bugün
- berhan şimşek'in kadına şiddet görüntüleri3
- uyuşturucu2
- yarın kpssye girecek yazarlar12
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı40
- ekşi sözlük8
- fenerbahçe11
- saraca finch house3
- çocuklara verilen farklı isimler12
- anın görüntüsü25
- enayimiknatisii36
- saraca097
- ölüm9
- gocu51
- dansöz izleme keyfi12
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- aziz yıldırım12
- insan olmaya ceyrek kala26
- hangi renksiniz17
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı13
- iş kazasında ölen işçiye tali kusur3
- serhat kılıç13
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- amerikada hasidik yahudi avı başlaması8
- kumral erkek3
- ismail kartal9
- ne yazarsanız yazın anında gerçeğe dönüşseydi8
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu21
- tai lung42
- özledim mesajına verilecek cevaplar13
- kerem aktürkoğlu8
- fusya semsiyeli yabanci8
- online listesinden manita beğenmek7
- regex2
- sözlükteki şer çetesi12
- ölümün delilinin olmadığı gerçeği4
- sözlükte herkesin avcı olması12
- geleneksel ciğer ısrmarlama şenlikleri9
- flört uygulaması eşleşme algoritması2
- sözlükteki zorbalar12
- s'i l v'e r m'i s t29
- geceye bir söz bırak8
- uzak durulası insan modelleri5
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak6
- bik bik dondurma yapsın da görelim6
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi13
- sözlükteki fenerbahçeliler6
Ancak uzun bir alıntıyla tanımlayabileceğim hissiyat.
“..kimi acılar yalnızca aşılabildiğinde, yani karanlık iyiden iyiye yaşandıktan uzun, çok uzun bir süre sonra anlatılır. Soruları sormak, ama yalnızca sormakla yetindiğim, kendime göre bir yıpranışı her geçen gün biraz daha çok kabullendiğim, sorgulamaların üzerine eskisi kadar gidemediğim bu günlerde, bir zamanlar anlatmak istediklerimin tam aksine, kimi acıların
sanıldığında aşılamadığını, hiçbir zaman aşılamayacağını; dile gelenlerinse, o acıları imgelememizdeki değişik bir biçimden başka bir şey olmadığını düşünüyorum oysa şimdi.” Mario levi
“..kimi acılar yalnızca aşılabildiğinde, yani karanlık iyiden iyiye yaşandıktan uzun, çok uzun bir süre sonra anlatılır. Soruları sormak, ama yalnızca sormakla yetindiğim, kendime göre bir yıpranışı her geçen gün biraz daha çok kabullendiğim, sorgulamaların üzerine eskisi kadar gidemediğim bu günlerde, bir zamanlar anlatmak istediklerimin tam aksine, kimi acıların
sanıldığında aşılamadığını, hiçbir zaman aşılamayacağını; dile gelenlerinse, o acıları imgelememizdeki değişik bir biçimden başka bir şey olmadığını düşünüyorum oysa şimdi.” Mario levi
dilimizin arka kısmıyla algıladığımız tad.
eskiden size bakmaya kıyamayan birinin yüzünüze kapattığı ilk telefon.
Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çıkan iki yarım doğrunun oluşturduğu geometrik biçim, zaviye.
ayrıca üçgenin iç açıları toplamı 180 dereceye tekabül eder.
ayrıca üçgenin iç açıları toplamı 180 dereceye tekabül eder.
kimsenin yardım edemediği, tek başına katlanılması gereken, canınızdan can alan benzersiz bir ruhani yıkım. yıkım sonrası iyileşme sonucu; iyi bir yol gösterici. tabi o zamana kadar canınızdan olmazsanız!
tarifsiz sızı.. kramp, ağrı , bir kaç damla göz yaşı ...
"daha az acı istiyorsanız, beklentilerinizi küçültmeli ve en yüce zevkten vazgeçmelisiniz"
(bkz: nietzsche)
(bkz: nietzsche)
başlangıç noktaları aynı olan iki ışının birleşim kümesidir.
