bugün

/636
aşk bir yandan hayata tutunmak.öte taraftan da hayattan kendini soyutlamaktır.
aşk dört kişiliktir; bendeki ben, sendeki sen, sendeki ben, bendeki sen.
her defasında başıma geldiğinde ayarını kaçırdığım hissiyat. istemiyorum artık. beni beklemediğim zamanlarda, istemediğim kişilere vurma.
karlı bir cumartesi sabahına, sapanca'da, gölün kenarında sessiz bir odada, yanında uyanmak.
aşktır işte, yaşamaktır.
2 kişiyle başlayan, genelde 3 kişiyle son bulan acınası bir duygu.
--spoiler--

yok hacı aşk maşk. heyecan var sadece. heyecan ile sevgi bir araya gelir. aşk sanarsın. heyecan biter sevgi de biter.

--spoiler--
dünyanın karşılığını eğer gerçekten alıyorsanız en tatlı duygusu eğer alamıyorsanız dünyanın en acı verici işkence veren bir insan halidir...
siz hiç midenizde gitmek bilmeyen bir yumruk hissi hissettiniz mi?
gecenin bir vakti hayaliyle uyandınız mı, yahut sabah gözünüzü ilk açtığınızda işe geç kalma değil de onu kaybetme korkusyla uyandınız mı?
onun el yazısının olduğu küçük pusulayı bulduğunuzda heyecanlandığınız oldu mu?
çok özlediğinizi farkedip bir yerden buluğunuz resmini açıp baktığınızda gözleriniz buğulandı mı?
telefonu, kapıyı, e-postları ondan geliyor umuduyla açtınız mı?
karşınıza oturmuş sizli-bizli konuşurken yutkundunuz mu?
elleriniz terledi mi? *
her cümlenizde "acaba o şimdi..." diye yüzlerce soruları sorduran düşünceleri iç geçirdiğiniz oldu mu?
şarkıların tınılarını değilde sözlerinin etkisine kapıldığınızı farkettiniz mi?
şiirler kulağınıza daha bir anlamlı gelmeye başladı mı?
onun kokusunu ezberlediniz mi?
akışkan bir konuşmaya sahipken kekelediğiniz oldu mu?
daha bir güzelleştiğinizi hissettiniz mi?
daha önce hiç yaşamadığınız bir ruh haline girdiniz mi?
yeşil daha yeşil, mavi daha mavi, kelebek daha kelebek, bulut daha bulut, deniz daha deniz göründü mü gözünüze?

gibi abuk sorulara subuk cevaplar verdirendir.
nike mağazasına girip, şu toplardan alıcaz ama önce denememiz gerekiyor diye mağazada voleybol oynayıp, topu almadan kaçmaktır. * *
acıdan başka bi bok vermez. eninde sonunda elinizde sadece acı kalır çünkü.
acısını çektirir. sonra daha güzelini sana yaşatır. *
yavaş mı hızlı mı ayırt edemediğimiz şekilde büyüyorduk. diziler izliyorduk abilerimizi ablalarımız görüyorduk park köşelerinde mahalle kenarlarında özeniyorduk. işte aşkta buydu bizim için merak ettiğimiz hayal ürünü güzel günlerdi.
aşk; çığlık çığlığa susmaktır.
Bebeğini görmeden kaybeden bir kadın gibi ıssızım şimdi. Karnımda şeffaf bir ağrı... Dün gece kalbimden önce onu, sonra kendimi düşürdüm. Her yanım kan içinde... Sakın kimseye söyleme! Yine doğuramadım aşkı...
pencere önünde efsun gibiyim
ufuklar bulutlu,mahsun gibiyim...
sen varsın baktığım her noktada yar,
kayasını bulmuş yosun gibiyim...
aklıma yanık türküler düşüyor,
yakılmadık...
sen varsın her baktığım noktada yar,
sen varsın...
AŞKA dair mısralar dizmekte,
sevdalı gönlüm,
kızar mısın?
duygularım kara sevdanın bestesinde,
kayasını bulmuş yosun gibiyim ,
hayatım son bulur kopartılırsa,
sana, işte öylesine vurgunum....
duygusal,alıngan ve gamlıyım,
ama kara sevdalıyım yar...
gel,gel diye çağıran ,
daveti var gözlerinin...
sen varsın her baktığım noktada yar,sen varsın...
serseri kuşlar gibi serenat söylemekte
yüreğim...
kalbime adını işledim senden habersiz,
kızar mısın?
(bkz: bok)
güldüren, ağlatan.
miğde ağrısı yapan.
kelebekler uçurtan.
heyecan yapan.
tecrübe veren.
özleten.
özleten.
özleten...
gecenin bir saati böyle bir entry girmene sebep olandır.
varsa da adamını seçiyor olmalı. belki de biz farketmedik.
(bkz: aşk seks için uydurulmuş bir yalandır/#11093665)
delilik ile akıl arasındaki ince sınır...
galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. şarkın bütün şiir macerasıydı, belki yesribli sevgililer için tutulan bir anadolu yasıydı. yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. mansûr’u dâra takan da, halil’i oda yakan da oydu, ve oydu eyyub’u derde bırakan da. tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.''

iskender pala
iştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni yemek boğazda düğümleniyorsa, derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere, şen bir mecliste adı anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insanı işte odur aşk...

kitab-ı aşk
heycanlar falan.
© copyright 2005 - 2026