bugün

/636
aşk, tarifinde aciz kaldığımız hece.

defter yaprağından yırtıp sakladığımız,

belki menekşe kurusu

önceleri yağmur sağanağı belki,

sonra sıkıntılı bilmecelerde kalp resmi

köşe bucak,

bir ok çocuksu ama mukallit

antoloji mutlaka,

en sevdiğim aşk manzumesi.

fırak giymeyi sevmem

ben derbeder

ben aşık.

belki hüzzam

ama ille nihavend

neden bilmem.

çelebi olmadım

belki çalap

ama illaki

dönme dolap

elinden tuttuğum.
ucuzlaştırılan duygu.
gurur inhibitörü.
Belki bir gün gelir diye
Ondan başkasına âmâ olmaktı
Âşk...
peşinden koşan insan kendini bir ferhat, bir kerem, ne bileyim bir efsanenin esas adamı gibi hisseder.

ben iddia ediyorum, dünyanın en boş şeyidir aşk.

bir kere insanı tüm sorumluluğundan kolayca alıkoyar. Hayatta yapılabilecek, başarılabilecek çok güzel şeyler varken öyle bir tatminat verir ki özürlü gibi yaşarsın ve bu çok gereksizdir.

keyif verir çünkü, mutlu eder insanı. ama insan kimyasına uygun olduğunu kim söyleyebilir ki?

ne kadar aşık da olsa bir erkek bakar başka bir karının kıçına, veya bir kadın başka bir adamın kaşına gözüne.

iki taraf da yalan söyler sonra... aslında ne gerek vardır ki buna?

kendimizi kandırıyoruz.

biz aslında aşık olmayı bile bilmiyoruz, daha doğrusu doymak istemiyoruz.

bizi 21.yy öyle bir hale getirmiş ki sadece tüketmek bize zevk veriyor.

bir 12 çift ayakkabımız olsa 13.çifti almak için yanıp tutuşuyoruz mesela çünkü biz kendimizi asla mutlu olmamaya programlamışız. en kolay şeyleri çok zorlaştırmışız.

misal... ayrılmak için bahane yaratmaya bayılıyoruz biz. çok sıkıcı, çok monoton, diş macununu ortadan sıkıyor, çok sevişiyoruz, hiç sevişmiyoruz vs... tez hazırlayacak olsan binlerce sebep bulursun.

ama hiç denemiyoruz mesela zorluğa katlanmayı, muhattabımız hoş olmayan bir durumdaysa da hoşa çekmeyi, erdemli olmayı.

biz sadece hayatın çok kısa olduğu sikimsonik paradigmasına sığınarak her şeyi aceleye getirip hiçbir şeyden keyif alamıyoruz.

biz insan gibi yaşamayı unutmuşuz aslında ve şu gelinen duruma bakıldığında üzülerek söylüyorum ki insan hayvan olmaya doğru gidiyor.

sözün özü, aşk diye bir şey varsa da bitmek üzere. en azından bu çağda.
sözlük son şakasını yaptı. *
kulun allah'a karşı duyduğu derin sevgi. diğerleri aşk değildir. kendinizi kandırmayın. aşk bitmez.
bir kaç acı biberi doğrarken elinizi yaktığı gibi yakandır ciğeri.
diliniz yüzünüz hiç ondan bahsetmez gayet hayatınıza devam edersiniz.
lakin avcunuzun içi sanki tonlarca buzu eritecek kadar cayır cayırdır.
kaşınıza, gözünüze dokunamazsınız
onlara da bulaştırıp acınız artmasın diye.
o yuzdendir ki en asil acı;
susarak çekilen aşk acısdır.
o yüzden bilinmez ki,
yediğimiz hangi meyve aşk meyvesidir.
her ölümlü bir gün ölümü tatması bu yüzdendir.
yoksa aşk ölmek değildir de nedir?
ölüm gibidir.