(bkz: acılara tutunmak)
bir nevi ömür sayacı.
insanı duygusal anlamda besleyen en önemli olgu.
acı yoksa hiç birsey yok
acı yoksa hiç birsey yok
"Acı tanımamış olmak, büyük bir acıdır." cicero
bir umut altınçağ parçası..
Acıyı başımda nar eylediler
Hayaline doğdu gözlerim bugün
Başımı dumanlı dağ eylediler
Seni her nefeste özledim bugün
Göğsümde yırtıldı çığlığın sesin
Ciğerime düğümlendi nefesin
Yüreğime akan şu kanı kesin
Yediğim kurşunu sezmedim bugün
Kırıldı umudu serçe kuşların
Yüzüne dağılmış sırma saçların
Böyle acımı olur günü baharın
Yüzüme dayandı dizlerim bugün
Acıyı başımda nar eylediler
Hayaline doğdu gözlerim bugün
Başımı dumanlı dağ eylediler
Seni her nefeste özledim bugün
Göğsümde yırtıldı çığlığın sesin
Ciğerime düğümlendi nefesin
Yüreğime akan şu kanı kesin
Yediğim kurşunu sezmedim bugün
Kırıldı umudu serçe kuşların
Yüzüne dağılmış sırma saçların
Böyle acımı olur günü baharın
Yüzüme dayandı dizlerim bugün
(bkz: american college institute)
bu yüzyılda iz bırakmayınca izi de kalmayan birşey acı. acılarını da tutkuyla yaşayan insanlara bile imreniyorum hatta. onlar aşkıda tutkuyla yaşadılar çünkü. hayatı da tutkuyla kucakladılar.
acı iyileştirir insanı. *
acı iyileştirir insanı. *
hissizleştirir, öyle ki ağlayamazsınız bile...
bir gün geliyor ve bedeninize uğramadığını farkediyorsunuz işte o gün yeniden gelip yapışıyor... nefes almak gibi, terk etmiyor insanı...
ferman karaçam'ın bir şiiri.
seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın sözün türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın
şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de
biz seni
tâ eskiden tanırız hani
göğüslerimize taş olur inerden
avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin
biliyorum
hiçbir tarıh yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş
bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden
ayarlandığını
seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın
ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
ve ibrahim'in baltasını
biliyorum
nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?
kim kimin yanında
kim kimin karşısında
meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki
seni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin, budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın
öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize
pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın emeğin/ve aşk'ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...
ve ne bağdat'tan
ne şam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor
seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri
ve siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz
hani siz, fatihler doğururdunuz...
gelin-kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı
'elem yecidke yetimen feava'
ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
buhara'nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü/sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk
kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları
gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek
bunu böyle bilin/ ve
unutmayın
seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın sözün türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın
şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de
biz seni
tâ eskiden tanırız hani
göğüslerimize taş olur inerden
avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin
biliyorum
hiçbir tarıh yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş
bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden
ayarlandığını
seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın
ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
ve ibrahim'in baltasını
biliyorum
nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?
kim kimin yanında
kim kimin karşısında
meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki
seni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin, budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın
öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize
pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın emeğin/ve aşk'ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...
ve ne bağdat'tan
ne şam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor
seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri
ve siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz
hani siz, fatihler doğururdunuz...
gelin-kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı
'elem yecidke yetimen feava'
ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
buhara'nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü/sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk
kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları
gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek
bunu böyle bilin/ ve
unutmayın
Rüyada acı bir şey yemek, birden sevinmek demektir. Bir söz veya işiteceği şeyler bu sevince de söylenecek neden olabilir. Rüyada acı çekmek tam aksi olarak yorumlanır. Duyulan acı büyük huzur ve mutluluğa işaret eder. Ellerdeki acı hissetmek bolluk olarak yorumlanır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar