.
hiç bir şeye yaramayan,genelde karşılıksız olan berbat his. karşılıklı olduğunda aşk çok güzeldir. hiç yaşamadım bunu. aşk acı çektirendir. bazen imkansız olandır.
Acı, aşk mazosişt bir duygudur. Acısını çekmeden güzelliğini anlayamaz insanoğlu .
bazen gururunu yok saymaktır.
özlenendir.
gerçek aşkı anlayamayanlar bir süre sonra ilişkide acıdan zevk alır hale gelecektir. halbuki aşk bu değildir aşk özgür olmayı sever, mutluğu sever.
aşk ve onun ayrılmaz bir parçası olan ıstırap, tıpkı sarhoşluk gibi, bizim gözümüzde her şeyi farklılaştırma gücüne sahiptir.
güncel Önemli Başlıklar
