bugün

/636
elif şafakın çok tutan, pembe kabından dolayı olay olan kitabı.
bir anlık nefes kaybıdır.
(bkz: hepimize geçmiş olsun)
küçük iskendere göre aşk: bütün duygu ve düşüncelerin grup seks yapması ve aynı anda orgazm olmasıdır.
"Aşk, betimlemenin yasak olduğu yüz dinidir", der Finkielkraut.
artık lanet gitsin dediğim.

gün olur bir kızı seviyorsun. o kadar ki sevgilin oluyor. ilişkin bir ilişkiden ne bekliyorsan veriyor sana ama bitiyor; sanki şartmış gibi.

öyle bir kız ki unutamıyorsun. şu ömründe gördüğün tüm kızlardan güzel. hoş. her şey o sanki. çevrendeki bütün insanlar gördü mü bir daha bakıyor.

kopamıyorsun yıllar geçse de. hala sohbet ediyorsun gördüğünde. gözünün içine aylar sonra bakınca kalbin gene eskisi gibi çarpıyor. onu görmediğinde ondan uzak; ama görüp hayatına bir hafta girince ona her zamankinden daha yakınsın.

ondan ayrılınca sonraki 2 3 ayın gene harap. onun ilişkileri oluyor, senin ilişkilerin oluyor. senin ilişkilerin sana normal geliyor ama onun beraber olduğu her kişiyi öldüresiye dövmek istiyorsun. elinde olmasa da istemesen de herkesten ne kadar saklasan da: kıskanıyorsun.

"tamam" diyorsun. "bitti". bitmiyor, olmuyor. bir şekilde birine anlatmak istiyorsun. o kadar salakça bir şekilde, o kadar mantıksızca ona takılıp kalmışsın ki kime yansan anlamayacak. kime anlatsan kaşını kaldıracak sana.

sorguluyorsun. dünyada bu kadar kız varken, hayatına bu kadar kız girip çıkarken neden aklın ona gidiyor. ama heralde bazen hayat bazılarının karşısına hayatının kadınını "biraz" erken çıkarıyor.

"işte bunların hepsini bana bir duygu yaptırıyor*" diye bitirmek istiyosun yazıyı. olmuyor.

eğer bu aşksa hakketen. siktirsin gitsin artık.

edit: unuttum gitti geberik.
Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?
Ya onların aşk uğr...una yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini...

Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir 'Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın... Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. ilk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet... Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün işte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. işte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane hakkal yakin biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek

Iskender Pala
aşk: sevdiğine uzaktan bakıp çaresizce düşündüğün andır.
Ask kagit üzerinde güzeldir. Mutlu sonlar romanlara özgüdür...
varlığı unutulur.
Aşk tarafların zaaflarını ortaya çıkarır, kabullenmektir. Bağlandığını sandığında karşındakine hayır demeyi bilmektir. Ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya döndürmektir, mizahtır.
derler ki , bir yerden sonra
acımaz daha fazla
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma...
(bkz: teoman)
en tehlikeli ruh hastalığı..
hayatımdan çok memnunum
aşk bitti, aşk aptallıktı
bir de sigarayı bıraksam
kimse tutamaz beni artık

(bkz: mor ve ötesi)
alışkanlıklardan vazgeçiren, hayattan kimi kesitleri fon müziği eşliğinde ağır çekim yaşama sebebidir. çok konuşuyorsan susmaya, çok susyorsan fazla konuşamaya başlatandır.
yemek yemeyi, uyumayı unutturandır kimi zaman. gözleri kapamadan da rüya görebilmektir, gözleri kapadığında daldığın alemden çıkmak istememektir.
aşık olunanın mutluluğunu kendininkinden önde tutturan duygudur.
*
müthiştir..birbirini takip eden üç dönemden oluşur.gerçek aşık iseniz üçüncü döneminden sonra tekrar birinci dönemine dönersiniz ve böyle sürüp gider...
birinci döneminde maşuğu gördüğünüzde de görmediğinizde de mutlusunuzdur..
ikinci döneminde maşuğu gördüğünüzde mutlu görmediğinizde mutsuzsunuzdur..
üçüncü döneminde maşuğu gördüğünüzde de görmediğinizde de mutsuzsunuzdur...
Annesinden dayak yediği halde yine de "Anne" diye ağlayan bir çocuktur 'Aşk'..
âşksızlara verme öğüt,
öğüdünden alır değil.
âşksız âdem hayvan olur,
hayvan öğüt bilir değil. (yunus emre)
her şeye rağmen sevebilmektir.
gururu hiçe saymaktır.
aşk; imkansızı sınamaktır.
yaşattığı acıya bile değendir. her durumda şaşırtandır. hazırlıksız yakalayandır. tekrar yaşanacağı ümidinden vazgeçilmeyendir. yaşarken korkutandır. korkarken yaşatandır.
Sesini duydugunuz anda avuçlarınız terlemeye, kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa...
Bu aşk değil HOŞLANMAKtır.

Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsaniz..
Bu aşk değil ARZULAMAKtır.

Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız....
Bu aşk degil yalnızlıktır.

Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız...
Bu aşk değil SADAKATtir.

Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız...
Bu aşk değil KENDINE GÜVENSiZLiKtir.

Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız...
Bu aşk değil ACıMAKtır.

Ona değer verdiğiniz icin hatalarını hoşgörüyorsanız..
Bu aşk değil ARKADAŞLıKtır.

Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız..
Bu aşk değil KOCA BiR YALANdır.

Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız...
Bu aşk değil YARDıMSEVERLiKtir.

O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa...
işte bu AŞKtır.

Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız..
işte bu AŞKtır.

O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı hissedebiliyorsaniz..
işte bu AŞKtır...
*
üçkağıt oyunu.
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş:

"Çünkü sadece Zaman, Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"
Eğer birini gördüğün zaman karnında kelebekler uçuşuyorsa nedensiz yere yüzünde sıcaklık hissediyorsa bu hastalığa yakalanmışsın demektir.
Aşk, tam teslimiyet ister, Kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya da bırakmazsın. "Bir yanım dışarda kalsın" dediğin noktada aşkı boğarsın. Yok edersin o güzelim duyguyu. Bu yüzden hep cesurların işidir aşk. Kaçışları, yalanları, aptalca oyunları kabul etmez. Aşk; saf, duru insanları sever. Kafasında binbir tilki dönenler aşkı yaşayamaz. Arınmalısın. En saf, en duru halinle dönmelisinki yaşaya bilesin aşkı.
© copyright 2005 - 2026