ölüm bir kere öldürür. ama o daha acımasızdır. her seferinde öldürür. aklınızdan çıkmaz. bir an nefes aldırmaz. dünya dar gelir. bir onun yanında hayat vardır.

onu gördüğünüzde kalbiniz çıktı çıkacak gibi olur. ama bu onu hissetmez. kızaran yüzünüzü, titreyen bacaklarınızı, midenizde uçuşan kelebekleri görmez. nasıl görmez? kalbim ayaklarına kapandı. ama göremiyor işte. göremiyor... göremez... görse bile elinden bir şey gelir mi ki..? kızaran yüzünüzü ellerinin arasına alabilir mi? midenizde uçuşan kelebekleri özgür bırakabilir mi? yapamaz. buna onun gücü yetmez. size kimse yardım edemez...

ağlatır. geceleri yastığınızı ıslatır. hayaller kurdurur. onlara inandırır. evlenirsiniz. çocuğunuz, mutlu bir yuvanız olur. ama uyanınca bunların hepsi duman olur.

sizi görür. masum bir bakış atar. ama yinede siz onun için herhangi bir insansınızdır. çünkü bu onun hep yaptığı bir şeydir.

unutulur. tabi ya unutulur elbet. kimse vazgeçilmez değildir bu dünyada. hiç unutamam dediğiniz adamı bile en geç üç senede unutursunuz. unuttum dersiniz. bu sefer oldu bu iş dersiniz. ve bir bakış daha. her şey alt üst olur.

ne hakkı var hayatıma bu kadar girmeye, beni benden etmeye demişsinizdir. ama bunun da sorumlusu sizsiniz. çünkü buna izin veren sizsiniz. ama elimde değil. evet elimde değil, elleri elimde değil...

düzeltme: imla
Beni kimse kısıtlayamaz ben süper özgürüm harikayım ben diyip bi insana nasıl teslim olmaya başladığını ufaktan anlamaya başladığın andaki his. Ayrıca aşk gerçekten aptallaştırır.
tırnak yemek gibidir, zararlıdır bilirsin ama vazgeçemezsin.

hem sana hem karşındakine işkence edersin ama tırnaklarını sevmeye başlarsan ne karşındakinin beynini yersin ne de kendi ömrünü.

denge işidir azizim.
zamansız gelip, zamansız gider.
yanınızdayken bile özlemektir.
evrende yalnız dolaşan iki noktanın şans eseri çakışmasının ardından yön değiştirerek yeniden bir birini bulmasıdır aşk.
http://galeri.uludagsozluk.com/r/a%c5%9fk-75612/
kulun allah'a duyduğu en güçlü duygu. başka birşey değildir.
gözlerim yanar benim ona bakarken. adının yanına kendiminkinden başka bir ad koyduğumda içim kanar. nefesine bile kurban olurum ben onun. aşk böyle bir şey işte.
3 harfli katagorisinde bulunur.
(bkz: sex)
hiç bilmediğim ve bundan eksiklik duyduğum duygu.
değer ver
sevgi ver
can ver
senle olmuyo diyip başkasına versin..

işte aşk bu...
Mutluluk, hüzün, içki masası...
Gerçeğini yaşadığın müddetçe erişilmez duygu...
mutluluk diyorlar adına...peh!
aşk bildiğin hastalık hali, hemde yatak döşek yatıranından.
insan hasta olunca nasıl mutlu olsun ki? üstelik bu hastalığı kendi istemiş.
aynı günebakan çiçekleri gibi tam güneşe uzanırken güneş batıyor ve sen yüzünü o'na dönmüş bir şekilde öylece kalakalıyorsun.
sonrası yavaş yavaş solmak. önce boynun düşüyor, sonra rengin soluyor ve en son yapraklarını döküyorsun..
mutluluk diyorlar adına, bumuymuş mutluluk? yapraklarım olmadan nasıl mutlu olabilirim ki?
herkesin bahsettiği ama kimsenin sahip olamadığı bir şeydir.
aşk balık tutmaya benzer unutmayın ki yem balığa değil balık yeme gider. *
bir nevi piyango. kaderde varsa vurur. yoksa istediğin tarafını yırt sahip olamazsın.
© copyright 2005 - 2026